Alevi aydınlar ile DEM Parti tartışması: Kim ne dedi, tartışma neden büyüdü?

Abdullah Öcalan’a atfedilen Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi benzetmesi, 1514’ten bugüne uzanan hafızayı yeniden açtı. 53 imzalı bildiri ve Tuncer Bakırhan’ın sert sözleri tartışmayı büyüttü. Peki hangi metinde ne yazıyordu, kim neyi yalanladı ve “sokaktan getirip milletvekili yaptıklarımız” sözü kimi hedef aldı?

Kısa Dalga - Abdullah Öcalan’a atfedilerek internette yayımlanan görüşme notları, “barış ve demokratik toplum” tartışmasını Alevi kamuoyunda sert bir polemiğe dönüştürdü. Tartışmanın odağında, Öcalan’ın Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki ilişkiyi günümüz için bir Türk-Kürt ittifakı modeli olarak sunduğu iddiası vardı.

Düğümün ilk ucu: Birbirinden farklı iki not dizisi

İlk metin dizisi, 20 Temmuz ile 2 Ağustos 2026 tarihli İmralı görüşmelerine dayandırılan notlardı. Tartışmayı başlatan cümle, 2 Ağustos’a atfedilen bölümde şöyle yer aldı:

“Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kağıt verir, ne istersen yaz der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar.”

Aynı metinde, “Yavuz Kürt mirlikleriyle nasıl Ortadoğu’yu kazandıysa öyle kazanıyoruz” ifadesi de Öcalan’a atfedildi.

2 Ağustos’ta İmralı’ya giden heyette DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile avukat Faik Özgür Erol bulunuyordu; görüşmenin yaklaşık 3 saat sürdüğü açıklandı. Heyettekiler görüşme notlarını yalanladı.

Yalanlamalar bildiriden önce başladı

DEM Parti İmralı Heyeti, 23 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, sosyal medyaya servis edilen metinlerde ekleme, çıkarma ve Öcalan’a ait olmayan ifadeler bulunduğunu belirtti. Heyet, yapılanı “süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet” diye niteledi ve yalnızca heyet, aile ve avukatlar üzerinden yapılan açıklamalara itibar edilmesini istedi.

PKK yönetimi de metinleri “düzmece” ve “planlı bir provokasyon” olarak tanımladı. Örgütün açıklaması, özellikle Kandil yöneticileriyle yapıldığı ileri sürülen görüşmeye ilişkin yayını hedef aldı.

25 Ağustos’ta Öcalan’a ait olduğu belirtilen el yazılı mesajda ise “bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır” denildi. Mesajda bu yayınlar “provokatif hareketler” olarak nitelendirildi.

İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar da 27 Ağustos’ta gazetecilerle yapılan toplantıda, Kandil yöneticileriyle yüz yüze buluşma iddiası için “Böyle bir görüşme olmadı” dedi. Sancar, Öcalan ile örgüt arasında mesaj ve iletişim trafiği bulunmasını, aynı masada fizikî görüşme yapıldığı iddiasından ayırdı.

Rastî Genel Yayın Yönetmeni Filiz Deniz ise kaynağını koruduğunu, metni günlerce farklı kanallardan kontrol ettikten sonra yayımladığını ve somut hata gösterilmesi halinde bunu okurlarla paylaşacağını söyledi.

53 imzalı bildiri: Barışa destek, tarihsel modele itiraz

Yalanlamaların ardından 31 Ağustos’ta yayımlanan “Alevi Aydınlar Bildirgesi”ne Müslüm Doğan, Şerafettin Halis, Necati Yılmaz, Ali Balkız, Fevzi Gümüş, Ayfer Karakaya-Stump ve Cihan Söylemez’in de aralarında olduğu 53 kişi imza attı.

Bildiri, yaklaşık 40 yıldır devam eden şiddetin sona ermesini ve sorunun demokratik-hukukî yollarla çözülmesini desteklediğini belirtiyordu. İtirazını ise tarihsel referansın kendisine yöneltti: “Yavuz Selim ve İdris-i Bitlisi referanslı arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz.”

İmzacılar, kaygılarını yalnızca Osmanlı tarihine değil, Suriye’de yeni yönetim altında Alevilerin güvenliği tartışmalarına da bağladı. Bazı Alevi kurumlarının ve Kürt siyasetine yakın akademisyenlerin sessiz kaldığını savunan metin, kurulacak yeni toplumsal sözleşmenin dinsel-tarihsel ittifaklar yerine laiklik, eşit yurttaşlık ve evrensel hukuk üzerinde yükselmesini istedi.

DEM Parti: “Öcalan’ın böyle bir değerlendirmesi bulunmamaktadır”

DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, 1 Eylül’de yayımladığı açıklamada tartışmalı tarihsel benzetmeyi açık biçimde reddetti: “Sayın Öcalan’ın bu bağlamda bir değerlendirmesi bulunmamaktadır.” Parti, Öcalan’ın Alevileri barış ve demokratik toplum sürecinin “kurucu öznelerinden” biri olarak gördüğünü belirtti; Alevilerin kaygılarının siyasallaştırılmasına ve Alevilerin barış karşıtıymış gibi gösterilmesine karşı çıktı. DEM Parti’nin açıklaması eşit yurttaşlığı demokratikleşmenin vazgeçilmez unsuru olarak tanımladı.

Tartışmanın tonu ise DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın aynı günkü konuşmasıyla daha da sertleşti. Bakırhan, doğrulanmamış bir söz üzerinden DEM Parti’nin Alevi karşıtı gösterilmesini “sabotaj” saydı; partinin eş genel başkanları, milletvekilleri ve yerel yöneticileri arasında Alevilerin bulunduğunu hatırlatarak “Kimse bizi Alevilikle test edemez” dedi.

Bakırhan’ın en çok tepki çeken sözleri şunlar oldu: “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız isimler hangi aydın kimliği var bilmiyorum, bu ucuz siyasettir.” Bakırhan ayrıca ad vermeden, “Kürt halkı seni Alevi olduğun için bakan yapmış” ifadesini kullandı. Bu ifade bildirinin imzacılarından eski bakan Müslüm Doğan ile eski BDP milletvekili Şerafettin Halis’e yönelik bir gönderme olarak okundu.

Bakırhan konuşmasında Halis’in adını da anmadı. Ancak Halis’in daha sonra verdiği yanıt, “sokaktan” sözünü kendisine ve bildirideki eski siyasetçilere yönelmiş saydığını gösterdi.

Alevi kamuoyu tek ses değil

Bildiri bütün Alevi kurumlarının ortak tutumu değildi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), aynı gün yaptığı açıklamada eleştiri hakkını savunmakla birlikte kullanılan dilin barış sürecini zayıflatmaması gerektiğini belirtti. DAD’ın çağrısı, “Eleştirin; ama barışı büyütecek şekilde eleştirin” oldu. Dernek, Alevilerin barıştan korkmaması gerektiğini ve kendisini Barış ve Demokratik Toplum sürecinin aktörü olarak gördüğünü açıkladı.

Sosyal medyada öne çıkan tepkiler

Eski DTP/BDP milletvekili ve bildirge imzacısı Şerafettin Halis, Bakırhan’a X üzerinden yanıt verdi. “Alevilerin kaygılarını dillendirmesine bile tahammül edemeyen” bir yaklaşım gördüğünü savunan Halis, “sokağı küçümseyen” dile itiraz etti.

İmzacı avukat ve yazar Cihan Söylemez, Facebook paylaşımında bildirinin amacının Kürtleri veya barış arayışını ötekileştirmek olmadığını belirtti. Söylemez, “Barış’ın kalıcı temelleri, 16. yüzyıl dinsel referanslarıyla değil” diyerek laik ve demokratik bir hukuk düzenini işaret etti.

Eski CHP Tunceli Milletvekili ve avukat Hüseyin Aygün, imzacı listesinde yer almamasına rağmen bildiriyi sosyal medyada görünür kılan isimlerden biri oldu. “Alevi Aydınlar’ın dünkü bildirisi siyasi ortamı sarstı” diyen Aygün, tartışmanın mezhep ve kimlik boyutuna dikkat çekti.

Eski AKP milletvekili ve yazar Mehmet Metiner ise tartışmaya farklı bir yerden yaklaştı. “Birbirimizle hep bu aidiyetlerimiz üzerinden mi konuşacağız?” diye soran Metiner, “Alevi aydınlar” ve “Sünni aydınlar” gibi kimlik temelli kategorilerin kutuplaşmayı yeniden ürettiğini savundu.

Yavuz ve Bitlisi adı neden bu kadar hassas?

Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin birlikteliği, Osmanlı-Safevi rekabeti ve 1514 Çaldıran Savaşı bağlamında şekillendi. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne göre Selim, Sünni-Şafiî aşiretleri örgütlemek ve Kürt beylerini Safevilere karşı Osmanlı tarafına çekmek için İdris-i Bitlisi’yi görevlendirdi. Aynı kaynak, dönemde Kızılbaşlara yönelik öldürme ve sürgünler yaşandığını kabul ediyor ama 40 bin Alevi’nin öldürüldüğü idddiası konusunda ihtiyatlı davranıyor.

Tarihçi Yalçın Çakmak da İdris-i Bitlisi’nin Kürt beylerinin Osmanlı’ya bağlanmasında rol oynadığını, Kızılbaşlara yönelik sert dinî-siyasî söylemler kullandığını belirtiyor. Buna karşılık Bitlisi’nin veya Kürtlerin doğrudan 40 bin Aleviyi öldürdüğü iddiasının kanıtlanmadığını vurguluyor.

Bu nedenle iki isim, bir kesim için Osmanlı-Kürt siyasal uzlaşmasının; Alevi kolektif hafızası bakımından ise Kızılbaşlara yönelik kıyım ve baskının simgesi. Tarihçilerin sayı ve doğrudan sorumluluk konusunda yürüttüğü tartışma, bu hafızanın siyasetteki ağırlığını ortadan kaldırmıyor.

Üstelik bu gerilim ilk kez yaşanmıyor. 2025’te TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz–Bitlisi ilişkisini güncel Türk-Kürt birlikteliğine örnek göstermesi de Alevi çevrelerinde tepki çekmişti. Eski HDP milletvekili ve Alevi siyasetçi Ali Kenanoğlu o günlerde “Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir” diye yazmış, DEM Parti ve HDK’nin de Kurtulmuş’un sözlerine itiraz ettiğini hatırlatmıştı.

Gündem Haberleri