TİP milletvekili Ahmet Şık'tan tutuklu gazeteciler raporu: Suçlamalar mesleki faaliyetlerden ibaret

TİP milletvekili Ahmet Şık'tan tutuklu gazeteciler raporu: Suçlamalar mesleki faaliyetlerden ibaret

TİP milletvekili Ahmet Şık, Diyarbakır'da tutuklanan tutuklanan gazetecilerin avukatları, çalıştıkları kurumların yöneticileri/iş arkadaşları, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan gazetecilerle görüşerek rapor hazırladı.

TİP Milletvekili Ahmet Şık, Diyarbakır'da ev ve ofislerine yapılan baskınla gözaltına alınan gazeteciler Abdurrahman Öncü, Aziz Oruç, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Lezgin Akdeniz, Mazlum Güler, Mehmet Ali Ertaş, Mehmet Şahin, Neşe Toprak, Ömer Çelik, Ramazan Geciken, Safiye Alagaş, Serdar Altan, Suat Doğuhan, Zeynel Abidin Bulut ve yapım şirketi muhasebecisi Remziye Temel'in tutuklanmasına ilişkin rapor hazırladı. Raporda soruşturma kapsamında Esmer Tunç, Mehmet Yalçın, Gülşen Koçuk, Kadir Bayram ve yapım şirketinde bir süre aşçı olarak çalışan Feyinaz Koçuk ile İhsan Ergülen adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakıldığı belirtildi.

Şık'ın tutuklanan gazetecilerin avukatları, çalıştıkları kurumların yöneticileri/iş arkadaşları, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan gazetecilerle görüşerek hazırladığı raporda, başsavcı ve savcının 'yoğunluk' nedeniyle görüşte talebini kabul etmediği vurgulandı.

Gazetecilerin tek tek tanıtıldığı raporda, dosyada kısıtlama kararı olduğu belirtilerek, "Gazetecilerin tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmayla ilgili dosyada kısıtlama kararı bulunmaktadır. Avukatların talep ettiği kısıtlamayla ilgili mahkeme kararı da savcılık tarafından “Arama ve gözaltı faaliyetinin devam ettiği” gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu yüzden dosyanın içeriği hakkındaki bilgi ve bulgular ile, tutuklamaya gerekçe gösterilen deliller sorgu evrakları ile tutuklamaya sevk yazılarından yola çıkılarak anlaşılmaya çalışılmıştır" denildi.

Raporda gazetecilere yönelik suçlamalar hakkındaki deliller yaptıkları programlar, haber ve söyleşilerden oluşan mesleki faaliyetlerden ibaret olduğu vurgulandı, gizli tanıklarla ilgili şu değerlendirme yer aldı:

"Suçlamaların dayanağı olan ve önceki yıllarda alınan bazı gizli tanık ifadelerine savcılık tutuklamaya sevk yazısı ve hakimlik kararında yer verilmiştir. Bir bölümü gizli tanıklara bir bölümü ise teslim olan veya yakalanan PKK mensuplarına ait ifadelerin büyük bölümü 2018-2019 yıllarına aitken 2013’de alınan bir ifadeye de yer verildiği görülmektedir."

Rapora göre, gazetecilere yaptıkları programların, haber ve söyleşilerin içeriğine ilişkin sorula yöneltildi: "Üretilen haber içerikleri, yayın politikası ve haberlerin diline” odaklanan sorular sorarken, kameramanlık yapan gazetecilere ise çalıştıkları şirketler ve ne tür programlar çektiklerine dair sorular yöneltmiştir.

Gazetecilerin gözaltına alındığı 08 Haziran 2022 tarihinde yapılan operasyondan sonra hem meslek kuruluşlarından hem de siyasi çevrelerden ortaya çıkan kamuoyu tepkisi ve gazetecilerin programlarının yayınlandığı kurumlarda haber olması da “PKK/KCK güdümünde haber yapan internet sitelerinde şüpheli şahıslar ilgili şüphelilerin sahiplenilip benimsenildiği ve şahıslarla ilgili çok sayıda haber ve paylaşım yapılmıştır” denilerek suçlayıcı unsur olarak yer verilmiştir.


Polis sorgusuyla ilgili susma hakkının kullanılması “örgütsel tavır” olarak nitelendirilirken, gazetecilerin üyesi oldukları meslek kuruluşları da terör faaliyetleriyle bağlantılı gösterilmeye çalışılmış, bu kurumlara ve İnsan Hakları Derneği’ne üye olmak suçlamaların delilleri arasında gösterilmiştir.


Mesleki faaliyetleri suçlama konusu edilen gazetecilerin her biri aynı gerekçeler öne sürülerek “kopyala-yapıştır” kararlarla tutuklanmıştır.

Gazetecilerin çalıştıkları iş yerlerinde yapılan aramalarda “çok sayıda dijital örgütsel doküman” ele geçirildiği belirtilse de bu dokümanların ne olduğu belirtilmemiştir.

Gazetecilerin yapılan sorgulamalarında da “çok sayıda” olduğu öne sürülen örgütsel dokümanlardan sadece Ari Yapım şirketinde ele geçirilen “Propaganda, ajitasyon, ideoloji, örgütsel eylem faaliyetlerinin nasıl olması gerektiği” konulu el yazısıyla kaleme alınmış bir tek not ile ilgili soru yöneltilmiştir.


Gazetecilerin hepsine yaptıkları programlar, programların içeriği, içeriği ne şekilde belirledikleri ve kullanılan dil ile yapılan haber ve söyleşilerin konuları belirlenirken talimat alıp almadıkları sorulmuştur.

Kameramanlara ise “Neden bu prodüksiyon şirketlerinde çalışıyorsunuz?”, “Bu prodüksiyon şirketlerinin ürettikleri içerikten haberiniz var mı?”, “Bu içerikleri ne şekilde değerlendiriyorsunuz?” soruları yöneltilmiştir.


Gazeteci Aziz Oruç’a, “Sokağın Sesi” isimli sokak röportajlarından oluşan programıyla ilgili “Neden bu konuyu seçtiniz?”, “Bu içeriği belirlerken kimseden talimat aldınız mı?” soruları sorulmuştur. Programda “Kürt sorunu”, “savaş” gibi ifadeler kullanmasının nedeni, “Kürt sorunundan kastınız nedir?”, “Savaştan kastınız nedir?”, “Örgüt ile devlet arasındaki sorunu savaş olarak değerlendiriyor musunuz?”, “Neden savaş diyorsunuz” soruları yöneltilmiştir.


Her şeyden önce gazetecilerin mesleki faaliyetleri suçla ilişkilendirilmeye çalışılarak tutuklanması, haber içeriklerinin yasadışı örgüt üyeliği suçlaması kapsamında ceza soruşturmasına konu edilmesi gazetecilik faaliyetlerinin yargı tehdidiyle engellenmesi, basın özgürlüğünün yok edilmesi anlamını taşımaktadır.


Mesleki faaliyetlerde kullanılan araç ve teçhizatlara el konulması, Anayasa’nın 30. maddesinde düzenlenen, “Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz” hükmüne aykırıdır.


Dosya hakkındaki gizlilik kararı, silahların eşitliği ilkesinin ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı davranılması, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” hükmüne aykırıdır.


Gazetecilerle ilgili tutuklama kararlarının matbu ve gerekçeden yoksun olması sebebi ile gerekçe ve hükmün birbirine sıkı sıkıya bağlı olmasının önemini anlatan Anayasa’nın 141/3. maddesinde düzenlenen “Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir” hükmüne aykırıdır.


Gazetecilerin gözaltına alınması üzerine avukatlarının aynı gün soruşturma dosyasına dair belgelerin temini için ilgili savcıya başvurusu, dosya hakkında “gizlilik kararı” olduğu bahanesiyle reddedilmiştir.


Savcılığın, hukuksuz işlemlerine yönelik gazetecilerin avukatları tarafından Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itirazın sonucu avukatlara ve müvekkillerine halen bildirilmemiştir.
Gizlilik kararı bulunduğu gerekçesiyle avukatlara verilmeyen bilgiler masumiyet karinesi ihlal edilerek iktidar yanlısı medya organlarına sızdırılmıştır.


Tutuklanan gazetecilerin cezaevine ilk girişte, “Aktif örgüt üyesiyim”, “Sempatizanım”, “İtirafçıyım”, “Bağımsızım” seçeneklerinin yer aldıüı bir formu imzalamaları istenmiş ama gazeteciler reddetmiştir.


İktidarların, gücü eline geçirmenin kibriyle iddia ettiğinin aksine gazetecilik suç değildir. Mesleki faaliyetler herhangi bir suçlamanın gerekçesi olamaz. Hiçbir somut eylem göstermeden sadece çalışılan mecralarla ilgili birtakım dedikodular, söylentiler üzerinden suçlama yapılması ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır.


Tutuklama kararları, somut herhangi bir delille desteklenmeyen ve gazetecilerle ilgili hiçbir somut bilgi içermeyen gizli tanık ve itirafçı ifadelerine dayanmaktadır. Bu rapor kapsamında ele alınan tüm ihlaller, yarın iktidar yanlısı olmayan her yurttaş ülkenin için de geçerli olacak. Yurttaşlar sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütüne üye oldukları suçlamalarıyla yargılanacaklar.
Sosyal medyaya düzenleme getireceği yalanıyla Meclis’ten geçirilmesi planlanan ve var olan sessizlik ortamını daha fazla genişletmeyi ve derinleştirmeyi amaçlayan Sansür Yasası ile bu durum bir kez daha kurumsal hale getirilecek.
Gazetecilerin haber yapma, yurttaşların haber alma ve haber olma hakları engellenecek. Sansür düzenlemesinin yasalaşması halinde basın özgürlüğün daha da kısıtlanmasıyla Kürt gazetecilerin özelinde gözlemlediğimiz benzer hak ihlallerinin daha da artacağını söylemek yanıltıcı olmaz.