Kısa Dalga - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu'nun hazırladığı 10 Eylül 2026 tarihli iddianame, Türkiye'de terör örgütü üyeliği suçlamalarının hangi faaliyetler üzerinden kurulabildiğini bir kez daha tartışmaya açtı.
2004 doğumlu Umut Kabaklı, 5 Temmuz 2026'da gözaltına alındı, 8 Temmuz'da tutuklandı. Savcılık, Kabaklı'nın Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmasını ve tutukluluğunun devamını istedi.
Ancak iddianamede Kabaklı'nın herhangi bir silahlı eyleme katıldığı, silah kullandığı veya şiddet eylemi gerçekleştirdiği yönünde somut bir tespit yer almıyor. Suçlamalar ağırlıklı olarak dernek faaliyetleri, siyasi içerikli toplantılar, pankart asılması, telefon görüşmeleri ve banka hesap hareketlerine dayanıyor.
Altı sayfalık iddianamenin üç sayfası 1970'leri anlatıyor
İddianamenin dikkat çeken özelliklerinden biri, savcılığın Kabaklı'ya yöneltilen suçlamaları açıklamadan önce uzun bir tarihsel anlatıma yer vermesi.
İddianamede 1960 askeri müdahalesinden başlanarak Fikir Kulüpleri Federasyonu, DEV-GENÇ, Mahir Çayan ve arkadaşlarının faaliyetleri, THKP/C'nin kuruluşu ve 30 Mart 1972'deki Kızıldere operasyonu anlatılıyor.
Mahir Çayan'ın cezaevinden kaçışından THKP/C'nin ideolojik stratejisine, 1970'lerde düzenlenen banka soygunlarından silahlı eylemlere kadar pek çok tarihsel olaya yer veriliyor.
Savcılık, 1972'deki Kızıldere operasyonunun ardından THKP/C'nin büyük bir yenilgiye uğradığını ve içinden Devrimci Yol dahil farklı sol grupların çıktığını da belirtiyor.
Buna karşılık, 1970'lerde faaliyet gösteren silahlı örgüt ile Kabaklı'nın 2026 yılında faaliyetlerine katıldığı Devrimci Gençlik Dernekleri arasında günümüzde nasıl bir örgütsel, hiyerarşik ve operasyonel süreklilik bulunduğu iddianamede somut olgularla açıklanmıyor.
Savcılık, Devrimci Gençlik Dernekleri'ni THKP/C Dev-Yol Devrimci Hareket adlı örgütün gençlik yapılanması olarak nitelendiriyor. Bu değerlendirmede başka soruşturmalarda ifade veren kişilerin beyanlarına dayanılıyor.
Ancak iddianamenin ilgili bölümünde, derneğin faaliyetlerinin hangi somut yönleriyle silahlı örgüt üyeliği oluşturduğu ya da Kabaklı'nın silahlı bir örgütün hiyerarşisine nasıl dahil olduğu ortaya konulmuyor.
350 liralık havale örgüt üyeliği delili
İddianamede Kabaklı'ya yöneltilen suçlamaların önemli bir bölümünü MASAK raporuna dayandırılan banka hareketleri oluşturuyor.
Savcılık, Kabaklı'nın daha önce terör suçlarından işlem görmüş kişilerle para alışverişinde bulunmasını örgütsel ilişki göstergesi olarak değerlendiriyor.
İddianamede, Kabaklı'nın daha önce terör suçlarından işlem görmüş kişilerle gerçekleştirdiği düşük tutarlı para transferleri de örgüt üyeliği suçlamasına dayanak gösterildi. MASAK raporuna göre Kabaklı, bir kişiye iki işlemde toplam 350 TL, başka bir kişiye altı işlemde 1.100 TL gönderdi. Bir kişiden iki işlemde toplam 1.500 TL aldı. Bir başka kişiye 28 ayrı işlemde toplam 16.500 TL gönderirken aynı kişiden altı işlemde 1.150 TL aldı. Beş işlemde toplam 5.700 TL gönderdiği başka bir kişiden ise 1.700 TL aldı. Savcılık, bu para hareketlerini örgütsel ilişki iddiasının delilleri arasında sıralarken transferlerin hangi amaçla yapıldığını, örgütsel faaliyetlerle nasıl bağlantılı olduğunu veya yasa dışı bir finansman faaliyeti oluşturduğunu açıklamadı.
Örneğin 350 liralık iki havalenin hangi gerekçeyle silahlı örgüt üyeliğinin göstergesi olarak değerlendirildiği belirsiz.
Üstelik hakkında terör suçundan işlem yapılmış olması, para gönderilen veya alınan kişinin mutlaka bir örgüt üyesi olduğu anlamına da gelmiyor.
Banka hesabından para göndermek ile silahlı örgütü finanse etmek arasındaki hukuki fark, iddianamede somut bir gerekçeyle ortaya konulmuş değil.
Anket ve organizasyon konuşması da delil oldu
Savcılığın örgüt üyeliğine dayanak gösterdiği diğer bir unsur, Kabaklı'nın 9 Nisan 2026'da bir kadınla yaptığı telefon görüşmesi.
İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri kapsamında elde edilen konuşmada, bir anketin sonuçları ve organizasyonun zamanlaması tartışılıyor.
Konuşmada kadın, "Bizim örgüte oy bile verdirtmedim, beş altı kişi falan vermiş" diyor. Kabaklı ise uzun sürmemesi gerektiğini söylediği tartışma hakkında şu ifadeleri kullanıyor:
"Günü münü saatini belirlemesi muhabbeti değil. Ankette zaten öndeyken bi mesajla anketi alıntılayıp arkadaşlar ankette bu akşam önde gidiyo falan diye dürtüp bu akşama ee şey organize edilebilir diye düşünüyorum."
Savcılık, bu konuşmayı Kabaklı'nın örgütsel faaliyet yürüttüğü, taban oluşturduğu ve örgütleme çalışmaları yaptığı şeklinde yorumluyor.
Oysa iddianamede alıntılanan konuşmada silahlı eylem, şiddet, suç işleme talimatı veya yasadışı bir organizasyonun planlanmasına ilişkin açık bir ifade bulunmuyor.
Konuşmada geçen "örgüt" sözcüğünün hangi yapıyı ifade ettiği de somut biçimde açıklanmıyor. Siyasi örgütlenme ve kolektif faaliyet anlamında kullanılan bir sözcük, tek başına silahlı terör örgütü üyeliğinin kanıtı olamaz.
Kızıldere pankartı asmak da suçlama konusu
İddianamede Kabaklı'nın 25 ve 31 Mart 2026 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü'nde pankart asma eylemlerine katıldığı belirtiliyor.
Söz konusu pankartlarda şu ifadelerin yer aldığı aktarılıyor:
"Kızıldere son değil! Yine geliyoruz. 30 Mart'ta Kızıldere'deyiz."
"Sahiplendik, yaşattık, geleceğe taşıyoruz. Kızıldere son değil."
Savcılık, Devrimci Gençlik Dernekleri adına yapılan pankart asma faaliyetlerini silahlı örgüt üyeliğine ilişkin deliller arasında gösteriyor.
Ancak iddianamede Kabaklı'nın bu eylemler sırasında şiddete başvurduğu, şiddet çağrısında bulunduğu veya herhangi bir silahlı faaliyet gerçekleştirdiği belirtilmiyor.
Geçmişte yaşanmış siyasi ve tarihsel olayların anılması veya bunlara ilişkin pankart taşınması, içeriği ve bağlamı değerlendirilmeden doğrudan silahlı örgüt üyeliği olarak nitelendirilemez.
İddianamede ayrıca Kabaklı'nın Devrimci Gençlik Dernekleri'nin 1. Olağanüstü Kurultayı'na katıldığı, ikametinde örgütsel olduğu ileri sürülen yayınların bulunduğu ve gözaltına alınmasından sonra sosyal medya hesaplarından desteklendiği anlatılıyor.
Böylece bir derneğin kurultayına katılmak, yayın bulundurmak ve üçüncü kişilerin sosyal medyada destek mesajları paylaşması da örgüt üyeliği iddiasının dayanakları arasına eklenmiş oluyor.
NATO protestosu henüz gerçekleşmeden suçlama konusu
İddianamede yer alan bir başka değerlendirme ise Temmuz 2026'da düzenlenmesi planlanan NATO zirvesine ilişkin.
Savcılık, Devrimci Gençlik Dernekleri ile bağlantılı sosyal medya hesaplarından NATO zirvesinin protesto edilmesi yönünde talimatlar verildiğini ileri sürüyor.
Ardından Kabaklı'nın örgüte bağlı grupları yönlendirebileceği ve talimat vererek muhtemel toplumsal olaylara zemin hazırlayabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.
Bu bölümde dikkat çeken nokta, gerçekleşmiş bir şiddet eyleminden değil, ileride meydana gelebileceği varsayılan toplumsal olaylardan söz edilmesi.
Oysa barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, Anayasa'nın 34. maddesiyle korunan temel haklar arasında bulunuyor. Bir protesto çağrısının suç oluşturduğunun ileri sürülebilmesi için bunun ötesine geçen somut ve hukuken ilgili olguların ortaya konulması gerekiyor.
Savcılığın değerlendirmesinde ise protesto çağrısı ile muhtemel toplumsal olaylar arasında varsayımsal bir bağlantı kuruluyor.
Susma hakkı kullanmak da "örgütsel tavır" sayıldı
İddianamenin en tartışmalı bölümlerinden biri, Kabaklı'nın gözaltında verdiği ifadeye ilişkin.
Savcılık, Kabaklı'nın gözaltı sürecine ilişkin şu ifadeyi kullanıyor:
"Şüphelinin gözaltı süresince örgütsel tavır sergilediği ve TEM Şube Müdürlüğünce alınan ifadesinde susma hakkını kullandığı."
Ancak susma hakkı, Anayasa'nın 38. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında güvence altına alınan temel bir savunma hakkı.
Şüphelinin kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermemesi, tek başına suçluluğunun veya örgütsel bağının göstergesi olarak değerlendirilemez.
İddianamede susma hakkının "örgütsel tavır" ifadesiyle birlikte kullanılması, anayasal bir hakkın kullanımının şüpheli aleyhine yorumlanıp yorumlanmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Tutukluluğunun devamı istendi
8 Temmuz 2026'da tutuklanan Kabaklı hakkında savcılık, 10 Eylül tarihli iddianamede tutukluluğun devamını da talep etti.