Okulsuz Çocuklar 2- Okuldan sokağa, işten ölüme: Eğitimden kopan çocuklar anlatıyor

“Okula gidecekti ama işe gitti, şimdi toprağın altında”, “Bazı geceler başımı yastığa koyuyorum, ağlıyorum” diyen bir baba… “Ağlaya ağlaya okulu bıraktım” diyen bir kız çocuğu, “Okuldan çıkanlara bakınca utanıyorum” diyen kağıt işçisi bir çocuk, otobüse alınmayan bir öğrenci… Sistem eliyle birçok çocuk görünmeden kaybolurken geriye hayaller ve mücadele kalıyor…

GÜLSEVEN ÖZKAN

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde Ravive Kozmetik'te 8 Kasım 2025’te meydana gelen yangında 15 yaşındaki Nisanur Taşdemir de hayatını kaybetti. Nisanur ailesinin geçimini sağlamak istediği için liseye devam edememişti. Kansere yalanan babası Vedat Taşdemir’in anlatımına göre kızı okula gitmeyi çok istiyordu ama yoksulluk buna izin vermedi. Baba Taşdemir, içinde bulunduğu durumu “Ben yıllardır hastayım. 2015’ten beri kronik rahatsızlıklarım var, 2023’te de kansere yakalandım. Çalışamıyorum. Evde bakım parasıyla, engelli maaşıyla geçinmeye çalışıyoruz ama yetmiyor. Vallahi zor, billahi çok zor… Elektrik, su, diğer giderler, yiyecek… Her şey ateş pahası. Ne et alabiliyorum ne meyve… Ayda bir tavuk alabilirsek şükrediyoruz” sözleriyle anlattı. Kızının aslında okuması gerektiğini ama şartların buna izin vermediğini söyleyen baba Taşdemir şöyle devam etti:

“Nisanur okumak istiyordu ama evde durumun kötü olduğunu gördü. Bana dedi ki ‘Baba sen hastasın, biz geçinemiyoruz. Ben çalışacağım.’ Ben istemedim, gitme dedim ama dinlemedi. Arkadaşları da çalışıyormuş, o da gitti."

Babam Taşdemir, kızının ölümünü anlatırken gözyaşlarına hakim olamayarak, “Benim çocuğum bana destek olmak için çalışmaya gitti. Orada yangın çıktı ve yandı benim kızım, yandı… Şimdi toprağın altında. Ben ne diyeyim? Yoksulluk kızımı elimden aldı. Okula gitmesi gereken çocuk işe gitti, orada can verdi.”

“Bazı geceler başımı yastığa koyuyorum, ağlıyorum”

Şu an tedaviye bile ulaşmakta zorlandığını ifade eden Taşdemir, yaşadığı çaresizliği, “Hastaneye gitmekte bile zorlanıyorum. Yol parası yok. İlaç yazdırmam lazım, gidemiyorum. İki gündür yataktan kalkacak halim yok. Böyle bir hayat olur mu? Diğer çocuklarımı okutmak istiyorum ama gücüm yetmiyor. Bazı geceler başımı yastığa koyuyorum, ağlıyorum.”

Geride iki çocuğunun kaldığını söyleyen baba, onların geleceği için endişe duyduğunu “Bir kızım daha var, lisede okuyor. Onu da zorla okutuyoruz. Diğer oğlum iş bulursa çalışıyor, bulamazsa yok. Benim tek korkum, diğer çocuklarımın da aynı kaderi yaşaması” sözleriyle dile getirdi.

“Ağlaya ağlaya okulu bıraktım”

Nisanur’un ardından karşımıza bu kez eğitim hakkı elinden alınan Ayşe çıkıyor. İstanbul Sancaktepe’de çocuk yaşta eğitim hayatından koparılanların yaşamı fırsat eşitsizliğinin çarpıcı sonuçlarını ortaya koyuyor. Henüz 14 yaşındayken gözyaşları içinde okuldan ayrılmak zorunda kalan Ayşe, şimdi sigortasız ve neredeyse asgari ücretle çalışıyor. Ayşe, eğitim hayatının nasıl yarım kaldığını kendi sözleriyle anlattı:

“Sekizinci sınıftaydım. İmam hatip ortaokulundaydım ve çok başarılıydım, hocalarım da beni destekliyordu. Spor lisesine gitmemi istiyorlardı. Voleybol oynuyordum, beden eğitimi öğretmeni olmaktan başka bir şey düşünmüyordum. Okulda aktif biriydim, şiir okurdum, etkinliklere katılırdım. Hatta yurt dışı projesi için teklif geldi. Onu bile kabul edemedim. Ailem okula gidip konuştu. Kimse ‘neden bırakıyor’ diye peşime düşmedi. Müdürden ya da başka birinden gelip ‘geri dön’ diyen, arayan soran olmadı."

Okuldan kopuş sürecini anlatırken en büyük etkenin kız çocuğu olması ve aile içi ekonomik sıkıntılar olduğunu, “Kızdım ve babam okutmak istemedi. Annem de ses çıkarmadı. Evde durum kötüydü. 13 yaşından beri çalışıyorum.Destek olayım diye başladım ama sonra tamamen okul bitti” diyerek anlattı. Okulu bırakmak zorunda kaldığı günü unutamadığını belirten Ayşe o anı şöyle ifade ediyor:

“Çok ağladım. Gerçekten çok ağladım. Okumak istiyordum. Yengem bile ‘Ben destek olurum, okutun’ dedi ama olmadı. Kimse masaya yumruğunu vurmadı, 'gidecek' demedi."

Bu sözler ardından yengesi devre girip, “Annesi kapı duvar oldu, ne yapıysam olmadı. Çok istiyordum okusun ama ikna edemedim kimseyi” derken Ayşe anlatmaya devam etti. Bugün geldiği noktada, çalışmanın zorunluluk olduğunu vurgulayan Ayşe, eğitim alamamanın hayatını nasıl etkilediğini şu sözlerle dile getirdi:

“Tekstilden nefret ediyorum ama başka çarem yok”

“Şu an bir mesleğim yok. Hangi işe girsem orada kalıyorum. Çiğ köftecide çalıştım, markette çalıştım. Şu an tekstilde çalışıyorum. Üç makineyle küçük bir yerde dikiş dikiyorum, sabah sekizde gidip akşam yediye kadar. Sigortam yok. Günlük kazandığım yetmiyor. Çalışma koşulları çok kötü. Tekstilden nefret ediyorum ama başka çarem yok. Gece gündüz çalıştığım oluyor.”

Ailesiyle yaşadığı zorlukların da yükünü taşıdığını anlatan Ayşe, evdeki sorumlulukların büyük kısmının kendisine kaldığını şöyle ifade etti:
“Dört kardeşiz. Küçük olanın okuması gerekiyor. Evde herkes kendi halinde ama sorumlulukların bana kaldığını hissediyorum. İnsan bazen dayanamayınca sinirleniyor, evde tartışmalar oluyor.”

Eğitim hayatına devam edememiş olmanın en ağır tarafının ise hâlâ içinde taşıdığı “okuma isteği” olduğunu, “Okula gidenleri görünce içim gidiyor. Gerçekten üzülüyorum. Ben de okuyup bir meslek sahibi olmak isterdim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak isterdim. Hayallerim yarım kaldı. Okumayı çok isterdim abla” diyerek anlattı.

“Okuldan çıkan çocuklar bana bakınca pismişim gibi hissediyorum, üzülüyorum”

İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde yaşayan kağıt işçisi 15 yaşındaki Emre ise “11 kardeşiz. Hepsi okuyor, ben de onların okuyabilmesi için çalışıyorum. Kira ödüyoruz” diye özetliyor hikayesini.

Ortaokuldan sonra eğitimine devam edemediğini belirten Emre, “Okumak isterdim ama maddi durumum yüzünden gidemedim” sözleriyle yaşadığı zorluğu dile getiriyor. “Sabah 10 gibi işe başlıyorum, akşam 8-9’a kadar sürüyor, bazen 10’u buluyor” diyen Emre, kazandığı parayı babasına verdiğini söylüyor. Beslenme koşullarının da sınırlı olduğunu ifade eden Emre, “Et yiyemiyoruz, genelde tavuk yiyoruz, o da iki haftada bir. Meyve dahil her istediğimizi alamıyoruz. Eve gelip yemek yiyorum, yine sokağa gidiyorum" diyerek anlatıyor.

“Hayalim, temiz iş olsun isterdim”

“Okuldan çıkan çocukları görünce üzülüyorum. Biraz utanıyorum da. Çok pismişim gibi hissediyorum, öyle görüyorlar diye düşünüyorum. İnsanlar bakınca kötü hissediyorum” diyen Emre, öğretmenlerinin kendisini okula çağırdığını ancak bunun ötesinde bir destek sunulmadığını söylüyor. Emre, “Öğretmenim ‘gel’ diyordu ama maddi durumum yüzünden gidemedim. Müdür ya da başka biri gelip ‘yardım ederiz, okula dön’ demedi” ifadelerini kullandı. Daha “temiz bir işte” çalışmak istediğini dile getiren Emre, hayalini ise “Temiz iş olsun isterdim. Okusaydım belki polis olurdum” sözleriyle anlatıyor.

Tarım işçisi Hayriye: “Zor koşullar nedeniye okulu bıraktım"

Artık sınıf yüzü görmeyen veya nitelikli eğitimden uzak olanlar arasında mevsimlik tarım işçisi olarak çalışanlar da var. Şanlıurfa Barosu tarafından hazırlanan “Urfa İlinden Başka İl ve İlçeler Giden Mevsimlik Tarım İşçileri 2024” adlı raporda tarım işçilerinin gittikleri çalışma alanlarında görüşmeler de yapıldı. Raporda yer alan bilgilere göre konuşulan kişiler arasında çok sayıda çocuk vardı. Üstelik temiz suya, gıdaya ve sağlıklı barınma koşullarından uzakta. Bunlardan biri Şanlıurfa’dan Ankara Şereflikoçhisar’a giden tarım işçisi Hayriye. Çocuk işçi Hayriye, “Urfa Eyyübiye’den geliyorum. 16 yaşındayım, zor çalışma koşulları nedeniyle okulu bıraktım. 11 yaşında, 12 yaşında, 13 yaşında kız kardeşlerimle tarlada çalışıyoruz. Babam da bizle çalışıyor. Annem yemek yapıyor, evi temizliyor. Biz dört kişi tarlada çalışıyoruz. Çalışmasaydım ne yapardım sorusunu hiç düşünmedim. Hayalim yok aslında” dedi.

Çocuk işçi K. İse, “Ben on yaşındayım. Beşinci sınıfa gidiyorum. Burada okula gidiyoruz. 2 saat falan kalıyoruz. Öğretmenimiz bize ödev vermiyor. Defterlerimiz okulda kalıyor akşam eve geldiğimiz zaman ders çalışmıyoruz” diye konuştu. Çalışmaya göre çocuk işçiler ardında kız çocukları daha fazlaydı.

Raporda17 yaşındaki çocuk işçi K.'nın "Bir keresinde Fatsa’da çocukların işçi olarak çalışıp çalışmadıklarını denetlemek için geldiler. Tam o sırada bir çocuk işçi yanımızdaydı ve biz onu hemen sakladık. Bize dediler ki 'çocuk işçi görürsek para cezası' yazarız. Bu olay geçen sene olmuştu. Fatsa’da 2022 yılında 11 yaşında Viranşehirli bir çocuk çalışmaya ara verdiği sırada yamaçtan düşerek denizde boğuldu ve aile cesedini bulamamıştı" ifadelerine yer verildi.

Açıköğretim de işe yaramıyor

Bu hikayenin ardından göçle birlikte eğitimden kopan bir çocuğun sözleri dikkat çekiyor. Sistem içinde görünse de aslında dışında kalan Samet’in anlattıkları takip mekanizmalarının sahada neden yetersiz kaldığını gösteriyor.

Sancaktepe’nin sokakta yürürken konuştuğumuz 14 yaşındaki Samet, yoksulluk nedeniyle eğitim hayatını bırakıp çalışma hayatına nasıl dahil olduğunu anlatıyor. Kars’ta okula giderken ailesiyle İstanbul’a taşındıktan sonra okuldan kopmuş. “Buraya geldikten sonra okul işi bitti abla. Kimse de gelip 'neden bıraktın?' diye sormadı” diyor. Açık öğretim sistemine yönlendirildiğini ancak eğitimi tamamlama sürecinin net olmadığını dile getiren Samet “Şu an kayıt işi de tam belli değil, parayla da alabiliyorsun herhalde, çok bilmiyorum, diploma alsam iyi olur” diyor. Geçimini sağlamak için ağabeyiyle birlikte inşaatta çalışan Samet, geleceğe dair “Gençlikte bir şey yok abla, hiçbir düşüncem yok, öyle yani...” diyor.

Devamsızlığı olan çocukların takibi sağlıklı yapılmıyor

Türkiye 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi uygulanıyor. Ancak devamsızlık eğitim sisteminde çocukların örgün eğitimden kopuşunun en kritik aşaması olarak öne çıkıyor. Okullarda öğrencinin derse gelmediği günler e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi üzerinden kayıt altına alınırken, belirli bir süreyi aşan devamsızlıklarda okul yönetimleri velilerle iletişime geçiyor, ziyaretler yapılıyor. Süreç ilerledikçe resmi uyarılar, bilgilendirmeler yapılıyor, rehberlik servisleri devreye giriyor ve öğrencinin yeniden okula kazandırılması için aile ziyaretleri gerçekleştiriliyor. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri de devamsızlık verilerini izleyerek okullardan önleyici tedbirler alınmasını istiyor. Tüm uyarılara rağmen öğrencinin okula devam etmemesi durumunda süreç idari boyuta taşınıyor. 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu kapsamında velilere idari para cezaları uygulanabiliyor; uygulamada bu cezaların güncel tutarı yeniden değerleme oranlarıyla günlük 250 lira civarında oluyor. Devamsızlık nedeniyle başarısız sayılan öğrenciler, öğrenim hakları devam ediyorsa bir sonraki yıl yeniden örgün eğitime yönlendiriliyor. Öğrenim hakkını tamamlayanlar ise açık öğretim liseleri ya da mesleki eğitim merkezlerine yönlendirilerek eğitim hayatına farklı kanallar üzerinden devam etmek zorunda kalıyor. Devamsızlığın kronikleşmesi halinde dosya sosyal hizmet birimlerine taşınabiliyor. Gerekli görülürse Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sürece dahil olarak çocuğun eğitim hakkının korunmasına yönelik müdahalelerde bulunabiliyor. Ancak sahadaki uygulamalarda, kurumlar arası koordinasyon eksikliği ve takip yetersizliği nedeniyle bu mekanizmaların her zaman etkili işlemediği, bu yüzden bazı çocukların sistem dışında kaldığı görülüyor.

NOT: Haberde çocukların adları değiştirilmiştir.

Haberleri