MÜZEYYEN YÜCE
Türkiye’de emniyet teşkilatı son on yılda kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçti. Bu süreç yalnızca idari bir yeniden yapılanmayla sınırlı kalmadı; eğitim modeli ve personel alımından sahadaki işleyişe kadar uzanan köklü bir paradigma değişimini de beraberinde getirdi. Özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında hız kazanan bu dönüşümün, teşkilatın insan kaynağı yapısını ve mesleki kültürünü doğrudan etkilediği değerlendiriliyor.
Yazı dizisinin ilk üç bölümünde; polislerin anlatımları, uzman görüşleri ve hayatını kaybeden personelin yakınlarının tanıklıkları üzerinden artan iş yükü, mobbing iddiaları, meslekten kopuş ve intihar vakaları ele alındı. Ortaya çıkan tablo, sorunların bireysel değil, yapısal dönüşümle bağlantılı olduğuna işaret ediyor.
Son bölümde ise hem bu dönüşüm sürecini inceledik hem de uzun yıllar teşkilatın farklı kademelerinde görev yapan emekli emniyet müdürü İrfan Bayar ile geçmiş ve bugün arasındaki farklar ile sahaya yansımalarını konuştuk.
“10 yıldaki yapısal değişimler sorunu derinleştirdi”
41 yıllık meslek hayatında Polis Koleji’nden başlayarak emniyet müdürlüğüne kadar yükselen Bayar, özellikle son yıllarda artan polis intiharlarının çok boyutlu ele alınması gerektiğini ifade ederek, “Bugün yaşananlar tek bir nedene indirgenemez. Uzun çalışma saatleri, mobbing, ekonomik sorunlar zaten vardı. Ama son 10 yılda bunların üzerine eklenen yapısal değişimler, sorunu daha derin hale getirdi” diyor.
Erken yaşta polis yetiştirme modeli terk edildi
2016 yılı öncesinde emniyet teşkilatının personel yetiştirme sistemi, uzun vadeli ve kademeli bir eğitim modeline dayanıyordu. Bu yapının en dikkat çekici ayağını, lise düzeyinde öğrenci kabul eden Polis Koleji oluşturuyordu.
Polis Koleji mezunları, doğrudan Polis Akademisi Başkanlığı bünyesindeki 4 yıllık lisans eğitimi veren akademiye geçiş yaparak amir sınıfının temel kaynağını oluşturuyordu. Bu sistemin erken yaşta mesleki aidiyet kazandırmayı ve kurumsal kültürü içeriden inşa etmeyi hedeflediğini anlatan Bayar, 2015 yılında çıkarılan yasa ile bu sistemin tamamen terk edildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Böylece emniyet teşkilatında erken yaşta personel yetiştirme modeli de sona erdi.”
Akademi yapısı baştan aşağı değişti
2016 sonrası dönemde Polis Akademisi Başkanlığı yalnızca bir eğitim kurumu olmaktan çıkarılarak, tüm polis eğitim sistemini yöneten merkezi bir yapıya dönüştürüldü.
Bu kapsamda farklı eğitim kanalları oluşturuldu:
* Polis Meslek Yüksekokulları (PMYO): Lise mezunlarına yönelik 2 yıllık eğitim
* Polis Meslek Eğitim Merkezleri (POMEM): Lisans mezunlarına kısa süreli polislik eğitimi
* Polis Amirleri Eğitim Merkezi (PAEM): Komiser yardımcısı yetiştirme programı
Yeni modelle birlikte eğitim süreleri kısalırken, alımlar daha esnek ve dönemsel hale getirildi. Bu durum, özellikle artan personel ihtiyacının hızlı karşılanmasını amaçlayan bir sistem olarak öne çıktı.
Polis ve amir alımlarında yeni dönem
Günümüzde emniyet teşkilatına personel alımı çoklu kanallar üzerinden yürütülüyor. Polis memuru alımları; PMYO (lise mezunları), POMEM (lisans mezunları) üzerinden yapılırken, süreçte yazılı sınav, fiziki yeterlilik ve mülakat aşamaları yer alıyor.
Amir (komiser yardımcısı) alımları ise PAEM üzerinden gerçekleştiriliyor. Adaylar genellikle lisans mezunlarından seçiliyor. Yazılı sınav, fiziki yeterlilik ve mülakat süreçlerinden geçiliyor. Bu sistemle birlikte, teşkilata farklı eğitim geçmişlerinden gelen aday katılımları da arttı.
Yeni sistemle birlikte dışarıdan alımların artmasının, mesleki aidiyeti zayıflattığını savunan Bayar, polisliğin giderek bir “alternatif meslek” haline geldiğini söylüyor.
Polis Koleji ve Polis Akademisi kökenli bir yönetici olarak Bayar, eski sistem ile yeni model arasındaki farkı ve sahaya yansımalarını ise şöyle anlatıyor:
“Eski sistemde ortaokuldan itibaren disiplinli bir eğitim sürecine girerdiniz. Psikolojik testler, sağlık kontrolleri… Meslek sizi baştan şekillendirirdi. Sonra polis kolejleri kapatıldı, polis akademileri de ‘güvenlik’ akademilerine dönüştü. Polis Koleji ve akademi aynı zamanda bir kültür inşa ederdi. Şu an o yapı yok. Bugün birçok genç ekonomik sebeplerle polis oluyor. Kendi alanında iş bulamayan, ‘bari polis olayım’ diyen bir profil var. Bu çocukların hiçbirinin hayali polis olmak değildi. Kendi mesleklerini yapmak istiyorlardı. Ancak ülkede bu alanı kendilerine yaratamayan gençler, ‘kendi mesleğimi yapamıyorum; bari polis olayım’ diyerek bu mesleğe girdi. Sonrasında da kronikleşen ağır çalışma koşulları, uzun mesailer, mobbing gibi sorunlar da gelince yıpranma arttı. Bu durum mesleğe bağlılığı zayıflattı. Nitelik düştü.
“Kurumsal yapı yeniden şekilleniyor”
İrfan Bayar’a göre iki dönem arasındaki en belirgin fark, yalnızca eğitim süreleri değil, aynı zamanda kurumsal yapı ve meslek içi sosyalleşme biçimi. 2016 öncesi model, uzun süreli eğitim, erken yaşta mesleki aidiyete dayanırken, 2016 sonrası modelle kısa süreli eğitim, dışarıdan yoğun personel alımı öne çıktı.
Bayar, bu değişimin, teşkilat içinde daha heterojen bir yapı ortaya çıkardığını, kurumsal kültürün yeniden tanımlandığı bir süreci de beraberinde getirdiğini vurguluyor.
“Emniyetteki dönüşüm çok boyutlu ‘kurumsal patoloji’ sorununu ortaya çıkardı”
Eğitim sürelerinin kısalması, mülakat süreçleri ve mesleki hazırlık düzeyi gibi birçok noktada da sorunlara yol açan bu sistemin sadece personel ihtiyacına hızlı yanıt verilmesini sağladığını belirten Bayar’a göre bu dönüşüm, yalnızca idari bir reform olarak değil; aynı zamanda çalışma koşulları, meslek içi ilişkiler ve personel psikolojisi gibi alanlarda etkileri hissedilen çok boyutlu ‘kurumsal bir patoloji’ sorununu ortaya çıkardı.
Bayar, şu an teşkilat içinde yaygın bir tükenmişlik halinin söz konusu olduğuna vurgu yaparak meslekten kopuş ve intihar vakalarına uzanan süreci şu şekilde değerlendiriyor:
“Polis olmak hiçbir zaman kolay bir iş değildi. Ancak son 10 yılda özellikle daha da zor hale geldi. Emniyet teşkilatındaki dönüşümle polisin meslek kimlik aidiyeti zayıfladı, mobbingler arttı. Hiyerarşik yapı da zamanla bir baskı aracına dönüştü. Keyfi yer değiştirmeler, orantısız cezalar, denetimsiz amirler… Bunların temelinde liyakat sorunu var. Liyakat ortadan kalktığında kuruma olan güven de sarsılıyor. Tüm bunların yanında siyasi iktidarın bu süreçte daha ‘güvenlikçi’ bir politika ortaya koyması da polisin iş yükünü, çalışma saatlerini ve toplum ile karşı karşıya gelmesini de artırdı. Ekonomik kriz de polisi daha da derinden etkiledi. Ve ne yazık ki silah da her an yanında.”
Yapılan araştırmalara atıf yapan Bayar, “her dört günde bir polis intiharı” verisinin ise, durumun ciddiyetini ortaya koyduğunu belirtiyor.
Psikolojik destek mekanizmaları tartışmalı
Teşkilat içindeki psikolojik destek sistemlerinin etkinliğine ilişkin değerlendirmesi ise net:
“Bu mekanizmalar olması gerektiği gibi işlemiyor. Polisler ‘fişlenirim’ korkusuyla başvurmuyor. Oysa bu birimler güvenli alanlar olmalı. Nasıl bir kalp rahatsızlığı için doktora gidebiliyorsak, psikoloğa da aynı rahatlıkla gitmesi gerekiyor memurların. Ancak bu sistemde anlattıklarımız pek mümkün olmuyor.”
“Tablo artık ertelenemez bir sorun haline geldi”
Bayar, çözüm için kapsamlı bir yeniden düzenleme gerektiğini belirtiyor:
* Çalışma saatleri ve vardiya sistemi düzenlenmeli
* Ek görevler sınırlandırılmalı
* Bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalı
* Psikolojik destek erişilebilir hale getirilmeli
* Özlük hakları iyileştirilmeli
*Kurum kültürü yeniden inşa edilmeli.
“Bu adımlar çok daha önce atılmalıydı” diyen Bayar, mevcut tablonun artık ertelenemez bir sorun haline geldiğini vurguluyor.
Polis intiharları raporunda ne var?
Öte yandan İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü, polislerin özlük hakkında ve çalışma saatlerinde düzenlemeye gidileceğine ilişkin bir dizi açıklama yaptı. Yaşamlarına son veren tüm polislerle ilgili de bir araştırma ve soruşturma yürütülüyor. Müfettişler, intihar sürecini inceleyip rapor hazırlıyor. Geçen günlerde gazeteci Tolga Şardan, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun, yönetime bu konuda özel bir sunum yaptığını, ulaşılan sonuçları pek içi açıcı olmadığını yazdı. Biz de haberi hazırladığımız süreçte polis intiharlarına ilişkin İçişleri Bakanlığı kanallarından bir açıklama istedik ve bahsedilen raporu talep ettik. Ancak yoğun talebimize rağmen bakanlık kanallarından geri dönüş yapılmadı.