Ukrayna işgali: Devir değişirken basın havaya bakıyor

Savaşın başından beri “NATO’culuk-Rusçuluk” tartışmaları sürüyor. İşgalin ilk günlerinde birkaç gazeteci “sahaya” koşup geri döndü, Ukrayna üniformasıyla poz verenler oldu, o kadar!

Yazı işlerinde çalıştığım yayınlarda, çoksatan gazetelerin “haberi nasıl verdiği”, önemli bir işaretti. Zira Türkiye’de gazetecilik, kritik dönemlerde (darbe, savaş, işgal) ve konularda (hak ihlalleri, dini hassasiyetler, tabular) mayınlı tarlada yürümek demekti. Hâlâ da öyle.

Bir yayın kuruluşunun “haberi nasıl gördüğü” veya “görmediği”, yayının karar vericileri hakkında çok şey anlatır... Çünkü ekonomiden siyasete, sosyal sorunlardan futbola, hangi konuda olursa olsun- manşete çekilen, haber yapılmaya değer görülen konuların seçimi ve sunuş biçimi, yayın politikasının özetidir.

Yüzde 90’ından çoğu iktidarın kontrolünde olan Türkiye medyasında sansür ve oto sansür uzun zamandır kanıksandı. Bu anlamda ulusal medyanın, Putin medyasından pek bir farkı yok. (1)

Geriye kalan yüzde onluk kesime “özgür, bağımsız veya alternatif” medya deniyor. Eleştirel, çoğulcu, sorumlu yayıncılık ancak bu mecralarda mümkün. Gerçekte bu ne kadar başarılıyor, ayrı yazı konusu.

Basındaki çoğulculuk yok edilince sadece Dünya’daki gelişmelere bakış da bundan payını aldı. İnternet yayıncılığının haricinde Türkiye’deki yayınların çoğu Dünya’ya ya tamamen kapalı, ya son derecede dar bir pencereden bakıyor. Siyasi parti ve liderlerin iç ve dış politika vizyonu, medyaya birebir yansıyor.

Ukrayna’nın işgaline dair gelişmeler, Dünya’da bir numaralı haber konusuyken Türkiye basınında ancak sınırlı yer bulabiliyor. Peki neden?

TARİHİ DÖNÜM NOKTASI KİMİN UMURUNDA?

Gözümüzün önünde bir ülke, Karadeniz’deki komşumuz Ukrayna, işgal ediliyor. Mariupol darmaduman edildi, genç yaşlı kurşuna dizildi, Harkiv’de çatışmalar sürüyor, Kiev’e saldırı kapıda… Sıcak gelişmelerin haricinde, Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan propaganda haberle gerçeğin ayırt edilmesine, pek çok hayati konu tartışılıyor.

Daha önemlisi, Ukrayna’nın işgali sonrasında Dünya, büyük bir dönüşümün eşiğinde. Almanya Başbakanı Scholz, “Zeitenwende” (tarihi dönüm noktası) terimini kullandığından beri nasıl bir dönüşümün arifesinde olunduğu gündemde. (2)

Velhasıl AB’nin yapısından güvenliğe, silah yatırımlarından göç politikalarına, ekonomik kararlardan demokrasiye, iklim politikalarından stratejik hesaplara her şey, yeni baştan değerlendiriliyor. Pek çok uluslararası siyaset uzmanı, Ukrayna işgalinin Dünya için 11 Eylül, Irak işgali, COVID19 kadar önemli bir dönüm noktası olduğunu yazıyor. (3)

Ukrayna’ya giden deneyimli gazeteci dostlarımın anlattıklarına göre, bu savaş uzun sürecek ve çok sancılı olacak.

Türkiye basınına bakarsanız sanki bu gelişmelerden muafmışız gibi bir hava esiyor… Savaşın başından beri “NATO’culuk-Rusçuluk” tartışmaları sürüyor. İşgalin ilk günlerinde birkaç gazeteci “sahaya” koşup geri döndü, Ukrayna üniformasıyla poz verenler oldu, o kadar!

Haricinde, yayının siyasi eğilimine göre, muhalefet veya iktidarın dış politikasını esas alan bir yayın çizgisi tutturuluyor. Bir tarafta iktidarın “dengeci, çıkarcı” politikası, diğer tarafta muhalefet partilerinin dış politika vizyonu (ya da vizyonsuzluğu mu desek?) yayınlara da sirayet ediyor…

TEK ADAM MEDYASI KÖTÜ, YA DİĞERLERİ?

Ne olursa olsun, gazetecinin veya yayının siyasi pozisyonu, savaşın yıkımına ve siyasetteki etkilerini görmezden gelmeyi gerektirmez.

Örnekse Buça’da sivillerin öldürülmesi ve toplu mezarlar. (4) Rusya devletinin “yalan haber” iddiaları veya BM’nin “olayları araştıracağız” demesinin haricinde Türkiye basınında pek yer bulamadı. Saraybosna’daki sivil katliama benzer insanlık dışı suçlar Ukrayna’da işlenirken bu körlüğün sebebi ne? Öldürülenlerin etnik, milli, dini veya ideolojik kimliğine göre mi “önemine” karar veriliyor?

Daha da ilginci, muhalif bazı yayınların savaşı nasıl haberleştirdiği… Sıcak haberler bile doğru dürüst güncellenmiyor, Putin veya Zelenski’nin açıklamalarına, duruma göre yer veriliyor. Bu da resmin tamamını görmeye yetmiyor.

Vladimir Putin, basını ve muhalefeti sistematik olarak, yıllardır susturdu, hatta bizzat öldürttü. Oligarklarla yürüttüğü yolsuz düzenden ifade özgürlüğünün yok edilmesine, dünyadaki tüm “tek adam rejim”lerine örnek oldu. Bugün kendi ülkesine ve halklarına getirdiği yıkım, kurduğu sistemin bir sonucu.

Rusya halkının çoğunun olan bitenden haberdar olmadığı, gerçekten “Neonazilere karşı operasyon” yapıldığına inandığı yazılıyor. Neden? Çünkü eleştirel basının son kırıntıları da süpürülüp, atıldı. Sizi bilmem ama bana tanıdık geliyor!

Savaş denen felaketi, otoriter liderlerin tehlikesini, propagandayla gerçeği ayırt etmeyi ve basın özgürlüğünün önemini kamuoyuna anlatmak, basının görevi… Türkiye medyası, Ukrayna işgalini ve siyasal-sosyal-ekonomik sonuçlarını anlatmada çok yetersiz kaldı.

Fakat bu defa tek sorumlu, “tek adam rejimi” ve medyası değil.

OKUMA ÖNERİLERİ

1 - Türkiye ve Rusya’da ifade özgürlüğü: Aradaki 7 farkı bulabilecek misiniz? – Banu Tuna

2 - Putin’in Ukrayna’yı işgal etme kararıyla Soğuk savaş sonrası dönemin bitmesi ne anlama geliyor?- Allan Little

3- Bu savaş 11 Eylül, ABD’nin Irak işgali, IŞİD, Hong Kong’un Çin tarafında yutulması, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, COVID-19, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi gibi 21. yüzyılın diğer başat gelişmelerinden çok daha kalıcı ve derin, dönüştürücü küresel etkiler bırakacak.- Aydın Selcen

4 - Buça’daki toplu sivil ölümleri hakkında ne biliyoruz?

Köşe Yazıları Haberleri