"Casusluk" davası... Hüseyin Gün: Herkese açık verilerden sosyal medya analizi yaptırdım

Hüseyin Gün, "İnternette herkesin erişimine açık veriler üzerinden yapılan bir sosyal medya analizinin, iddianamede siyasi casusluk faaliyeti olarak nitelendirilmesi hem inandırıcılıktan hem de hakikatten son derece uzaktır" dedi.

Kısa Dalga - CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

"Casusluk" suçlamasıyla 4 Temmuz 2025'te tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün'ün iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşmasını Dilek İmamoğlu, Ahmet Özer, Yanardağ’ın eşi ve oğlu, eski Tele1 çalışanları ve Özkan’ın kızı da takip etti.

Duruşmada savunması alınan Hüseyin Gün, 313 gündür tutuklu bulunduğunu, hakkındaki sürecin, Ümit Deniz Alaçam tarafından yapılan ihbarla başladığını söyledi. Hakkında yakalama kararı çıkarıldığın habersiz olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zeka fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Gün, "30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim" dedi.

Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde, annesi Meral hanım ile Ekrem İmamoğlu'nun bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez "İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği" iddiasıyla yürütülen soruşturmaya dahil edildiğini anlatan Hüseyin Gün, şöyle konuştu:

"Hakkımdaki iddiaların tamamı mesnetsizdir. Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz. Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır."

Hüseyin Gün, tüm suçlamaların bu kişisel husumetin ürünü olduğunu, iddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğine, bunu kime aktardığına ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığına ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığının görüleceğini savundu.

"FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptım"

Hüseyin Gün, "FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika'da firari olan önde gelen FETÖ'cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye'den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir" dedi.

Gün, kendi şirketinin, 2016-2018 yılları arasında Trident ve G-Plus şirketlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına ülke ilişkileri, tanıtım faaliyetleri, yönlendirme ve yönetim konularında tam yetkili olarak görevlendirildiğini belirterek, "Dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir" diye konuştu. Hüseyin Gün, bu yetki belgelerinin kopyalarını mahkemeye sunacaklarını ifade etti.

MASAK raporunda, şahsi hesaplarından bazı şirketlere yüksek miktarda döviz transferi yaptığının kayıt altına alındığını aktaran Gün, bu şirketlerden birinin "Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında PKK ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin ödemeleri gerçekleştiren şirket konumundaki Trident şirketi, diğerinin ise G-Plus adlı Türk devleti adına yurt dışında lobi faaliyetleri yürütmek üzere yetkilendirilmiş bir şirket olduğunu kaydetti.

"Bu mantığı kabul edecek olursak milyonlarca Türk vatandaşının tutuklanması gerekir"

İddianamade, "İBB veri tabanındaki bilgilerin; dark web olarak bilinen internet platformuna, şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla şüpheli Necati Özkan tarafından yüklenmesi suretiyle, başta Hüseyin Gün’e ait ve Aaron Barr isimli eski istihbarat çalışanının ortağı olduğu IQ isimli firmanın bu verileri temin etmesinin sağlandığının" iddia edildiğini aktaran Gün, "Eğer bu mantığı kabul edecek olursak, emin olun bu salondaki herkesin ve hatta salon dışındaki milyonlarca Türk vatandaşının tutuklanması gerekir. Neden mi? Açıklayayım. Örneğin açık kaynak olarak kullanılan Google şirketinde binlerce emekli Amerikan istihbarat mensubu ve askeri personel teknoloji alanında çalışmaktadır. Google açık kaynaklı bir arama motorudur. Türkiye’de herhangi bir vatandaşın yaptığı aramalar dahil olmak üzere pek çok veri yurt dışındaki sistemlere aktarılmaktadır. Eğer açık kaynak kullanımını casusluk faaliyeti olarak değerlendireceksek, o zaman burada herkes casus sayılmak zorunda kalacaktır. Çünkü sosyal medya analizleri de açık kaynak niteliği gereği zaten kamuya açık veriler üzerinden yapılmaktadır. Açık olan bir bilginin devlet sırrı niteliği taşıması hukuken mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım kabul edilirse, sanırım dünya hukuk tarihinde ilk kez bu kapsamda bir değerlendirme yapılmış olacaktır" diye konuştu.

"Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile bir ilişkim yok"

Ekrem İmamoğlu’nu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra nezaket ziyaretinde bulunduğu sırada "hayatında yalnızca bir dakika gördüğünü" söyleyen Hüseyin Gün, şöyle devam etti:

"Bugün de ikinci kez aynı ortamdayız. Nitekim dosyada bulunan iletişim kayıtlarına bakıldığında, Sayın Ekrem İmamoğlu ile söz konusu tarihten ne önce ne de sonra herhangi bir irtibatımın bulunmadığı açıkça görülecektir. Aynı şekilde dosyadaki iletişim kayıtlarının da teyit ettiği üzere, Sayın Necati Özkan ile de ifademde belirttiğim gibi yalnızca İBB seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesinden sonraki yaklaşık 10-12 günlük sınırlı süreçte temasım olmuştur. Bu süreçte açık kaynaklara dayalı bir sosyal medya analizi çalışması yapılmış, ardından 2019 yılının Eylül ayında İBB’ye yönelik bir adet sunum gerçekleştirilmiş ve bir toplantı yapılmıştır. Bunun dışında yüz yüze herhangi bir görüşmem olmamıştır. Ancak hepimiz insanız; 2025 yılının Mart ayında Sayın Necati Özkan hakkında bazı olumsuz haberler duyduktan sonra kendisine yalnızca insani bir refleksle geçmiş olsun mesajı gönderdim. Bunun haricinde, dosya kayıtlarında da sabit olduğu üzere yaklaşık yedi yıldır Sayın Özkan ile hiçbir irtibatım olmamıştır. Dosya kapsamındaki bu somut veriler açıkça göstermektedir ki; her ne kadar iddianamede suç tarihi olarak 2019-2025 yılları arası gösterilmiş olsa da benim ne Sayın Ekrem İmamoğlu ne de Sayın Necati Özkan ile 2019 yılında gerçekleşen sınırlı temas dışında herhangi bir ilişkim bulunmamaktadır. Teknik deliller de bunu doğrulamaktadır.

Diğer taraftan, manevi annemin yadigârı olarak gördüğüm ve saygı duyduğum gazeteci Sayın Merdan Yanardağ ile sosyal ilişkiler çerçevesinde son derece seyrek görüştüğüm de yine dosyadaki iletişim kayıtlarında sabittir. Çünkü Türkiye’de çok az zaman geçiren bir insanım. Tekrar belirtmek isterim ki; benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından, 'Mamim' diye hitap ettiğim manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesinde gerçekleşmiştir, kendisi koyu CHP’liydi ve Sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu. Manevi annemin yoğun ısrarı üzerine, Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya yöneticisi olan Sayın Necati Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük kısa bir süreçte, tamamen hukuka uygun bir sosyal medya analizi çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma da tamamen gönüllülük esasına dayalıdır; herhangi bir ücret alınmamıştır. Sayın Başkan, bunu özellikle vurgulamak isterim. Manevi annemin ricası üzerine, yurt dışında ortağı olduğum PyQ isimli şirketin teknik personeline, internet üzerindeki açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Olayın özü bundan ibarettir. İnternette herkesin erişimine açık veriler üzerinden yapılan bir sosyal medya analizinin, iddianamede siyasi casusluk faaliyeti olarak nitelendirilmesi hem inandırıcılıktan hem de hakikatten son derece uzaktır."

"Bir kişinin 112’yi arayıp 'casus yakalatmış' olması hayatın olağan akışına aykırı"

Hüseyin Gün, 112'ye ihbarda bulunan kişi Ümit Deniz Alaçam'ın, "manevi annem" olarak tanıttığı merhum Seher Erçili Alaçam’ın öz oğlu olduğunu belirterek, "Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi ettirilen bu kişinin; öz annesinin vefatından yaklaşık üç yıl sonra, bana duyduğu yoğun husumet nedeniyle 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak düzmece delillere dayalı bir suç ihbarında bulunması, tamamen asılsız bir kurgu ve iftiradan ibarettir. Beni yaklaşık 20-25 yıldır tanıyan, devletimizin en güzide kurumlarından biri olan ve casuslukla mücadele konusunda son derece yetkin Milli İstihbarat Teşkilatı bugüne kadar hakkımda hiçbir tespitte bulunmamışken, bir kişinin 112’yi arayıp 'casus yakalatmış' olması hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır" dedi.

"Manevi annem" dediği Sun Reklam Ajansı'nın sahibi Seher Erçili Alaçam ile 2004'te bir toplantı sırasında tanıştığını, ilk etapta kendisinden yatırım danışmanlığı talep ettiğini, zaman içerisinde aralarında güven ilişkisinin geliştiğini, ortak işler yaptıklarını anlatan Gün, "Bu mesleki ilişki zamanla anne-oğul ilişkisine dönüştü. Çünkü ben 2000 yılında çok sevdiğim öz annemi kanser nedeniyle kaybetmiş bir insanım ve aramızdaki manevi bağ bu süreçte güçlendi. Merhum manevi annemin öz oğlu Ümit Deniz Alaçam’ın ise üzülerek söylüyorum ki çok sorunlu bir kişilik yapısı vardı. Manevi annem bana 'oğlum', 'üvey oğlum' diye hitap eder, hatta 'Ben seni karnımda değil, yüreğimde doğurdum' derdi. Bu nedenle İstanbul’a geldiğim dönemlerde, kendisinin Sarıyer’deki villasındaki bir odayı kullanmaya başladım" diye konuştu.

Annesine duyduğu derin sevgi ve saygı nedeniyle, travmatik bir kişilik yapısına sahip öz oğlu Alaçam'a gerçek bir ağabey gibi davrandığını söyleyen Gün, zaman içerisinde Alaçam'ın kendisine husumet geliştirdiğini söyledi.

Gün, tahliyesine ve yapılacak yargılama sonucunda beraatine karar verilmesini talep etti.

Gündem Haberleri