Deniz Göktaş raporu: “Süreç, misilleme ve gözdağı aracına dönüştü”

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Tolga Şirin, komedyen Deniz Göktaş hakkındaki ilk soruşturma ve tutuklama sürecini uluslararası insan hakları hukuku ışığında inceledi. Raporda; soruşturma açılması, ters kelepçe, görüntülerin basına servis edilmesi, gözaltı, tutuklama ve yüksek güvenlikli cezaevindeki koşulların “ilk bakışta hukuka aykırı” olduğu belirtildi.

Kısa Dalga- Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Tolga Şirin, komedyen İmran Deniz Göktaş hakkında hazırladığı “Mizahi İfade Özgürlüğü” başlıklı bilimsel raporda, sürecin ifade özgürlüğünün yanı sıra kişi özgürlüğü, insan onuru ve masumiyet karinesi bakımından da ihlaller içerdiğini savundu.

Rapor, Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisindeki siyasi ve dini içerikli sözleri nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuklandığı ilk süreci ele alıyor. Göktaş hakkında bu iki suçlamadan 28 Ağustos’ta tahliye kararı verilmiş, ancak karar uygulanmadan aynı gösterideki başka bir bölüm gerekçe gösterilerek “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı. Son tutuklama kararı raporun kapsamında bulunmuyor.

Rapora göre altı ayrı müdahale hukuka aykırı

Şirin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler Rabat Eylem Planı’nı esas aldığı raporunda altı işlemin “ilk bakışta hukuka aykırı” olduğunu kaydetti:

* Soruşturma açılması

* Kelepçe uygulanması

* Kelepçeli görüntülerin basına servis edilmesi

* Gözaltı

* Tutuklama

* Tutulma koşulları

Raporda bu işlemlerin yalnızca ayrı ayrı değil, birbirini tamamlayan bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Şirin’e göre siyasi ve dini hiciv içeren bir gösterinin ceza soruşturması, kamuya açık biçimde kelepçeli görüntü, tutuklama ve ağır cezaevi koşullarıyla karşılanması “cezalandırıcı bir devlet refleksi” görüntüsü oluşturdu.

“Ters kelepçenin yasal koşulları oluşmadı”

Raporda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 93’üncü maddesinin kelepçe kullanımını kaçma veya kişinin kendisine ya da başkasına zarar verme tehlikesinin bulunmasına bağladığı hatırlatıldı.

Göktaş’ın soruşturmayı öğrendikten sonra Türkiye’ye döneceğini açıkladığı ve kendi isteğiyle yurda geldiği belirtilerek kaçma şüphesini gösteren somut bir olgu bulunmadığı savunuldu. Ellerin arkadan kelepçelenmesinin ise olağan kelepçe uygulamasından daha ağır ve istisnai bir müdahale olduğu ifade edildi.

Şirin, kelepçeli görüntülerin basına yansımasının masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da daha önce görüntülerin yayımlanmasının lekelenmeme hakkını ihlal ettiğini açıklamıştı.

Stand-up sözleri bağlamından koparıldı”

Raporda, bir stand-up gösterisindeki ifadelerin haber metni veya mahkeme beyanı gibi değerlendirilemeyeceği vurgulandı. Mizahın abartı, ironi, çarpıtma ve ters köşe üzerine kurulu olduğu; değerlendirmede tek tek cümleler yerine gösterinin bütünü ile “makul izleyicinin” algısının esas alınması gerektiği kaydedildi.

Şirin, siyasetçilerin ve özellikle geniş kamusal yetkiler kullanan devlet başkanlarının sıradan kişilere göre daha ağır eleştirilere katlanması gerektiğini belirtti. Raporda, Göktaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözlerinin somut bir suç isnadından çok siyasi değer yargısı ve hiciv niteliğinde olduğu savunuldu.

Dini konulara ilişkin sözlerin de gösterinin bütününden koparıldığı görüşüne yer verildi. Rapora göre rahatsız edici, kaba veya incitici bulunabilecek bir ifade; şiddete, nefrete ya da somut bir ayrımcılık tehlikesine yönelmediği sürece tek başına ceza hukukunun konusu yapılamaz.

“185 CİMER şikâyeti açık ve yakın tehlikeyi göstermez”

Savcılığın tutuklama talebinde Göktaş’ın gösterisi hakkında yapılan 185 CİMER şikâyetine de yer verilmişti.

Raporda, şikâyet sayısının kamu güvenliğinin bozulduğunu kanıtlamayacağı belirtildi. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun oluşabilmesi için ifadelerin şiddeti teşvik etmesi veya toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirebilecek somut ve yakın bir tehlike yaratması gerektiği kaydedildi.

Şirin, yaklaşık üç yıldır sahnelenen gösterinin daha önce kamu barışını bozduğuna ilişkin bir olay yaşanmadığına dikkat çekti. Tutuklama kararında sözlerin hangi somut tehlikeyi yarattığının açıklanmadığını savundu.

“Tutuklama nedenleri gösterilmedi”

Raporda Göktaş’ın kendi isteğiyle Türkiye’ye dönmesi nedeniyle kaçma şüphesinden söz edilemeyeceği; suçlamalara dayanak yapılan gösterinin video kaydının da herkesin erişimine açık olduğu belirtildi. Bu nedenle delillerin karartılması ihtimalinin somutlaştırılamadığı ifade edildi.

İsnat edilen suçların “katalog suçlar” arasında bulunmadığı hatırlatılan raporda, yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol önlemlerinin neden yetersiz kalacağının tutuklama kararında açıklanmadığı kaydedildi.

Yüksek güvenlikli cezaevi eleştirisi

Göktaş’ın tutuklandıktan sonra kamuoyunda “kuyu tipi” olarak anılan Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na gönderilmesi de raporda ayrı bir başlık altında incelendi.

Şirin, şiddet veya örgüt suçlaması bulunmayan ve henüz hakkında kesinleşmiş hüküm verilmeyen bir kişinin yüksek güvenlikli bir kuruma gönderilmesinin yasal dayanağının ve ölçülülüğünün tartışmalı olduğunu belirtti. İstanbul’da yürütülen bir soruşturma kapsamında Göktaş’ın Çorlu’ya sevk edilmesinin avukatları ve yakınlarıyla görüşmesini de güçleştirdiği ifade edildi.

“Sürecin kendisi cezaya dönüştü”

Raporun sonuç bölümünde uygulanan tedbirlerin, yargılama sonucunda verilecek olası bir cezadan bağımsız olarak cezalandırıcı etki doğurduğu savunuldu:

“Şiddet içermeyen bir ifade nedeniyle kişinin kelepçelenmesi, kelepçeli görüntülerinin servis edilmesi, gözaltına alınması, tutuklanması ve ağır güvenlik rejimi içinde tutulması, sürecin kendisinin başlı başına cezalandırıcı bir etki doğurduğunu göstermektedir.”

Şirin, müdahalelerin zamanlaması ve ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde siyasi bir amaç bulunduğuna işaret eden belirtilerden söz edilebileceğini belirtti. Raporda, sürecin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hak kısıtlamalarının amacı dışında kullanılmasını yasaklayan 18’inci maddesi bakımından da incelenmesi gerektiği savunuldu.

Raporun sonuç değerlendirmesinde, Göktaş’a uygulanan tedbirlerin “ceza muhakemesinin meşru sınırlarını aşarak bir misilleme ve gözdağı verme aracına dönüştürülmüş göründüğü” ifade edildi.

Raporun tamamı: http://(ssandbox:/workspace/scratch/d21ff1558a55/upload/DENİZ%20GÖKTAŞ%20HAKKINDA%20RAPOR.pdf

Gündem Haberleri