FRANSA İSLAMI

Fransa İslam’ın regülasyonu ve denetimi konusunda biraz daha Türkiye’ye yaklaşmış durumda. Dernekler hâlâ özel elbette ve imamlar hâlâ devlet memuru değil ancak İslami davranışlar biraz daha gözetim altında ve biraz daha devletin güdümünde.

Fransa laikliğinden devam edelim. Gittikçe Türkiye’ye yaklaşıyoruz.

Fransa’da 1990’lardan beri din devlet politikalarına geri döndü. Dinin siyaset tarafından tutkulu bir şekilde ele alınmasının en önemli sebebi İslam idi. 1990’lardan itibaren göçmen değil, Fransa doğumlu Müslümanlar hak talebinde bulunmaya başladılar.

Zaten soğuk savaşın bitmesiyle dinsel kimlikler yeniden göz önüne çıkmaya başlamıştı. 1900’lerden 1990’lara kadar hasbelkader sekülerleşmiş Fransız toplumu 1990’larda İslamî görünürlük talepleriyle karşı karşıya kalınca toplumda bir tepki, korku, hatta nefret oluşurken devlette de bir müdahale etme ihtiyacı meydana geldi.

Bu müdahale kolay değildi zira hem İslam Fransa dışından “gelmiş”, yani otokton (yerli) değil allokton (bugün bulunduğu yerden başka bir yerde oluşmuş) bir din olarak görülüyordu hem de Fransa’nın dinsel örgütlerle ilişkiye girmeme ilkesi, devletin İslam konusunda iletişim kurulacak bir kurum bulmasını zorlaştırıyordu.

Zaten Fransa İslamı çok bölünmüştü ve bu bölünmüşlüğün en önemli yüzü köken devletlerle ilgiliydi. Aslında 1990’larda söz konusu olan “Fransa İslamı” değil Fransa’daki Cezayir, Fas, Tunus, Senegal ve sınırlı da olsa Türkiye kontrolündeki İslamlardı.

Millî Görüş ‘terörist’ olarak görülüyordu

Sınırlı da olsa diyorum zira bu dönemde Ankara’dan gelen sinyaller Fransa İslami oluşumlarına uzak durulması, bu meselenin Fransa ile eski sömürgeleri arasında bir mesele olduğu, Türkleri ilgilendirmediği yönünde idi. Zaten aynı döneme Fransa’daki Türklerin en eski ve en önemli dernek ağlarından Millî Görüş henüz Türkiye tarafından rehabilite edilmemişti. Düşman hatta terörist olarak görülüyordu (Türkiye’de önce terörist sonra millî ya da önce millî sonra terörist olarak görülen bir çok İslami oluşumdan biridir Millî görüş).

Dolayısıyla bu dönemde Paris’in yaklaşımı hem pragmatik hem de “neokolonialist” idi: “Biz kontrol edemiyorsak göç veren ülkelerin Müslümanları sıkı sıkıya kontrol etmesini sağlayalım”. Böylece 1990’larda Cezayir, Fas, Tunus ve Türkiye Fransa’da ağlarını genişletmek ve güçlendirmek için verimli bir ortam buldu.

2000’lerde işler değişti. Bir yandan 11 Eylül saldırılarından sonra İslam bir “sorun” olarak görülmeye baslarken diğer yandan Fransa Müslümanları kendilerini artık göçmen olarak değil buralı olarak algılamaya başladılar ve meşruiyet hakki talepleri gittikçe arttı.

İşte böyle bir ortamda artık Fransa Devleti kendine bir muhatap yaratmak zorunda kaldı. O da 2003 yılında Nicholas Sarkozy’nin içişleri bakanlığı sırasında kurulan Conseil Français du Culte Musulman (CFCM), yani “Fransa Müslüman Dini Konseyi” oldu. Bu Konseye Fransa’daki camileri ve mescitleri olan Müslüman dernekleri metrekare hesabına göre seçim yapıp temsilci gönderdi.

Müslüman Din Konseyi’nde etki savaşları

CFCM kurulur kurulmaz hem tabanı temsil etmediği eleştirilerinin hedefi oldu hem de kendi içinde birçok çekişmeler ortaya çıktı. Bu çekişmelerin başında önce Cezayir asıllılar ile Fas asıllıların güç savaşı daha sonra 2010’dan itibaren Türkiye asıllılar ile Cezayir ve Fas asıllılar arasındaki etki savaşları geldi. 2010 öncesinde Türkiye kökenli “Diyanet İşleri Türk İslam Birliği” (DITIB) ve Millî Görüş CFCM’e mesafeli yaklaşırken, 2010’dan sonra Ankara’dan gelen talimatla söz konusu nüfuz çatışmasının için girdiler.

Zaten CFCM’in sonunu da bu çekişmeler ve Fransa İslamı’nın inşasının başarısızlığa uğraması getirdi. Fransa 2015’teki Charlie Hebdo saldırılarından itibaren radikal İslam’a karşı bir önlemler paketi geliştirmeye çalışıyordu. 2016 ve 2018 arasında. Fransa’nın, Strasbourg ve Nice gibi şehirlerinde gerçekleştirilen cihatçı saldırılar kamuoyunu iyice korkutmuştu.

Bu paketin uygulanması ve içeriği 2020’de tarih öğretmeni Samuel Paty’nin kafası kesilerek öldürülmesiyle hızlandı ve belirginleşti. Her şeyden önce Ocak 2021’de bir “Fransa İslamı için ilkeler Misakı” (Charte des principes pour l’Islam de France) hazırlandı ve CFCM’de temsilcileri bulunan derneklerden bu şartı imzalamaları istendi. CFCM üyeleri söz konusu şartı imzalarken, metin tarafından açıkça  suçlanan Selefi hareketin yanında “Diyanet İşleri Türk İslam Birliği” ve Millî Görüş de imzalamayı reddetti.

İslam’ın regülasyonu ve denetimi konusunda Türkiye’ye yaklaştı 

Burada söz konusu olan şartın 6. maddesinde yer alan siyasi amaç gütmemek ve Fransa dışından finansal destek almamak ilkeleriydi. Bu iki “ilke” DİTİB ve Millî Görüş tarafından kabul edilmiyordu. Söz konusu derneklerin metni imzalamayı reddetmesi CFCM içinde büyük bir bölünmeye yol açtı. Diğer dernekler Fransa Cumhuriyet ilkelerini reddeden Türk dernekleri ile ayni çatı altında çalışamayacaklarını açıkladılar ve böylece CFCM kendi kendini feshetmeye karar verdi. Aralık 2021’de Şart sessizce imzalandı ama CFCM’i kurtarmak için artık çok geçti.

Böylece Fransız devletinin İslam’la ilişkilerindeki en önemli muhatap kurumu çökmüş oldu. Bunun yerine daha esnek bir yapıya sahip Forum de l'islam de France (FORIF) yani Fransa İslami Forumu kuruldu. 5 Şubat 2022’de ilk toplantısını yapan FORIF’teki temsilciler seçimle gelmediler. Valiliklerin önerdiği “Müslüman toplulukların önde gelen kişileri” değişik konularda çalışıp önerilerde bulunmak üzere görevlendirildiler. Diğer bir deyişle zaten demokratikliği ve temsil kapasitesi sorgulanan CFCM yerine daha az demokratik ve daha merkeziyetçi bir temsil sistemi getirilmiş oldu.

Artık FORIF, hem imam eğitimi ve atanmaları, Müslüman mezarlıkları, helal et patenti, haç, cami yapımı finansmanı gibi hassas konularda çalışmalar yapacak hem de 25 Ağustos 2021’de Resmî Gazete’de yayımlanan ve kamuoyu tarafından “İslami ayrımcılığa karşı yasa” olarak bilinen “Cumhuriyet ilkelerini güçlendirme yasası”nın Müslüman dernekler tarafından uygulanıp uygulanmadığının takibini yapacak.

Söz konusu yeni kurum FORIF, Fransa İslam’ı için ilkeler Misakı ve Cumhuriyet ilkelerini güçlendirme yasası ortaya yepyeni bir durum çıkarıyor. Artık Fransa İslam’ın regülasyonu ve denetimi konusunda biraz daha Türkiye’ye yaklaşmış durumda. Dernekler hâlâ özel elbette ve imamlar hâlâ devlet memuru değil ancak İslami davranışlar biraz daha gözetim altında ve biraz daha devletin güdümünde. 

Köşe Yazıları Haberleri