1453'te Konstantinopolis düştüğünde, yalnızca bir şehir ve bir imparatorluk yıkılmadı, yüzyıllar boyunca biriktirilmiş muazzam bir entelektüel evren de el değiştirdi. Bizans İmparatorluğu'nun çöküşü askeri ve siyasi bir son olarak tarihe geçse de kültürel düzlemde bu yıkım, farklı bir coğrafyada yeni bir başlangıca dönüştü. Konstantinopolis, antik Yunan düşüncesinin, Helenistik geleneğin ve erken Hristiyan teolojisinin metinlerini yüzyıllar boyunca korumuş, çoğaltmış ve yorumlamıştı. Bu birikim fetihle birlikte yok olmadı. Aksine onu taşıyan zihinler aracılığıyla yeni merkezlere doğru akmaya başladı.
Kaynaklardan da görülebileceği gibi, bu zihinsel göç, 1453'ün çok öncesinde filizlenmişti. Bizanslı bazı bilginler, özellikle 14. ve 15. yüzyılın ilk yarısında İtalya'ya giderek Yunanca öğretmeye başlamış, Batılı hümanistlerle güçlü temaslar kurmuşlardı. Ancak Konstantinopolis'in düşüşü bu süreci hızlandırarak daha görünür kıldı. Artık mesele bireysel akademik ziyaretler değil, kolektif bir entelektüel göçtü. Yunanca bilen, Aristoteles ve Platon geleneğini doğrudan özgün metinlerinden okuyabilen, antik tarih ve retorik kültürüyle yoğrulmuş isimler Floransa, Roma ve Venedik gibi İtalyan merkezlerine yerleşti. Bu hareketlilik, Rönesans hümanizminin klasik kaynaklara yönelişini derinleştirdi. Kadim metinler artık yalnızca Latince çevirilerle değil, kendi öz dilleri üzerinden yeniden keşfedilmeye başlandı.
Rönesans çoğu zaman antikitenin yeniden keşfi olarak anlatılır. Ne var ki bu büyük uyanış, önemli ölçüde yaşayan bir geleneğin taşıyıcıları sayesinde mümkün oldu. Bilginin coğrafya değiştirdiği bu tarihsel eşik, Avrupa'nın zihin haritasını da kalıcı olarak değiştirdi.
Kütüphaneyi kurtarmak
Bu kolektif göç hareketinin en belirleyici isimlerinden biri Kardinal Bessarion'dur. Trabzon doğumlu Bizanslı bir din adamı olan Bessarion, 1439'daki Floransa Konsili sırasında Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki birlik arayışında aktif rol almış, bu süreçte Latin dünyasıyla sarsılmaz bağlar kurmuştu. Konstantinopolis'in düşüşünden sonra Roma'da kardinal olarak yükselmesi, onu yalnızca dini bir aktör değil, iki kültür arasında köprü kuran bir bilge haline getirdi.
Bessarion'un tarihsel ağırlığının, kilise hiyerarşisindeki yerinden ziyade vizyoner stratejisine dayandığını söylemek yanlış olmaz. Zira kendisi Bizans'ın dağılmakta olan mirasının kaybolmasını önlemek amacıyla yıllar boyunca topladığı yüzlerce Yunanca el yazmasını Venedik Cumhuriyeti'ne bağışladı. Bu koleksiyon, bugün Biblioteca Marciana'nın çekirdeğini oluşturduğu gibi klasik Yunan düşüncesinin Batı Avrupa'da kurumsal bir zemin kazanmasında da kilit rol oynar. Zira onun bu tercihi medeniyetin hafızasını güvence altına almıştır.
Matbaanın eşiğinde Bizans
Bizanslı sürgünlerin etkisi metinleri korumakla sınırlı kalmadı. Bazıları bu bilginin dolaşım biçimini de kökten değiştirdi. Bu dönüşümün en çarpıcı isimlerinden biri Demetrios Chalkokondyles'tir. Atina doğumlu olan Chalkokondyles, İtalya'ya giderek Floransa ve Milano'da Yunanca dersleri verdi. Hümanist çevrelerde kısa sürede saygınlık kazandı. Zira o, klasik metinlere aracısız erişim sağlayabilecek nadir rehberlerden biriydi.
Chalkokondyles'in mirası, ders verdiği kürsülerin çok ötesine geçer. 1488'de Floransa'da basılan ilk Homeros edisyonunun hazırlanmasında üstlendiği rol, sembolik bir devrim niteliğindedir. Konstantinopolis'in düşüşünden yalnızca 35 yıl sonra Homeros, el yazması kütüphanelerinin dar çemberinden çıkarak matbaanın çoğaltıcı gücüyle Avrupa'ya yayılmaya başlar. Bu, bilginin üretim ve dağıtımında devrim niteliğinde bir gelişmedir. Antik Yunan edebiyatı, Bizans'ta yüzyıllar boyu titizlikle muhafaza edilmiş olsa da matbaanın metal harfleriyle buluşana kadar geniş kitlelere ulaşamaz. Chalkokondyles'in katkısıyla Bizans'ın el yazması kültürü, Rönesans'ın basılı dünyasına başarıyla eklemlenir.
Düşünsel eşik: Georgios Trapezuntios
Sürgün bilginler yalnızca aktarıcı değil, aynı zamanda Avrupa'daki felsefi tartışmaların doğrudan özneleriydiler. Trabzonlu Georgios (Georgios Trapezuntios), bu isimlerin başında gelir. 15. yüzyılın ortalarında Roma'ya yerleşen Trapezuntios, Yunanca metinleri Latinceye çevirip yorumlayarak Batı'daki felsefi iklimi doğrudan etkiler. Aristoteles ve Platon üzerine yaptığı çalışmalar, dönemin entelektüel dünyasında teknik bir çeviriden ziyade, derin bir yorumlayıcı müdahale anlamı taşıyordu.
Ortaçağ Avrupa'sında Aristoteles, büyük ölçüde Arapça üzerinden yapılmış Latince çevirilerle biliniyordu. Trapezuntios, özgün metinlerle doğrudan temas imkanı sunarak felsefi tartışmaların seyrini değiştirdi. Platon ile Aristoteles arasındaki ilişki üzerine yürüttüğü polemikler hümanist çevrelerde geniş yankı uyandırsa da, bu durum Bizanslı bilginlerin artık Avrupa düşüncesinin merkezine yerleştiğini kanıtlıyordu. Çalışmaları, ağır skolastik gelenek ile hümanistlerin metin odaklı yaklaşımı arasında hayati bir köprü oluşturdu.
Bizanslı sürgünlerin Avrupa'ya katkısı, modern anlamda bir beyin göçü olarak da okunabilir. Siyasal bir çöküş, entelektüel enerjinin yön değiştirmesine yol açmış, Konstantinopolis'in bilgi birikimi İtalya'nın üniversitelerine ve matbaa atölyelerine akmıştır. Bu yönüyle 1453, yalnızca askeri bir yenilgi değil, kültürel bir yeniden konumlanma eşiğidir. Bir imparatorluk çökerken, onun entelektüel hafızası başka bir coğrafyada yeni bir zemin bulmuştur.
Kaynaklar
• Jonathan Harris, The End of Byzantium, Yale University Press, 2010.
• Deno John Geanakoplos, Byzantium and the Renaissance: Greek Scholars in Venice, Harvard University Press, 1962.
• Nigel G. Wilson, From Byzantium to Italy: Greek Studies in the Italian Renaissance, Johns Hopkins University Press, 1992.
• John Monfasani, George of Trebizond: A Biography and a Study of His Rhetoric and Logic, Brill, 1976.