Hedefte olan TSK değil, ifade ve basın özgürlüğü

Türkiye’de cezasızlık hâlâ ve ne yazık ki çok yaygın, ancak AİHM’de açılan davalarda çıkan ceza ve ödenen tazminatlar da ortada.

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, insan hakları alanında yıllardır çalıştığı için kamunun dikkatine sunar, raporlar hazırlar, sözünü esirgemez...

Nerede insan hakları alanına giren bir ihlal varsa, öznesine bakmadan -ister bir siyasi parti olsun, ister TSK, ister şahıs- eleştirir ve her zaman, kanunları hatırlatır.

Başka türlü insan hakları savunuculuğu yapılamaz zaten.

Bir de “AKP tarzı hak savunuculuğu” var:

Söz konusu kendisi veya kullarıysa aslan kesilen… Haricinde herkesi sansürle, cezayla, linçle susturmaya kalkan.

Hukukun değil, keyfen tanımladıkları “milli, dini ve ailevi” değerlerin dışına çıkanı insanlık dışı yöntemlerle karalamak, en sevdikleri spordur. Sorsanız, Türkiye’ye ifade özgürlüğü ve demokrasiyi getiren onlardır!

İyi de ne oldu da Tanrıkulu şimdi, moda deyimiyle “şimşekleri üzerine çekti”?

Haberlerde, “Tanrıkulu’nun TSK ile ilgili söylediği sözler…” diye geçiştirilen konunun, bir insan hakları meselesi olduğu ikinci planda kalıyor.

Sanki Tanrıkulu, durup dururken TSK’nın geçmişi hakkında olmayan, bilinmeyen, şoke edici bir şey uydurmuş gibi, bildik yerlerden, klasikleşmiş sırayla tepkiler ve linç birbirini izliyor:

Medyadaki maşaların hedef göstermesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hakaret ederek çarpıyı atması, nihayetinde fezleke

Karşılığında yine, hep aynı sıralamayla gelen tepkiler:

Kendi partisi olmanın ötesinde, ana muhalefet partisi olmanın sorumluğunu taşıyan CHP’den cılız ve geç tepkiler, Tanrıkulu’na sahip çıkan aydınlar, üç beş yayın

Döngü devam burada durur mu? Demokrasi ve ifade özgürlüğünün önemini, Anayasa’daki yerini hatırlatan metni imzalayanlara “hayinler!” çıkışları

YARGI DEDİĞİN NE Kİ? KEYFİ BİR KAMÇI

Hiç mi sıkılmıyorlar, hiç mi bıkmıyorlar diye sormak bile abes, çünkü “olayları” bu:

Basınından sanatçısına, sporcusundan politikacısına, “beğenmedikleri” bir söz söyleyen, farklı davranış sergileyen, hatta giyineni hedef göstermek, gerçeği çarpıtmak suretiyle yargıyı keyfi bir kamçı gibi kullanmak, işinden etmek, yetmezse hapse tıkmak…

Tanrıkulu özelinde kopartılan yaygara ve linç silsilesinin temelinde, CHP’nin “ayrıksı” (ve aman Tanrım, Kürt!) insan hakları savunucusu olmasının ötesinde, TV100’de yani muhalif yayın yapan bir kanalda bu sözlerin söylenmiş olması da var…

Seçim sonrasında, her eylemi veya eylemsizliğiyle iyice zayıflayan CHP’yi daha da muhalefet etmekten, siyaset yapmaktan dolayısıyla insan hakları ve demokrasi savunusundan uzaklaştırma, iyice topal ördeğe çevirme çabası da.

Biraz açalım:

  • “TSK’ya hakaret” bahanesiyle Tanrıkulu’nun düşmanlaştırılması, Merdan Yanardağ’ın ve solcu, Kürt gazetecilerin hapse atılması aynı yapbozun parçaları.

Kısacası hedefte olan TSK değil, ifade ve basın özgürlüğü.

  • Hedeftekiler; Kürt ve sol siyasetçiler, gazeteciler, Gezi üzerinden hukuksuz ve canice cezalandırılan barış ve hak savunucuları, akademisyenler, sivil toplumcular, hatta sanatçılar.

2016 darbesi sonrasında yaratılan günah keçilerine eklenen son halkaysa -çünkü tektip, baskıcı rejimler saldırmadan, cepheyi genişletmeden durmaz, duramaz- gökkuşağının renkleri.

AÇIK KAYNAKLARDA HEPSİ VAR, BİR ZAHMET BAKIN

84 milyonu dar bir gömleğe sokma çabası, darbelerden “darbe girişimine” işte böyle sürüp gidiyor.

Halkın geniş kesimlerinin nezdinde tüm bunların hiçbir anlamı yok. Dolar kaç para olmuş, deprem olacak mı, çocuğumu nasıl okutacağım, nasıl geçineceğim gibi gündelik dertler dururken, ne 12 Eylül, ne 1990’lı yıllarda işlenen insanlık suçları, ne de yedi yıl önce tepemizde uçurulan savaş uçakları ve halka silah doğrultanlar gündemin birinci maddesi.

Sezgin Tanrıkulu, soru sorulunca bunları hatırlattığı için şimdi mi “terörist” ilan edilecek?

Yazının başında belirttiğim gibi, ortada bir sır filan yok. Aksine, insan haklarının yerle bir edildiği dönemler, olaylar ve bu suçu işleyen kişiler var…

Türkiye’de cezasızlık hâlâ ve ne yazık ki çok yaygın, ancak AİHM’de açılan davalarda çıkan ceza ve ödenen tazminatlar da ortada.

2003-2010 arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kabul ettiği davalarda toplam 1.957 ihlal kararı verildi.

2022’de AİHM’e yapılan toplam başvuruların dörtte birinden fazlası Türkiye’dendi…

Bu verileri, “İfade Özgürlüğünün On Yılı” kitaplarından aldım. IPS İletişim Vakfı Yayınları’nın 2001-2011 arası ifade özgürlüğü ihlallerine yer veren kitabın ikincisi, yani 2012-2022 arasındaki on yılı kapsayan kitap da çıktı.

Bu yayınlar, ifade özgürlüğü ve hak ihlallerinde nereden nereye geldiğimizi, bazı alanlarda nasıl yerimizde saydığımızı ve AKP’nin iktidarındaki değişimleri değerlendirmek adına önemli bir kaynak.
Kaldı ki pek çok yayından, açık kaynaklardan insan hakları ihlallerine ulaşmak mümkün.

Ama Sezgin Tanrıkulu bunlardan şöyle bir bahsetti diye kıyamet koparılıyor!
Bir de “sivil anayasa” yapmaktan bahsediyorlar, gerçekten gülünesi.

Köşe Yazıları Haberleri