Aram Ekin Duran
Yılın ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını 22 Ocak Perşembe günü gerçekleştirecek olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 2026 yılında izleyeceği yol haritası ve faiz politikasının ne olacağı merak ediliyor.
Özellikle Türkiye iş dünyası, son yıllarda yaşadıkları finansal sorunları aşabilmek için bir an önce politika faizindeki indirimlerin bankaların uyguladığı ticari kredi faizlerine de yansımasını bekliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre aylık enflasyon 2025 Aralık'ta yüzde 0,89 seviyesinde gerçekleşirken, yıllık enflasyon yüzde 30,89 olarak kayıtlara geçti. Aylık enflasyonunun Kasım ve Aralık aylarında yüzde 1'in altında gelmesi, 22 Ocak'taki PPK toplantısı için 200 baz puanlık indirim beklentilerini gündeme getirmiş olsa da, toplantı tarihi yaklaştıkça TCMB yönetiminin daha düşük bir faiz indirimi ile yetineceğine dair görüşler arttı.
"İlk indirimi 150 baz puan bekliyoruz"
DW Türkçe'ye konuşan uzmanlar Merkez Bankası'nın yıla faiz indirimi ile başlayacağını dile getirse de iç talep ve enflasyon kaynaklı risklerin 2026'da devam edeceği görüşünde.
22 Ocak'taki PPK toplantısından 150 baz puanlık bir indirim beklediklerini söyleyen İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Yıl genelinde faiz indirimlerinin temkinli bir şekilde süreceğini düşünüyoruz" diyor.
2026 yılı boyunca faiz indirimlerine alan açılmasının mümkün olduğunu dile getiren Yalçınkaya, "Reel faizlerin pozitif bölgede tutulmaya devam edilmesini ve para politikasında veri odaklı, ihtiyatlı bir yaklaşımın sürdürülmesini bekliyoruz" diye konuşuyor.
Ocak'ta enflasyon ne olacak?
Peki TCMB'nin faiz indirimi adımları Ocak ayından sonra da devam edecek mi?
Bu sorunun yanıtı, enflasyondaki gelişmeler ile doğrudan bağlantılı olacak. Enflasyonda aylık bazda beklenen gerileme sağlanamazsa, beklenen faiz indirimleri ertelenebilir.
Piyasa tahminlerine göre, Şubat ayı başında açıklanacak yılın ilk enflasyon verisinde yukarı yönlü sert bir çıkış görülme olasılığı yüksek. Son birkaç ayda ayılık enflasyon yüzde 1'in altında kalırken, özellikle ocak ve şubat aylarında aylık enflasyonun tekrar yüzde 3-4 seviyelerine yükselmesi bekleniyor.
16 Ocak'ta yayınlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) son Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre, geçen ay yüzde 3,44 olan ocak ayı TÜFE artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 3,76'ya çıktı. Yıl sonu TÜFE artışı beklentisi ise çok az bir gerileme ile yüzde 23,35'ten yüzde 23,23'e düştü.
TÜFE'de artış beklentisi 12 ay sonrası için yüzde 23,35'ten yüzde 22,20'ye, 24 ay sonrası için de yüzde 17,45'ten yüzde 16,94'e düştü. Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,1693, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 51,8879 oldu. Ocakta TCMB'nin politika faizine ilişkin gelecek ilk toplantı beklentisi yüzde 36,5, ikinci toplantı beklentisi yüzde 35,11 ve üçüncü toplantı beklentisi ise yüzde 33,80 oldu.
"Enflasyonda yüzde 25'in altını görmek zor olacak"
Hissedilen enflasyon daha yüksek seyretmeye devam etse de manşet enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 30'lardan yüzde 25'lere doğru gerileyeceğini dile getiren Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Bu çerçevede, Merkez Bankası'nın mevcut seviyeden yaklaşık 500-600 baz puanlık bir faiz indirimini yaz aylarında tamamlamasını ve politika faizinin yüzde 32'lere gelmesini bekliyorum" diyor.
Ancak sonrasında, enflasyonu yüzde 25'in altına indirmek için teknik olarak oldukça zorlu bir döneme girileceğini ifade eden Prof. Aslanoğlu, faiz indirimleriyle birlikte iç piyasanın canlanmasının enflasyondaki düşüş açısından önemli bir risk unsuru olacağını kaydediyor.
Aslanoğlu, "Bu hedefe ulaşabilmek için çok sık dile getirildiği gibi güçlü ve sıkı maliye politikası, yapısal reformlar ve gerektiğinde yeniden sıkılaşabilecek bir para politikası dönemine ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum" değerlendirmesinde bulunuyor.
İş dünyasının "kredi" sıkıntısı sürüyor
Türkiye iş dünyasının en büyük şikayetlerinden biri, Merkez Bankası'nın politika faizinde yaptığı indirimlere rağmen, bu indirimlerin banka kredi faizlerine çok az yansıyor olması.
Mevcut durumda yıllık enflasyon yüzde 30,89, TCMB'nin politika faizi ise yüzde 38 seviyesinde bulunuyor. Ancak hâlâ bankaların uyguladığı ticari kredi faizleri yüzde 50'nin, ihtiyaç kredisi faizleri ise yüzde 60'ın üzerinde seyrediyor.
Bu durum, son yıllarda hem yüksek enflasyon hem de uygun kredi koşulları olmadığı için yeni yatırım yapamayan ve borç ödemekte zorlanan şirketleri daha da zor bir duruma düşürüyor.
İTO Başkanı: Kredi koşulları bir an önce düzelmeli
Türkiye'nin en büyük ticaret odası olan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, geçtiğimiz günlerde yaptığı yazılı açıklamada, kredi koşulları ile ilgili hükümetten adım beklediklerini vurguladı.
"İş dünyamızın finansman sıkıntılarını aşması noktasında temel beklentimiz, bu yılın ikinci çeyreğinin sonrasında krediler kadar, vergi temelli destek ve teşviklerin de etkin şekilde devreye alınmasıdır" diyen Avdagiç, TÜİK verilerine göre Türkiye girişim ekosisteminin yüzde 99,6'sını oluşturan KOBİ'ler için sürdürülebilir büyümenin yolunun ucuz ve esnek finansmanla birlikte maliyetleri azaltan vergisel desteklerden geçtiğini dile getirdi.
"Ticari krediler enflasyonun çok gerisinde"
Peki olası faiz indirimleri iş dünyasının beklentilerini karşılayacak mı?
Bugün Türkiye'de özellikle ihracatçı şirketlerin karlılığını koruyabilmesi için 43 TL seviyelerinde olan dolar kurunun 50 TL'ye çıkması gerektiğini vurgulayan kurumsal finansal danışman ve ekonomist Prof. Dr. Evren Bolgün, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, şirketlerin son birkaç yılda kredi kanallarına ulaşamaması nedeniyle ciddi bir kriz içine girdiğine dikkat çekiyor.
Türkiye ekonomisinin 2025'i yüzde 30'un üzerinde enflasyonla kapattığını, bu dönemde vatandaşın kullandığı tüketici kredilerindeki büyüme hızının yüzde 45'in üzerinde gerçekleştiğini belirten Prof. Bolgün, buna karşın 2025 yılı içerisinde şirketlerin kullandığı ticari kredilerin büyüme hızının yüzde 25 seviyelerinde kaldığını söylüyor.
2025 sonu itibariyle ticari kredi faizlerinin ise yüzde 50'lere ulaştığını dile getiren Prof. Bolgün, şu görüşleri dile getiriyor:
"Yani politika faizini bir yılda 50'den 38'i indirdin ama ticari kredi faizleri hâlâ yüzde 50'lerde kaldı. Bu şirketler için dayanması zor bir durum. Yani baktığımızda, son iki yıldır şirketlerin yaşamasını sağlayacak ticari kredi kanallarına büyük bir baskı var. 2026'da da bu tablo düzelmezse üretici, imalatçı, sanayici ve ihracatçı kesimler için 'nakavt' süreci başlar."
"Erken seçim" olasılığı risk unsuru
TCMB 2025'in son PPK toplantısında, beklentilere paralel olarak 150 baz puanlık faiz indirimine gitmişti. Böylelikle Aralık 2024-Aralık 2025 arasında politika faizi yüze 50'den yüzde 38'e gerilemiş oldu. Son faiz kararı ile birlikte gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 42,5'ten yüzde 41'e, gecelik vadede borçlanma faiz oranı ise yüzde 38'den yüzde 36,5'e çekildi.
Üçüncü çeyrekte ekonomik büyümenin öngörülenden yüksek gerçekleştiğine işaret edilen TCMB açıklamasında, "Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir" ifadesi kullanıldı.
Türkiye'de hâlâ yüzde 7 civarında seyreden reel faizin 2026'nın ikinci yarısı ile birlikte yüzde 3-4 seviyesine çekileceği öngörülüyor. Bu da politika faizinde yaklaşık 10 puanlık bir indirim için alan olduğu yorumlarını güçlendiriyor. 2026'da faizlerin seyrini, özellikle yılın ikinci yarısında netleşmesi beklenen erken seçim olasılığının belirleyeceği öngörülüyor.
"Faiz indirimlerinin etkisi zayıflıyor"
TCMB'nin 22 Ocak'ta 150 baz puanlık bir faiz indirimine gitmesinin doğru bir karar olacağını belirten Marbaş Menkul Değerler Başekonomisti Doç. Dr. Caner Özdurak, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Ancak Türkiye'de artık faizin enflasyona olumlu katkısının servet etkisi tarafından ezildiği bir döneme geldik. Yani mevcut durumda artık faizin düşürülmesi enflasyona çok da büyük bir etki yapamıyor. O yüzden ben Merkez Bankası'nın 2026 boyunca sadece birkaç faiz indirimi ile yetineceğini düşünüyorum" şeklinde konuşuyor.
22 Ocak'taki faiz indiriminin banka kredilerine yansımasından çok piyasaya psikolojik anlamda verilen bir mesaj olacağını dile getiren Özdurak, "Merkez Bankası, Ocak ve Şubat ayında enflasyonun yükseleceğini görüp 22 Ocak'ta faiz indirim yapmazsa, piyasa beklentilerini daha da bozabilir. Hane halkının 12 ay sonraki enflasyon beklentisi hala yüzde 50 seviyesinde. Zaten beklentiler, herhangi bir şeyden dolayı bozulacak yer arıyor. Son dönemdeki jeopolitik konular da bunda etkili" değerlendirmesinde bulunuyor.
Öte yandan 2026'nın ikinci yarısından sonra erken seçim gündeminin ısınabileceğine de işaret eden Doç. Özdurak, erken seçim konusunda bir takvim ortaya çıktığında hükümetin enflasyonla mücadele programını gevşetmeye başlayabileceğini ifade ediyor.
2026'da 8 toplantı yapacak
Merkez Bankası, 2026 yılında da sekiz PPK toplantısı gerçekleştirecek. 2026 yılı Para Politikası metnine göre, bu yıl PPK toplantıları 22 Ocak, 12 Mart, 22 Nisan, 11 Haziran, 23 Temmuz, 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık tarihlerinde yapılacak.
2027 yılının ilk 4 PPK toplantısının tarihi ise şimdiden 21 Ocak, 18 Mart, 22 Nisan ve 10 Haziran olarak açıklandı.