GÜLSEVEN ÖZKAN
Türkiye’nin en büyük sağlık skandallarından biri olarak gösterilen “Yenidoğan Çetesi” davasında bir yılı aşkın süre geride kaldı. İlk zamanlarında gün boyu canlı yayınlarla izlenen duruşmalar bugün neredeyse boş bir salonda bir elin beş parmağını geçmeyen kişilerin takibiyle sürerken kamuoyunda “bebek katilleri” olarak anılan sanıkların tahliyeleri devam ediyor. Ancak “teknik izleme altındaki bebekler neden öldü?” sorusunun yanıtı net değil…Sanıkların temel savunması Adli Tıp Kurumu (ATK) ve Sağlık Bakanlığı raporlarının bilimsel olmadığı yönünde yoğunlaşıyor. Mahkeme heyeti ise “çelişki” gerekçesiyle ATK Üst Kurul’dan yeni rapor istedi.
Kısa Dalga, 63 sanığın yargılandığı ve 38 celsedir süren “Yenidoğan Çetesi” davasını çok yönlü bir dosya çalışmasıyla mercek altına alıyor. Dosyada, bebeklerin ölümüne ilişkin resmi anlatılardan yargılamanın geldiği aşamaya, itiraz konusundan davanın seyrini ele alan taraf görüşlerine kadar süreç ele alınacak. Dosyanın ilk bölümünde, sanıkların mahkemeye sunduğu bilimsel mütalaaların hangi tespitleri yaptığı ve bu raporların resmi bilirkişi görüşleriyle hangi noktalarda çeliştiği inceleniyor.
İstanbul'da bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden oldukları öne sürülen 10’u tutuklu 63 sanığın yargılandığı “Yenidoğan Çetesi” davası bir yılı aşkın bir süredir devam etmesine rağmen bebeklerin neden öldüğü henüz kesin olarak ortaya çıkmadı.
Davaya bakan Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 bebeğin maktül olarak yer aldığı davanın son duruşmasında, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporları arasında çelişki olduğuna karar vererek ATK Üst Kurulu’ndan her bebek için rapor istemişti.
Bu duruşmadan sonra dosyaya giren ve 6 bebeği kapsayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi raporu ise tartışmaları bambaşka bir yöne çekecek nitelikte.
Sanık avukatı istedi, Cerrahpaşa rapor hazırladı
Dava dosyasındaki bilgileri göre şüpheli Dr. Dursun Eryılmaz’ın avukatı Nazan Işık, 18.11.2025 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Başhekimliği Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'na başvurdu. Devam eden yargılamada tüm tıbbi evraklar, uzman raporları ve Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından verilen raporlar ile dava dosyasının bir bütün halinde incelenerek müvekillinin sorumlu tutulduğu 6 bebeğin ölümü ile ilgili rapor hazırlanmasını talep etti.
Yılmaz, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde görev yapan Dr. Dursun Eryılmaz’ın bu bebeklerle ilgili olarak tanı ve tedavi yöntemlerinin tıbben uygun olup olmadığı, uyguladığı tedavinin ölüme sebep olup olmayacağı, dosya kapsamında bulunan raporların Adli Tıp açısından incelenerek yorumlanmasını istedi.
Bu talep üzerine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Gürsel Çetin ve Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Sermet Koç 35 sayfalık bir rapor hazırladı.
Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam dava dosyasında yer alan adli ve tıbbi belgeler incelenerek hazırlanan raporda Dr. Eryılmaz’ın sorumlu tutulduğu “ihmal suretiyle öldürme” suçundan yargılandığı 6 bebeğin ölümünde hiçbir kusurunun olmadığı savunuldu.
Dava dosyasında yer alan Kırçiçek Helvacı, Havvanur Karakoç, Melek Süleymanoğlu, Ayaz Karaduman, Roua Kadan ve Halime Alkari isimli bebeklerin hasta dosyaları, tüm tıbbi belgeler, Adli Tıp Kurumu l. Adli Tıp İhtisas Kurul Raporu, Morg İhtisas Dairesi tarafından verilen rapor, Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp ihtisas Kurulu tarafından verilen raporlar, uzman raporları Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Görev Yapan Dr. Dursun Eryılmaz açısından ayrı ayrı incelendiği belirtilen raporda şu değerlendirmeler yapıldı:
“İdari̇ problemlerden Sağlık Bakanlığı sorumlu, doktorlar ve hemşi̇reler suçlanamaz”
Raporda, dava dosyasında yer alan Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri ile ilgili olarak ''yetkisi olmayan kişilerin yoğun bakımlarda çalıştırılması, yoğun bakım şartlarının 3. düzey yoğun bakım şartlarını taşımadığı halde 3. düzey yoğun bakım gibi gösterilerek yenidoğan bebeklerin yatırılmasını sağlayıp uygun olmayan koşullarda yürütülmesi" tarzındaki değerlendirmelerin "idari" nitelikte sorunlar olduğu belirtildi. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin basamaklarındaki standartların Sağlık Bakanlığı'nın "Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine Hasta Kabul ve Taburculuk Kriterleri Protokolü" ve Türk Neonatoloji Derneği'nin yayınlarında ayrıntılı olarak belirtilmiş olduğu ifade edilen raporda şöyle denildi:
“Bu kılavuzlarda, Üçüncü Derece Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinin yatak sayısı, tıbbi cihaz ve donanımı, personel ve verilmesi gereken sağlık hizmetinin kapsam ve standartları ile ilgili olarak; söz konusu sorgulanan hastaneler açısından bu hizmetin izni, onayı, kontrol ve denetlemelerinin Sağlık Bakanlığı'nın sorumluluğunda olduğu, bu nedenle 30.11.2023 tarihli Sağlık Bakanlığı Denetleme raporu, Sağlık Bakanlığı Teftiş Raporu, ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen mütalaalarda özellikle önemli hata ve eksiklik olarak vurgulanan idari organizasyonel problemlerden Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan hekim ve hemşirelerin sorumlu tutulmasının beklenemeyeceği…”
“Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde söz konusu edilen problemlerin varlığı, denetim ve çözümünün Sağlık Bakanlığının sorumluğunda olduğu aşikardır” denilen raporda sanık Eryılmaz'ın da idari organizasyonel konularda görev ve sorumluluğu bulunmadığı vurgulandı.
“Kadro ve ekipman ve eksikliği Bakanlığın sorumluluğunda”
Raporda, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinin yatak sayısı, tıbbi cihaz ve donanımı, personel ve verilmesi gereken sağlık hizmetinin kapsam ve standartları ile ilgili eksikliklerin (yeterli sayıda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Neonatoloji uzmanı istihdamı, ekipman olmak üzere) burada çalışan hekim ve personelin de mağduriyeti anlamına geldiği savunuldu.
Raporda İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün talebi üzerine 30 Kasım 2023 tarihli Neonatoloji Uzmanı Dr. Nazan Neslihan Doğan Kocabıyık tarafından hazırlanan rapora atıf yapılarak “Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde söz konusu edilen problemlerin varlığı, denetim ve çözümünün Sağlık Bakanlığının sorumluğunda olduğu” ifade edildi.
Raporda “Bilakis, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinin yatak sayısı, tıbbi cihaz ve donanımı, personel ve verilmesi gereken sağlık hizmetinin kapsam ve standartları ile ilgili eksiklikler (yeterli sayıda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Neonatoloji uzmanı istihdamı, ekipman olmak üzere) bu hastanelerde çalışan hekim ve personelin de mağduriyeti anlamına gelmektedir” denildi.
Görev paylaşımı için zorunlu bir sistem…
Hastanelerde uzman hekimlerle birlikte çalışan asistan, tıbbi sekreter, veri hazırlama uzmanı veya hemşirenin bilgisayarda rapor, epikriz, orderlar (uygulanacak tedavi emirleri), ölüm kaydı gibi belgelere bilgilerini işlemesinin bu belgeleri onların yazdığı anlamına gelmediği savunulan raporda “Bu ve benzeri uygulamaların kamu ve özel kurumlarda ekip çalışmasının zorunlu bir yöntemi, görev/iş paylaşım sistemi olduğu” ileri sürüldü.
Raporda, dosyadaki tıbbi belgeler incelendiğinde, Dr. Dursun Eryılmaz’ın “mesai saatleri içerisinde hastaneye gelmediğini, vizit yapmadığını, tedavilerde bulunmadığını veya hatalı tedavi yaptığını gösteren” her hangi bir somut tıbbi bulguya rastlanmadığı da belirtildi.
“İddiaları doğrulayan tıbbi bulgu yok”
Raporda, “Dosyadaki tıbbi belgeler incelendiğinde, ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu mütalaalarında kalıp bir ifade olarak tekrarlanan, "Mevcut epikriz raporlarının bebeklerin gerçek klinik durumunu yansıtıp yansıtmadığı, laboratuvar değerlerinin gerçekten bebeklere ait olup olmadığı, Order formlarında yazılan tedavilerin gerçekten bebeklere uygulanıp uygulanmadığının bilinemediği, Bebekler adına çekilmiş grafilerin başka bebeklere çekilen grafilerle yer değiştirilmesi, Kan gazlarının şablonlara göre epikrize uygun olacak şekilde çıkarılması, laboratuvar değerleriyle oynanması" vb. hususlarda, incelenen 6 bebek ölümü dosyasında bu iddiaları doğrulayacak her hangi bir somut tıbbi bulguya rastlanmadığı, Dr. Dursun Eryılmaz’a atfı kabil her hangi bir bulgu tespit edilmediği” savunuldu.
Bir bebek dışında otopsi yapılmamış
Bebek ölümü olgularının biri hariç diğerlerinde otopsi istenmemesinin çok ciddi bir hata/eksiklik olduğu ifade edilen raporda “Dtopside makroskobik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmamış olmasının kesin ölüm nedeninin tespiti, klinik tanı ve tedavinin değerlendirilmesi ve kontrolü açısından çok önemli bir eksikliktir” denildi.
“Ölümler ile tanı ve tedavi arasında illiyet bağı yok”
Raporun sonuç bölümünde “Dr. Dursun Eryılmaz’ın Kırçiçek (Öykü) Helvaci, Havvanur Karakoç, Melek Süleymanoğlu, Ayaz Karaduman, Roua Kadan ve Halime Alkari̇ isimli bebekler ile ilgili olarak tanı ve tedavi yöntemlerinin tıbben uygun olduğu, tıbbi tanı ve uygulanan tedaviler ile bebeğin ölümü arasında illiyet bağı bulunmadığı, Dr. Dursun Eryılmaz’a atfı kabil kusur tespit edilmediği; kanaatine varılmıştır” denildi.
Adli Tıp’a ”kopyala-yapıştır” suçlaması
Raporda Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu’na ağır bir suçlamada bulunularak kurulun mütalaasında “tüm bebek ölümlerin de bir kalıp ifade olarak tekrarlandığı üzere, her bir vaka ve her bir hastane için ayrı ayrı değerlendirilmesi, Yoğun Bakım Ünitesinin kendi koşulları, ekip ve ekipmanı dikkate alınması gerekirken; kesin tıbbi kanıtları ortaya konulmaksızın şablon halinde (kopyala-yapıştır) bir görüş ortaya konulduğunu göstermektedir” denildi. İki adli tıp uzmanı bu görüşün, tıbbi belgelerden ziyade, tape kayıtlarının yorumlanmasından kaynaklandığını savundu.
Sağlık Bakanlığı Teftiş raporları ve ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen mütalaalarda çok önemli hata ve eksiklik olduğu vurgulanırken, sağlık organizasyonu problemlerinden Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde çalışan hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının sorumlu tutulamayacağı ifade edildi.
“Sahte belge düzenleme suçlaması ölçüsüz”
“Sağlık Bakanlığı'nın onayı ve yazıları ile görev yapan hekim ve hemşireler hakkında "sahte belge düzenleme" türü ağır ifadelerin, suçlamaların bir adli tıp raporunda bu denli ölçüsüz ve sıkça kullanılması (mutlak kanıtları sunulmadıkça ve gerekmedikçe) çok rastlanılan bir durum değildir” ifadesi kullanılan raporda “Dosya içeriği incelendiğinde, bu iddiaların hangi somut kanıtlara dayandığı anlaşılamamış, bunu destekleyecek her hangi bir tıbbi veriye de rastlanılmamıştır” görüşü savunuldu.