Ercan Kesal: 'Nasipse Adayız' bir insanın kendinden nasıl utandığının filmidir

Nasipse Adayız’ bu yüzden bir politik hiciv olmaktan öte, dediğin gibi, tam olarak bir insanın kendinden nasıl utandığının filmidir, kendine nasıl öfkelendiğinin, kendine nasıl yakıştıramadığını anlattığı bir filmdir…”

Kısa Dalga’dan Yeşim Özdemir’in hazırlayıp sunduğu 3K: Kitap-Konuk-Kahve’nin bu haftaki konuğu oyuncu, yönetmen, senarist, yazar Ercan Kesal…

Sanatın ve edebiyatın farklı dallarında oldukça üretken olan Kesal’ın bu yayında daha çok yazarlık yönüne dikkat çekiliyor.

Kesal’ın yazarlık serüveni bir okur olarak başlıyor

Kendisini her şeyden önce iyi bir okur olarak tanımlayan Kesal, edebiyat-yazarlık yönünün her zaman daha ağır bastığını söylüyor. Profesyonel yazarlık serüveni Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nde öğrenci olduğu yıllara dayanan Kesal’ın ilk yazıları ve şiirleri İzmir’de çıkan “Dönem” dergisinde yayımlanıyor. Mezun olduktan sonra mecburi hizmet yıllarda “Son Reçete” dergisine yazılar yazıyor. Ardından Şizofrengi’de yazıyor ve son olarak Birgün ve Radikal gazetelerinde yazıları yayımlanıyor…

Radikal’de yazdığı öyküleri kitaplaştırdığı “Peri Gazozu” ilk kitabı olarak Temmuz 2013’te İletişim Yayınları’ndan çıkıyor. Yazar bu kitabı gazoz üreticisi olan babasına ithaf ediyor… Peri Gazozu’ndaki öyküler çoğunlukla çocukluk ve gençlik yıllarına ait… Ve öyküler çoğunlukla memleketi Avanos’ta geçiyor.

“Birlikte kurtulmayı ümit ettiğim için yazıyorum”

Ercan Kesal, yazıyla olan ilişkisini yine bir anlatı kitabı olan ve İletişim Yayınlarından çıkmış olan “Cin Aynası” kitabının girizgahından bir alıntı yaparak cevaplıyor:

“Niye yazıyorum?

‘Kimsenin birbirine acımadığı, birinin ötekine yardım etmeyi aklından dahi geçirmediği soğuk ve umutsuz bir dünyada’ yaşıyoruz. Yalnızlıktan korktuğumuz ama sürekli yalnız kalmaya çalıştığımız, yalnızlığımızın yetmediği ve bitmediği bir çağdayız. Ama, kendimizi ve birbirimizi tanımaya gayret etmekten başka çıkar yolumuz da yok. Galeanodan ilham alırsam, ‘birlikte kurtulmayı ve yeniden buluşabilmeyi ümit ettiğim’ için yazıyorum. Kederlerimi, iç sıkıntılarımı ve başkalarında da fark ettiğim acıları anlatmak için yazıyorum. Kendime acı vereni açıklamak, içimde büyüyen sevinci ve coşkuyu da hemen paylaşmak için yazıyorum. Sokaktan duyduğum cümleleri ‘cesaret ve kehanetle bezeyip yeniden asıl sahiplerine gönderdiğimde’ onlardan gelecek işaretin merakıyla yazıyorum.

Yazdıklarımın kaynağı nedir?

Bütün yazdıklarımın kaynağı deneyimlerimden başkası değildir.

Asıl soru, bunlarla nasıl bir ilişki kurduğum. Eğilip her seferinde baktığım uçurum, içimdeki ‘derin karanlık’tan başka bir şey değil. Bu yüzden ne yaparsam yapayım, her şey, belleğime yer etmiş karmakarışık bir malzemenin yeniden düzenlenip üretilmiş bir tezahürüdür. Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım ve okuduklarımdan bende kalanları ‘yeniden icat ederek’ yazıyorum…”

“Nasipse Adayız insanın kendinden nasıl utandığının filmidir”

Belki de sinemayla ilgilenmesinin katkısıyla yazdığı öyküleri okuyucusuna izlettiren Kesal, içerisi hatıralarla-fotoğraflarla dolu bir anı sandığının önünde oturur bir fotoğraf ya da bir nesne seçer ve okuyucularına onun hatırasını anlatmaya başlar…

Yazarın anlattığı bu hikayeler kişisel olduğu kadar bir döneme ışık tutan hikayeler olduğu için de toplumsal hafıza bakımından kıymetlidir. Kesal, kişisel hatıraların-kişisel hafızanın toplumsal hafızayla olan ilişkisini şöyle değerlendiriyor:

“… İç içe, birbirinin aynı. Bazen kendi tarihimiz diye anlattığımız, anlatmaya kalkıştığımız şey hakikaten ülkemizin tarihinden başkası değil ya da ülkenin tarihi bu, dediğimiz şey şahsi tarihimizin içinde o kadar kıymetli bir yerde, o kadar değiştirici-dönüştürücü, belirleyici bir yerde durur ki karıştırırız bazen bu bizim tarihimiz mi ülkemizin tarihi mi diye. O yüzden çok ayırt edemiyorum ben…”

Kesal’ın 2004 yılında Beyoğlu Belediye Başkanı aday adayı olduğu süreci samimi ve oldukça eleştirel bir dille anlattığı “Nasipse Adayız” novellası 2015 yılında İletişim Yayınlarından çıkıyor. Kesal, politik bir hiciv olma özelliği de taşıyan bu kitaptaki kişisel hikayesini aynı isimle 2020 yılında sinemaya taşıyor. Yazıp yönettiği, aynı zamanda başrol oyuncusu olduğu ilk uzun metrajlı filmi olan “Nasipse Adayız” yıllar önce adaylık sürecinin geçtiği gerçek mekanlarda çekiliyor.

Kesal, kendi kişisel hikayesi üzerinden iktidar arzusu-güç savaşı gibi evrensel konuları deşiyor, siyasetçi ile seçmen arasındaki çıkar ilişkisine dikkat çekiyor.

Ercan Kesal, bu kitabın ve filmin bir hesaplaşma niyeti taşıyıp taşımadığını sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Tam da bu sorunun cevabı için belki de yazdım ve çektim. Çünkü bunun sadece benim başıma gelmediğini, benzer iktidar alışverişinin farklı alanlarda, farklı mesleklerde, farklı kişilerde de ortaya çıkabileceğini bildiğim için evrensel bir mevzu olarak onu gündemime aldım, yazdım ve çektim. 2015 yılından önce, bir novella olmasından önce bir tretmandı o, yani bir çeşit senaryoya hazırlıktı. Fakat bizde biraz tretmanlar, sinopsisler daha cimri yazılır. Bir çeşit tex gibi; kuru, soğuk, nötr bir metin olmasına dikkat edilir. Fakat bende de iştahlı bir yazma hali vardı. Tretman sanki bana ‘bir an önce burdan başka bir şey çıkartmalısın’ der gibiydi. Ben de vazgeçtim bundan ve bir novelleya dönüştürdüm. Uzunca bir süre kaldı elimin altında. Sonra senaryo diye başlayıp novellaya dönüştürdüğüm metni tekrar yeniden senaryolaştırdım… aradan on beş yıl sonra, on beş de değil daha fazla, onyedi-on sekiz yıl sonra gittim; gerçek mekanlarda, çoğu gerçek kahramanlarla ki başta Doktor Kemal Güner olarak ben, kendi hastahanemde, kendi semtimin sokaklarında, oradaki düğün salonunda falan yaşan hikayenin replikasını filmleştirdik. ‘Nasipse Adayız’ bu yüzden bir politik hiciv olmaktan öte, dediğin gibi, tam olarak bir insanın kendinden nasıl utandığının filmidir, kendine nasıl öfkelendiğinin, kendine nasıl yakıştıramadığını anlattığı bir filmdir…”

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN PLAY’E TIKLAYINIZ

Söyleşi Haberleri