Depremde üçüncü yıl: Konteynerde hayat, bilirkişiye bağlı adalet

Deprem bölgesinde on binlerce kişi elektrik kesintisinden ısınma sorunlarına kadar konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor. Konutlarda altyapı eksik. Yıkılan kentlerin hesabı ise eksik ve yetersiz bilirkişi raporları nedeniyle mahkeme dosyalarında bekliyor. Uzmanlar kentin ayağa kalkması için yetkililere çağrıda bulunuyor, depremzedeler “Kaderimize terk edilmişiz” diyor.

GÜLSEVEN ÖZKAN

6 Şubat 2023’te 11 ili vuran depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Yıkımın en ağır yaşandığı Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da enkaz büyük ölçüde kaldırıldı. Ancak depremzedelerin hayatı enkazın gölgesinde sürüyor. Konteyner kentlerde on binlerce kişi geçici koşullarda yaşamaya devam ederken, uzmanların verdiği bilgilere göre, teslim edildiği açıklanan TOKİ konutlarının önemli bir kısmı altyapı, abonelik ve inşaat eksikleri nedeniyle oturulabilir değil. Elektrik kesintileri, ulaşım gibi sorunlar deprem bölgesinde gündelik yaşamın parçası haline geldi.

Depremin yarattığı yıkım yalnızca barınma ile sınırlı değil. Yargı alanında da adalet arayışı sürüyor. Barolar ve meslek odaları, deprem davalarında bilirkişi raporlarının yüzeysel hazırlandığını, yetersiz kaldığını, kamu görevlilerine yönelik yargılamaların geç ve eksik ilerlediğini vurguladı. Bu tabloyu en çok depremzedelerin hikayeleri ortaya koyuyor. Hatay’ın Defne ilçesindeki konteyner kentte tek başına yaşayan, anne ve babasını kaybetmiş, kronik hastalıklarla mücadele eden 54 yaşındaki Sevim Kara’nın sözleri deprem bölgesinin üçüncü yılını “Evimi kaybettim, sağlığımı kaybettim, kimsem yok. Enkazdan çıktım ama hayattan çıkamadım” sözleriyle özetliyor.

“Kaderimize terk edilmişiz”

Bölgede yaşanan depremler on binlerce insanın hayatını bir gecede enkazın altında kalmasına neden oldu. Üzerinden aylar geçmesine rağmen deprem bölgesinde kayıplar yalnızca yıkılan binalarla sınırlı kalmadı. Binlerce insan için yoksulluk, yalnızlık ve belirsizlik içinde yaşam mücadelesi veriyor. Hatay’ın Defne ilçesinde tek başına yaşayan, anne ve babasını kaybetmiş, kronik hastalıklarla mücadele eden Sevim Kara onlardan biri.

İlçedeki bir konteyner kentte üç yıldır yaşam mücadelesi veren 54 yaşındaki Kara, deprem sonrası yaşadıklarını anlattı.

Deprem sırasında sağlık durumunu anlatan Kara, “Deprem sırasında yeni ameliyat olmuştum, dikişlerim patladı, kanepenin altında saklandım. Evimin enkazından hiçbir şey çıkaramadım. Eşyalarım çalındı, gidecek hiçbir yerim yoktu tek başıma konteyner kente geldim” dedi.

Ağlayarak konuşan Kara, şeker, tansiyon ve ciddi sağlık sorunları bulunduğunu, konteyner kentte yaşam koşullarının her geçen gün ağırlaştığını ifade ederek, “Elektrik sık sık kesiliyor, elektrik gidince su da gidiyor. Kışın soğukta, yağmurda donuyoruz. Isınamıyoruz. Yardımlar ve gıda yardımı kesildi. Ne gıda yardımı var ne düzenli bir destek” diye konuştu. Üç ayda bir verilen 3 bin lira sosyal yardım desteğiyle ayakta kalmaya çalıştığını söyleyen Kara, “Kimim kimsem yok, annem babam yok, ölmüşler, gelirim yok, Kaderimize terk edilmişiz” sözleriyle durumunu özetledi.

“Ayakta durabilmem için desteğe ihtiyacım var"

Sağlık hizmetlerine erişimin de büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Kara, hastaneye ulaşmak için iki araç değiştirmek zorunda kaldığını belirterek, “Otobüsler seyrek geliyor, bazen binemiyoruz. Tedavi olmam lazım ama maddi gücüm yok. Ameliyat olmam gerekiyor, dişlerim yok, çalışacak halim kalmadı” dedi. 23 yıl çalışmasına rağmen emekli olamadığını ifade eden Kara, depremden sonra yaşadığı travmanın hala sürdüğünü söyledi.

Konteyner kentten çıkarılacaklarına dair söylentilerin kendisini daha da endişelendirdiğini dile getiren Sevim Kara, “Deprem yaklaştığı zaman her gün saat dörtte uyanıyorum. Hatırladığım zaman, eski binamızın olduğu yere gittiğim zaman. Orada kaç defa yere oturdum, kalbim çok hızlı atmaya başladı. Eski hayatımı istiyorum ama artık sadece yardım edilmesini istiyorum. Ayakta durabilmem için desteğe ihtiyacım var” çağrısında bulundu.

İLLERDE BARINMA VE YARGILAMLARA NE DURUMDA?

Deprem bölgesinde ağır hasar alan Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da barınma ve yargılamalardaki sorunları alandaki yurttaşlardan, kurum yetkililerinden dinledik.

HATAY:

Hatay’da sivil toplum çalışmalarında yer alan aktivist Hasan Dikmece, deprem sonrası kentin üzerinin adeta “brandalarla örtüldüğünü” söyleyerek yaşanan sorunların görünmez kılındığını dile getirdi. Siyasetçilerin ziyaretine değinen Dikmece, “İki günde çamurdan geçilmeyen yollar yapıldı ama şehrin geri kalanı brandalarla kapatıldı. Asıl gerçeklik o brandaların altında kaldı” dedi.

Konteyner kentlerin zorla boşaltılmasının en büyük sosyal sorunlardan biri haline geldiğini belirten Dikmece, insanların hazır olmayan TOKİ konutlarına mecbur bırakıldığını söyledi. “Su yok, elektrik yarım yamalak, asansör çalışmıyor, yağmurda evlerin içi akıyor. İnsanlar ‘burada nasıl yaşayacağız’ diyor ama zorla konteynerlerden çıkarılmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

Dikmece, konteynerlerde yaşayanların önemli bir kısmının deprem öncesi kiracı olduğuna dikkat çekerek, “Bu insanlar ne hak sahibi ne de muhatap. İşini, evini kaybetmiş insanlar şimdi ‘nereye gideceğiz’ diye soruyor” dedi.

Elektrik, su ve yol sorunlarının da hayatı felç ettiğini vurgulayan Dikmece, özellikle Defne, Samandağ ve Antakya’da günlerce süren elektrik kesintilerinin yaşandığını söyledi. “Kışın ortasında günlerce, saatlerce gün elektrik kesintisi olur mu? Oluyor” diyen Dikmece, yolların ise artık yol olmaktan çıktığını, araçların sürekli arıza yaptığını belirtti.

"Çok kimlikli şehir ruhunu kaybetti"

Dikmece, deprem sonrası Hatay’da esnafın ve küçük üreticinin tamamen yalnız bırakıldığını vurguladı. Yıkımlarda iş yerlerini ve tüm ekipmanlarını kaybeden esnafa vaat edilen desteklerin karşılıksız kaldığını söyleyen Dikmece, “İnsanlara umut verdiler, ‘yeniden ayağa kaldıracağız’ dediler ama ortada ne eşya desteği var ne gerçek bir maddi destek” dedi. Birçok esnafın borçla ayakta durmaya çalıştığını, bazılarının ise kenti terk etmek zorunda kaldığını ifade etti.

TOKİ konutlarıyla ilgili sürecin de ciddi bir güvensizlik yarattığını dile getiren Dikmece, kura çıkan yurttaşların imzaladığı sözleşmelerde konutun bedelinin belirlenmediğini belirterek bu durumun depremzede için yeni bir belirsizlik ve kaygı alanı yarattığını belirtti.

Rezerv alan uygulamalarının sadece bir imar meselesi olmadığını savunan Dikmece, bunun kentin sosyal ve kültürel dokusunu tehdit ettiğini söyledi. Özellikle Armutlu ve çevre mahallelerde yaşayan yurttaşların, kendi mahalleleri yerine kentin başka noktalarına yönlendirilmesine dikkat çekti. “Bu şehir çok kimlikli, çok kültürlü. İnsanlar ‘benim mahallem niye dağıtılıyor’ diye soruyor. Aynı sokakta, aynı komşularla yaşama hakkı yok sayılıyor” dedi.

Dikmece’ye göre Hatay’da asıl sorun yalnızca konut ya da altyapı değil, insanların aidiyet duygusunun parçalanması. “İnsanlar sadece evlerini değil, komşuluğunu, sokağını, gündelik hayatını kaybetti. Bu şehirde artık herkes biraz misafir gibi yaşıyor” diyerek yaşanan yıkımın sosyal boyutuna dikkat çekti.

Her gün elektrik gidiyor, ısınma sorunu var

Hatay Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Cem Hüzmeli, kent genelinde yaşanan elektrik kesintilerinin temel nedeninin artış gösteren enerji tüketimi ve dağıtım şirketinin zamanında yapmadığı yatırımlar olduğunu söyledi. Hüzmeli, “Soğuklarla birlikte enerji kullanımı arttı, mevcut şebekeler bu yükü kaldıramadı. Trafolar patladı, enerji hatları koptu” dedi. Kesintilere voltaj düşüklüğünün de eşlik ettiğini belirten Hüzmeli, bu durumun binlerce elektronik eşya ve beyaz eşyanın yanmasına neden olduğunu vurguladı.

Sorunun tamamen çözülmediğini kaydeden Hüzmeli, “Şu an ilk günlere göre bir düzelme var ama kesintiler hâlâ normalin üzerinde. Gün içinde 3–6 saatlik kesintiler yaşanabiliyor” diye konuştu. Kesintilerden yaklaşık 700 bin kişinin etkilendiğini belirten Hüzmeli, sorunun kentin tamamına yayıldığını söyledi. Çözümün planlı ve bölgesel yatırımlardan geçtiğini ifade etti.

"Yargılamalar istenildiği gibi değil"

Eski Hatay Baro Başkanı Nihat Açıkalın, depreme ilişkin sorumluluğun büyük bölümünün kamu görevlilerine ait olduğunu belirterek, “İmara açma, denetim, ruhsatlandırma ve ruhsata uygun bina yapılıp yapılmadığının denetlenmesi konusunda kamu görevlilerinin ve belediyelerin asli kusuru var” dedi. Bilirkişi raporlarında bu tespitlere yer verilmesine rağmen, soruşturma izinlerinin çok sınırlı kaldığını vurgulayan Açıkalın, yalnızca yüz küsur kamu görevlisi hakkında izin verildiğini, buna karşın üç yıldır hâlâ soruşturma izni bekleyen çok sayıda kamu görevlisi bulunduğunu ifade etti.

“Yargılanmayanlar bütüncül yürütülmüyor”

Açıkalın, kamu görevlilerinin müteahhitlerle aynı hukuki çerçevede yargılanması gerektiğini savundu. Mevcut yargılamaların ise yavaş ve eksik yürüdüğünü söyledi. Açıkalın, görevde olduğu dönem olan 2024’te Hatay genelinde 2 bin 380 savcılık soruşturması bulunduğunu, ancak bunların kaçının davaya dönüştüğüne dair güncel veriye ulaşamadığını belirtti. Yargılamaların bütüncül yürütülmediğini ifade eden Açıkalın, “Yargılananların dışında da en az o kadar yargılanması gereken insan var. Kimileri hakkında soruşturma izni verilmedi, kimileri hakkında dava açılmadı” dedi. Enkaz molozlarının açık alanlara dökülmesiyle ilgili davaların hâlâ sürdüğünü söyleyen Açıkalın, bu sürecin toprak, su ve halk sağlığı açısından ilerleyen yıllarda ciddi sonuçlar doğuracağını vurguladı.

Barınmadan altyapıya sorunlar giderilmedi

CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, deprem sonrası Hatay’da en büyük sorunun hala barınma olduğunu belirterek, kentte yaklaşık 120–125 bin kişinin konteynerlerde yaşadığını söyledi. Güzelmansur, “Evlerin kurası çekiliyor ama teslim edilmiyor. Çünkü altyapı yok, evler bitmemiş” dedi. Rezerv alanlarda ise metrekare ve cephe farkı gözetilmeden yapılan kura uygulamasının hak kayıplarına yol açtığını ifade etti. Güzelmansur, konut teslim edilse dahi doğalgaz, kanalizasyon, yol ve altyapı eksiklerinin sürdüğünü, vatandaşların evlerine girebilmek için yeniden masraf yapmak zorunda kaldığını söyledi. Güzelmansur, bu durumun ciddi bir koordinasyon eksikliğinden kaynaklandığını belirtti. Kiracıların konteyner kentlerden çıkarılmak istendiğine dair şikayetler aldıklarını da aktardı.

KAHRAMANMARAŞ:

500 dava açıldı

Kahramanmaraş Barosu Başkanı Mehmet Kaan Kır, Kahramanmaraş'ta depremle ilgili sorumlular hakkında açılan dava sayısının 400’ü aştığını söyledi. "Bunların yaklaşık 100’e yakını kamu görevlileriyle ilgili davalar” dedi.

Bilirkişi raporlarına eleştiri

Deprem davalarının büyük bölümünün teknik dosyalar olduğunu vurgulayan Kır, bilirkişi raporlarının yargılamalarda belirleyici olduğunu ancak raporlar konusunda ciddi sorunlar yaşandığını ifade ederek, “Bilirkişi raporlarının sağlıklı verilmediğine dair hem müşteki vekillerinden hem sanık müdafilerinden yoğun şikayet alıyoruz. Bir dosya dört kez aynı bilirkişiye gidebiliyor ve dört farklı sonuçla geri dönebiliyor. Bu durum yargılamalar açısından ciddi bir sorun” dedi.

Dosyalar Yargıtay’a gidiyor

Kır, Kahramanmaraş’taki deprem davalarından yaklaşık 50 dosyanın Yargıtay’a gittiğini belirterek, “Yargıtay’dan bozma kararları geliyor. Bu bozma kararlarının büyük bölümü bilirkişi raporlarındaki eksikliklerden kaynaklanıyor. Suçu olan cezasını çekmeli, suçu olmayan beraat etmeli” diye konuştu.

Ulaşım ve altyapı çökmüş durumda

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, depremin ilk gününden bu yana en büyük problemin barınma olduğunu belirterek, “İlk gün çadır yoktu, sonra konteyner bulunamadı. Şimdi evler yapıldı deniyor ama insanlar hâlâ dışarıda. Teslim edilen konutların büyük eksiklerle verildi. Tuvaleti var ama kanalizasyonu yok, kapısı var kolu yok, su yok, elektrik yok. Bir an önce yaptık görüntüsü verildi” ifadelerini kullandı. Kent genelinde yolların çok kötü durumda olduğunu söyleyen Öztunç, “Yollar delik deşik. İnsanlar bu yüzden perişan durumda" dedi.

ADIYAMAN:

Adıyaman’da da barınma krizi sürüyor

TMMOB Adıyaman İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Tuncay Kara’nın verdiği bilgilere göre, TOKİ ve Emlak Konut tarafından yapımı devam eden 30 bin 406 konut bulunurken, köy evlerinde bu sayı 5 bin. Yerinde dönüşüm kapsamında ise 31 bin 500 konutun yapımı sürüyor. Ancak üç yılın sonunda TOKİ ve Emlak Konut tarafından teslim edilen konut sayısı yalnızca 17 bin 960. Kara, “Bu rakamlar barınma sorununun hala çözülemediğini açıkça gösteriyor” dedi. Kara'nın aktardığına göre, kent genelinde halen 24 aktif konteyner kentte 8 bin aile, toplam 32 bin 570 kişi yaşamını sürdürüyor. Konteynerlerin 21 metrekarelik geçici yaşam alanları olduğunu hatırlatan Kara, “Üç-dört kişinin bu alanlarda üç yıl boyunca yaşaması ciddi bir sosyal sorun. Geçici olarak planlanan bu yaşam biçimi kalıcı hale gelmiş durumda” ifadelerini kullandı.

Yerinde dönüşüm projeleri durma noktasında

Yerinde dönüşüm projelerinde de ciddi aksaklıklar yaşandığını belirten Kara, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılan hak ediş ödemelerinin 45–50 gün gecikmeli yatırıldığını söyledi. Özellikle son yüzde 30’luk ödemenin yapı kullanma izin belgesi alındıktan sonra yapılmasının süreci kilitlediğini vurgulayan Kara şöyle konuştu:

“İnşaat bitiyor ancak yapı kullanma izin belgesi iki-üç aydan önce çıkmıyor. Bu sürede inşaatın tamamlanabilmesi için ciddi bir finansman gerekiyor. Müteahhitler ya da hak sahipleri bu yükü karşılayamıyor. Bu nedenle birçok proje ya başlamadan durmuş durumda ya da son aşamada ilerleyemiyor.”

Teslim edilen konutların da önemli bir kısmının tam anlamıyla oturulabilir olmadığını belirten Kara, kendilerine ulaşan şikayetlerde dairelerde musluk, parke gibi temel imalatların eksik olduğunu, ayrıca doğalgaz, elektrik ve su bağlantılarının tamamlanmadığını söyledi. Kış aylarında doğalgaz bağlantılarında ciddi gecikmeler yaşandığını ifade eden Kara, “Bu önlemlerin daha önceden planlanması gerekiyordu” dedi. Depremde altyapının büyük hasar aldığını hatırlatan Kara, kentin adeta bir şantiye alanına dönüştüğünü söyledi.

Bini aşkın dava, kamu görevlileri de sanık

Adıyaman Barosu Başkanı Bilal Doğan, “Birçok dosyada dava açıldı, bazı dosyalarda karar da çıktı. Sadece vatandaşlarla ilgili değil, kamu görevlileri hakkında da davalar açıldı” dedi. Doğan, genel tabloyu şu sözlerle özetledi:
“İlk etapta yaklaşık 2 bin 500 civarında soruşturma açılmıştı. Bunların bini aşkın kısmında dava açıldığını söyleyebiliriz. Kamu görevlileriyle ilgili epey dava var. İsias Otel davasında olduğu gibi... Soruşturma izni süreçleri devam ediyor. İzin verilmesi ya da verilmemesi halinde idari yargı yolu da açık.”

Bilirkişi raporlarında sorun var

“Yargıtay’ın vereceği karar, tüm deprem dosyalarına yön verecek emsal bir karar olacak” diyen Doğan, “Sadece inşaat mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetlerinin yetersiz olduğu, heyette bir hukukçu ve bir mimarın da bulunması gerektiği yönünde tespitler yapıldı. Bizce de bu doğru bir yaklaşım. Amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılması” dedi.

MALATYA

“Bilirkişi raporları yüzeysel, somut özelliği yok”

Malatya Barosu Başkanı Onur Demez, deprem davalarında en büyük sorunun bilirkişi raporları olduğunu belirterek, yürüyen yargılamaların bilimsel temelden uzak raporlar nedeniyle sağlıklı ilerlemediğini söyledi. Deprem dosyalarının ceza, tazminat ve idare hukuku açısından bilirkişi raporlarına dayandığını hatırlatan Demez, “Maalesef alınan raporlar yüzeysel, dosyanın somut özelliklerini içermiyor ve mahkemeleri hatalı biçimde yönlendiriyor” dedi.. Yıkılan binaların neden çöktüğü, kusur oranları ve tazminat hesaplarının yeterince incelenmediğini vurgulayan Demez, hatalı raporların kararları da hatalı hale getirdiğini ifade etti.

“Ortaya çıkan tabloda ne ceza alan ne ceza veren, ne tazminat ödeyen ne de tazminat alan memnun” diyen Demez, adalet duygusunun zedelendiğine dikkat çekti. Kamu görevlileri hakkında açılan davaların geç de olsa başladığını söyleyen Demez, yargıdan temel beklentilerinin bağımsız ve yetkin bilirkişi heyetlerinin oluşturulması olduğunu belirtti. Demez, “Dosyaların adli tıp ve ilgili uzmanlık alanlarında esaslı biçimde değerlendirilmesi, ancak bu şekilde adil kararların önünü açabilir” ifadelerini kullandı.

“Hak sahipleri eksiklikler nedeniyle dairelere yerleşemiyor”

Malatya İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Eser Alan, deprem bölgesinde barınma koşullarının ilk yıla göre kısmen iyileştiğini ancak temel sorunun çözülmediğini söyledi. TOKİ ve Emlak Konut tarafından yapılan konutların anahtarlarının teslim edildiğini hatırlatan Alan, “Resmiyette teslim edilmiş görünüyor ama birçok hak sahibi dairelerine yerleşemiyor. İnşaat eksikleri, altyapı ve abonelik sorunları nedeniyle insanlar evlerine giremiyor” dedi.

Konteyner kentlerin peyderpey kaldırılmasının yeni mağduriyetler yarattığını belirten Alan, “Anahtarı verilen ama oturulabilir olmayan daireler nedeniyle insanlar konteynerlerden çıkarıldığında ortada kalıyor” ifadelerini kullandı. Daha önce kiracı olan ve konteynerlerde yaşayan depremzedelerin de belirsizlik içinde olduğunu vurgulayan Alan, bu grubun ilerleyen süreçte barınma açısından ciddi sorunlarla karşılaşabileceğine dikkat çekti.

TOKİ konutlarında ödeme planlarının net olmamasının da kaygı yarattığını söyleyen Alan, “İnsanlar ne kadar borçlanacaklarını, aylık taksitlerin ne olacağını bilmiyor. Bu belirsizlik ciddi bir endişe nedeni” diye konuştu. Kiralarda son dönemde düşüş yaşandığını aktaran Alan, bunun nedeninin piyasada oluşan konut fazlalığı olduğunu ifade etti.

Verilerle deprem

Türkiye, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen iki büyük depremle tarihinin en ağır afetlerinden birini yaşadı. Pazarcık merkezli ilk sarsıntı 7,7 büyüklüğünde, Elbistan merkezli ikinci deprem ise 7,6 büyüklüğünde gerçekleşti; depremler yaklaşık 120 bin kilometrekarelik geniş bir alanda 11 ili doğrudan etkiledi. Resmi açıklamalara göre felakette 53 bin 537 kişi yaşamını yitirirken, 107 bin 213 kişi yaralandı, 3,5 milyon kişi ise bölgeden tahliye edildi.

İçişleri Bakanlığı, Nisan 2023'te yaptığı açıklamada 345 noktada çadır kent ve 305 noktada da konteyner kent kurulduğunu açıkladı. Bu çadırlarda barınan kişi sayısı 2 milyon 626 bin 212 oldu. Konteynerde barınan kişi sayısı 78 bin 718 olarak açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Şubat 2024'te yaptığı açıklamada deprem bölgesine 1 milyon çadır gönderildiğini, 215 binin üzerinde konteyner kurulduğunu 349 bin haneye kira yardımı yapıldığını söyledi.

Depremler sonucunda 38 bin 901 bina tamamen yıkıldı; toplamda 160 binden fazla bina ve 520 bin konut çöktü ya da ağır hasar aldı. Hasar tespit çalışmaları kapsamında 2,3 milyon bina ve 6,2 milyon bağımsız bölüm incelendi. Yıkılan 60 bin 421 binanın enkazı 69 gün içinde kaldırılırken, 200 bin 401 ağır hasarlı yapının 166 bin 602’sinin enkazı temizlendi.

Barınma krizi ve konteyner kentler

Depremin ardından kurulan 215 bin konteyner, 414 konteyner kentte yaklaşık 691 bin depremzedeye geçici barınma sağladı. Buna rağmen yüz binlerce kişi uzun süre geçici barınma alanlarında yaşamaya devam etti; afetin etkileri sosyal ve ekonomik açıdan kalıcı sonuçlar doğurdu. AFAD verilerine göre 6 Şubat’tan sonra Türkiye ve çevresinde 100 bini aşkın deprem meydana geldi; bunların önemli bölümü artçı sarsıntılardan oluştu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre deprem bölgesinde 717 bin 614 bina hasar gördü. İlk yıl 707 bin kişi konteynerlerde barınırken, İletişim Başkanlığı verilerine göre, 651 bin 958 olarak yer aldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir yıl içinde 319 bin, toplamda ise 650 bin konut yapılacağı yönündeki açıklamasına karşın, depremin üçüncü yılına girilirken yaklaşık 270 bin kişi hala konteynerlerde yaşamını sürdürüyor.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı son bilgilere göre depremden etkilenen 11 ilde 2 bin 380 şüpheli hakkında ceza soruşturması başlatıldı. Bu dosyalar kapsamında 148’i tutuklu, 60’ı hükümlü toplam 208 kişi cezaevinde yer alırken, 837 soruşturma henüz sonuçlanmadı.

Gündem Haberleri