Cezaevleri yazı dizisi - 1 | Şüpheli ölümler ve intiharlar

2000’ler, farklı bir döneme kapı açtı. Cezaevlerinde kaba işkence, gözaltında kayıplar ve katliamlar devri kapandı, sistematik tecrit, izolasyon ve rehabilitasyon ön plana çıktı.

ASLIHAN GENÇAY

Türkiye cezaevleri tarihi, baskıların, hak ihlallerinin, işkence ve katliamların tarihidir aynı zamanda. Ülkedeki siyasi iklim ve iktidarların politikalarına göre cezaevlerinin koşulları ve işlevleri de değişimler gösterir.

Darbeler dönemi olan 1980’lerde askerî cunta tarafından yönetilen Türkiye’de, Kürt mücadelesi ve devrimci mücadelenin bastırılması için dizayn edilen cezaevleri, 1990’ların soğuk savaş döneminde gayrinizami harp politikalarına göre şekillenmişti. O yıllarda, işkence ve katliamlar Türkiye siyasetinde nasıl yer buluyorsa cezaevlerinde de, 1980’lerdeki kadar olmasa da, yaşanmaktaydı.

2000’ler ise farklı bir döneme kapı açtı. Kaba işkence, gözaltında kayıplar ve katliamlar devri kapanmış, sistematik tecrit, izolasyon ve rehabilitasyon ön plana çıkmıştı. Bu değişimde Türkiye’de sol hareketin zayıflamasının ve güçsüzlüğünün de etkisi oldu. 19 Aralık 2000’de düzenlenen Hayat Dönüş operasyonlarıyla başlayan dönemde; 1980’ler ve 1990’ların aksine devlet cezaevlerine tam anlamıyla hakim oldu.

Bugün, 2024’ün Türkiye’sinde cezaevleri yine Türkiye’nin sosyolojik tablosunu vermeye devam ediyor. Suç oranları, suç çeşitleri, tutuklu ve hükümlü sayıları, cezaevlerindeki kadın, çocuk, LGBTİ+ ve hasta mahpus sayısı, aynı zamanda ülkenin bağırsaklarını ifşa ediyor. Elbette cezaevlerinde yaşanan baskı ve hak ihlalleri de bu tablonun ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta.

Şüpheli ölümler ve intiharlar

Şimdilerde Türkiye cezaevlerinin, askerî müdahale, operasyon ve işkenceli ölümlerle gündeme gelmemesi, cezaevlerindeki hak ihlallerinin azaldığına dair bir umut oluşturmuyor. Zira cezaevlerinden gelen haberler, yaşanan şüpheli ölüm ve intihar vakaları, yeni dönemin politikalarının da göstergesi durumunda. İzolasyon, tecrit ve kimliksizleştirme politikaları; tutuklu ve hükümlülerin, özellikle “sürüye uymayan”, direnen ve hakkını arayanların üzerinde giyotin gibi sallanıyor ve bazen onları intihara sürüklüyor. Dolayısıyla cezaevlerinde katliamlar ve kaba işkenceler dönemi bitse de, şüpheli ölümler ve intiharlar, dönemin ruhuna uygun olarak artmaya başladı diyebiliriz.

Cezaevlerinde yaşanan şüpheli ölüm ve intihar vakaları, maalesef ki devletin resmî kaynaklarında yer almıyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerinde ise 2023 yılında Türkiye cezaevlerinde en az 42 mahpusun yaşamını yitirdiği, vakalardan 10’u şüpheli ölümken, 4’ünün ise intihar olduğu belirtiliyor.

Garibe Gezer nasıl öldü?

Kocaeli 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde (Kandıra Cezaevi) tutulduğu hücrede, 9 Aralık 2021 tarihinde kendini asarak öldürdüğü resmî kayıtlara geçen Garibe Gezer, öldüğünde henüz 28 yaşındaydı. Gezer’e, yargılandığı yerel mahkeme tarafından örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş fakat bu ceza, Yargıtay tarafından onaylanmadığından Gezer, öldüğünde hükümözlü sayılmaktaydı.

Gezer, sırasıyla Mardin, İzmir ve Kayseri Bünyan Cezaevlerinde kaldıktan sonra 16 Mart 2021 tarihinde Kandıra Cezaevi’ne sevk edilmişti. Haklarını talep etmesi, yaşadıklarını kamuoyuna duyurma çabası ve yetkili mercilere düzenli olarak mektuplarla dilekçeler yazması nedeniyle Gezer, sevk edildiği her cezaevinde kurum idarecileriyle sorunlar yaşıyordu.

Adalet Bakanlığının, İspanya Adalet Bakanlığıyla ortak yürüttüğü “Radikal unsurları rehabilite etme” politikalarına hedef olabilecek ve rehabilite edilmesi gereken bir profildi Gezer kısaca.

Bu nedenle ölümü gündeme geldiğinde; onu tanıyan ve yaşadıklarını bilen ailesi, avukatları ve mektuplar yoluyla ulaştığı milletvekilleri, cezaevi idaresinin “intihar“ olarak açıkladığı ölüm nedeni hakkında şüphelenerek vakayı araştırdılar.

Hakkındaki resmî kayıtlara göre Garibe Gezer, Kayseri Bünyan Cezaevi’nde kurul kararıyla tekli hücrede tutulmuş, dosya arkadaşlarının bulunduğu koğuşlardan birine geçme isteği idare tarafından reddedilince de talebinin karşılanması için açlık grevine başlamıştı. Aynı taleple iki kez açlık grevi yapan ve sonuç alamayınca kaldığı hücreyi yakan Gezer hakkında disiplin soruşturmaları açılmış, eylemleri nedeniyle verilen cezalarla birlikte Kandıra Cezaevi’ne sevki gerçekleştirilmişti.

Kandıra Cezaevi’nde de tek kişilik hücrede (A13-9) tutulan ve aynı zamanda aldığı disiplin cezaları art arda uygulamaya konan Gezer, ceza süreleri bitmesine rağmen tutulduğu tek kişilik hücreden çıkarılmadı.

Ablası Asya Gezer’in anlatımına göre Mayıs 2021 tarihinde yaptıkları telefon görüşmesinde; “Cezaevinde yaşadığım sorunları sana anlattığım için infaz koruma memurları (İKM) tarafından darp edildim. Beni saçlarımdan çekerek yererde sürüklediler. Üzerimdeki şalvarla tişörtü çıkarıp ters kelepçeleyerek süngerli odaya attılar. Erkek İKM’ler üzerime postallarla bastı. 4 saat bu vaziyette bekletildim. Cezaevi psikologu D. odaya gelerek beni tehdit etti. Odanın camlarını açıp beni saatlerce soğuk havaya maruz bıraktılar.” demişti

Gezer. Sonraki haftalarda gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinde ise tekrar süngerli odaya atıldığını, odayı 24 saat çeken kameralar nedeniyle tuvalet ihtiyacını giderirken rahatsızlık duyduğunu, kendini hiç iyi hissetmediğini ve bu olaylar yaşanırken tam olarak neler olduğunu hatırlayamadığını, kadın İKM’lerin ona cinsel istismarda bulunduğunu, anlatmıştı.

24 Mayıs 2021 tarihinde Gezer, yaşadıklarını kaldıramayarak intihar girişiminde bulunmuş ve bu girişim, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Kasım 2021 tarihli raporundaki bulgularla kayıtlara geçmişti. Fakat intihar girişimine ve yaşadığı psikolojik sorunlara rağmen Gezer, talep ettiği üç kişilik koğuşa götürülmedi ve ısrarla tek kişilik hücrede tutulmaya devam edildi.

16 Kasım 2021 tarihinde yaptıkları telefon görüşmesinde Gezer; moralinin iyi olduğunu, disiplin cezaları nedeniyle birkaç hafta telefonla görüşemeyeceklerini, anlattı ablasına ve maalesef bu görüşmeden sonra kardeşinden bir daha haber alamadı Asya Gezer, ta ki öldüğü 9 Aralık gününe kadar.

9 Aralık 2021, A blok 13-9

Tarihler, 9 Aralık 2021’i gösterdiğinde Gezer, her günkü gibi yan hücrelerinde kalan hükümlüler R.V. ve D.T. ile sohbet etti, birlikte çay ve sigara içtiler. R.V. ve D.T.nin anlatımına göre; Gezer’i en son 12.30’da görmüş ve herhangi bir anormal durum gözlemlememişlerdi.

Saat 13.30’da ise avluda bulunan D.T. Garibe Gezer’i hücresinde göremeyince ona seslendi fakat yanıt alamadı. Arkadaşları için kaygılanan R.V. ve D.T. durumu görevli İKM’lere haber vererek, hücre kapısının açılıp Gezer’in kontrol edilmesini talep ettiler.

Kamera kayıtları çözümü ve dava dosyasındaki bilgilere göre; kapıyı açarak hücreye giren İKM’ler, Gezer’i banyo bölümündeki duş baslığına asılı şekilde buldular. Olay gününe dair ifadelerinde; Gezer’i asıldığı yerden indirdiklerini ve kurum doktoru S.E.nin hemen gelip gerekli müdahalede bulunduğunu lakin Gezer’den nabız alamadıklarını ve onu geri getirilemediklerini aktarıyorlardı.
Hükümlüler R.V. ve D.T. ise tanık olarak verdikleri ifadelerde; Gezer’in hücre kapısını açan İKM’lerin gereken hızda müdahale etmediğini, el kamerası getirilmesini beklerken vakit kaybettiklerini, Gezer’i asıldığı yerden indirdiklerinde de ona hemen oksijen verip kalp masajı yapmadıklarını, anlattılar.
Enteresan olan; görevli İKM’lerden K.B.nin ifadesinde; Gezer’in asılıyken dizleri ve ayaklarının yere değdiğini gördüğünü belirtmesiydi.

Olay yeri tutanağında; Gezer’in, 188 cm boyundaki duş başlığına, polar pijamayla kendini astığı kayıtlara geçti.

Garibe Gezer (solda) cezaevindeki arkadaşlarıyla

Kamera kayıtlarına göre kurum doktoru S.E. mahkûm kabule götürülürken ve mahkûm kabul bölümünde Gezer’e kalp masajı yapmış fakat sonuç alamamıştı. Her ne kadar görevliler ifadelerinde 112’yi hemen çağırdıklarını belirtilseler de doktor ve İKM’lerin kamera kayıtlarında yer alan konuşmalarına bakılırsa kalp masajından sonuç alınamayınca 112 çağrılmıştı.

Öte yandan Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün, Garibe Gezer’in ölümüne dair hazırladığı 26 Mayıs 2022 tarihli raporda; “Kişinin ölümüne neden olacak travmatik bir neden saptanmadığı, yapılan ölü muayene, otopsi ile tetkiklerden ede edilen bilgi ve bulgulara göre kişinin ölümünün ası sonucu gerçekleşmiş olduğu kanaatine varıldığı” ibareleri yer aldı.

Gezer’in ablası Asya Gezer ise kız kardeşinin kendini asarak intihar ettiğine halen inanmıyor ve şunları söylüyor:

“Garibe tekli hücrede kalırken İKM’ler tarafından darp edildi, işkence gördü. Cezaevi idaresi, bunların üzerinde hiç durmadı ve ısrarla onu tekli hücrede tuttu. Telefonla her konuştuğumuzda Garibe bana darp edildiğini ve hakarete uğradığını anlatıyordu. Mayıs ayında ciddi bir saldırıya uğradı, yerlerde sürüklendi, cinsel istismara maruz kaldı. Biz cezaevi idaresine suç duyurusunda bulunduk fakat takipsizlikle sonuçlandı. Garibe’ye uygulanan tecrit, ölüme kadar vardı. Garibe ceza almıştı evet ama henüz bu ceza kesinleşmemişti, yine de tekli hücrede tecrit edildi. Tutulduğu hücrenin yan hücreleri boş bırakılmış ve diğer hücrelere de adli mahpuslar yerleştirilmişti. Bu tecrit onun psikolojisini olumsuz etkiledi. Garibe’ye psikolojik destek dahi verilmedi. Bu duruma her karşı çıktığında da hücre cezası aldı. Ölümünden önce 45 gün üst üste hücre cezası uygulandı. 2021’in Ağustos ve Ekim aylarında, kapalı görüşe giderek üç kez görüştüm Garibe’yle. Mayıs ayında gördüğü işkenceyi, o dönem yaşadığı beyin travması nedeniyle yeni yeni hatırlıyor ve travmasını yaşıyordu. Bunlara rağmen dirençli bir tavrı vardı. Haksızlığa rest çeken bir karaktere sahipti. Hayata güzel bakan, dolu dolu yaşamak isteyen neşeli bir kadındı. Görüşmelerimizde bana, açık liseye kaydını yaptırdığını, okulu bitireceğini, söyleyip ders kitapları istedi. İstediği kitapları ona kargoyla ona gönderdim fakat henüz kitaplar eline geçmeden, ölüm haberini aldık. Eğer kardeşim intihar etmeyi düşünseydi, neden açık liseyi bitirmeyi planladı ve kayıt yaptırdı? Görüşme veya telefon konuşmalarımızda ne ben ne de avukatlar, onun intihar edeceğine dair bir belirti gözlemledik. Tersine hep geleceği düşünüyordu. Bu yüzden cezaevi idaresi arayıp, Garibe intihar etti, dediğinde inanmadım, kardeşim bunu yapmaz, onu siz öldürdünüz, dedim. Telefonu yüzüme kapadılar. Halen Garibe’nin ölümünün şüpheli olduğunu düşünüyorum ve bu davanın peşini bırakmayacağım.”

Cevapsız sorular

Elbette Gezer’in ölümüne dair hukuki girişimler de yapıldı. Avukatları Eren Keskin, Jiyan Tosun ve Jiyan Kaya; “başkasını intihara yönlendirme, yardım etme, kasten öldürme, taksirle ölüme neden olma, ihmalli davranışla kasten öldürme” iddiasıyla cezaevi idarecileri ve personel hakkında suç duyurusunda bulundular. Soruşturma açıldı ve Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığınca, 22 Kasım 2022’de, tanık ifadeleri, kanıt ve raporlar kapsamında kovuşturmaya yer yok kararı verildi.
Avukatlar, bu karara kuvvetli şüpheler nedeniyle itiraz etseler de sonuç değişmedi ve itirazları, Kocaeli 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 9 Mart 2023’te reddedildi. Bunun üzerine avukatlar, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdılar.

Gelinen aşamada Garibe Gezer dosyasında akıllara takılan sorular hâlen cevaplanmış değil.

*İntihar girişiminde bulunmasına ve psikolojik durumu, kurum idarecileri tarafından tespit edilmesine rağmen Garibe Gezer neden ısrarla tek kişilik hücrede tutuldu?

*Neden Garibe Gezer’e, yaşam hakkı gözetilerek psikososyal destek ve tedavi sağlamak yerine, yaşadığı tecridi derinleştiren disiplin cezaları uygulandı ve Gezer dış dünyadan tam anlamıyla izole edildi?

*Olay günü Garibe Gezer’e kalp masajı yaparak müdahalede bulunan kurum doktorunun kamera kayıtlarında geçen “Oksijen olmadan kalp masajı tek başına fayda etmez.” cümlesi düşünüldüğünde, neden cezaevinde oksijen destek aleti bulunmuyordu veya neden Gezer’e hemen suni teneffüs yapılmadı?

*İKM’lerin ifadelerinde çelişkiler bulunmasına rağmen soruşturmada bu çelişkiler neden irdelenmedi?

*Gezer’in kaldığı gibi tek kişilik hücrelerin düzenli olarak İKM’ler tarafından kontrol edilmesi gerekirken, neden Gezer için bu rutin uygulanmadı ve ihmal edildi?

Evet, Kocaeli Sulh Ceza Hakimliğinin kararı nedeniyle bu ve benzeri soruların yanıtlarını şimdilik öğrenemeyeceğiz. Zira resmî kayıtlara göre Garibe Gezer, hücresinde kendini asarak intihar eden bir hükümlü sadece. Öncesi ve sonrası, gelişmelerin neden sonuç ilişkileri ya da onu intihara sürükleyen koşullar elbette bu kayıtlarda yer almıyor.

Arkadaşları ve ailesine göreyse Gezer, kaldığı cezaevlerinde hakkını arayan, karakteri nedeniyle sayısız kez işkenceye maruz kalan, ısrarla yalnızlaştırılan ve belki de gördüğü baskılar nedeniyle intihara sürüklenen genç bir kadın, bir evlat, bir kardeş, bir arkadaş.

Duygu Koral vakası

Duygu Koral da aynı Garibe Gezer gibi 28 yaşında genç bir kadındı. 2020 yılında adli bir dosyadan tutuklanarak Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne konulmuş, orada bir sene kaldıktan sonra Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Tarsus’ta iki sene geçiren Koral, 13 Ocak 2023 tarihinde Kandıra Cezaevi’ne nakledildi.

Koral’ın ailesi, tüm bu süreç boyunca onun tutulduğu cezaevlerinde şiddet gördüğünü, psikolojisinin gittikçe bozulduğunu lakin kaldığı kurumların idareleri tarafından doğru düzgün bir tedaviye tabi tutulmadığını gözlemledi. Kızının ellerinden kayıp gitmesine seyirci kalmayan anne Züleyha Çiftçi, iki kez savcılığa dilekçe yazarak kızının sağlık kurulu tarafından muayene edilmesi ve hastanede tedavi altına alınmasını talep etti. 10 Kasım 2021 ve 6 Kasım 2022 tarihlerinde Koral, İstanbul’a götürülerek muayene edildi fakat tedavi için yatışı yapılmadan tekrar kaldığı cezaevine geri gönderildi.

Belirtmek gerekir ki Koral’a, hem tutuklu hem de hükümlü olarak bulunduğu cezaevlerinde hücre cezası da dahil olmak üzere pek çok disiplin cezası verilmiş, öte yandan onun içine kapanık ve travmatik bir duygu durumuna sahip olduğu, kurum görevlileri tarafından tespit edilmişti.
Kandıra Cezaevi’nde tekli hücre A13-2’de tutulan Koral, İKM’lerin dava dosyasında yer alan ifadelerine göre; cezaevi işleyişine uymuyor, personele saldırgan davranışlar gösteriyor ve bulunduğu hücrenin hijyenine dikkat etmeyerek dışkısıyla duvarlara yazılar dahi yazabiliyordu.
Koral, Kandıra Cezaevi’ndeyken annesi Züleyha Çiftçi’yle yaptığı bir telefon görüşmesinde ona; “Memurlardan biri beni itti, düştüm ve kafamın arkasını demir ranzaya çarptım. Kafam yarılınca üç dikiş attılar.” demiş, bir diğer görüşmede ise şunları anlatmıştı:

“Memurlar beni yere yatırıp ters kelepçe taktılar. Kelepçeli şekilde yüzükoyun yatırarak hücreye attılar. Bana sürekli psikolojik ve fiziki eziyet ediyorlar.”

Tüm bu tablo; Koral’ın psikolojik bir tedaviye ihtiyaç duyduğunu ve uygun koşullara sahip bir kurumda olması gerektiğini göstermesine rağmen o, Kandıra Cezaevi’ndeki tekli hücrede tutulmaya devam edildi.

20 Mart 2023, A blok 13-2

20 Mart 2023 tarihine geldiğimizde Duygu Koral, cezaevindeki akşam sayımı saatlerinde (20.00 civarı), kaldığı hücrenin banyo bölümünde aynı Garibe Gezer gibi duş baslığına bağlanmış bir ipe asılı olarak bulundu.

Dava dosyasına göre saat 20.00 sularında sayım için hücreye gelen İKM’ler Koral’a seslenmiş, yanıt alamayınca hücreye girmiş ve banyo bölümünün ışığının açık ve kapısının kapalı olduğunu görmüşlerdi. İçeriden ses gelmeyince çekiç ve tekme yardımıyla kapıyı açarak banyoya girmiş ve duş baslığına asılı olan Koral’la karşılaşmışlardı.

Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün raporunda; “Duygu Koral’ın ölümünde travma etkisi ve zehirli bir maddenin etkisi bulunmadığı, ölümün asıya bağlı mekanik asfiksi etkisi sonucu meydana gelmiş olduğu” belirtildi.

Koral’ın ailesi ise kızlarının ölümünün şüpheli olduğunu düşündüler ve suç duyurusunda bulundular zira Koral hem telefon görüşmelerinde onlara defalarca İKM’lerden kötü muamele gördüğünü iletmiş hem de otopside Koral’ın vücudunda morluk ve yara izlerine rastlanmıştı.

Kızının ölümünden cezaevi idaresi ve personeli sorumlu tutan anne Züleyha Çiftçi şunları söylüyor:
“Kızımın ölümünden sonra lösemiye yakalandım, kanser ciğerlerime de sıçradı. Tek isteğim, kızımı öldürenlerin cezalandırıldığını görmeden ölmemek. Duygu benim her şeyimdi, bana neden bu acıyı yaşattılar? Kızımın suçu varsa 30 yıl ceza verselerdi de çekseydi ama ölmeseydi. Duygu’yu her ziyaret ettiğimde gözlerinin donuk baktığını, bir ağlayıp bir güldüğünü görüyordum. Psikolojisi çok bozulmuştu. Savcılığa dilekçeler yazdım, kızımın hastaneye yatırılıp tedavi olmasını istedim. Muayeneye götürmüşler ama sonra yine hücreye koymuşlar. Ona sürekli ağır ilaçlar veriyor, dövüyorlardı. Kızım intihar edecek biri değildi, yaşamak istiyordu. Cezasının bitmesine de bir ay kalmıştı. İnanmıyorum intihar ettiğine.”

Şüpheli veriler

Duygu Koral’ın ölümüyle ilgili soruşturma sürüyor. Avukatlar Eren Keskin, Jiyan Tosun ve Jiyan Kaya’nın, ailenin avukatı olarak yer aldığı soruşturmada; Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığının 7 Kasım 2023 tarihli kararı, kanıtlar ve ifadeler kapsamında kovuşturmaya yer yok, şeklindeydi.
Fakat toplanan delillerde ve yapılan kamera kayıtları incelemesinde şüpheli veriler ortaya çıkmıştı.
*Ölü muayene raporuna göre; Koral’ın karnında, kol ve bacaklarında yaygın yara izleri bulunmuş, Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün raporunda ise bu kesilerin “eskiye ait olduğu” belirtilmişti. Lakin raporda “eski” tanımı yapılmamış ve yaraların ne kadar eski bir zamana ait olduğu belirtilmemişti.

*Kamera kayıtlarına göre; 20 Mart günü Koral’ın hücresine saat 18.36’da 6-7 kadar İKM giriyor ve bir süre orada kaldıktan sonra çıkıyorlardı. Akşam sayım saati 20.00’de hücresinde ölü olarak bulunan Koral’ın cesedinde, “ölüm morluğu ve katılaşmanın başladığı, tahminen 1,5 saat önce öldüğü” bulgusu ise kurum doktoru A.K.Z. tarafından kayıtlara geçirilmişti. Bu durumda Koral, saat 18.30 civarı ölmüştü ve bu saat, İKM’lerin Koral’ın hücresine girdikleri saatle örtüşmekteydi.

*İKM’ler ifadelerinde, 18.45 civarı havalandırma kapısını kapatmak için avluya girdiklerini, bu sırada saldırgan davranışlarını önlemek için diğer İKM’lerin Koral’ı mazgalda oyaladığını belirtilseler de soruşturma kapsamında, hücreye giren İKM’lerin kimliği tespit edilmemiş ve ifadeleri alınmamıştı.

*Mevzuat gereği, cezaevlerindeki tekli hücrelere ip, jilet gibi malzemeler verilmezken, Koral tuhaf şekilde, kendini duş baslığına asacak uzunlukta bir ip bulabilmişti.

*İKM’lerin ifadelerinde; Koral’ın hücresindeki banyo kapısını tekme ve çekiç yardımıyla açtıkları belirtiliyordu lakin Türkiye’deki hiçbir cezaevinde, koğuş, hücre ve banyo kapılarında mahpusların kullanacağı bir kilit bulunmamaktaydı.

*Olay yeri tespit tutanağı hazırlanırken doktor, orada bulunmamış ve tutanak usulen eksik hazırlanmıştı.

*Koral’ın cesedi bulunduktan sonra haber verilerek çağrılan kurum doktoru olay yerine 15 dakika sonra, onun talebiyle çağrılan 112 ise 20-25 dakika sonra ulaşmıştı. Eğer Koral’ın bedeni yeni asılmış olsaydı, mevcut yarım saatlik süreç düşünülürse onu kurtaracak bir müdahale için de geç kalınacaktı.

Tüm bu veriler doğrultusunda avukatların KYOk kararına itiraz etmesi sonucu Kocaeli 3. Sulh Ceza Hakimliği, 15 Ocak 2023 tarihinde soruşturmanın genişletilmesine karar verdi. Gelinen aşamada Koral’ın hücresine, onun ölüm saatine denk gelen 18.36’da giren İKM’lerin kimlikleri tespit edilecek ve ifadeleri alınacak.

Duygu Koral’ın ablası Funda Taşçı, gelişmelere dair bize şunları aktardı:

“Kardeşim ölümden korkardı ve o güne kadar hiç intihar girişiminde bulunmadı. Dik başlıydı, kaldığı cezaevlerinde kavgalara karışıyordu, o kadar. Bu yüzden memurlardan şiddet görüyordu. Cezaevi müdürü, telefonla kardeşimin öldüğünü haber verdiğinde, bir açıklama istedim. Müdür bize ne başsağlığı diledi ne de konuyu araştıracağını söyledi. ‘Zaten kardeşiniz madde bağımlısıydı, suçluydu…’ dedi. Kardeşim cezasını çekiyordu, madde bağımlısı diye ölmesi mi gerekiyor? Sabah kantin alışverişi yapan insan, akşam niye intihar etsin? Öldüğü gün kardeşimin hücresine saat 18.36’da giren memurların onu dövdüğünden, bu esnada kardeşimin düşerek başını çarptığından, ölünce de memurlar tarafından böyle bir düzenek hazırlanmış olabileceğinden de şüpheleniyorum. Duygu’yu sahipsiz, bizi cahil sandılar ama bu davanın peşini bırakmayacağız.”

Eren Keskin: Tecrit politikası öldürüyor

Garibe Gezer ve Duygu Koral vakalarında görüldüğü gibi bugün Türkiye cezaevlerinde tecrit, disiplin cezaları, şiddet, izolasyon sarmalını yaşayan pek çok tutuklu ve hükümlünün psikolojik sağlığı bozuluyor. Mahpuslar, yaşam hakkını önceleyen, durumlarına uygun muameleler görmek yerine, bulundukları cezaevlerinin idarecileri ve personeli tarafından baskılanmaya devam edildiğinde ise intihara sürüklenebiliyorlar. Yanı sıra intihar şeklinde kayıtlara geçen fakat pek çok şüpheyi içinde barındıran ölüm vakaları, etkin bir şekilde soruşturulmuyor.

Türkiye cezaevlerinde artan şüpheli ölüm ve intihar vakarlına dair görüşünü aldığımız İHD genel başkanı avukat Eren Keskin ise şunları söylüyor:

“1990’ların sonunda Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türkiye cezaevlerinde izolasyon politikası uygulamaya karar verdi. Biz insan hakları savunucuları olarak bu politikaya karşı mücadele ettik. Tecride karşı örgütlü bir şekilde sokaklardaydık. Ancak 19 Aralık 2000’de cezaevlerine operasyon yapıldı ve silahlarla, bombalarla cezaevlerine girdiler. 32 kişinin ölümüne sebep oldular ve tecrit sistemini başlattılar. Tecrit sisteminin başlamasının, Kürt meselesiyle çok bağlantılı olduğunu düşünüyorum çünkü o dönem Abdullah Öcalan Türkiye’ye yeni getirilmişti ve devlet, cezaevlerindeki tecridi kendince yasallaştırılmak için bir çalışma yaptı. Tecrit ve izolasyon sistemi, yıllar içinde gittikçe artırıldı. Şu anda cezaevlerinde, Garibe Gezer ve Duygu Koral’a yaşatıldığı gibi, tecrit içinde bir tecrit de söz konusu olabiliyor. Zaten izole edilmiş olan mahpuslar, kimseyle görüştürülmüyorlar. Özellikle itiraz eden ve hak ihlaline karşı çıkanlar bu muameleye tabi tutuluyor. Garibe Gezer siyasi, Duygu Koral ise adli bir mahpus ama onların ortak yanı, haksızlığa karşı ses çıkarmaları. Bugün cezaevlerinde istenmeyen tek şey, itiraz etmek. Kişilerin kendi olma halini ve birey olmasını engellemek istiyorlar. Her ikisinin ölümünü de sadece intihar olarak değerlendirmek doğru değil zira iki olasılık var. Cezaevlerindeki tecrit politikasının içinde şiddet de bulunuyor. Bizim görmediğimiz, ses yatımının dahi sağlandığı süngerli odalarda neler olduğunu bilmiyoruz. Mesela Garibe Gezer, cinsel işkenceye maruz kaldı ve kimseye anlatamadı. Biz suç duyurusunda bulunduk ve olay ortaya çıktı. Yaşanan ölümler; şiddet sonucu oluşabileceği gibi şiddetle baş başa bırakılıp yalnızlaştırılan insanlar, umutsuzlaşarak intihar da edebilir. Her iki şekilde de ölümlerden devletin ve cezaevi idarelerinin izolasyon politikası sorumludur. Yaşanan ölümler için açtığımız davalarda ise devletin cezasızlık politikasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Biz İnsan Hakları Derneği olarak Türkiye cezaevlerini bu kapsamda gözlem altında tutmaya devam edeceğiz.” (Kısa Dalga)

YARIN: Cezaevlerinde hasta çok, ceza erteleme yok

Araştırma Haberleri