Bakırhan: Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu'nda yer almalı

Tuncer Bakırhan, Abdullah Öcalan'ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu'nda yer alması gerektiğini belirterek, "Sayın Öcalan'ın emeği, katkısı, cesareti ve sorumluluğu olmasaydı belki bugün başka bir şeyi konuşuyor olacaktık" dedi.

Kısa Dalga - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul'da gerçekleştirilen halk buluşmasına katıldı.

Sürece ilişkin konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

"Bu süreç, annelerin evlatlarını yitirmemesi sürecidir. Son iki yıla baktığınız zaman da ne bir Türk ne de bir Kürt annesinin evladı yaşamını yitirdi. Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi, iki yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir. Ama Diyarbakır'da ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran ve Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Yine bu süreç, değerli arkadaşlar, sorunların inkâr ve şiddetle değil; konuşarak, siyasetle ve müzakereyle çözüleceği bir süreçtir. Neymiş? Bugüne kadar süreç, inkâr karşısında isyanla yürüdü ve büyük acılar, büyük bedeller ödedik. Demek bundan sonra ne olacak? İnkâr ve isyan yerine konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız.

Bu süreci en iyi anlayacak olanlar Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol konuşur. Ama bir de o evlat acısını yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır: Bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır. Sadece Kürt anneleri değil, Türkiye'deki bütün anneler evlat acısı olmaması için, bu sürecin başarıya ulaşması için bu çağrımızı yeniliyoruz."

"Birbirimize güvenmemiz gerekiyor"

Meclis'te kabul edilen "çerçeve yasa"nın kıymetli olduğunu belirten Bakırkan, şu ifadeleri kullandı:

"Sayın Öcalan'ın da dediği gibi bugüne kadar inkârdan kaynaklı hakkını arayan bütün Kürtlerin sonu idam sehpalarında sonlandı. İlk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor. Meclis zemininde bir komisyon kuruldu ve Meclis zemininde bir yasa çıktı. Bu çok değerli ve kıymetlidir. Hiç kimse bunu küçümsemesin. Hiç kimse bu adımın küçük bir adım olduğunu düşünmesin. Şimdi bu yasa nedir, sorusunu soruyorsunuz. Samimiyetle sizlere anlatmak istiyorum. Emin olun siyaset yapmıyorum. Samimiyetle konuşuyorum. Çünkü önümüzdeki süreçte birlikte yürüyeceğiz. Birbirimize güvenmemiz gerekiyor. Siz varsanız biz varız. Sizin olmadığınız bir mücadelede ne Kürt'ün dili olur ne kimliği olur ne yerel yönetimleri olur ne sesi ve soluğu olur. Onun için samimiyetle sizinle konuşmak istiyorum.

Bu yasa, Kürt meselesinin bütünüyle çözüldüğü bir yasa değil. Bunu bir defa net bir şekilde bilelim. Peki bu yasa nedir? Bu yasa, Kürt meselesini şiddet ve inkâr zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır. Yani bu yasa nedir? Şiddet yerine Kürtlerin demokratik hukuk zemininde, siyasal zeminde geçmişte olduğu gibi kimlik meselesini, dil meselesini, yerel yönetimler meselesini, düşünce ve ifade meselesini, ekonomide adalet meselesini ve benzer meseleleri artık Meclis zemininde, demokratik zeminde konuşmasını sağlayan bir yasadır. Şimdi bu yasa ne yapacak? Bu yasayla birlikte ne olacak biliyor musunuz? Dağdaki çocuklarınız, kardeşleriniz; cezaevindeki Figen Yüksekdağlar, Selahattin Demirtaşlar, Nazmi Gürler, Ayşe Gökhanlar ve Leyla Güvenler ve 4 bine yakın cezaevindeki tutsak arkadaşımızın, kardeşimizin bizimle beraber demokratik zeminde siyaset yapmasını sağlayacak. Bu yasayla birlikte sürgündeki Hatip Dicleler, Remzi Kartallar, Nursel Aydoğanlar, Fatma Kurtalanlar ve Mahmur gibi yerlerde yaşayan on binlerce insanımız ülkesine, yurduna dönecek. Bizim yanımıza, bizimle birlikte siyaset yapmak için dönecekler. Bütün meselelerimiz bu yasayla çözülecek mi? Hayır. En başta bu yasa için ne denildi? Denildi ki: 'Şiddeti durdur, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartış.' Tam da o içeriğe uygun bir yasa çıktı.

Onun için sağda solda bu yasayı küçümseyenler, 'Dil yok, kimlik yok, kayyımlar devam ediyor.' diyen kardeşlerime sesleniyorum: Bu yasa o yasa değil. Ama sizin dediğiniz bu talepleri karşılayacak yasalar da çıkacak. O yasaları da beraber göreceğiz. İnşallah bir gün burada dilin özgür olduğu, yerel demokrasinin olduğu, Kürtlerin düşünce ve ifadelerini özgürce dile getirdikleri, kimsenin düşünce ve söylemlerinden dolayı cezaevine girmediği, Kocaeli'nde olduğu gibi Siirt'te de, Şırnak'ta da devletin yatırım yaptığı, Kürtlerin yaşamış olduğu en büyük sorun olan ekonomik sorunda ekonomik adaletin sağlandığı yasaları ve gündemleri de birlikte konuşacağız. Ama o şimdi değil, o bugün değil. Bu yasayla birlikte yarın birlikte mücadelesini vereceğimiz bir gündemimizdir. Şimdi bu yasa nedir? Bu yasa Kürt meselesini ele alış biçimini değiştiriyor. Bugüne kadar neydi? Dilini isteyen herkese terörist deniliyordu, cezaevine atılıyordu. Halil Aksoy buradadır. Ömrü cezaevlerinde geçti. Niye? Diline ve kimliğine sahip çıktığı için. İşte bu yasa, Kürt meselesini ele alış biçiminde de bir değişiklik getiriyor. 100 yıldır ne oldu? 100 yıldır inkâr vardı. İnkârın karşısında şiddet ve çatışmalı süreç vardı. Şimdi ilk defa Mecliste 467 milletvekili, 'Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim' dedi."

"Beklentimiz odur ki Sayın Öcalan da Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girecektir"

Meclis'te Takip ve Değerlendirme Kurulu kurulduğunu anımsatan Bakırhan, şöyle devam etti:

"Bu Takip ve Değerlendirme Kurulu ne yapacak? Sadece silahların bırakılmasını denetlemeyecek. Bu meselenin çözülmesi için de bir takip ve denetleme kurulu olacak. Yine alt komisyonların kurulması kararı verildi. Bu alt komisyonlardan biri de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruludur. Beklentimiz odur ki Sayın Öcalan da Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girecektir. Umarım bu kurulan Takip ve Değerlendirme Komisyonu, Kürtlerin bu taleplerini dikkate alarak Sayın Öcalan'ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda yer almasını sağlamalıdır. Niye? Çünkü Sayın Öcalan'ın önemi sadece silahsızlanma açısından değil; Türk-Kürt ilişkilerini demokratik zemine çekerek güçlü bir birlikteliği sağlayacak bir birikime ve inanca sahip olmasıdır. Açık söylüyorum: Sayın Öcalan'ın emeği, katkısı, cesareti ve sorumluluğu olmasaydı belki bugün başka bir şeyi konuşuyor olacaktık. Onun için Sayın Öcalan sadece silahsızlandırma için değil, Türkiye-Kürt ilişkilerinin yeniden güncellenerek Türk ve Kürtlerin ve bu ülkede yaşayan diğer milliyetlerden ve inançlardan halkımızın demokratik bir zeminde yaşamasını sağlayacak bir iradeye, bir birikime, bir perspektife sahiptir. Onun için Sayın Öcalan önemlidir.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu yasa bir ilkse demek ki işimiz bitmedi İstanbul'da, değil mi? Daha çok toplanacağız. Daha çok sokakta hakkımızı, hukukumuzu arayacağız. Daha çok yerel demokrasi isteyeceğiz. Daha çok ekonomide adalet isteyeceğiz. O açıdan bize büyük görevler düşüyor. Nedir bu görevler? Biraz ondan bahsetmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, eski dille, eski usulle, eski yöntemlerle bu süreci başarıya ulaştırmak imkânsızdır. Bunu sadece biz DEM Parti ve bileşenleri için söylemiyorum. Bu aynı zamanda iktidar için de, bürokrasi için de, hükümet için de geçerlidir. Yeni bir dile, yeni bir yaklaşıma, yeni bir üsluba, yeni bir çözüm mantığına artık ihtiyaç olduğunu belirtmek istiyorum. Bu süreçte görevimiz nedir? Sizin özne olmanızı sağlamaktır. Halkımızın kendisi bu süreçten sonra artık özne olmalıdır. Bakın, biz ne yaptık? İl örgütümüz aracılığıyla size çağrı yaptık. Burada bir toplantı aldık. Sadece sizler bilgilendirilen bir toplum olmamalısınız. Aynı zamanda talep eden, 'Gelin bu süreci anlatın, gelin bu süreci tartışalım. Bu süreçte kaygılarım var, bu sürece eleştirilerim var, bu süreçte hala kafamın netleşmediği noktalar var.' diyeceksiniz. Partinizi, yönetiminizi, vekillerinizi siz ayağınıza çağıracaksınız ve biz gelip bugüne kadar yürütmüş olduğumuz bu mücadele konusunda sizi bilgilendireceğiz. Evet, sadece talep eden değil, örgütleyen, bu süreci inşa eden sizler olacaksınız. Gidip bu sürece eleştirisi olanlara bugün anlattıklarımızı anlatması gereken sizlersiniz. Barışın ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu anlatması gereken sizlersiniz."

"İkinci aşama demokratik hak ve özgürlüklerimiz, taleplerimiz, dilimiz, kimliğimiz"

"Bin yıldır bu topraklarda yaşayan Kürtün farklı bir dilinin olduğunu, kimliğinin olduğunu, bu dilinin annesinin ak sütü gibi helal olduğunu ve Kürt'ün bu dilini yaşatması, öğretmesi ve eğitim görmesi gerektiğini siz anlatacaksınız" diyen Bakırhan, şöyle konuştu:

"Bin yıldır buradayız. Hâlâ birileri 'İşte bunlar terörist, bölücü, ayrılıkçı.' diyor. 80 yıl önce gelmiş, yurdun sahibi olmuş. O bizim ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı emrediyor. Dolayısıyla sizlere büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Talep edersek karşılığını alırız. İnşa edersek bu süreci hukuki zemine taşıyabiliriz. Örgütlersek bunun hukukunu oluşturabiliriz. Ama yerimizde oturup 'Zaten DEM Parti çalışıyor, DEM Parti'nin yönetimi tartışıyor, bize gerek yok.' dediğimiz zaman emin olun süreci başarılı bir şekilde götürmeyebiliriz. Ana dilden yerel yönetimlere, cezaevlerinden yaşanan bütün sorunlara kadar birlikte inşa edecek, örgütleyecek; inşallah mücadelemizle birlikte bunları da bir an önce sağlayacağız. Onun için bu sürece ilişkin kısaca bunları söylüyorum. Rahat olun. Sürecin birinci aşaması silahsızlandırma ve meselenin hukuki ve siyasi zeminde tartışılmasıydı. Onu sağladık. İkinci aşama demokratik hak ve özgürlüklerimiz, taleplerimiz, dilimiz, kimliğimiz, yerel demokrasi, kayyım atanan Van Belediyesi, Mardin Belediyesi ve Siirt Belediyesi ve diğer belediyelerimizdir. Bu aşamalarda da bizi büyük bir görev ve sorumluluk bekliyor. Peki biz bunları söylüyoruz ama siz sesinizi çıkarmıyorsunuz. İkinci aşamada, yine birinci aşamada olduğu gibi birlikte mücadele edecek miyiz? Birlikte sokaklarda, Mecliste, yaşamın her alanında daha güçlü, daha büyük sesle taleplerimizi haykıracak mıyız? Onu vallahi İstanbullulara biz soruyoruz. Var mısınız?

Şimdi çerçeve yasa Meclis’ten geçti. Tabii bu bazılarını çok rahatsız etti. Birileri istiyor ki Kürt çocukları hep savaşta yaşamını yitirsin. Onlar da konforlu alanlarından bunun üzerinden siyaset yapsın. Öyle bir dünya yok artık. Kürt 100 yıldır bedel ödüyor. Son 40 yılda da on binlerce evladını yitirdi. Binlerce köyü yandı. Binlercesi yerinden, yurdundan sürgün edildi. Şimdi Kürt barışa razı. Elini sıcak sudan soğuk suya koymamış birileri de rahatsız. Ya birileri çıkıp demez mi kardeşim? Mücadele eden, bedel ödeyen, emek veren, ciğerini kaybeden, büyüdüğü toprakları terk eden Kürt barıştan razı da sen neden razı değilsin, sorusunu sormaz mı? Onun için sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bugünlerde, siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü. Belki okudunuz. İçeri girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır. Bu, Kürt'ün 'Ben barışmak istiyorum.' dediği bir sürecin karşısına başka bir şey koymaktır. Sayın Öcalan şahsında bu sürece bir operasyon çekiliyor. Biz bu operasyonu kabul etmiyoruz. Herkesi de uyarıyoruz: Lütfen operasyonlara alet olmayın. İmralı'da yapılan görüşmelerde tek bir muhatap var. Kimdir muhatabımız? DEM Parti İmralı Heyetidir. E kardeşim, bir metin yayımlıyorsun. Bir zahmet sadece İmralı'ya gidip gelen DEM Parti heyetine sorsana: 'Bu metin doğru mudur? Böyle bir metin var mıdır?' Dolayısıyla bizim tek muhatabımız Pervin Buldan, Mithat Sancar, Özgür Erol'dur. Onlar bu servis edilen metni kabul ettiler mi? Etmediler. Bir bilgileri yok. Sayın Öcalan ve heyetimizin doğrulamadığı hiçbir metne kimse inanmasın. Çünkü muhatap onlardır."

"Sabotajlara izin vermeyeceğiz"

"Evladını yitiren Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, zindanda çocukları yatan çok değerli, kıymetli, fedakâr ailelerimiz asla bu sabotajlara izin vermeyecektir" diyen Bakırhan, şunları ekledi:

"Bu sürecin başarıya ulaşması için bu sabotajlar karşısında bu süreci sahiplenerek yürümeye devam edecektir. Bu sabotajlar bizi asla bir milim yolumuzdan şaşırtmayacak, diyorum. Bu sabotajı yapanları da kınıyorum. Yine her ne hikmetse son süreçlerde gene Kürtlere dönük saldırılar başladı. İşte kimi kentlerde bazı şeyler bahane edilerek toplum linç edilmeye çalışılıyor. Özellikle tribünlerde ırkçı, milliyetçi bir dalga yükseliyor. Yani bu bir tesadüf değil. Sarı torbaları gösteriyorlar. Barışı konuştuğumuz, gençlerimizin yaşamını yitirmediği bir dönemde stadyumlarda, bölge takımlarının yaptığı maçlarda sarı torbalar gösteriliyor. Açık söylüyorum: Bir tarafın acısı üzerinden tepinen organize gösterilere asla göz yummayacağız. Göz yumulmamalıdır. Bölge takımları ırkçı hezeyanlarla karşılanıyor. Burada kulüplere çağrı yapıyorum. Aynı zamanda Türkiye Futbol Federasyonuna da çağrı yapıyorum: Bu sessizlik niye ya? Stadyumlar maç yapmak için var. Bir halkı aşağılamak, bir halka ölümü göstermek, sarı torbaları göstermek için yoktur. Herkes haddini bilsin. Bu stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara lütfen bir an önce son verilsin. Buradan Amedspor'a, Amed'deki fedakâr, onurlu halkımıza da bir çağrı yapmak istiyorum. Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması oynanacak Amed'de. Trabzonspor'u Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun ve Amedspor'la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin, diyorum."

Gündem Haberleri