300 milyar dolar yetmez, 500 lazım

Dünya tanıdı onu. AKP’ye kimse kolay para vermez. Ama hukuka saygılı bir hükümete kredi açar, gelir.

İBRAHİM EKİNCİ


Lafın gelişi ama tam olarak lafın gelişi de değil.

Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği 300 milyar dolardan söz ediyorum.

Türkiye’ye daha fazlası lazım. Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Evren Bolgün kaba bir hesap yapmış, sosyal medyada paylaşmıştı:

“14 Mayıs’ta iktidar değişirse Millet İttifakı’nın 2023/24 arasında önüne gelecek olan döviz yükümlülüğü yaklaşık 500 milyar dolar olacaktır: KKM, eksi TCMB rezervi, BOTAŞ gaz borcu, yurtdışı swaplar, cari açık, deprem maliyeti ve kısa vadeli dış borç ödemeleri. Harcayan AKP, ödeyen Millet İttifakı.”

Onu diyorum, 300 yetmez 500 lazım.

Sayın Bolgün’ün hesabını şöyle de açabiliriz:

KKM: Şimdiye kadar mudilerine kur farkı olarak 10 milyar dolar (200 milyar TL’ye yakın) ödendi. Ancak sonra hem miktarı yükseldi hem kur çıkmaya başladı. Millet İttifakı kaldıracağını vadettiğine göre vadeler geldikçe yenilenmeyecek diye düşünebiliriz. Ama özellikle kur çıkışı nedeniyle bundan sonra şimdiye kadarkinin yaklaşık iki katı veya biraz daha fazla yük çıkarması mümkün. Bunu 20 milyar dolar alalım.

TCMB rezervi: Bir kere 47 milyar dolar net açık var. Kamu bankaları ile birlikte 60 deniliyor. Bunu yerine koymak gerekecek. Ardından da rezerv biriktirmek gerekecek. Biz yerine koyma maliyetini alalım: 60 milyar dolar.

BOTAŞ gaz borcu ödenecek: 20 milyar dolar olduğu söyleniyor.

Yurtdışı swaplar: Son Suudi parası ile birlikte 60 – 65 milyar dolar civarında

Cari açık: Halen 55 milyar dolar. Artması muhtemel

Kısa vadeli dış borç: Son rakam 196 milyar dolar.

İşte bunları toplayınca 500 milyar doları buluyor, hatta biraz geçiyor.

Bu parayı bulmak, bu yükümlülükleri çevirmek itibarlı bir hükümet olmadan mümkün olabilir mi?

Bu parayı bulmak için AKP bakanları, bizzat Cumhurbaşkanı da birçok nafile sefer yaptı Londra’ya.

Kılıçdaroğlu’nun gitmediği “Londra tefecileri”ni birçok kez ziyaret ettiler. Sonrasında yapılan “ilgi büyüktü” açıklamalarının hepsi boş çıktı.

Kimse AKP hükümetine, tefeci faizi, örneğin dolara yüzde 10 faiz ödemeden para vermez. Verdiği de yarayı sarmaz.

Siz bakmayın Finans Merkezi açılışına. Yabancı kaçıyor Türkiye’den. 2012’den bugüne 85 milyar dolarlık yabancı portföy yatırımı çekip gitmiş. Doğrudan yabancı yatırımlar 20 milyar dolar seviyelerini bulmuşken, yarısından çoğu ev satışı olmak üzere 7 – 8 milyar dolara gerilemiş… İstanbul Küresel Finans Merkezleri Endeksi’nde 13 basamak düşerek 120 ülke içinde 90’ıncı sıraya gerilemiş…

Tablo budur. Kimse AKP’ye para vermez.

Tefeci faizi lazım ki olan da o zaten. Bakan Nebati, Hazine’nin borçlanmalarından söz ediyor. Borçlanıyor Hazine. Borçlanabiliyor. Ama dolara yüzde 10 faiz vererek. Memleketin kanını emecek bir faiz bu.

İşin komik tarafı;

- Cari açığın önemli kısmını “net hata noksan” denilen kaynağı belirsiz parayla finanse edenler,

- İkide bir vergi affı, vergi barışıyla yurtdışından gelen paraya kaynağını sormayacağı taahhüdünü verenler,

- Türkiye’yi Uluslararası Mali Eylem Görev Gücü’nün listesinde gri alana düşürenler soruyor Kılıçdaroğlu’na:

- “Tefecilere ne söz verdin?”

Bu şark kurnazı demagojisini bir kenara bırakalım.

Yalan ve iftirada eşsizler.

Kılıçdaroğlu’na, yeni bir hükümete, demokratik bir sisteme, hukuka saygılı, mülkiyet hakkında dahi tereddütler oluşturmayan istikrarlı bir sisteme yabancı kreditörler para verir mi, yatırımcısı para yatırır mı?

Para verir mi derken kastım… Piyasalara yabancı gelir mi? Gelir. Geliyordu zaten. 2012 yılında yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları 155 milyar dolardı. Halen 77 milyar dolara inmiş durumda. Gelir yabancı. Kârına bakar. Ama Türkiye’nin ihtiyacı olan sermaye sıcak para değil. Borsaya, bonoya, tahvile, faize gelen sıcak para ödemeler dengesini çevirebilmeye yarar, döviz bolluğu yaratır ama nihayetinde faiz – kur arbitrajından kazanır, (dolar bazında yüzde 30 – 40 kazandığı zamanlar oldu) kârını katlar, realize eder, gider. Yine gelir. Para döner piyasada.

Ama Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği 300 milyar dolar sıcak para değil.

Çantalarda hazır da beklemiyor.

İktidar değişir değişmez kamyonlara yüklenecek para çuvallarından söz etmiyor.

İstikrarlı, hukuka saygılı, mülkiyet güvencesi veren bir hükümet halinde gelmesi muhtemel yabancı yatırım… Gerçi biraz yüksek bir beklenti ama şu tarafı doğru: Dünya tanıdı onu. AKP’ye kimse kolay para vermez. Ama hukuka saygılı bir hükümete kredi açar, gelir.

Bir Millet İttifakı hükümeti halinde Türkiye’yi hemen ertesi gün soluklandıracak bir döviz girişi beklentisi iyimserdir. Ama bir yerden başlandığında ortaya çıkacak olumlu beklenti her şeyin katkısını artırır, ikiye katlar.

Adını not etmeyi unutmuşum. Bir sosyal medya kullanıcısı sormuştu:

“İmkan verilse patlayacak bir kur durumu varken, hükümet değişince TL değerlenecek argümanını tam anlamıyorum. Net rezervler ekside, cari açık tam gaz + KKM kaldırılırsa yerleşikler ciddi döviz talep edecek. İşler yerli yerine oturmadan bunları karşılayacak sıcak para gelir mi?”

Ekonomi Gazetesi yazarı Fatih Özatay’ın buna verdiği cevap şöyle:

  1. “1. Kuru patlatacak tüm nedenler ortadan kaldırılıyor.
  2. KKM hemen değil; zamanla eritiliyor.
  3. Riski düşürecek bir program Türkiye'ye sermaye akışına (salt sıcak değil) yol açar.
  4. Lira (reel) değerlenme baskısı altında kalır.
  5. KKM bu durumda cazibesini yitirir.
  6. 25 milyar dolar altın ithalatına gerek kalmaz.
  7. TCMB rezerv biriktirmeye başlar.

Not: Cari açığın daha yüksek olduğu bazı dönemlerde de TL değerlendi.”

Benim beklentim de bu çerçevede.

AKP’nin bastırarak elde ettiği fiyatlar serbest kaldığında yeni bir dengeye ulaşmak zaman alacaktır. O dengenin içinde kurun, faizlerin, enflasyonun yükselmesi (aslında çok daha yüksek olduğunun ortaya çıkması) da var.

Basiretli, iyi bir program bu dengelenme dönemini en az hasarla yönetebilir. Bu mümkün. Burada en kritik şey, emekçilerin durumudur. Büyük bir sömürü şokundan geçen dar gelirli kesimlerin daha fazla fedakârlığa tahammülleri de yoktur, adil de olmaz. O halde, hükümet, sadece dışardan kaynak akışına bel bağlamakla yetinmemeli, içerden nereden, nasıl kaynak yaratacağına da odaklanmalıdır.

Özetle Millet İttifakı’nın Meclis’te çoğunluğu sağladığı, Cumhurbaşkanlığını da aldığı bir tam zafer halinde, yabancı, Türkiye’de işlerin yürüyeceği beklentisine yatırım yapar. Yarım zafer bana kalırsa gerginliği artıracak bir siyasal ortama götürecek bizi. Böyle bir tablo sıkıntılı olur ama Meclis çoğunluğu + Cumhurbaşkanlığı’nın Millet İttifakı’na geçtiği bir tam zafer, yolu açar.

Ama unutmayalım bizi yabancı sermaye kurtarmayacak. Fani dünyanın en temel düsturu bu: Kimse kimseye bedavadan, çıkarsız kuruş vermiyor, vermez. Olabileceklerden söz ediyorum. Türkiye gemisi bir sistem denizi içinde yol alıyor. Dümende kimin olduğuna bağlı olarak ya hızlanacak, yakıt bulacak, sakince ilerleyecek veya güverteye, kamaralara vuran azgın dalgalarla savrulup duracak.

AKP iktidarı İslami emirlik rejimine yöneldi. Her şeyi Erdoğan’ın emrettiği bir rejim tasavvuru var. Ama bu “en iyisinin” İslami emirlik rejimi olduğu kanaatine dayanmıyor. Bir seçim değil bu. Başkasını bilmiyorlar. Kültürel olarak bir asır uzaktalar demokrasiye. AKP, demokrasiyle, cumhuriyetle mutabık değildir. İşte seçimi kazandı aldılar hükumeti. Ama vermek istemiyorlar. 20 yıl da iktidarda kaldılar ama yeni rejim inşası yarım, eğreti ve temelsiz kaldı. Hedefi anayasal genişlikte bir halk rızası isterken, ağır yozlaşmanın da etkisiyle bundan gittikçe uzaklaştılar. Türkiye’de anayasal çoğunluk yüzünü demokrasiye döndü.

İktidarı sürerse tamamlamaya yönelecek, demokrasiyi son kurumuna kadar yok edecek ve Türkiye’de siyasetteki tek adamlık aynı zamanda bir “emirlik ekonomisi” talep edecek, dayatacak, serbest piyasa denen şey eninde sonunda ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla Türkiye’de siyaset alanı istikrar kazanmadan ekonomi alanı istikrar kazanamaz.

Köşe Yazıları Haberleri