İspanya İş Savaşı'ndan zaferle çıkarak ülkeyi 36 yıl boyunca kanlı bir diktatörlükle yöneten "El Caudillo'' (Savaş Ağası) lakaplı General Franco, 1975 yılındaki son yazını Galiçya bölgesindeki ikametgâhı Pazo de Meirás'ta geçiriyordu. 82 yaşında olan Franco, ömrünün son yazında lüks yatı Azor'da konuklarını ağırlıyor; zaman zaman yakındaki şapelde düzenlenen ayinlere katılıyordu. Parkinson hastalığına rağmen golf oynuyordu, küçük sarayında önemli misafirler ağırlıyordu.
Konuklar için ayrılmış yatları, üst düzey bürokratlar ve askerlerin golf oynadığı sahalarıyla kule tipinde inşa edilmiş olan malikanenin ziyaretçileri arasında şimdilerde Suudi Arabistan bağlantılı yolsuzluk iddiaları nedeniyle sürgünde yaşayan eski İspanyol Kralı Juan Carlos ve eşi Sofia da vardı. Juan Carlos ve eşi, kraliyet ailesinin prens ve prensesi sıfatıyla o tarihte Franco'nun sıkı dostları arasındaydı.
1939-1975 yılları arasında İspanya'nın en karanlık dönemine imza atan, ardında toplu mezarlara gömülmüş yüz binlerce faili meçhul bırakan Franco'nun yazlık malikanesi şimdilerde bir kez daha gündemde.
İspanya İç Savaşı'ndaki kayıpların izini sürmek üzere kurulan Tarihsel Hafızayı Yeniden Kazanma Derneği (ARMH), Franco'nun varislerinin yıllardır bu malikaneyi hukuksuz biçimde işgal ettiğini savunuyor ve İspanyol halkına yüklü bir tazminat ödemeleri gerektiğini söylüyor.
ARMH, İspanyol hükümetine hitaben yazılan ve kamuoyu ile paylaşılan bir mektupta, malikanenin İspanyol devletine ait olduğunu belirterek Franco'nun varislerinin tazminat ödemesi gerektiğini ifade etti.
Pazo de Meirás adı verilen ihtişamlı malikane bir süredir İspanyol mahkemelerinde görülmekte olan bir davanın da konusu. Franco’nun torunları, 80 yıl boyunca ailelerinde kalan malikânenin mülkiyetini ellerinden alan mahkeme kararına karşı 2021 yılında temyize gitmişti. İspanyol Yüksek Mahkemesi, davayı nihayetlendiren kararı 12 Mart 2026'da vererek A Coruña iline bağlı Sada kasabasındaki Pazo de Meirás’ın devlete iade edilmesini emretti ve temyiz yolunu kapattı. İl Mahkemesi ise bu kararın üstüne, Franco'nun torunları olan Martínez-Bordiú Franco'nun zilyetliği iade etmeleri gerektiğine karar verdi. Mahkeme, kötü niyetli zilyet olmadığı için mülkü ellerinde bulundurdukları süre boyunca taşınmazda yaptıkları masraflar için tazminat alma hakları bulunduğuna karar verdi.
İspanyol basınında konuyla ilgili yapılan haberlerin çoğunda Pazo de Meirás'ın geri alınması hem hukuki hem de sembolik bir zafer olarak kabul ediliyor, ancak Franco ailesinin mirasının gerçek boyutunun hâlâ doğru dürüst ele alınmadığı vurgusu gözden kaçmıyor. Franco'nun uzun yıllar boyunca biriktirdiği güç, şimdi varisleri tarafından yönetilen; evler, çiftlikler ve otopark alanlarının da olduğu muazzam bir servete dönüşmüş durumda. El País gazetesi tarafından yapılan bir gazetecilik soruşturması kapsamında 2019 yılında diktatörün torunlarına ait 400'den fazla mülk, bunların arasında 89 ev, 266 otopark ve 29 çiftlik evi dahil olmak üzere çeşitli varlıklar ortaya çıkmıştı.
Ailenin bugün sahip olduğu tüm bu servetin İspanya'nın demokrasiye geçiş döneminden bugüne varlık incelemesine tabi tutulmaması kamuoyunun tepkisini çekmeye devam ediyor.
Aileye 'iyi niyet' tazminatına büyük tepki
Varılan noktada Tarihsel Hafızayı Yeniden Kazanma Derneği adlı sivil toplum kuruluşunun İspanyol hükümetine gönderdiği mektupta, diktatörün varislerinin yıllarca kendilerine ait olmayan bir mülkü işgal etmiş olduklarına dikkat çekiliyor. Bu nedenle kamusal kullanımdan mahrum bırakılan bu tarihsel mirası hukuksuz biçimde işgal edip kullanmaları nedeniyle cezalandırılmaları gerektiği belirtiliyor. Dernek, diktatörün ailesine bir çeşit "iyi hâl" tazminatı ödenmesine karşı çıkıyor ve bunun "diktatörlük kurbanlarının onurunun ihlali anlamına geldiğini" savunuyor.
Sayıları yüz binleri bulan Franco mağdurlarının 50 yılı aşkın süredir adaletten yoksun bırakıldığını belirten dernek yönetimi, Franco ailesinin ''şiddet ve siyasi yolsuzluk üzerine inşa edilmiş muazzam bir servetin tadını çıkardığını, bu gerçeğin Yüksek Mahkeme kararında Pazo de Meirás’ı iyi niyetle kullandıkları yönündeki argümanı kabul etmeyi imkânsız'' kıldığının altını çiziyor.
Franco'suz Franco'culuk mu?
Geçtiğimiz yıl, İspanya’da Franco dönemine ait bir toplu mezarın ilk kez bilimsel yollarla açılmasının 25. yılıydı. Bu mezarda yatan isimlerden birinin torunu, aynı zamanda Tarihsel Belleğin Geri Kazanılması Derneği'nin de başkanı olan Emilio Silva. Bugün hâlâ İspanyol toplumunda insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında konuşmaya dair çekince olduğunu söyleyen Emilio Silva, İspanya'nın kırsal bölgelerinde henüz açılmamış pek çok toplu mezar olduğunu belirtiyor ve bazı köylerde kurbanların nerede gömüldüğü bilinse dahi, birtakım nüfuzlu kişilere duyulan korku sebebiyle bu konuda sessiz kalındığını ifade ediyor.
İspanya'da 1977'de çıkartılan af sonucunda İç Savaş döneminin tüm suçlularının hukuki açıdan aklandığını ve mağdurlar için hukuki yolların kapatıldığını söyleyen Silva, "İspanya'da diktatörlükten demokrasiye geçiş dönemi olmadı'' diyor:
'Sağ veya sol görüşlü olsun fark etmez, bizi yöneten birçok siyasetçinin ailesinde Franco dönemiyle bir bağlantı ya da mal varlığı var. Şu andaki birçok büyük şirket Franco döneminin desteklediği ailelerden geliyor. Bunları gizlemek demokrasiye hakaret.''
Franco dönemi bugün hâlâ İspanya'da sosyalist başbakan Pedro Sánchez ile sağ muhalefet partileri arasında gerginliği tırmandıran en önemli konuların başında geliyor. Franco’nun mezarının devlet anıtından taşınması, kamusal alanların Franco dönemine ait sembollerden temizlenmesi muhafazakâr sağ muhalefetin tepkisini büyütüyor. Ölümünün üzerinden yarım asır geçen Franco'nun hayaletinin Sánchez İspanya'sının demokratik değerleri koruma çabasına gölge düşürüp düşürmeyeceğini İspanyol halkının sağduyusu gösterecek.
*İspanyol basınından çeviri: Özgür Duygu Durgun