O güzel dünyayı ararken

Türkiye’de daha çok “Normal İnsanlar” kitabıyla tanınan Sally Rooney, “Güzel Dünya Neredesin” adlı kitabında da günümüz insanını anlama çabasını devam ettiriyor. İçinde yaşanan zamanın kaygılarını anlatıya taşımak çetrefilli, yaşadığımı neden okuyayım diye düşünebilir okur ancak Rooney yaşama yansıyan kaygıların yersiz olmadığını, bunun insan türünün hayatını nasıl etkilediğini gözlemleyip, sıkmadan anlatabilen bir yazar.

Mutsuz bir çağda mutluluğu kovalamak çağımız insanının temel kaygılarından biri. İnsanlar arası bağlar aşınıyor, geleceksizlik hissi belirginleşiyor, zamanın sorunları bireyin gündelik yaşamının ayrıntılarına sızıyor. Bu nedenle günümüzde bireyi tekil bir varoluş sancısıyla değerlendirmek daha da zor.

Dünyada insanın varlık çabası gezegenin varlık çabasıyla ortaklaşıyor çünkü yaşamı sadece bireyler etrafından dönüp duran bir mesele olarak göremeyeceğimizin açık olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bundan dolayı çağımız insanını anlamaya çalışırken yaşanan zamanın izlerini de işe dahil etmemiz gerekiyor. Bu durum edebiyat metinlerine de yansıyor.

Sally Rooney çağımız insanının kaygılarını, ilişkilerin değişimini, dijital çağın yaşamlarımıza getirdiği olumlu olumsuz etkileri, insanlar arası bağ kurmanın başka biçimler aldığı bir zamanın tedirginliklerini ve güvende hissetmediğimiz bir dünyada başkasına güven duyabilmenin zorluğunu iyi gözlemleyip kurguya yerleştirebilen bir yazar fikrimce. Can Yayınları tarafından, Emrah Serdan çevirisiyle basılan, “Güzel Dünya Neredesin?” adlı kitabından da bu seziliyor.

BİREYSELİN ALANINDAN ÇIKMAK

Yazarın yarattığı karakterler, şimdiki zamanda insan türünün varlığını düşünmeyi sağlarken, karakterler arasındaki ilişkilere düşen dünyanın gölgesi metni sadece bireyin alanında olmaktan çıkarıyor. Böylece Rooney, günümüzde yaşam çabasını gezegenin sorunlarıyla iç içe geçen geleceksizlik hissiyle kesiştiriyor. Çağın zorluğu karakterin yaşamlarının ayrıntılarına sızarken, Rooney geçmişe dair kurulan cümleleri nostalji hissiyle birleştirmek yerine şimdinin getirileri olarak düşündürmeyi de başarıyor fikrimce. Dünyanın geldiği nokta bu ve bizler bu dünyada yaşamanın, bağ kurmanın, dost olmanın, sevmenin yolunu bir şekilde bulmalıyız diyor bir bakıma. Ama bunu yaparken, karakterlerini dünyanın her alanda sorunlarıyla, iklim krizi, yoksulluk, sanatın ve edebiyatın dönüşen anlamı, kültür endüstrisi, eşitsizlik gibi meselelerin dışında salt bireyler olarak konumlamıyor tam tersine onları bu sorunların odağına yerleştirerek, yapabildikleri ve yapamadıklarıyla birlikte değerlendirme imkânı veriyor.

KARAKTERLER ARASI İLİŞKİLER

“Güzel Dünya Neredesin?”in başkarakterleri Eileen ve Alice. Eileen başarılı bir öğrencilik yaşamından sonra çok da iyi gelir elde edemediği editörlük işinde çalışıyor. Alice ise tam tersine başarısız bir eğitim yaşamından sonra yazdığı romanlar nedeniyle iyi imkânlara kavuşuyor, geçirdiği sinir krizinin ardından taşrada konforlu büyük bir eve yerleşiyor. Bu durum üniversitede ev arkadaşı olan bu iki karakter arasında bir zıtlık yaratıyor ve bir bakıma ilişkinin dinamiği olarak karşımıza çıkıyor. Rooney, karakterler arasındaki farklılığı belirginleştirmiş. Böylece, dost olduklarını söyleyen bu kadınların çekişmeli ilişkisi de metne yansıtılmış. İki kadın karakter gerçekten dost ama bir yandan da kavgalı bir ilişkileri olduğu söylenebilir. Bu durum metni genel insan ilişkileri açısından düşünmeye açıyor. Çünkü her ne olursa olsun birbirlerini bazen imalı eleştirilere maruz bıraksalar da bağ sürüyor. Çekişmesiz devamlı birbirini onaylayan bir dostluktansa karşındakini eleştirebilen bir dostluk tahayyülü tercih edilebilir, önemli olan belki de her şeye rağmen devam ettirebilmektir.

Rooney’in iki karakteri de devamlı onaylanmaya ve güven duymaya ihtiyaç duyuyor. Ama iki tarafta birbirinden kendini tam hissettirecek o onayı alamıyor bu hal onların yaşamlarına yansıyor çünkü değer verdiğinden gelmeyen onay bireyi bir çeşit eksiklik duygusuyla baş başa bırakabiliyor. Elbette, bu arkadaşlık ilişkisinin her zaman böyle olmadığını, karakterlerin birbirlerini dinleyip yüreklendirdiklerini de gözlemliyoruz. Bu da aslında metne gerçekçi bir boyut katıyor çünkü konu insansa sabit iyi veya sabit kötü konumlardan bahsetmek zor ki yazar bunu karakterleri üzerinden ifade etmeyi başarıyor.

DÜNYANIN ŞİMDİKİ ZAMANINDA

Rooney’in anlatısında her ne kadar ilişkiler belirgin bir yer tutsa da yazar karakterlerini kendi ben’inin ötesini göremeyen bir yere yerleştirmiyor. Başta da bahsettiğimiz gibi metne bireylerin kaygıları vesilesiyle dünyanın sorunları yansıtılıyor. Böylece, karakterler kişisel sorunlarının içinde kaybolup gitmiyorlar her şeye rağmen başka dünya arayışını sürdürmeye çabalıyorlar.

Yazar, hem metnin olay akışını tek çizgide sürdürmemek hem salt bireyler arası ilişkiler odaklı bir kitap olmasının önüne geçmek hem de metnin katmanını genişletmek için karakterleri arasındaki E-posta mektupları devreye sokmuş. Ayrıca, bu mektuplar zamanın kaygılarının metne sızması için işlevselleştirilmiş. Örneğin: Eileen yazdığı bir E-postada şöyle söylüyor: “Bence tarihsel bir kriz döneminden geçtiğimiz açıkça söylenebilir; bu düşünce toplumda da genel kabul görüyor gibi. Demek istediğim bu krizin görünür belirtileri, örn. seçim politikalarında meydana gelen öngörülmemiş büyük kaymalar, geniş kesimlerce anormal fenomenler olarak yorumlanıyor. Hatta toplu halde boğulan mülteciler ya da iklim değişikliğinin tetikleyip durduğu afetler gibi nispeten daha çok ‘bastırılan’ yapısal belirtiler bile bir noktaya kadar aynı siyasi krizin tezahürleri olarak yorumlanıyor bence.”

Kriz kelimesinin dünya gündemine yapışıp kaldığı bir çağdan sesleniyor Rooney’in karakteri dikkat çektiği mesele hepsinin bir bütün içinde kaybolup gitmesi. Evet, dünyanın tarihsel bir kriz ânında olduğu doğru belki ama bu kelimenin etrafında dönüp durmak her şeyin açıklaması olarak “kriz” kelimesine başvurmak sorunlu çünkü bu söylemin sorunların asıl faillerini görünmez kılan bir yanı var, Eileen’in işaret etmeye çalıştığı da sanırım bu. Sonrasında eklediklerinin de şimdide anlamını bulabiliriz, şöyle diyor karakter: “Bildiğim kadarıyla araştırmalar son birkaç yıldır insanların daha çok haber okuduğunu, güncel olayları daha yakından takip ettiğini gösteriyormuş.”

Enformasyonun hızlı olduğu bir dönemde yaşıyoruz, daha çok haber takip edip, daha çok dünyada yaşananların farkında oluyoruz, bilmemenin, tanık olmamanın imkânsızlaşmasının getirisiyle devamlı şikâyet ediyoruz ancak değişim için attığımız adım genellikle kısa kalıyor. Bu da artık neredeyse klişe haline gelmiş olan Baudrillard’ın şu cümlesini getiriyor akla: “Herkesin her şeyden haberdar olup, hiçbir şey yapamadığı, her şeyle dayanışma içinde görünüp, yerinden bile kıpırdamadığı bir dünyada yaşıyoruz.”1 Rooney, böyle bir dünyadan yani şu an yaşadığımız anlardan okura seslenirken, karakterlerin fikirlerinde de bunun yansımasını görüyoruz mesela başka bir E-postada şunu yazıyor Eileen: “Başka türlü yaşamak istiyorum: ya da bir gün başkalarının başka türlü yaşayabilmeleri için gerekiyorsa ölmek istiyorum. Ama internette gezindiğimde uğruna ölünecek bir fikir göremiyorum. Oradan çıkan tek fikir, gözümüzün önünde gerçekleşen insanlık faciasını seyretmeye devam etmemiz ve en sefil, en ezilmiş olanların dönüp bize nasıl engel olacağımızı söylemesini beklememizmiş gibi geliyor.” Günümüzde insan türü felaket seyirciliği içinde kaybolmuş gibi bir his uyandırıyor gerçekten de her şeyi bilip çıkış için bir şey yapamamak, yapılsa bile sistemle bağı tam olarak koparamamak sanırım durum böyle özetlenebilir. Karakterin serzenişi bu açıdan epey tanıdık geliyor bu nedenle.

Devamlı şikâyet edip sistemden kopamama durumu, kendini romancı olarak tanımlayan Alice karakterinde belirginleşiyor. Alice sosyalist fikirlere sahip olduğu sezdirilen bir karakter, yaptığı işin piyasanın parçası olduğunun, kitaplarına dair katıldığı etkinliklerin hiçbir şeye hizmet etmediğinin bilincinde ama konfor alanını terk edemiyor, kavuştuğu şartları olumlamıyor ama farklı olmasını istiyor gibi de görünmüyor. Bu çelişki, Eileen’in bu konuda kendisini eleştirdiği bir E-postanın cevabına şöyle yansıyor: “Tanıtım etkinliklerinden uzak duracağımı söyleyip sonra kitabımı tanıtmak için Roma’ya gittiğim için de üzgünüm çünkü insanları yüzüstü bırakmayı sevmeyen korkağın tekiyim. Fazla para kazandığımı ve sorumsuzca yaşadığımı söylemekte haklısın. Canını sıktığımı biliyorum, ama kendiminkini de en az o kadar sıkıyorum…”

Türkiye’de daha çok “Normal İnsanlar” kitabıyla tanınan Sally Rooney, bahsettiğimiz “Güzel Dünya Neredesin” adlı kitabında da günümüz insanını anlama çabasını devam ettiriyor. İçinde yaşanan zamanın kaygılarını anlatıya taşımak çetrefilli, yaşadığımı neden okuyayım diye düşünebilir okur ancak Rooney yaşama yansıyan kaygıların yersiz olmadığını, bunun insan türünün hayatını nasıl etkilediğini gözlemleyip, sıkmadan anlatabilen bir yazar bana kalırsa. Bu açıdan “Güzel Dünya Neredesin” her şeye rağmen başka bir dünya arayışını bırakmayan okurun ilgisini çekebilecek bir metin.

Köşe Yazıları Haberleri