MÜZEYYEN YÜCE
Türkiye’de emniyet teşkilatında son yıllarda artan polis intiharları, artık görmezden gelinemeyecek bir tabloyu ortaya koyuyor. Bağımsız veriler, neredeyse her hafta bir polisin yaşamına son verdiğine işaret ederken; uzmanlar bu ölümlerin bireysel değil, doğrudan sistemsel sorunların sonucu olduğuna dikkat çekiyor.
Haftalık 60 ila 90 saate varan mesai süreleri, aylık bazda 240-300 saate kadar çıkıyor. Bu yoğun tempo; düzensiz yaşam, sosyal izolasyon ve tükenmişlik gibi ağır sonuçlar doğuruyor. Mobbing, amir baskısı ve ekonomik haklara ilişkin kronik sorunlar ise yıllardır dile getirilmesine rağmen çözülebilmiş değil. Uzmanlara göre bu koşullar, intihara giden sürecin temel risk faktörlerini oluşturuyor.
2,5 yılda 200’e yakın intihar
Polis intiharlarına ilişkin resmi verilerin sınırlı paylaşılması, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını da zorlaştırıyor. Ancak bağımsız kayıtlar ve saha verilerine bakıldığında son iki buçuk yılda 200’e yakın polis intiharı kayıtlara geçti. Emniyet İntiharları Dijital Anıt verilerine göre, 2024 yılında 73 polis yaşamına son verdi. 2025’te bu sayı 82’si aktif görevde olmak üzere toplam 93’e yükseldi. 2026 yılının ilk beş ayında kaydedilen en az 26 intihar vakası, ortalama olarak her hafta bir polisin hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Polis olmak tercih tercih değil, zorunluluk
Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın (Emniyet-Sen) 2024 yılında 15 bini aşkın polisin katılımıyla gerçekleştirdiği anket de teşkilat içindeki memnuniyetsizliği açıkça ortaya koyuyor. Araştırmaya göre polislerin yüzde 73’ü mesleği ekonomik gerekçelerle tercih ettiğini belirtirken, idealist nedenlerle bu mesleği seçenlerin oranı yüzde 18’in altında kalıyor.
Ancak ekonomik motivasyonla seçilen meslek, zamanla ciddi bir memnuniyetsizlik kaynağına dönüşmüş durumda. Ankete katılanların yüzde 81’i görevlerinden memnun olmadığını ifade ederken, yüzde 97’si uzun ve düzensiz çalışma saatlerini en büyük sorun olarak gösteriyor. Bunu sahipsizlik hissi, mobbing ve ağır iş yükü izliyor.
Kısa süreli eğitimle polis olmak sorunları derinleştiriyor
Eski Organize Şube Amiri ve Güvenlik ve Suç Araştırmaları uzmanı Mustafa Böğürcü’ye göre polis intiharlarında 2016 yılı belirgin bir kırılma noktası. Bu tarihten sonra farklı alanlardan mezun gençlerin kısa süreli eğitimlerle teşkilata alınmasının mesleki uyum sorunlarını artırdığını belirten Böğürcü, bu durumu şöyle özetliyor:
“2016’dan sonra intiharların arttığını görüyoruz. Farklı alanlardan mezun gençler kısa süreli eğitimlerle polisliğe alındı. Ancak bu kişilerin önemli bir kısmının hedefinde ve ruhunda polislik yoktu. Çoğu edebiyat öğretmeni, müzik öğretmeni, beden eğitimi öğretmeni ve maliyeci gibi bölümlerde eğitim alan çocuklar. Suç ve suçluyla doğrudan temas gerektiren bu meslek, bu çocuklar üzerinde başlı başına bir baskı unsuru. Buna ağır çalışma koşulları ve katı emir-komuta zinciri de eklenince bu çocukların üzerindeki baskı artıyor”
Çalışma koşulları ile gelir arasındaki dengesizliğin de polisler arasında önemli bir memnuniyetsizlik yarattığını vurgulayan Böğürcü, bu durumun bazı personeli riskli çıkış arayışlarına yöneltebildiğini belirtiyor. Mesleğin yarattığı stresin zamanla aile içi sorunlara kadar uzandığını ifade eden Böğürcü’ye göre tüm bu faktörlerin birleşmesi intihara giden süreci hızlandırıyor.
"Sistem iflas noktasına geldi"
Emniyet-Sen Genel Başkanı İsmail Okumuş da teşkilat içinde yaşanan intiharların münferit değil, sistemsel bir sorun olduğunun altını çiziyor. “Bugün psikolojik nedenlerle silahını bırakan binlerce personel var” diyen Okumuş, “Daha az maaşa rağmen başka kadrolara geçmek isteyen on binlerce kişi var. Bu tablo açık bir sistem sorunu olduğunu gösteriyor” diyor.
Okumuş’a göre mevcut yapı, personelin sorunlarını dile getirebileceği güvenli bir mekanizma da sunmuyor. Sendikanın araştırmasına göre polislerin büyük çoğunluğu yaşadıkları sorunlar karşısında resmi başvuru yollarını kullanmıyor. Okumuş “Personelin çok küçük bir kısmı sorun yaşadığında amirine ya da yargıya başvuruyor. Kaldı ki lehe çıkan yargı kararlarını dahi sendika olarak uygulatamıyoruz. Bu da büyük çoğunluğun ya susmasına ya da çözüm aramamasına yol açıyor. Bizim 2014 yılında yaptığımız anket çalışması şu ana kadar yapılmış en kapsamlı çalışma. Bugün hala güncelliğini koruyor. Hatta şu an bu oranların daha da artığını görüyoruz. Bu sistem sorununun üstü artık örtülemez. Çünkü sistem iflas noktasına gelmiştir” ifadelerine yer veriyor.
Hafta sonu plan yapabilmenin kıymeti
20 yıl sahada görev yaptıktan sonra farklı bir birime geçen Okumuş, çalışma koşullarının sosyal yaşam üzerindeki etkisini de şu sözlerle anlatıyor:
“20 yılın sonunda bir hafta sonu ailemle, dostlarımda plan yapabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Çünkü polislikte yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Gece yarısı ya da sabaha karşı göreve çağrılabilirsiniz. Hafta sonu dahi bir yere gidemiyorsunuz. ‘Hayır’ deme şansınız yok. Eğer hayır derseniz ertesi gün başka bir ilde kendinizi bulabilirsiniz. Hak, hukuk hak getire.”
Her 100 polisten 35’i en az bir kere intiharı düşünmüş
Sendikanın anketine göre her 100 emniyet mensubundan 35’i hayatının bir döneminde intiharı düşündüğünü ifade ediyor. Okumuş’a göre uzun çalışma saatleri, görev stresi, mobbing, sosyal yaşam eksikliği ve ailevi sorunlar da bu aşamada intihara giden süreci besliyor.
Mobbing yaygınlaştı
Teşkilat içinde en sık dile getirilen sorunlardan biri de amir-memur ilişkileri. Okumuş, bazı uygulamaların psikolojik baskı boyutuna ulaştığını şöyle anlatıyor:
“Yakın zamanda bir memur tarafından bize ulaşan bir olayı anlatayım size. Bir başmüfettiş, teftişe gidiyor. Mevzuatta olmamasına rağmen personele tekmil verdiriliyor. Daha sonra takım elbisesi olmadığı gerekçesiyle bir polisi oradan kovuyor. Kaldı ki bizim takım elbise zorunluluğumuz da yok. Mesai sonrası evine giden personelin kapısına iki polis geliyor ve çocuğu başmüfettişin yanına götürüyor. Memur orada saatlerce azarlandığını, hakarete uğradığını söylüyor. Emniyet teşkilatı içinde keyfi, mobbing gibi uygulamalar oldukça yaygınlaştı. Bu da personelin üzerinde bir baskı unsuru oluşturuyor ve psikolojisini doğrudan etkiliyor.”
Okumuş, polislerin önemli bir bölümünün sorunlarını resmi kanallar yerine sosyal medya üzerinden dile getirdiğini belirterek, kurum içi çözüm mekanizmalarına duyulan güvenin zayıf olduğunu ifade ediyor. “Sahipsizlik algısı yaygın. Personelin sırtını dayayabileceği bir mekanizma yok” diyen Okumuş, yapısal reform ihtiyacına dikkat çekiyor. Emniyet teşkilatındaki sorunların çözümü için bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurgulayan Okumuş, mevcut sistemin günümüz koşullarını karşılamadığını belirtiyor.
Stresli ve uzun çalışma, polislerin ömrünü kısaltıyor
Mustafa Böğürcü de emniyet teşkilatındaki sorunların yalnızca görev süreciyle sınırlı olmadığını, etkilerinin emeklilik dönemine kadar uzandığını söylüyor. Polislerin emekli olması halinde de uzun yaşayamadıklarını belirten Böğürcü, bakanlıklar düzeyinde bir değişime dikkat çekiyor:
“İş stresi ve uzun çalışma saatleri nedeniyle 70-80’lerini gören emekli sayısı azdır. Uzun yıllardır verilen çözüm vaatlerine rağmen ilerleme sağlanamadı. Bu sorun çok boyutlu olarak ele alınmalı. Sorunlar halı altına süpürülüyor. Çözüm için sadece İçişleri değil, Maliye ve Sağlık Bakanlıklarının da dahil olduğu topyekûn bir irade gerekiyor” diyor.
Uzmanlara göre tablo açık: Emniyet teşkilatında yaşanan intiharlar artık “tekil vakalar” olarak açıklanamayacak bir noktaya geldi. Sorun görünür hale geldiğinde ise çoğu zaman geriye yalnızca bir ölüm haberi kalıyor.
YARIN: Bu rakamların arkasındaki gerçek hayatlara, bitmeyen mesaiye ve polislerin kendi anlatımlarıyla görünmeyen tükenişe bakacağız.