“Süper sömürü”de ücretleri baskılamak... Daniska insafsızlık!

Enflasyondan ücretler sorumlu olamaz çünkü; İSO 500’de katma değeri içindeki ücret payı %55,7’ten % 26,9’a gerilemiştir. İSO 500’de “sömürü oranı” %78 düzeyinden 2022’de %271,7’ye sıçramıştır. Ekonomide ortalama kâr katsayıları 0,14’ten, 2021’de 0.21’e yükselmiştir. 2015 sonrasında ücret gelirlerinin milli gelir içindeki payı %30,9’dan, 2021’de %25,6 gerile(til)miştir.

İBRAHİM EKİNCİ


İktisat ve Toplum Dergisi’nde, Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Erinç Yeldan ve Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse’nin ortak yazısının konusu, daha doğrusu yazının bizatihi nedeni, bakan Şimşek’in “ücretleri enflasyonun başlıca nedeni” olarak göstermesi.

Hocalar diyor ki, “değil.”

Eğer hocalar haklıysa Şimşek enflasyonla mücadeleye yanlış bir yerden tutarak başlamış oluyor. Nereden tutuyor? Tüm ortodoks istikrar programlarının merkezinde yer alan ve “fiyat istikrarının” maliyetini her zaman geniş halk yığınlarına yüklemeyi öngören anlayıştan tutuyor. Sadece ezber değil bu. Sermayeci bir tercih.

Hocalar, öncelikle kapitalist merkez ekonomilerinde IMF uzmanlarınca da mahcupça kabul gören “kar itilimli” (kar çekişli) enflasyona dikkat çekiyorlar. Sadece Marksist ya da heterodoks iktisatçıların değil, IMF uzmanları da dahil bazı ortodoks iktisatçıların da bu sonuca vardıklarını örneklerle anlatıyorlar.

Peki ya bizdeki? Bizdeki için de ispat var makalede.

Hocalar, Türkiye sanayi sektöründeki en büyük 500 şirketin bölüşüm dinamiklerine daha yakından bakarak, ardından kâr marjlarının enflasyon etkisini sorgulayarak ve Türkiye’de yaşanan enflasyonun ücretlerle bir ilişkisi olmadığını, yaşadığımız sürecin küresel kapitalizmdeki örneklerine benzer şekilde kârları koruyan, yani kâr itilimli bir süreç olduğunu gösteriyorlar. Makaleden aldığım bazı tespitler şöyle:

- İSO 500’ün katma değeri içindeki ücret paylarının 2004-2015 arasında ortalaması yüzde 55,7’tir. (…) 2018’de yüzde 54,7 olan ücret payları dört yıl gibi kısa bir sürenin ardından yüzde 26,9’a gerilemiştir. Benzer bir eğilim ikinci 500 için de geçerlidir. Bu gurubun 2015’te yüzde 56,5 olan ücret payları 2021 yılında yüzde 36,7’ye düşmüştür.

Süper sömürü ne demek?

- İSO 500’de “sömürü oranı” 2003-2015 döneminde ortalama yüzde 78’ler düzeyindeydi. Bu değer 2015 sonrası hızlanan enflasyon ve reel ücretlerdeki çöküş ile 2021 yılında yüzde 210,6 ve 2022 yılında yüzde 271,7 düzeyine sıçramıştır. Benzer bir eğilim İSO ikinci 500 için de geçerlidir. Bu grubun 2004-2015 arası ortalama yüzde 57,6 olan sömürü değerleri 2021 yılında yüzde 177,8 düzeyine ulaşmıştır.

- Sonuç olarak sermaye büyüdükçe sömürü oranları artsa da tüm bulgular özellikle 2018 ve sonrasında genel olarak ekonomide bir tür “süper sömürü” ilişkisinin giderek yaygınlaştığı izlenimi güçlendirmektedir.

- Enflasyonun parasal genişleme ya da ücret artışlarından kaynaklandığı ezberi, ne küresel ekonominin merkez hükümran ekonomileri ABD ya da AB ülkelerinin, ne de bir çevre ekonomisi olarak Türkiye’nin gerçekleriyle bağdaşmaktadır. Neredeyse bir dogmaya dönüştürülmüş bu ortodoks inanç, enflasyonun kökeninde yatan dinamikleri tamamen görmezden gelmekte; enflasyonla mücadeleyi bir talep kısma reçetesine indirgemektedir. Parasal daralma, kamu maliyesinde kemer sıkma ve ücretlerin baskılandırılması bu reçetenin üç aracıdır.

- Covid-19 Pandemisi’nin ardından küresel ekonomide ortaya çıkan (İMF verilerine göre 2020-2022 arasında yüzde 3,2’den yüzde 8,7’ye yükselen) fiyat artışları, enflasyonun nedeni üzerine sürdürülen eski tartışmaları yeniden körükledi. Sürecin somut analizini öne çıkaran yapısalcı/heterodoks gelenekten gelen bir dizi iktisatçı, mevcut enflasyon dinamiklerinin ardında öncelikle tekelci piyasa koşullarında sürdürülen kâr savaşımının yattığını ve ücret hareketlerinin enflasyon sürecini açıklamakta tümüyle yetersiz kaldığını açıkça ortaya koydular.

- (Çok sayıdaki çalışmadan biri olan Bivens’in çalışmalarına göre) 2020.Ç2-2021.Ç4 arasında finans-dışı şirketlerin birim fiyatlarındaki artışın %53,9’u kâr artışlarından kaynaklanmakta, birim ücret maliyetlerindeki artışın katkısı ise sadece %7,9 civarda kalmaktadır.

- Kâr itilimli enflasyonun Avrupa ekonomilerindeki dinamiklerine yönelik bir başka bulgu ise IMF çalışanlarına ait. Hansen, Toscani ve Jing Zhou (2023) AB ekonomilerinde tüketici fiyatlarındaki artışın yüzde 40’ının ithal girdi maliyetlerinden, yüzde 45’inin kâr oranlarındaki artıştan kaynaklandığını; sadece yüzde 4,5’inin nominal ücret maliyetlerindeki artışlara bağlanabileceğini ortaya koydular. Daha da önemlisi IMF yazarlarına göre, “AB’de enflasyonun geriye çekilebilmesi için kâr katsayılarının 2015 düzeylerine geriletilmesi” gerekmektedir.

- TÜİK ve TCMB verileri, (tarım dışı) Türkiye ekonomisinin bütünü göz önüne alındığında ortalama kâr katsayılarının 2015’te 0,14’ten, 2021’de 0.21’e yükseldiğini (yani 7 puan arttığını), sanayide ise kâr katsayılarının aynı dönemde 0.12’den 0.19’a çıktığını ortaya koyuyor. Şekil 4’ün sol dikey eksende kâr katsayılarını, sağ dikey eksende ise TCMB EVDS’den aktarılan sektörel Üretici Fiyat Enflasyonunu sergilenmektedir. Üç serinin zaman içindeki neredeyse örtüşen eşanlı hareketliliği “kâr katsayıları ile enflasyon” arasındaki yapısal bağı açıkça ortaya koyuyor ve kâr katsayılarındaki yükselişin enflasyon dinamiklerinin ardında yatan önemli bir itici güç olduğunu belgeliyor.

Mart 2024 sonrası neoliberalizme katıksız dönüş gündemdedir

- Türkiye ekonomisinde 2015 sonrasında ücret gelirlerinin milli gelir içindeki payı %30,9’dan, 2021’de %25,6 gerile(til)miştir. Yukarıda tarımdışı (sanayi ve hizmet) sektörleri üzerine derlediğimiz detaylı veriler bu eğilimin ardındaki ana mekanizmanın reel ücretlerdeki gerilemeden kaynaklandığını göstermektedir.

(…) Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinde üretici fiyatlarının ardındaki dinamiklerin ücret maliyetlerinden değil, kâr itilimli baskıların yattığı (aynı kapitalizmin merkez ekonomilerinde de yaşanmakta olduğu gibi) gözlenmektedir. Kuşkusuz ki, böylesine bir “satıcı enflasyonu” süreci, ancak eksik rekabetçi/ tekelci bir ekonomik yapıda mümkün olabilirdi.

- Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına ağır bir bölüşüm şoku, toplumsal bunalım ve kronik dış bağımlılık içinde giriyoruz. Ekonomi yönetimi, uluslararası finans kapitalin güveneceği bir ekibe devredildi. Mart 2024 seçimleri, enflasyon hedeflemesine tam dönüşü engellemektedir. Orta Vadeli Program bu uyumsuzluğu yansıtan bir belgedir. Mart 2024 sonrasında küreselleşmeci neoliberalizme katıksız dönüş gündemdedir.

Makaleyi okumanızı tavsiye ederim. Ancak söylemem gerek, bu enflasyonun niteliği ile ilgili talep mi kar çekişli mi olduğuyla ilgili bir makale. Eğer şimşek yanlış yerden tutuyorsa doğru yer neresi? Önümüzdeki hafta Prof. Ensar Yılmaz’ın önerilerini yazacağım.

Köşe Yazıları Haberleri