Devlet Bahçeli: Artık yolsuzluğu, kirliliği geride bırakmanın zamanıdır

Devlet Bahçeli, "Artık yolsuzluğu, kirliliği ve siyasetin üzerine çöken bütün yükleri geride bırakmanın zamanıdır. Siyaseti kişisel hesapların, parti taassubunun ve kısır çekişmelerin gölgesinden kurtarıp ahlakla; toplumsal hayatımızı ise huzurla, güvenle ve umutla buluşturmanın vaktidir" dedi.

Kısa Dalga - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Bahçeli, "Devletin dini adalettir, şiarıyla hukukun üstünlüğüne ve yüksek demokratik standartlara haiz siyasal sistem ile hizmette kaliteyi esas alan şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetimi, düzen ve dirlik anlayışımızın siyasal çatısını teşkil etmektedir. Çok şükür Türkiye dirlik ve düzen içindedir" dedi.

Bahçeli, şunları söyledi:

"Türkiye’nin dirlik ve düzeni aynı zamanda bölgesel ve küresel sistemde denge ve istikrarın tesisiyle doğrudan ilintilidir. Uluslararası sistemde büyüyen ve derinleşen adaletsizlik, insanı yaşamından, toplumu huzurundan, devletleri ise istikrarından hızla uzaklaştırmaktadır. Böylesi bir durumda Türkiye egemenlik haklarının gerektirdiği tedbirleri almak mecburiyetindedir.

Türkiye ile Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim 2026 tarihinde onaylanmış olması memnuniyet verici bir gelişme olmuştur. Uzun bir tarihî geçmişe, ortak kültür ve anlayışa sahip iki dost ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönündeki iradenin bir sonucu olan sözkonusu Mutabakat Muhtırası, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin hak ve menfaatlerini gözetmekte, herhangi bir ülkenin hakkına ya da uluslararası hukukun ilke ve kurallarına halel getirmemektedir. Akdeniz havzasında, bilhassa da ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik sahasında, herhangi bir oldubittiye izin verilmeyeceğini defaatle ve kararlılıkla dile getiren Türkiye; komşularımızla dostane ilişkileri pekiştirmek, karşılıklı rıza ile işbirliği mekanizmaları ihdas etmek, hükümetler arasındaki yakınlaşmayı halklarımıza da teşmil etmek suretiyle tüm bölgede barış, huzur ve istikrarı tahkim etmek arayışındadır. Ne var ki, Türkiye ile Libya arasındaki dostane ilişkilerden rahatsızlık duyanların bu gelişme üzerine feryat ettikleri de görülmüş ve tarafımızca not edilmiştir."

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması, onaylanmak üzere TBMM’nin gündeminde"

"23 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ile Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya Dışişleri Bakanlarının toplantısı Türkiye’nin uluslararası barış ve istikrar için yürütmekte olduğu çok taraflı diplomasinin somut bir tezahürü olmuştur" diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

"Türkiye’nin sahadaki gücü ve diplomatik kapasitesini etkin bir şekilde kullanması; bölgesel meselelerde kilit bir role sahip olduğunu bir kere daha göstermiştir. Zira R4 Dışişleri Bakanları tarafından yayımlanan ortak bildiri; başta Filistin meselesi olmak üzere, Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışma kadar bölgemizdeki istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik önemli mesajlar da içermiştir. 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de imzalanan 'Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması', taraflar arasındaki güven, işbirliği ve dayanışmayı artıracak, bölgemizde yaşanan sorunların çözümünde dış müdahalelerin etkisiz kılınmasını sağlayacak bir diğer önemli gelişmedir. Tarafların, askerî imkân ve yeteneklerin konuşlandırılması da dâhil olmak üzere uygun görecekleri tedbirlerle birbirlerine destek olmasını öngören Mekke Ortak Savunma Anlaşması, onaylanmak üzere TBMM’nin gündemindedir. Husi saldırganlığının sona erdirilmesi ve sivil kayıpların önüne geçilebilmesi amacıyla, bu anlaşma hükümleri çerçevesinde tüm imkânlar harekete geçirilmelidir.

Taraflar arasında savunma ve savunma sanayii işbirliğinin daha da geliştirilmesinin gerekli olduğunu kayda geçiren söz konusu anlaşmanın, 21 Ekim 2026 tarihinde Doha’da Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında imzalanan Bedir Mutabakat Zaptı ile daha sağlam bir zemine kavuştuğu da bir gerçektir. Zira, dört dost ve kardeş ülkenin savunma sanayii alanındaki birikimini, kabiliyetlerini ve kapasitelerini biraraya getirerek askerî üretim, ortak araştırma ve geliştirme, teknoloji paylaşımı ve teknik askerî eğitim alanlarında işbirliğini artırmayı hedefleyen Bedir Mutabakatı’nın iki üyesi aynı zamanda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın tarafıdır. Ortak projelerin belirlenmesi, onaylanması ve hayata geçirilmesini öngören bu mutabakat zaptı, savunma sanayiinde ürün tedarikine dayanan ilişkilerin ötesinde, birlikte geliştirme, birlikte üretme ve müşterek kabiliyetler kazanma anlayışının güçlendirilmesi bakımından stratejik önem taşımaktadır. Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda elde ettiği üstün başarılar, bu yeni gelişmeler sayesinde dost ve kardeş ülkelerin güvenlik ihtiyacının karşılanmasında önemli katkılar sunacaktır."

"Toplumsal huzursuzluktan, kargaşadan, ayrışmadan medet ummasın"

Bahçeli, sürece ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Türk düşüncesinin kıymetli mütefekkirlerinden Farabi’nin şu sözü, bugün, içinde bulunduğumuz siyasi ve toplumsal süreçleri anlamak bakımından son derece anlamlıdır: 'Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış da bilinir; ama önce yanlış bilinirse, doğruya ulaşılamaz'. Öyleyse evvela doğruyu bilmek, atılan adımları hakkaniyetle değerlendirmek ve meseleleri siyasi ihtirasların gölgesinde değil, devletin bekası ve milletin geleceği perspektifinden ele almak gerekir. Bugün Türkiye’nin terörden arındırılmış, huzurun ve güvenliğin hâkim olduğu bir geleceğe ulaşması; ülkemizle birlikte bütün bölgenin istikrarı açısından da hayati bir meseledir.

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi, günübirlik siyasi hesapların ötesinde, milletimizin huzuruna, devletimizin gücüne ve gelecek nesillerimizin güvenliğine ilişkin stratejik bir husustur. Böylesine önemli bir süreçte atılan adımları, yürütülen çalışmaları ve ortaya konulan iradeyi görmeden, anlamadan ya da bütün bunları bildiği hâlde görmezden gelerek toplumu karamsarlığa, kutuplaşmaya ve kaosa sürüklemeye çalışmak kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir. Elbette her siyasi adım eleştirilebilir, her karar sorgulanabilir. Demokratik toplumların gücü de zaten eleştiri ve denetim mekanizmalarından gelir. Ancak eleştiriyle istismar arasındaki çizgiyi, demokratik itirazla toplumsal huzuru hedef alan kışkırtıcılık arasındaki farkı iyi bilmek gerekir. Hele ki terörün sona ermesi, kardeşliğin güçlenmesi ve bölgesel huzurun tesis edilmesi gibi hayati hedeflerin söz konusu olduğu bir dönemde, sorumsuz söylemlerle toplumu sokağa çağırmak, milletin ortak geleceğini tehlikeye atmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Asıl mesele, eleştiriyi sorumlulukla yapmak; farklı düşünceleri ülkenin birliğini, milletin huzurunu ve hukukun üstünlüğünü gözeterek dile getirmektir. 6 Ekim tarihli TBMM Grup konuşmasında 'İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir. Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır. Siyasette yöntem olarak ayrışsak da yönümüz Türk İstiklali ve egemenliğidir' demiştim. Millî meseleleri siyasi kazanç uğruna istismar etmek ne demokratik olgunlukla ne de toplumsal sorumlulukla bağdaşır. Sokakları gerilimin ve çatışmanın adresi hâline getirmeye çalışmak siyasetin konusu olamaz. Siyasetin görevi tahrik etmek değil, birleştirmektir. Kutuplaştırmak değil, kucaklaştırmaktır. Ülkemize ve milletimize değer katan bir anlayışı hâkim kılmaktır. Kimse yanlış hesap yapmasın. Toplumsal huzursuzluktan, kargaşadan, ayrışmadan medet ummasın."

"Siyasette arınma ve aklanmanın ertelenemez bir gereklilik"

Bahçeli, şunları ekledi:

"Türkiye’nin ihtiyacı, aklın ve ahlakın gereğini yapmak, sağduyuyu, hukukun üstünlüğünü ve demokratik zemini güçlendirmektir. Artık yolsuzluğu, kirliliği ve siyasetin üzerine çöken bütün yükleri geride bırakmanın zamanıdır. Siyaseti kişisel hesapların, parti taassubunun ve kısır çekişmelerin gölgesinden kurtarıp ahlakla; toplumsal hayatımızı ise huzurla, güvenle ve umutla buluşturmanın vaktidir. Vatandaşlarımızın sabrını sınayanlar, yük almak yerine yük olmaya devam etmekte ısrar edenler, milletin irfanını da ferasetini de hafife almasın. Cumhurbaşkanımızın riyasetinde Cumhur ittifakıyla büyütülen kardeşlik ve dayanışma iklimine zarar vermesin. Bu kadar emek ve gayretin nihai durağı insanlıktır ve insani değerler siyaset dahil herşeyin üstündedir. Akıl öfkeye, nezaket kabalığa, zarafet görgüsüzlüğe, helal kazanç tamahkarlığa, terbiye edepsizliğe terk edildiğinde insanlık ölür, adamlık da yok olur. Uzaktan adam görünenlerle, adamlığa uzak olanlar, surette farklı olsalar bile sirette birdir ve bizim nazarımızda adam değildir… Bu vesileyle bir kez daha siyasette arınma ve aklanmanın ertelenemez bir gereklilik olduğunu vurgulamak istiyorum. Zira; Türkiye kutlu sözdür, sinemizde satır satır. Türkiye gören gözdür; ufkumuzu kuşatır. Türkiye cevherdir, özdür; kardeşçe yaşatır."

Gündem Haberleri