Kısa Dalga - Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’ndan Slovenyalı parlamenter Vladimir Prebilic, bu seneki Avrupa Parlamentosu Türkiye raporunun en kritik noktasının Adalet Bakanı Akın Gürlek’in isminin metne girmesi olduğunu belirterek, "Çünkü kendisini bu siyasi motivasyonla yürütülen yargılamaların baş aktörü olarak görüyoruz. İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililerin AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere yaptırım uygulanması çağrısı yapıyoruz" dedi.
Prebilic, T24'ten Cansu Çamlıbel'in sorularını yanıtladı. Önerdikleri yaptırım biçiminin "AB sınırları içindeki mallarının ve hesaplarının dondurulması, finansal işlemler yapmasının engellenmesi" olduğunu söyleyen Prebilic, şöyle konuştu:
"Neyi önerdiğimizi biz açık biçimde Türk hükümeti ile yaptığımız görüşmelerde kendilerine önden haber verdik. Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleri ile yaptığımız görüşmelerde açık açık bize 'Bu isim kararda olmasın' talebinde bulunuldu. 'Akın Gürlek’in isminin metinden çıkartılması için ne yapabiliriz?' diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. 'Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkartılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkartacak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır' dedim."
Prebilic, bu soruyu soranın Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun AKP’li Eş Başkanı İsmail Karayel olduğunu söyledi.
"Avrupa Birliği belli noktaya kadar bu oyunu Erdoğan’la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı"
Prebilic, "Türkiye’deki muhalif toplum kesimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriterleşmesinde Avrupa Birliği’nin umursamazlığının, pragmatizminin, demokrasi konusunda bilinçli biçimde kafayı öteki tarafa çevirip görmezliğe gelmesinin çok büyük etkisi olduğu izlenimi var. Bu algının farkında mısınız? Avrupa Birliği gelinen noktada bu konuda bir özeleştiri verebiliyor mu?" sorusuna şöyle yanıt verdi:
"Evet haklısınız, Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar bu oyunu Erdoğan’la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı. Çünkü Türkiye’ye ihtiyaç vardı. Bir mülteci akını vardı, Suriye’de istikrarsızlık vardı, IŞİD ile mücadele vardı. Avrupa Birliği açısından Erdoğan ve Türkiye Ortadoğu’da bir çeşit “istikrar” unsuru olarak görüldü. “Demokrasinin bazı unsurları zedeleniyor olsa da istikrar önemli” diye bakıldı. Bana kalırsa kesinlikle yanlış bir yaklaşımdı.
İkincisi, Trump öncesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nin benzersiz bir ilişkisi vardı. Biz Avrupa tarafı olarak güvenlik konusunda biraz bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Bu yüzden de “demokratik sorunlara rağmen Türkiye’nin içerde olması gerekiyor” diye bakıldı. “Hoş olmayan dosyaları açmayalım” denildi. Yine bir tür pragmatizm işte. Üçüncü ise şuydu; Türkiye’ye her zaman doğuya açılan kapı olarak bakıldığı için “iyi komşuluk” ilişkileri önemsendi.
Ama Trump’ın özellikle ikinci döneminde ABD- Avrupa Birliği ilişkisi dramatik olarak değişti. Biliyorsunuz son NATO zirvesinde Trump bize resmen “Siz bana benim sizi korumam için ödeme yapacaksınız” dedi. Bu Avrupalı liderler için tam bir şoktu. Ama Trump’ın bir sürprizi daha vardı; “Ukrayna sizin arka bahçeniz, benim değil. Kendiniz halledin” dedi. Bir de üstüne Grönland’ı almaktan bahsetti. Sonra da AB’ye gümrük vergilerini yükseltti. Ben Avrupa Parlamentosu’na tam bu şoklar yaşanmaya başladığında seçildim. İlk dönemlerde parlamenter arkadaşlarımla sohbetlerimde “Böyle dostluk mu olur? Bence biz de ABD’ye karşı yaklaşımımızı değiştirmeliyiz” dediğimde çoğunluktan “Deli misin? Asla böyle konuşmamalısın” şeklinde tepkiler alıyordum. Ama bugün geldiğimiz noktada Avrupa Parlamentosu üyelerinin yüzde 70'i Trump'ın başkanlık görevinde olmasından gerçekten rahatsızlık duyuyor.
Trump ve Erdoğan arasında bir köprü var ve bu gerçeklik bugüne kadar Erdoğan’a belli bir pragmatizm çerçevesinde bakan Avrupalı parlamenterlerin düşüncelerini değiştirmeye başladı. Şimdi biz bu yeni dönemde Avrupa olarak ABD’siz bir savunma ve güvenlik postürüne yöneleceksek, NATO’nun yeniden düşünülmesi gerekecek."
Prebilic, Türkiye’nin değişen Avrupa savunma ve güvenlik postürüne katılmasının Erdoğan iktidardayken olmayacağına dikkat çekti.
Taslak raporda neler var?
Avrupa Parlamentosu 2026 Türkiye Taslak Raporu'nda şunlar yer alıyor:
"-Türkiye'de, başkanlık sisteminin derinden yerleşmiş otoriter yorumu çerçevesinde, hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının ciddi şekilde aşınmasından duyduğumuz büyük endişeyi dile getiriyoruz.
-CHP'nin mevcut cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, onlarca soruşturma, üst üste binen adli davalar ve keyfi idari kararlar da dahil olmak üzere, uzun süredir hedef alınmasını kınıyoruz. Son olarak “siyasi casusluk” suçlamasıyla açılan bir başka iddianame ve Türkiye Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için gerekli olan üniversite diplomasının hukuka aykırı ve siyasi amaçlı olarak iptal edilmesini kınıyoruz.
-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İmamoğlu'nun iddia edilen hukuka aykırı gözaltına ilişkin başvurusunu 'öncelikli dava' prosedürü kapsamında kabul etme yönündeki önemli kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
"Gizli tanıklardan elde edilen delillerin kullanımına son verin"
-Türk yargısını, özellikle yüksek profilli davalarda sıkça tekrarlanan ve delillerin doğrulanmadan kabul edildiği, adil yargılanma hakkının açık bir ihlalini oluşturan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olan gizli tanıklardan elde edilen delillerin kullanımına son vermeye çağırıyoruz. Bu tür kötüye kullanılan hukuki süreçler, uluslararası hukuki sorumluluklara ve Türk iç hukukuna aykırı olarak, masumiyet karinesinin ciddi ihlallerine yol açıyor.
-Türkiye'de yargı süreçlerinin kalitesinde, özellikle de iddianamelerin kalitesinde hem ulusal hem de uluslararası hukuk standartlarını ihlal eden ciddi bir bozulma olduğuna dair raporlardan endişe duyuyoruz.
-Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun hakim ve savcıların seçimi, atanması ve terfi ettirilmesinde hükümetten bağımsızlığının bulunmamasının, muhalefeti bastırmak için yargının kasıtlı olarak bir silah olarak kullanılmasına olanak sağlayan temel bir faktör olduğuna işaret ediyoruz.
-TBMM’deki büyük çoğunluğu muhalefet partisi üyelerini etkileyen, mevcut milletvekillerinin parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden fezlekelerden derin endişe duyuyoruz. Türkiye'deki tüm siyasi aktörleri, TBMM’yi çoğulcu bir meclis olarak güçlendirmek, Türk toplumunun karşı karşıya olduğu zorlukları ele almak ve demokratik bir geleceğin temellerini atmak için çaba göstermeye davet ediyoruz."