Kısa Dalga - HTŞ, Türkiye’nin yanı sıra Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İngiltere ve Hollanda da dahil olmak üzere birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor. HTŞ kısa bir süre öncesine kadar ABD’nin de terör ve yaptırım listesi arasındaydı. Trump yönetimi, geçen temmuz ayında Ahmet Şara başkanlığındaki geçiş hükümetiyle daha geniş çaplı angajmanının bir parçası olarak HTŞ’yi terör listesinden çıkardı. HTŞ Türkiye için halen bir terör örgütü. HTŞ içinde de Türkiye'den gidenlerin de olduğu biliniyor. Bunlardan bazıları örgütte üst düzeylerde yer alıyor. Suriye’nin geçiş hükümeti lideri Ahmed el Şara (Ebu Muhammed el Colani) HTŞ'nin askeri sorumlularından "Muhtar Türki" kod adlı Türk vatandaşı Ömer Muhammed Çiftçi'yi yeni Suriye Ordusu'na "Tuğgeneral" olarak atadı. Çiftçi, İçişleri Bakanlığının "Terör Arananlar" listesinden çıktı. HTŞ’den halen aynı kategoride aranan (El Kaide, El Nusra) aranan isim bulunuyor.
Emniyet ve istihbarat birimleri, HTŞ’nin kuruluşunda El Kaide ve IŞİD’e dayanan köklerini raporlarında şöyle anlatılıyor.
Hikâye, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle başladı. Ebu Musab El Zerkavi, 2004 yılında El Kaide terör örgütünün desteğini arkasına alarak Irak El Kaidesi’ni kurdu ve aynı yılın Ekim ayında Usame Bin Ladin’e bağlılığını ilan etti. Zerkavi’nin 2006 yılında ABD operasyonuyla öldürülmesinin ardından bayrağı Ebu Ömer El Bağdadi devraldı ve yapının adı 15 Ekim 2006 tarihinde ilk kez "Irak İslam Devleti (ISI)" olarak tarihe geçti.
Ancak asıl kırılma noktası, 2011’deki Arap Baharı ve Ebu Bekir El Bağdadi’nin örgüt liderliğine geçmesiyle yaşandı. Irak’taki devlet otoritesinin zayıflığını ve otorite boşluğunu fırsat bilen bu yapı, Suriye’deki iç savaşı "sızma ve örgütlenme" hedefi için kusursuz bir zemin olarak gördü.
El Nusra'nın doğuşu ve IŞİD ile yol ayrımı
Ebu Bekir El Bağdadi, Suriye sahasını şekillendirmek üzere Ebu Muhammed El Cevlani’yi (Culani). (Bir not: Emniyet raporlarında bugün HTŞ lideri olarak bilinen Ahmed El Şara’nın şahsın kod isimleri Cevlani, Jolani ve Culani olarak sıralandı). 22 Ocak 2012'de yayımlanan bir ses kaydıyla "El Nusra Cephesi" (Cebhetu’l-Nusra) resmen ilan. Başlangıçta "Suriye halkını korumak" gibi sempatik bir maske takan örgüt, Cevlani'nin Suriyeli kimliğini ön plana çıkararak taban kazanmaya çalıştı.
Ancak 8 Nisan 2013 yılında Bağdadi, El Nusra’nın kendileri tarafından kurulduğunu ve iki yapının "Irak ve Şam İslam Devleti" (IŞİD) adıyla tek çatı altında birleştiğini ilan edince ipler koptu. Cevlani, Bağdadi tarafından Suriye'ye para ve silah yardımıyla gönderildiğini itiraf etse de bu birleşmeyi reddetti ve El Kaide terör örgütüne olan bağlılığını vurguladı. El Kaide lideri Eymen El Zevahiri'nin iki örgütü uzlaştırma çabaları, IŞİD'in uzlaşmaz tavrıyla sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Zevahiri, Kasım 2013'te IŞİD ile ilişkilerinin olmadığını, El Kaide'nin Suriye'deki resmi temsilcisinin El Nusra Cephesi olduğunu duyurdu.
Maske değişimi: Rusya baskısı ve "bağımsızlık" ilanı
El Nusra Cephesi, yıllarca El Kaide’den gelen finans kaynaklarını korumak amacıyla bu yapıya bağlı olarak faaliyet gösterdi. Ancak 2016 Temmuz'unda Rusya'nın, örgütün varlığını gerekçe göstererek İdlib'e yönelik gerçekleştirdiği yoğun hava saldırıları stratejiyi değiştirdi. 28 Temmuz 2016'da Colani, ilk kez yüzünü kameralara göstererek tarihe geçecek o açıklamayı yaptı: El Nusra Cephesi feshedilmiş ve "Fetih El-Şam Cephesi (FEC)" kurulmuştu. El Kaide komutanlarına anlayışları için teşekkür edilerek "bağlar koparıldı" görüntüsü verildi; asıl amaç ise Rus saldırılarını durdurmak ve diğer muhalif gruplarla yakınlaşmaktı.
Son durak: Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ)
Ocak 2017 tarihine gelindiğinde, aralarında FEC'in de olduğu bazı muhalif gruplar kendilerini feshettiklerini ve Heyet-ul Tahriru’ş Şam'ı (HTŞ) kurarak tek bir yapılanma altında toplandıklarını açıkladılar. Zamanla Nureddin Zengi Taburu ve Ceyşü’l Sünne gibi bazı gruplar siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle ayrılsa da yapının çekirdeği Colani liderliğinde korundu.
Emniyet raporları; isimler değişse de temel hedefin sabit kaldığını, bu hedefin de Suriye rejimini devirerek El Kaide ideolojisine dayalı bir devlet yönetimi kurmak olduğunu vurguluyordu.
Bugün Şam’da iktidar koltuğunda, Türkiye’nin sıkı sıkıya kontrol ettiği müttefiki olarak görünen bu yapı, devletin kayıtlarında El Kaide köklerinden gelen; pragmatik, ideolojik olarak radikal ancak taktiksel olarak "ılımlı" görünen en ciddi tehditlerden biri olarak tanımlanıyordu.
IŞİD içinde filizlendi, ideolojisi El Kaide doktrini
Emniyetin mahkemelere ve savcılıklara gönderdiği istihbari nitelikteki raporlarda en dikkat çeken yönlerden biri de HTŞ’nin ideolojisine ilişkin tespitler oluşturuyordu. Bu raporlarda örgütün lider merkezli ve biat kültürüyle örülü hiyerarşisi ve cihatçı akımlarla olan bağları vurgulanıyordu.
HTŞ’nin Suriye’de iktidarı elde etmesinden önce hazırlanan bu raporlarda, HTŞ’nin kökenlerine bakıldığında, örgütün IŞİD ile aynı kaynaktan beslendiği belirtiliyordu. Raporlarda, HTŞ’nin (eski adıyla El-Nusra Cephesi/Şam'ın Fethi Cephesi) IŞİD içerisinde filizlendiğini ve bu sebeple her iki yapının "aynı kökten" geldiğine dikkat çekiliyordu. Örgütün her ne kadar El-Kaide ile organik bağlarını kestiğini ve merkezi yapıya biat etmediğini ilan etse de güvenlik birimleri bu durumu "stratejik bir kopuş" olarak değerlendiriyordu. Buna göre “HTŞ’nin ideolojik altyapısı, temel felsefesi ve sahada uyguladığı harekât tarzı hala Merkez El-Kaide öğretilerine” dayanıyordu.
HTŞ’nin kadro kaynakları
Yargı kararları ve Emniyet raporlarına göre, HTŞ’nin askeri gücünü korumak için kullandığı insan kaynağı üç ana sütun üzerine inşa edildi. İlk halkayı, Suriye İç Savaşı’nda rejime karşı savaşan yerel Sünni Arap unsurlar ile Libya, Tunus ve Suudi Arabistan gibi ülkelerden gelen yabancı savaşçılar oluşturuyordu. İkinci önemli kadro kaynağını ise Afganistan ve Kafkasya gibi devlet otoritesinin zayıf, radikal görüşlerin ise yaygın olduğu coğrafyalardan gelenler oluşturdu. Üçüncü ve belki de en dikkat çekici kaynak ise, küresel propaganda ağından etkilenen ve çoğunlukla Avrupa'da yaşayan göçmen kökenli bireylerden oluşuyordu.
Buna ek olarak, IŞİD’in Irak ve Suriye’de toprak hakimiyetini kaybetmesiyle birlikte sahipsiz kalan örgüt mensuplarının, HTŞ’yi bir "sığınak" olarak gördüğü ve bu geçişlerin HTŞ’nin insan gücünü sayısal olarak artırdığı belirtiliyordu. HTŞ’nin Şam’da iktidarı almadan önceki gücünün ise 8 ile 10 bin arasında olduğu tahmin ediliyordu.