Kısa Dalga - Jason Arday’ın yükselişi, yakın dönemde Britanya akademisinin en ilham verici başarı hikâyelerinden biri olarak sunuldu. Çocukken otizm ve yaygın gelişimsel gecikme tanısı aldığını, 11 yaşına kadar konuşamadığını, 18 yaşına dek okuma yazma öğrenemediğini söyleyen Arday, bütün bu engelleri aşarak 2023’te Cambridge Üniversitesi’ne eğitim sosyolojisi profesörü olarak atandı.
Henüz 37 yaşındaydı ve Cambridge tarihinin en genç siyah profesörü olmuştu. Üniversite, bu atamayı çeşitlilik ve fırsat eşitliği bakımından tarihî bir başarı olarak geniş biçimde duyurdu. Arday’ın hayat hikâyesi uluslararası medyada yer aldı; konferanslar verdi, şirketlerin ve meslek örgütlerinin etkinliklerine konuşmacı olarak katıldı.
Ancak üç yıl sonra Arday’ın akademik çalışmaları, özgeçmişi ve kamuoyuna anlattığı hayat hikâyesinin bazı bölümleri hakkında peş peşe sorular gündeme geldi. Cambridge yönetimi önce Arday’ı “itibarını zedelemeyi amaçlayan aşağılık bir kampanyanın mağduru” olarak savundu. Yeni bilgiler ortaya çıktıkça tutumunu değiştirdi ve Arday’ın akademik nitelikleriyle kariyeri hakkında soruşturma başlattığını açıkladı.
Arday, soruşturma açıklamasından kısa süre sonra Cambridge Üniversitesi ve bağlı bulunduğu Jesus College’daki görevlerinden istifa etti.
İntihal tartışması nasıl başladı?
Arday hakkındaki en ciddi akademik iddia, doktora tezindeki bazı bölümlerin daha önce yayımlanan başka bir tezle benzerlik taşıdığı yönündeydi.
Telegraph’ın aktardığı bir incelemeye göre, Arday’ın doktora tezindeki 100’den fazla pasaj, Brunel Üniversitesi öğrencisi Paula Zwozdiak-Myers’ın altı yıl önce tamamladığı tezle benzerlik gösteriyordu.
Arday, intihal ve akademik usulsüzlük suçlamalarını reddetti. Doktorasını 2015’te aldığı Liverpool John Moores Üniversitesi’nin daha önce yürüttüğü soruşturma da intihal iddialarını doğrulamadı. Üniversite, benzerliklerin “dürüst ve makul bir hatadan” kaynaklanmış olabileceğini belirtti.
Arday, hakkında yürütülen çok sayıda incelemede intihal ya da akademik usulsüzlük yaptığı sonucuna varılmadığını söyledi. Buna karşılık bazı akademisyenler, önceki soruşturmanın yeterliliğini tartışmaya açarak tezin yeniden ve bağımsız biçimde incelenmesini istedi.
Times’ın daha sonraki incelemesinde ise Arday’ın bazı araştırmalarında mümkün görünmeyen veriler ve çeşitli tutarsızlıklar bulunduğu öne sürüldü. Arday’ın 2018 ve 2020’de yayımlanan iki makalesinde daha önce düzeltme yapılmıştı.
Cambridge, araştırma etiğine ilişkin devam eden şikâyetlerin üniversitenin akademik usulsüzlük prosedürleri kapsamında incelendiğini bildirdi. Henüz Arday hakkında akademik usulsüzlük yapıldığına ilişkin kesinleşmiş yeni bir karar bulunmuyor.
Özgeçmişindeki görevler tartışmaya açıldı
Tartışmalar intihal iddialarıyla sınırlı kalmadı. Arday’ın biyografilerinde yer alan bazı akademik görevler, ilgili üniversiteler tarafından doğrulanmadı.
Jesus College’ın internet sitesindeki özgeçmişinde Arday’ın Ohio State Üniversitesi Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Ofisi’nde ve Glasgow Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde misafir profesörlük yaptığı belirtiliyordu. Her iki üniversite de bu görevleri doğrulamadı.
Arday’ın Durham Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde “onursal profesör” olduğu da yazıyordu. Durham Üniversitesi ise Arday’ın kurumda artık herhangi bir görevi bulunmadığını açıkladı.
Arday, Londra Üniversitesi’ne bağlı Birkbeck’te psikodinamik uygulamalar alanında yüksek lisans yaptığını ve nitelikli bir danışman olduğunu da söylemişti. Guardian’ın sorusu üzerine Birkbeck, Jason Arday adına kayıtlı bir öğrencilik kaydına ulaşamadığını bildirdi.
Arday’ın yayımlandığını söylediği Being Young, Black and Male: Challenging the Dominant Discourse adlı kitap da tartışmanın başka bir başlığı oldu. Palgrave Macmillan, kitap önerisini kabul ettiğini ancak kitabın hiçbir zaman yayımlanmadığını açıkladı.
Cambridge’in “akademik nitelikler ve onursal görevler hakkında yeni bilgiler” aldığını belirterek başlattığı son soruşturmanın bu çelişkilerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.
Maratonlar, futbol kariyeri ve yardım kampanyaları
Arday’ın kamuoyuna anlattığı spor başarıları da incelemeye alındı.
Arday, yardım kuruluşları için 35 günde 30 maraton koştuğunu söyledi. Anlatımına göre maratonlardan biri sırasında epileptik nöbet geçirmiş ve bacağında çatlak oluşmuştu. Buna rağmen dokuz maraton daha koşarak etkinliği tamamladığını belirtti.
Guardian’a konuşan doktorlar, çatlak kaval kemiğiyle dokuz maraton koşmanın son derece acı verici olacağını ancak teknik olarak tamamen imkânsız sayılamayacağını ifade etti. Arday, ağrı kesici kullanarak koştuğunu ve sağ bacağının normal boyutunun iki katına kadar şiştiğini anlattı.
Bir başka açıklamasında altı günde yaklaşık 965 kilometre koştuğunu söyledi. Bu performans, Arday’ı dünyanın en başarılı ultra maratoncuları arasına yerleştirecek düzeydeydi. Daha sonra koşu günlerinin arasına dinlenme günleri koyduğunu ve etkinliğin toplam 12 güne yayıldığını açıkladı.
Arday, gençliğinde Crystal Palace’ın 18 yaş altı takımında oynadığını ve ardından 12 yıl yarı profesyonel futbolculuk yaptığını da söyledi. Crystal Palace, Arday’ın oynadığı belirtilen döneme ait kayıtlarının bulunmadığını bildirdi. Arday’ın İngiltere’nin alt düzey amatör liglerinden birinde mücadele eden Lewisham Borough’da forma giydiğine ilişkin kayıtlar ise bulunuyor.
5 milyon sterlinlik yardım toplama iddiası
Arday, yaklaşık 20 yıl içerisinde yardım kuruluşları için 5 milyon sterlin topladığını, bazı açıklamalarında ise rakamın 5,5 milyon sterline ulaştığını söyledi.
Bu kadar yüksek bir meblağın, kamuoyunda geniş tanınırlığı bulunmayan bir kişi tarafından toplanmasının olağan dışı olduğu yönündeki sorular üzerine Arday, paranın yirmi yıllık dönem boyunca birçok yardım toplama kolektifinin katkısıyla elde edildiğini belirtti.
Yüz kişilik bir oluşumun parçası olduğunu söyleyen Arday, gizlilik sözleşmeleri nedeniyle birlikte çalıştığı kişilerin isimlerini açıklayamayacağını ifade etti.
Arday ayrıca WaterAid’le birlikte Güney Amerika ve Batı Afrika’ya giderek su kuyuları açılmasına yardım ettiğini anlatmıştı. WaterAid, çalışmalarını yürüttüğü bölgelere gönüllü göndermediğini ve kişilerin kendi imkânlarıyla gerçekleştirdiği ziyaretleri de teşvik etmediğini açıkladı.
Arday’ın anı kitabında Brezilya’da bir kuyu kurulmasına yardım ettiği anlatılıyor ancak bu bölümde WaterAid’in adı geçmiyor.
Irkçı saldırılar ve doğrulanamayan olaylar
Jason Arday’ın Cambridge’e atanmasından sonra ağır ırkçı saldırılara maruz kaldığı konusunda ciddi bir kuşku bulunmuyor. Cambridge Üniversitesi, Arday’a gönderilen e-postaları ırkçı ve tehdit içerikli mesajlar nedeniyle filtrelemek zorunda kaldığını açıkladı.
Arday hakkında İngiltere hükümetine gönderilen bir mektupta; bıçakla tehdit edildiği, fiziksel saldırıya ve tükürüğe maruz kaldığı, kendisine ve ailesine yönelik tecavüz ve ölüm tehditlerinde bulunulduğu, üniversite adresine muz ve mermi gönderildiği belirtildi.
Ancak Arday’ın anlattığı bazı saldırıların ayrıntıları doğrulanamadı.
Arday, iki farklı tarihte eğitim fakültesi binasına giren maskeli bir kişinin kendisini istifaya zorladığını, ikinci olayda saldırganın bıçak çıkardığını söyledi. Güvenlik kameralarında herhangi bir saldırgana rastlanmadı; fakültede şüpheli bir kişiyi gördüğünü bildiren kimse de olmadı. Arday’ın olayları meydana geldikleri sırada üniversiteye ya da polise bildirmediği belirtildi.
Arday ayrıca ailesinin Londra’daki evine kesilmiş bir domuz başı bırakıldığını ve polisin bölgedeki kasapları araştırdığını anlattı. Guardian’ın ulaştığı kasaplar kendilerine bu konuda herhangi bir polis tarafından soru sorulmadığını söyledi. Londra Metropolitan Polisi de Arday’ın anlattığı soruşturma ayrıntılarının doğru olmadığını bildirdi.
Bu çelişkiler Arday’ın ırkçı saldırıların hedefi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Buna karşılık, kamuoyuna aktardığı bazı olayların ne ölçüde doğrulanabildiğine ilişkin soruları büyütüyor.
Araştırmacı gazeteciyi polise şikâyet etti
Arday, akademik çalışmalarını inceleyen Times Higher Education muhabiri Jack Grove hakkında da polise şikâyette bulundu.
Grove, Arday’a intihal iddialarını içeren 63 sayfalık bir rapor hakkında üç e-posta gönderdiğini, karşılığında Arday’ın avukatlarından tehdit içerikli bir yazı aldığını belirtti.
Dört ay sonra Metropolitan Polisi’nden aranan Grove’a, hakkında yapıldığını dahi bilmediği şikâyetin kapatıldığı bildirildi. Grove, araştırma etiği ve akademik dürüstlük konusunda soru soran bir gazetecinin ceza soruşturması tehdidiyle karşılaşmasının basın özgürlüğü açısından kaygı verici olduğunu söyledi.
1,4 milyonluk anı kitabı
Arday hakkındaki tartışmalar, hayat hikâyesini anlattığı Great and Unfortunate Things adlı kitabın yayımlanmasına günler kala patlak verdi.
Arday, Simon & Schuster’ın kitap için kendisine “1,4 milyon” ödediğini söyledi ancak rakamın sterlin mi yoksa dolar mı olduğunu açıklamadı. Yayınevi de ödeme miktarı hakkında yorum yapmadı.
Yayıncılık sektörü kaynakları, ABD ve İngiltere birimlerinin dünya haklarını ortaklaşa satın alması halinde bu büyüklükte bir ödemenin teorik olarak mümkün olduğunu söyledi. Buna karşılık deneyimli bir yayıncı, Arday’ın kitabının normal koşullarda yaklaşık 5 bin adet satmasının bekleneceğini, bunun da yaklaşık 10 bin sterlinlik bir avansı karşılayacağını belirterek 1,4 milyonluk rakamı “çılgınca” olarak nitelendirdi.
Simon & Schuster, tartışmalara rağmen kitabı planlandığı gibi ABD’de 11 Ağustos’ta, İngiltere’de ise 27 Ağustos’ta yayımlayacağını açıkladı.
Yayınevi, Arday’ın ortak yazar Eve Claxton’ın yanı sıra editoryal ve hukuk ekipleriyle çalışarak anlatıyı araştırdığını ve doğruladığını savundu. Ancak kitabın doğrulama süreci hakkında ayrıntı vermeyi reddetti.
Kitabın farklı taslaklarına ait olduğu belirtilen ekran görüntülerinde, Arday’ın yardım faaliyetlerine ilişkin bazı ifadelerin daha sonra yumuşatıldığı öne sürüldü. Yayınevi, bu değişikliklerin neden yapıldığı sorusuna yanıt vermedi.
Kitabın bu aşamada geri çekilmesinin hem hukuki hem de mali açıdan zor olduğu belirtiliyor. Baskının büyük ölçüde tamamlandığı, kitapların dağıtıma gönderilmiş olabileceği ve yüksek bir avans ödendiyse yayınevinin bu parayı geri kazanmak isteyeceği değerlendiriliyor.
Cambridge önce savundu, sonra soruşturma açtı
Cambridge Üniversitesi, tartışmanın ilk günlerinde Arday’ın arkasında durdu ve öğretim üyesinin “itibarını zedelemeyi amaçlayan aşağılık bir kampanyanın mağduru” olduğunu açıkladı.
Ancak akademik görevleri ve nitelikleri hakkındaki sorular çoğalınca üniversite “yeni bilgiler” aldığını belirterek yeni bir soruşturma başlattı. Jesus College da paralel bir inceleme yürüteceğini bildirdi.
Bu açıklamadan kısa süre sonra Arday, derhal geçerli olmak üzere istifa ettiğini duyurdu.
Arday, istifa mektubunda hakkındaki iddiaları kabul etmediğini özellikle vurguladı. Sürekli suçlamaların ve kamuoyu incelemesinin kendisiyle ailesi üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu belirterek, “Hayatımın her yönünün kamuoyu tarafından incelendiği ve yargılandığı sürekli bir spot ışığı altında yaşamak istemiyorum” dedi.
İstifasının akademiye olan inancını kaybettiği ya da hakkındaki anlatıları kabul ettiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söyleyen Arday, ailesiyle ilgilenmek ve yeniden huzura kavuşmak istediğini belirtti.
Cambridge ve bağlantılı kurumlar istifanın ardından Arday’a ait bazı internet sayfalarını kaldırdı. Jesus College ile Eğitim Fakültesi, Arday’ın personel profillerini sildi. Planlanan bazı konuşmaları da programlardan çıkarıldı. Bir Cambridge akademisyeni bu tutumu “izlerin silinmesi” olarak nitelendirdi.
Şimdi Cambridge’in atama süreci sorgulanıyor
Arday’ın istifası tartışmayı sona erdirmedi. Cambridge’deki kıdemli akademisyenler, Arday’ın böylesine erken bir kariyer aşamasında son derece prestijli bir profesörlük kadrosuna nasıl atandığının bağımsız biçimde araştırılmasını istiyor.
Guardian’ın aktardığına göre akademisyenler, dışarıdan üyelerin de yer alacağı bağımsız bir soruşturma talebiyle ortak bir mektup hazırlıyor.
Arday, 2023’te profesörlüğe atandığında benzer Cambridge kadrolarına getirilen isimlerle karşılaştırıldığında sınırlı sayıda araştırma ve yayına sahipti. Bazı akademisyenler, atama açıklandığında Arday’ı daha önce hiç duymadıklarını ve çalışmalarını incelediklerinde akademik birikimini yetersiz bulduklarını söyledi.
Cambridge İngilizce Fakültesi’nde postkolonyal çalışmalar profesörü olan Priyamvada Gopal, bu kadar genç bir akademisyenin son derece kıdemli ve prestijli bir kürsüye atanma sürecinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtti.
Gopal’a göre Cambridge, akademik kadrolarında eşitliği ve kapsayıcılığı geliştirmek için uzun vadeli çalışma yürütmek yerine, kamuoyunda ilgi çekecek bir atamayla “hızlı çözüm” aramış olabilir.
Üniversitenin Arday’ın atamasını medyada yoğun biçimde tanıtmasının da kuruma kamuoyu itibarı kazandırma amacının, eğitim ve araştırma hedeflerinin önüne geçip geçmediği sorusunu doğurduğunu söyledi.
“Üniversite, ortaya çıkan ırkçılığın sorumluluğunu taşıyor”
Cambridge’deki akademisyenlerin eleştirisi yalnızca atamanın liyakat boyutuyla sınırlı değil.
Gopal, Arday hakkındaki iddialar ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, Cambridge yönetiminin tartışma sırasında ortaya çıkan “grotesk ırkçılık” konusunda önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.
Ona göre süreç hem tartışmanın merkezindeki Arday’a hem siyah akademisyenlerin tamamına hem de eleştirel ırk çalışmaları alanına zarar verdi.
Gopal, üniversitelerin genç ve etnik azınlıklara mensup akademisyenleri gerekli akademik ve kurumsal desteği sağlamadan son derece görünür görevlere getirmesinin, bu kişilere taşıyamayacakları bir “temsil yükü” bindirdiğini belirtti.
Bu görüşe göre Cambridge, Arday’ın başarı hikâyesini kurumsal çeşitliliğin sembolü olarak öne çıkardı ancak hakkındaki sorular ortaya çıkınca sorumluluğu yalnızca akademisyenin üzerine bıraktı. Bu nedenle akademisyenler, sürecin bir “örtbas” ya da Arday’la bütün bağların sessizce silinmesiyle kapatılamayacağını savunuyor.
Dosyada hâlâ kesinleşmeyen çok şey var
Jason Arday hakkındaki intihal iddiaları daha önce yapılan bir soruşturmada doğrulanmadı. Cambridge’in yeni soruşturmaları ise henüz sonuçlanmış değil. Arday, intihal ve akademik usulsüzlük suçlamalarının tamamını reddediyor; istifasının da iddiaları kabul ettiği anlamına gelmediğini vurguluyor.
Buna karşılık özgeçmişindeki bazı akademik görevlerin ilgili kurumlarca doğrulanmaması, yardım çalışmaları ve spor başarılarına ilişkin anlatılarındaki değişiklikler, kamuoyuna aktardığı bazı saldırıların ayrıntılarının polis kayıtlarıyla uyuşmaması tartışmayı büyütüyor.
Arday dosyası bu nedenle yalnızca bir akademisyenin yükselişi ve düşüşünden ibaret değil. Dosya, dünyanın en köklü üniversitelerinden birinin atama sürecini, akademik dürüstlük mekanizmalarını, çeşitlilik politikalarını, medyanın “ilham verici başarı hikâyelerine” yaklaşımını ve azınlık mensubu akademisyenlerin kurumlar tarafından sembolleştirilmesinin sonuçlarını da tartışmaya açıyor.
Cambridge’de şimdi yanıtı aranan soru yalnızca Jason Arday’ın geçmişine ilişkin iddiaların doğru olup olmadığı değil. Üniversite yönetiminin bu atamayı hangi akademik değerlendirmelerle yaptığı, uyarı işaretlerini neden daha önce görmediği ve Arday’ı kurumsal bir başarı sembolü haline getirdikten sonra ortaya çıkan ağır ırkçı tepki karşısında ne yaptığı da soruşturulmak isteniyor.