Kısa Dalga - Birleşik Krallık hükümeti, 22 Ekim’de vatandaşlarına elektrik, su ve iletişim hizmetlerinin kesilebileceği durumlar için evlerinde üç günlük temel ihtiyaç malzemesi bulundurmalarını tavsiye etti. “Be Ready” —“Hazır Ol”— adı verilen kampanya, Avrupa’da giderek yaygınlaşan evde acil durum hazırlıklarına yeni bir halka ekledi.
Atlantik’in diğer tarafında ise askerî tesislere yönelik daha uzun süreli bir hazırlık gündemde. ABD basınına yansıyan Pentagon planı, ülke içindeki büyük askerî üslerin dışarıdan destek alamadıkları koşullarda temel faaliyetlerini en az 90 gün sürdürebilmelerini hedefliyor.
Bu iki gelişme, sosyal medyada yaklaşan büyük bir çatışmanın işaretleri olarak birlikte değerlendiriliyor. Ancak belgeler, farklı tarihlerde başlayan ve farklı ihtiyaçlara cevap veren programları gösteriyor: Avrupa’da sivillerin temel hizmet kesintilerine dayanabilmesi; ABD’de ise askerî operasyonların, sivil altyapı zarar gördüğünde de devam edebilmesi.
İngiltere geçen hafta ne duyurdu?
İngiltere’de gündeme gelen çağrı, Birleşik Krallık genelini kapsayan üç yıllık bir kamu bilgilendirme kampanyasının başlangıcı. Hükümet açıklamasında geçen kış yaşanan fırtınalar ve yaz aylarındaki orman yangınları hatırlatılıyor; bu olayların elektrik, su, telefon ve internet hizmetlerini aksatabildiği belirtiliyor.
Vatandaşlardan dayanıklı gıda ve içme suyu bulundurmaları, ek desteğe ihtiyaç duyanların ise enerji ve su şirketlerinin öncelikli hizmet kayıtlarına başvurmaları isteniyor. Hükümet, evde hazırlık yapabilenlerin bunu yapmasının, acil durum ekiplerinin daha fazla yardıma ihtiyaç duyanlara öncelik vermesini sağlayacağını söylüyor.
Bu tavsiyelerin geçmişi Mayıs 2024’te açılan “Prepare” internet sitesine uzanıyor. Hükümet, yeni kampanyada iletişim dilinin ve sitenin yenilendiğini, önerilerin önemli bölümünün değişmediğini özellikle belirtiyor. Dolayısıyla geçen haftaki duyuru, yakın bir saldırıya ilişkin anlık alarm niteliğinde değil.
Parlamentoya sunulan açıklama, kampanyanın gerekçelerinden birini de ortaya koyuyor: Hükümetin aktardığı araştırmada halkın yalnızca yüzde 13’ü temel hizmetlerden mahrum kalacağı bir acil duruma hazır olduğunu düşünüyor. Yüzde 84’ü ise hazırlık konusunda devletten daha fazla bilgi istiyor.
Avrupa’da hangi ülkeler, ne kadar hazırlık istiyor?
Avrupa genelinde aynı gün verilmiş tek bir “acil stoklama emri” bulunmuyor. Ülkelerin tavsiyeleri, süreleri ve uygulamalarının geçmişi farklı. Birçoğunda üç gün esas alınırken İsveç ve Norveç bir haftayı, Almanya mümkünse 10 günü hedefliyor.
AB’nin ortak çerçevesi: Bir kriz diğerini tetikleyebilir
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te kabul ettiği Hazırlıklı Olma Birliği Stratejisi, bu yaklaşımı Avrupa düzeyinde bir çerçeveye yerleştirdi. Strateji, hanelerin en az 72 saat kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesine yönelik rehberliğin yanı sıra kamu kurumlarının koordinasyonunu ve kriz stoklarının güçlendirilmesini öngörüyor.
Komisyonun temel tespiti, krizlerin giderek birbirine bağlanması: Enerji, sağlık, güvenlik veya çevre alanındaki bir sorun başka alanlara hızla yayılabiliyor. Bu nedenle hazırlık, yalnızca afet yönetimi kurumlarının görevi olarak görülmüyor; hükümetler, şirketler, yerel yönetimler ve vatandaşlar birlikte ele alınıyor.
Danimarka’nın rehberi bu bağımlılığı günlük hayat üzerinden anlatıyor: Elektrik kesildiğinde buzdolabı ve ocak çalışmayabilir; alışveriş, telefon görüşmesi ve internete erişim de aksayabilir. Kesintinin ilk nedeni farklı olsa bile hanelerin karşılaştığı ihtiyaçlar birbirine benziyor.
Savaş ihtimali hazırlıkların neresinde?
Resmî belgeler savaş ve güvenlik risklerini açıkça ele alıyor. Almanya’nın sivil koruma kurumu, savaş ihtimalinin birkaç yıl önceki kadar uzak görülmediğini belirtiyor. Yenilenen rehbere savaş başlığının eklenmesini de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra vatandaşlardan gelen sorular ve hazırlık bilgisi talepleriyle açıklıyor.
Norveç ise halkın krizler karşısında dayanıklı olmasını, sivil ve askerî kapasitenin birlikte değerlendirildiği “topyekûn savunma” anlayışının bir parçası sayıyor. Aynı yaklaşımda kamu kurumlarının ve işletmelerin kendi faaliyetlerini sürdürebilecek planları hazırlama sorumluluğu da bulunuyor.
Bu belgelerden çıkan tablo, savaş riskinin hazırlık politikalarında daha fazla ağırlık kazandığı yönünde. Bununla birlikte programlar, fırtına, sel, yangın, salgın veya büyük teknik arızalar için de kullanılabilecek kapasite oluşturmayı amaçlıyor. Tek başına bir ev stoğu tavsiyesi, belirli bir tarihte savaş beklendiğini göstermiyor.
Pentagon’un 90 günlük hedefi ne anlama geliyor?
ABD’deki hazırlığın çerçevesini, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 30 Eylül’de duyurduğu FORTRESS America programı oluşturuyor. Programın uygulamasını örgütleyecek ofisin kurulması için ekim başında adım atıldı.
DefenseScoop’un elde ettiği uygulama belgesine göre program beş alana odaklanıyor: Enerji bağımsızlığı; tedarik zincirleri ve savunma sanayisinin dayanıklılığı; stratejik stoklar; üslerin fiziksel ve siber güvenliği; uzay ve haberleşme altyapısının korunması.
Hegseth’in açıkladığı hedef, ABD’deki büyük askerî tesislerin sivil elektrik şebekesinden bağımsız enerji üretebilmesi. Böylece şebeke bir saldırıyla devre dışı kaldığında uçuşların ve komuta merkezlerinin faaliyetleri sürebilecek.
90 günlük süre ise basına yansıyan kurum içi planlara dayanıyor. International Business Times’ın Fox News’in belge haberini aktardığına göre hedef, ABD ana karasındaki büyük tesislerin dış destek kesildiğinde temel operasyonlarını sürdürebilmesi. Elektrik, su, yakıt ve diğer kritik ihtiyaçlar bu kapsamda değerlendiriliyor.
Bu, üslerin bugün itibarıyla söz konusu kapasiteye ulaştığı anlamına gelmiyor. Haberde programın tamamı için kamuya açıklanmış ortak bir bütçe veya bitiş takvimi bulunmadığı belirtiliyor.
Air & Space Forces Magazine’in 20 Ekim tarihli haberine göre Pentagon ilk aşamada enerji dayanıklılığına ağırlık veriyor. Yerel elektrik ağları, yedek bataryalar ve tesislerin kendi üretim kapasitesi gündemde; programın diğer bölümlerinin hayata geçirilmesi ise yıllara yayılabilecek.
Askerî üslerin zayıf noktası: Dışarıdaki sivil altyapı
Pentagon’un yaklaşımında, askerî bir tesisi etkisizleştirmek için doğrudan o tesise saldırmanın gerekmeyebileceği düşüncesi öne çıkıyor. Üssü besleyen elektrik, su veya ulaştırma sistemlerinin zarar görmesi de operasyonları aksatabilir.
Bu kaygının geçmişi yeni programa göre daha eski. ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı CISA, 2024’te yayımladığı açıklamada Çin destekli olduğunu belirttiği Volt Typhoon grubunun iletişim, enerji, ulaşım, su ve atık su sistemlerine sızdığını bildirmişti. Kurum, elde edilen bulguları büyük bir kriz veya çatışma sırasında yıkıcı saldırılar düzenleyebilmek ve askerî hazırlığı aksatabilmek amacıyla yapılan ön konumlanma olarak değerlendirmişti.
Avrupa’daki hane hazırlıklarıyla ABD’deki askerî programın ortak noktası burada belirginleşiyor: Temel hizmetlerin kesilmesi, hem günlük yaşamı hem de devletin işleyişini etkileyebiliyor. Ancak siviller için birkaç günlük ihtiyaç hazırlığı ile askerî faaliyetleri aylarca sürdürebilme hedefi farklı ölçeklerde.
Herkes stok yapabilir mi?
Hazırlık çağrılarının önemli bir tartışma başlığı, gelir ve barınma eşitsizliği. Günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan veya yeterli depolama alanı bulunmayan haneler için günlerce yetecek malzeme bulundurmak aynı derecede kolay değil.
Bu mesele Almanya’da parlamentoya da taşındı. Sol Parti milletvekili Jan Köstering, Ekim 2025’te hükümete 10 günlük hazırlığın kişi başına maliyetini ve sosyal yardım alanların bu tavsiyeyi nasıl uygulayabileceğini sordu.
Hükümetin yanıtında bir maliyet hesabı sunulmadı; üç günlük hazırlığın da yararlı olduğu, malzemelerin tek seferde alınmasının gerekmediği ve günlük tüketim içinde yenilenebileceği belirtildi. Böylece tartışma, tavsiyenin yararından çok uygulanabilirliğine odaklandı.
İsveç’in rehberi de herkesin aynı maddi imkânlara sahip olmadığını kabul ediyor; insanların yapabildikleri ölçüde hazırlanmasını ve çevreleriyle işbirliği kurmasını öneriyor. Normal koşullarda bakım ve destek alanların, kriz sırasında da bu hizmetlere ihtiyaç duyacağı vurgulanıyor.
Bilgilendirme mi, korku ve alışveriş baskısı mı?
Kampanyaların dili de önemli. Tehditleri anlatmak, insanların kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayabileceği gibi panikle alışverişe yönelmelerine de yol açabilir.
Guardian’a konuşan psikolog Sarita Robinson, açık ve gerçekçi bilgilendirmenin insanları paniğe sürüklemek yerine rahatlatabileceğini belirtiyor.
Finlandiya’nın resmî rehberi, stokların olağan zamanlarda hazırlanmasının kriz başladığında aniden yükselen talebi azaltacağını söylüyor. Önerilen, günlük hayatta kullanılan gıdaları ve malzemeleri tüketildikçe yenilemek. Belçika da pahalı bir acil durum paketi satın almanın şart olmadığını açıkça belirtiyor.
Neden üç gün; yardım o zamana kadar gelmeyecek mi?
72 saat, bütün krizlerin üç günde sona ereceği veya devletin bu süre boyunca yardım sağlamayacağı anlamına gelmiyor. Amaç, temel hizmetler aksadığında kendi ihtiyaçlarını karşılayabilenlerin ilk dönemi geçirmesi ve ekiplerin acil tehlike altındaki insanlara yoğunlaşabilmesi.
Çekya’nın rehberi bu ayrımı özellikle yapıyor: Üç günlük hazırlık ilkesi, doğrudan hayati tehlike bulunmayan hizmet kesintileri için geçerli. Yaralanma, kaza veya akut sağlık sorunu gibi durumlarda acil yardım çağrısının yerini almıyor.
Dolayısıyla hazırlığın başarısını yalnızca evlerdeki su şişelerinin veya konservelerin sayısıyla ölçmek mümkün değil. Norveç’in resmî yaklaşımında da belirtildiği gibi, kamu kurumlarının ve işletmelerin kendi hizmetlerini sürdürebilmesi gerekiyor. Hanelerin hazırlığı, bu kamusal sorumluluğu tamamlayan bir unsur olarak tanımlanıyor.