Kısa Dalga - İstanbul Bakırköy’de düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, siyaset, sivil toplum, akademi, hukuk ve edebiyat dünyasından çok sayıda ismi bir araya getirdi. Konferansta yapılan konuşmalarda Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratikleşme, Kürt meselesinin çözümü, barış süreci ve eşit yurttaşlık başlıkları öne çıktı.
Konferansa mesaj gönderen DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Cumhuriyetin ikinci yüzyılı için “tekçi değil çoğulcu, dışlayıcı değil kapsayıcı, güvenlikçi değil özgürlükçü” bir karakter talep ettiklerini belirtti.
DEM Parti eş genel başkanlarının mesajında, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılında mesele, Demokratik Cumhuriyet etrafında birleşmek ve onu herkesin ortak evi haline getirmektir” denildi.
DEM Parti’den mesaj: Cumhuriyet ortak ev haline gelmeli
Hatimoğulları ve Bakırhan’ın mesajında, Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı çözümü olmadan Türkiye’deki demokrasi ve hukuk krizinin aşılamayacağı vurgulandı.
Mesajda şu ifadeler yer aldı:
“Barış, demokrasiyi büyüten; demokrasi ise barışı kökleştirip kalıcılaştıran en güçlü toplumsal zemindir. Bu nedenle barış ve demokratik toplum süreci, ülkemizin ortak geleceğini özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde yeniden kurmak için tarihi bir fırsat sunmaktadır.”
DEM Parti eş genel başkanları, kadın özgürlük mücadelesi, emek, ekoloji, gençlik ve yerel demokrasiyi “ortak geleceğin taşıyıcı kolonları” olarak nitelendirdi.
Burhan Sönmez: Kürt meselesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrılamaz
Konferansa İngiltere’deki programı nedeniyle katılamayan Uluslararası PEN Başkanı Burhan Sönmez’in görüntülü mesajı da konferansta dinletildi.
Sönmez, konuşmasında Kürtlerin tarihsel olarak “kendini bilme” mücadelesine dikkat çekti. Molla Cami’nin “Çölden Gelen Kürt” hikâyesinden ve Cegerxwîn’in “Kî me ez?” sorusundan hareketle Kürtlerin ortak kimlik ve ulus bilincine ulaşma sürecini anlattı.
Sönmez, Kürtlerin uzun bir mücadelenin ardından artık “Em em in, biz biziz” diyebildiğini belirterek, “Bu ortak kimlik ve ulus bilincine ulaşmak hiç kolay olmadı” dedi.
Sönmez, barış sürecinin yalnızca silahların susması anlamına gelemeyeceğini, bunun özgürlük ve demokrasiyle örülmesi gerektiğini vurguladı:
“Eğer barış süreci tamama ererse iki başka sorun kalacak önümüzde. Biri Kürt meselesinin çözümü, yani Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarının tanınması; diğeri ise Türkiye’nin bir bütün olarak demokratikleşmesi. Bunların birbiriyle ilintili olduğunu biliyoruz.”
Sönmez, iktidarın barış sürecini demokrasi ve özgürlük başlıklarından ayırmaya çalıştığını savunarak, önlerinde üç ayaklı bir program bulunduğunu söyledi: “Barışın kalıcı biçimde gerçekleşmesi, Kürt meselesinin çözümü ve bütün Türkiye’nin demokratik bir yapıya kavuşması.”
“Danûstandin barışın ruhuna en uygun kelime”
Sönmez konuşmasında Kürtçedeki “danûstandin” kelimesi üzerinden barış ve müzakere kavramlarına da değindi. Kelimenin “vermek” ve “almak” anlamlarına gelen iki parçadan oluştuğunu belirten Sönmez, Kürtçede önce “vermek”, sonra “almak” anlamının geldiğine dikkat çekti.
Sönmez, “Danûstandin iyi bir barışın ve insanlar arasındaki güvenin ruhuna en uygun kelimedir” dedi.
Konuşmasının sonunda “pencere” kelimesinin Kürtçedeki anlamından hareketle barışa açılan yolu anlatan Sönmez, “Bugün kalın çizgilerle etrafımıza çizilen çerçevelerin içindeki bu ufuk barıştır. Barışa açılan yoldur” ifadelerini kullandı.
Sönmez konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Barış ihtimali bir belirsizlik süreci içinde eritilmeye, ötelenmeye çalışılırken biz ısrarla bakışımızı o ufka dikiyoruz. Gerçeğin ne olduğunu biliyoruz. İnsanları mutlu bir geleceğe götürecek ve herkese özgürlük ve eşitlik içinde yaşama imkanı verecek en sağlıklı yol oradan geçer. Bu yüzden barışta ısrar ediyoruz.”
Rıza Türmen: Yeni bir demokrasi hareketi başlatmak zorundayız
Konferansın açılış konuşmalarından birini yapan Rıza Türmen, Türkiye’nin “tek adam rejimi” ile demokratik bir gelecek arasında yol ayrımında olduğunu söyledi.
Türmen, “Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde demokrasiden bu kadar uzaklaşmamıştı” diyerek, konferansın özel bir sorumluluk taşıdığını belirtti.
“Yeni bir demokrasi hareketini başlatabiliyor muyuz? Bunu başlatacak bir zemin oluşturabiliyor muyuz?” diye soran Türmen, aksi halde 2017 referandumu sonrası kurumsallaşan rejimin Türkiye’yi daha karanlık bir aşamaya götüreceğini söyledi.
Türmen, “mutlak butlan” tartışmalarına da değinerek, bir partinin seçilmiş liderinin mahkeme kararıyla değiştirilebilmesinin çok partili hayat açısından ağır bir kırılma anlamına geldiğini savundu.
Türmen, temel çelişkinin kişiler arasındaki siyasi rekabet değil, “demokrasiden yana olanlarla demokrasiyi bertaraf ederek tek adam rejimini isteyenler” arasında olduğunu ifade etti.
“Yoksullukla demokrasisizlik arasındaki bağı anlatmak lazım”
Türmen, yeni bir demokrasi mücadelesinin yalnızca siyasal aktörlerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Geniş bir demokratik cephe kurulması ve halkın siyasetin aktif öznesi haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Türmen, “Yoksullukla demokrasi arasında ya da demokratiksizleşmeyle yoksulluk arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Bunu halka anlatabilmek lazım” dedi.
Türmen: Kürtler yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olmalı
Rıza Türmen’in konuşmasındaki en dikkat çekici vurgulardan biri Kürt meselesi ve demokrasi ilişkisine dair sözleri oldu.
“Kürt sorununun çözümü demokrasi çerçevesinde olabilir. Demokrasi yoksa Kürt sorunu çözülemez” diyen Türmen, Kürt meselesi ile demokratikleşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
Türmen, “Eğer yeni bir cumhuriyet inşa edeceksek Kürtler bu yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olmalı” ifadelerini kullandı.
Kürt siyasi hareketini Türkiye demokrasisi açısından en önemli hareketlerden biri olarak gördüğünü belirten Türmen, “Kürtler demokrasinin motoru haline gelmeli” dedi.
Türmen, “Türkiye’de Kürt sorunu görüşülmüyor, görüşülen ‘Terörsüz Türkiye’. Silahlı mücadelenin nedenleri ortadan kaldırılmadıkça bir süre sonra aynı nedenler aynı sonuçları doğurur. Kürt sorununu konuşmak lazım” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
Kışanak: Demokratik dönüşüm ekmek su kadar yaşamsal
Konferansın çağrıcılarından Gültan Kışanak ise konuşmasında, etkinliğin Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılmasına dikkat çekti. Cem Karaca’nın 12 Eylül sonrası vatandaşlıktan çıkarıldığını hatırlatan Kışanak, konferansın “yurtsuz bırakılan ve iradesi yok sayılan bir sanatçının adını taşıyan mekânda” düzenlendiğini söyledi.
Kışanak, Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan sorunların demokratik dönüşümle aşılabileceğini belirterek, “Otoriter, tekçi, üstünlükçü yaklaşımların yarattığı dışlama pratiklerinin sona erdiği; Kürt meselesinin özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayalı barışçıl çözümünün gerçekleştiği demokratik ortak bir gelecek tahayyülü en önemli motivasyon kaynağımızdır” dedi.
Kışanak, Türkiye’nin çoklu krizler döneminden geçtiğini belirterek, otoriter yönetim krizi, ekonomik kriz, siyasal kriz, ekolojik kriz, erkeklik krizi ve kimlik krizlerinin iç içe geçtiğini söyledi.
Bu kriz ortamının toplumda umutsuzluk ve hareketsizlik yarattığını belirten Kışanak, “Toplumun dinamik, değiştirici gücü yapısal bir suskunluk yaşarsa demokrasi ölür. Bu nedenle demokratik dönüşüm artık ekmek su kadar yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
“Kürt realitesi hukuk kapısına dayanmıştır”
Kışanak, Kürt meselesinde büyük bir değişim ihtiyacı ve imkânının ortaya çıktığını belirtti. Kürt meselesinin artık bir “ayrılık meselesi” olmaktan çıktığını, “tanınma ve hukuk içine alınma meselesi” haline geldiğini söyledi.
Kışanak, “Kürt realitesi artık hukuk kapısına gelip dayanmıştır” dedi.
Cumhuriyetin “korkuların kalesi” olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade eden Kışanak, “Yapılması gereken, cumhuriyeti özgürlüklerin ortak evi haline getirmektir. Artık çoğulculuğu esas alan cumhuriyeti kurmanın zamanı gelmiştir” diye konuştu.
“Barış ve demokrasi birbirine içkindir”
Kışanak, barış için bir fırsat kapısı aralanırken demokrasi krizinin derinleşmesini bir paradoks olarak nitelendirdi.
Başarılı barış süreçlerinin kimseyi dışarıda bırakmaması gerektiğini belirten Kışanak, “Mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasal mutabakat barışın teminatıdır” dedi.
Kışanak, parlamentoda barış ve çözüme dair ortak bir rapor hazırlanmasının önemli olduğunu, ancak ana muhalefet partisine yönelik operasyonlar ve “mutlak butlan” krizinin bu konsensüsü zedelediğini söyledi.
“Barış ve demokrasi birbirine içkindir. Biri diğerinin ön şartı değildir” diyen Kışanak, Kürt meselesinde çözümsüzlük halinin Türkiye’de demokrasi krizinin “temel kaynağı, laboratuvarı ve deneme sahası” olarak kullanıldığını belirtti.
Kışanak, eşit yurttaşlık haklarının, yargı bağımsızlığının, kuvvetler ayrılığının, ifade ve basın özgürlüğünün, örgütlenme hakkının, yerel demokrasinin ve Kürt meselesinin barışçıl çözümünün demokratik dönüşümün temel yapı taşları olduğunu vurguladı.
Konferansın yalnızca bir toplantı değil, yeni bir demokratikleşme perspektifinin başlangıcı olması gerektiğini belirten Kışanak, özellikle gençlerin geleceğe dair inisiyatif alması gerektiğini söyledi.