Şengal’de silahlı yapıdan devlet kurumlarına: YBŞ’nin Irak’la anlaşması Türkiye’deki süreç için ne anlama geliyor?

Şengal’deki YBŞ ve YJŞ, 4 bin 165 kadın ve erkek savaşçının Irak’ın federal güvenlik sistemine katılması konusunda Bağdat’la anlaştıklarını açıkladı. Öcalan’ın desteklediği entegrasyon modeli, Ankara’nın silahlı yapıların tasfiyesi beklentisiyle Ezidilerin güvenlik ve hak taleplerini aynı masaya getiriyor. Ancak Erbil’in itirazları ve uygulamanın ayrıntıları, anlaşmanın önündeki kritik başlıklar.

Kısa Dalga - Irak’ın Ezidi nüfusuyla bilinen Şengal ilçesinde, diğer adıyla Sincar’da, güvenlik düzenini değiştirecek bir adım açıklandı. Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ve Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ), 26 Ekim’de yayımladıkları ortak bildiride bağımsız askeri yapılarını sona erdirerek Irak’ın federal güvenlik sistemine katılmak üzere merkezi hükümetle anlaşmaya vardıklarını duyurdu.

İki yapının komutanlığı, anlaşmanın toplam 4 bin 165 kadın ve erkek savaşçıyı kapsadığını bildirdi. Açıklamada silahların devletin denetiminde toplanması ve entegrasyonun üzerinde uzlaşılan hukuki ve kurumsal çerçevede yürütülmesi öngörülüyor.

Bağdat da doğruladı: Güvenlik sorumluluğu federal makamlara geçecek

Irak Başbakanlığı Askeri Sözcüsü Sabah en-Numan da Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, ilgili unsurların devletin güvenlik kurumlarına entegrasyonuna yönelik işlemlerin 26 Ekim’de gerçekleştirileceğini belirtti.

Numan, Sincar Dağı’ndaki güvenlik sorumluluğunun federal hükümetin yetkili makamlarına devredileceğini söyledi. Bu adımın hükümetin silahları devlet kontrolünde toplama politikası kapsamında olduğunu vurguladı.

YBŞ ve YJŞ: Güvenlik kadar haklar da güvenceye alınmalı

Ortak açıklama, anlaşmayı Ezidilerin 2014’te uğradığı soykırımın ardından oluşan savaş koşullarından devlet kurumları içinde çalışmaya geçiş olarak tanımlıyor.

YBŞ ve YJŞ, savaşçıların haklarının korunmasını, Şengal halkının güvenliğinin ve bölgenin özgünlüğünün gözetilmesini istiyor. Kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, kurbanların aileleri için adalet, yerinden edilenlerin dönüşü ve yeniden imar da anlaşmanın başarı koşulları arasında sayılıyor. Yerel yönetimin ve sivil kurumların güçlendirilmesi talebi ayrıca vurgulanıyor.

Bu talepler, Ezidi güçlerin müzakereye yalnızca askeri statülerini korumak için girmediğini gösteriyor. Açıklamanın merkezinde, yeniden saldırıya uğramama ve devlet tarafından korunma güvencesi bulunuyor.

Şengal’deki silahlı örgütlenmenin arkasında soykırım var

Şengal’de bugünkü güvenlik tartışmasının başlangıç noktası, IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Ezidilere yönelik saldırısı.

Birleşmiş Milletler Suriye Araştırma Komisyonu, 2016 tarihli raporunda Ezidilere yönelik suçları soykırım olarak tanımladı. Öldürme, kadınların ve çocukların esir alınması, cinsel kölelik ve zorla din değiştirme, Ezidi toplumunu yok etmeyi hedefleyen saldırının parçalarıydı.

IŞİD’e karşı mücadele sırasında PKK ve Suriye’deki bağlantılı güçlerin bölgedeki etkisi arttı; Ezidilerden oluşan YBŞ de güç kazandı. Ankara merkezli Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin (ORSAM) değerlendirmesi de yeniden saldırıya uğrama korkusunu, YBŞ’nin yerel desteğini açıklayan temel etkenlerden biri olarak gösteriyor.

Şengal’in önemi coğrafyasından da kaynaklanıyor. Irak-Suriye sınırına yakın konumu, Musul’un batısıyla Suriye’nin kuzeydoğusu arasındaki geçişleri etkiliyor. Bu nedenle bölgenin güvenliğini kimin sağlayacağı, yerel bir idari meselenin ötesinde bölgesel güç mücadelesinin konusu.

2020 anlaşması neden yeniden gündemde?

Bağdat ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, 9 Ekim 2020’de Şengal’in güvenliği, yönetimi ve yeniden imarı için bir anlaşma imzalamıştı.

Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu, anlaşmayı olumlu karşılamış; yerinden edilenlerin dönüşü, kamu hizmetleri ve yeniden imar için istikrarlı güvenlik ve yönetim kurumlarının zorunlu olduğunu belirtmişti.

2020 düzenlemesi, ilçe güvenliğinin resmi kurumlara bırakılmasını, diğer silahlı oluşumların çıkarılmasını ve PKK ile bağlantılı yapıların bölgede rol üstlenmemesini öngörüyordu. Ancak anlaşma bütünüyle uygulanamadı. Bugünkü mutabakatın önceki düzenlemeyle nasıl bağdaştırılacağı da henüz kapanmış bir mesele değil.

Erbil yönetiminin itirazı burada yoğunlaşıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi İçişleri Bakanı Reber Ahmed, 13 Ekim’de Erbil’deki MERI Diyalog Forumu’nda, federal hükümetin kendileriyle koordinasyon kurmadan hareket ettiğini söyledi. Ahmed, bunu 2020 anlaşmasının ihlali olarak değerlendirdi ve çözümün hükümetler arasında koordinasyonla yürütülmesini istedi.

Aynı toplantıda Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Abudi ise bağımsız askeri oluşumların devamına izin verilmeyeceğini, Ezidilerin güvenlik kaygılarını giderecek barışçıl bir çözüm hedeflediklerini belirtti.

Öcalan’ın mesajı: Irak ordusuna katılsınlar, Şengal’de kalsınlar

Anlaşmanın Türkiye’deki süreçle en doğrudan bağlantısı, Abdullah Öcalan’ın eylül sonunda kamuoyuna yansıyan mesajı.

Öcalan’ın mesajı, 30 Eylül’de Şengal’de Ezidi sivil toplum temsilcileri, bölge halkı ve YBŞ-YJŞ temsilcilerinin katıldığı toplantıda okundu. Öcalan, YBŞ’nin Irak ordusu içinde yer almasını desteklerken güçlerin Şengal’de kalması gerektiğini belirtti.

Mesajda Ezidilerin hukuki güvenceden yoksun olduğu savunuldu; yerel demokrasi ve toplumun korunması vurgulandı. Öcalan, PKK’nin feshi kararını da bölgesel sorunların çözümünün önünü açma yaklaşımıyla ilişkilendirdi.

Bu tutum, Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te kamuoyuna duyurulan çağrısıyla birlikte okunabilir. O çağrıda PKK’nin kendisini feshetmesi ve silah bırakması istenirken, demokratik siyaset ve hukuki düzenlemelerin gerekliliği de belirtilmişti.

Ankara’nın tutumu: Silahlı yapıların sona ermesi, Başika’da kademeli çekilme

Türkiye’nin konuya ilişkin yaklaşımı, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 26 Eylül 2026’da New York’ta yaptığı açıklamada açık biçimde görülüyor.

Fidan, Irak’ın bütün silahlı grupları silahsızlandırma hedefini desteklediklerini belirtti. Bu kapsamda özellikle Sincar’daki PKK ve bağlantılı gruplara işaret etti.

Aynı açıklamada Başika’daki Türk askeri varlığıyla Şengal’deki dönüşüm arasında bağlantı kurdu: Irak’ın yol haritası uygulandıkça Türkiye’nin Başika’daki varlığını kademeli azaltıp sona erdirmeye yönelik adımlar atacağını söyledi. Fidan, bu değerlendirmesinin özellikle Başika üssüne ilişkin olduğunu vurguladı.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi de 24 Ekim’de basına yansıyan açıklamasında YBŞ ile anlaşmaya varıldığını, Irak ordusunun Şengal Dağı’nı ve ardından Türk askerlerinin bulunduğu Başika üssünü devralmasının öngörüldüğünü belirtti.

Bunlar çekilmenin tamamlandığına ilişkin açıklamalar değil. Ancak Şengal’deki güvenlik düzenlemesinin Türkiye-Irak ilişkilerinde somut bir askeri karşılığının bulunduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’deki süreç açısından neden önemli?

Hükümetin “Terörsüz Türkiye”, Kürt hareketinin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı süreç açısından Şengal mutabakatının önemi üç noktada toplanıyor.

Birincisi, silahlı yapıların dönüşümünün sınır ötesi boyutu. Ankara’nın PKK ile bağlantılı gördüğü bir yapının bağımsız askeri örgütlenmesini sona erdirmeyi kabul etmesi, Türkiye’deki sürecin Irak’taki güvenlik düzeniyle birlikte ilerleyebileceğini gösteriyor.

İkincisi, silahsızlanmanın hangi güvencelerle gerçekleşeceği. YBŞ ve YJŞ’nin açıklaması, devletin silah üzerindeki denetimiyle Ezidilerin korunma, hak ve yerel katılım taleplerini birlikte ele alıyor.

Üçüncüsü, anlaşmanın bölgesel gerilimi azaltma ihtimali. Şengal’de resmi güvenlik düzeninin kurulması ile Başika’daki Türk askeri varlığının azaltılması arasında açıklanan bağlantı, müzakerelerin karşılıklı adımlara dönüşme olasılığını gösteriyor.

Dünya Haberleri