GÖKÇAY BALCI
Kısa Dalga - İran rejiminin Hürmüz Boğazı'nı kapattığını açıklamasının ve boğazdan geçmeye çalışan gemileri hedef alacağı tehdidinin yansımaları, enerji piyasalarının çok ötesine geçiyor. Bazı gemiler halihazırda hasar görmüş durumdayken, krizin boyutları her geçen gün derinleşiyor.
Küresel ticaretin kritik geçiş noktası
İran'ın güneyinde yer alan ve Basra Körfezi'ni Arabistan Denizi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, uluslararası ticaretin can damarlarından biri konumunda. Her yıl 30.000'den fazla gemi bu dar suyolundan geçerken, küresel deniz ticaretinin hacim olarak yüzde 11'i, deniz yoluyla gerçekleştirilen ham petrol ihracatının yüzde yaklaşık 30'u ve doğalgaz sevkiyatlarının yüzde 19'u bu güzergahtan aktarılıyor.
Ancak krizin etkisi yalnızca enerji sektörüyle sınırlı değil. Körfez bölgesi, özellikle Asya ile Avrupa arasındaki tüketim malları taşımacılığında kritik bir aktarma merkezi işlevi görüyor. Dünya'nın dokuzuncu büyük konteyner limanı olan Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Cebel Ali başta olmak üzere bölge, yıllık 30 milyon civarında konteyneri elleçliyor. Bu elleçlenen konteynerlerın yüzde 80'inden fazlası aktarma Asya-Avrupa arasında transit yüklerdir. Şu anda bölgede yaklaşık 450.000 konteyner kapasiteli 150'den fazla geminin mahsur kaldığı tahmin ediliyor.
Gıda ve tarım ürünleri tedariki tehdit altında
Krizin en kritik boyutlarından biri, küresel gübre ticareti üzerindeki etkisi. Doğalgazdan üretilen ve en yaygın kullanılan azot gübresi olan ürenin yüzde 30'undan fazlası, Körfez ülkelerinden deniz yoluyla ihraç ediliyor. Nitekim 2 Mart'ta üre fiyatları tek günde yaklaşık yüzde 14 artış kaydetti. Gübre maliyetleri, mısır ve buğday gibi tarımsal ürünlerin üretim giderlerinin yaklaşık üçte birini oluşturabilmektedir. Yükselen gübre fiyatları enerji maliyetleriyle birleştiğinde, temel gıda üretimi önemli ölçüde pahalılaşabilir.
Körfez ülkeleri kırılgan konumda
Katar gibi gıdasının yüzde 90'ından fazlasını ithal eden ve bu ithalatın büyük bölümünü deniz yoluyla gerçekleştiren Körfez ülkeleri, krizden en derinden etkilenecek ülkeler arasında. Bölgede hava trafiğinin de tam kapasiteyle işlemediği göz önüne alındığında, Türkiye'den ve Arabistan'dan karayolu ile gıda temini bir acil durum alternatifi olarak değerlendirilebilir; ancak kapasite son derece sınırlı, maliyetler ise deniz taşımacılığına kıyasla çok daha yüksek kalmaktadır.
Artan enerji maliyetleri ve fiyat dalgalanmaları
Bölge dışındaki tüketici fiyatları da yükselebilir. Krizin ne kadar süreceğine bağlı olarak enerji maliyetleri ana itici güç olacaktır. 9 Mart itibarıyla Brent petrol fiyatları sert bir dalgalanma yaşayarak 110 ABD dolarının üzerine çıkmış, aynı gün içinde tekrar 90 doların altına gerilemiştir; ancak bu seviye bile bir ay önceki fiyatların önemli ölçüde üzerindedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Brent petrol bir ay önce yaklaşık 66 dolar seviyelerindeydi.
Avrupa'ya enflasyon baskısı
Avrupa Merkez Bankası'nın 2023 tarihli analizine göre, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve gaz arzının üçte birinin kesintiye uğraması durumunda Avrupa'da enflasyon 0,8 puan artabilir. Oysa mevcut krizde boğazdaki neredeyse tüm deniz trafiği durma noktasına gelmiş durumda. İngiltere Merkez Bankası Körfezdeki kriz nedeniyle enflasyon oranlarında artış beklediklerini açıkladılar bile. Risk algısındaki yükseliş nedeniyle hem Birleşik Krallık’ta hem de ABD’de mortgage faiz oranları şimdiden hafif yükselmiş durumda. Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde doğal gaz fiyatlarının da artması bekleniyor.
Konteyner taşımacılığı maliyetleri tırmanıyor
Deniz taşımacılığındaki aksaklıklar, tüketim mallarının fiyatlarını da etkileyebilir. Bölgeye yönelik konteyner taşımalarında navlun maliyetleri şimdiden artmıştır. Küresel konteyner hatları, konteyner başına 1.500 ile 4.000 ABD doları arasında değişen savaş riski ek ücretleri (war risk surcharge) uygulamaya başlamıştır. Bu rakamlar, Şangay-Avrupa güzergahında konteyner başına ortalama 2.700-3.600 dolar olan standart nakliye maliyetiyle kıyaslandığında tablonun ciddiyeti ortaya çıkıyor.
Benzer ek ücretler, Hürmüz Boğazı’nı kullanmayan diğer ticaret rotalarındaki sevkiyatlara da uygulanmaktadır. Bunun nedeni, büyük konteyner hatlarının Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı rotasından kaçınarak gemilerini Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu üzerinden yeniden yönlendirmesidir. Bu strateji, 2023 yılının sonlarında Yemen’deki Husilerin (İran destekli) Kızıldeniz’den geçen gemilere saldırmaya başlamasıyla yaşanan Kızıldeniz krizinde de uygulanmıştı. O dönemde navlun maliyetleri krizin ilk aylarında yaklaşık %250 artmıştı.
Asıl Tehdit: Lojistik Kargaşa
Uzmanlar, deniz taşımacılığı maliyetlerindeki artışların doğrudan tüketici fiyatlarına yansımasının beklendiği kadar büyük olmayabileceğine dikkat çekiyor. Pek çok üründe deniz nakliyesi, nihai perakende fiyatının yüzde 0,35'i kadar küçük bir pay oluşturuyor. Asıl tehdit, geciken sevkiyatlar ve öngörülemeyen transit sürelerinin tetikleyeceği lojistik aksaklıklar ve akabinde yaşanacak stok maliyetlerindeki artışlar ve bazı temel malların geçici kıtlığı olabilir. Nitekim birçok konteyner hattı bölgeye yapılan sevkiyatları durdurup yeni yükleme kabul etmemektedirler. Körfezde mahsur kalan gemileri de hesaba kattığımızda küresel ticarette en az 2 milyon konteyner yükünün direk olarak etkilendiği tahmin edilmektedir.
Krizin uzaması ve Ümit Burnu güzergahının kalıcı bir alternatif haline gelmesi durumunda ise tüketici fiyatları, lojistik süreçler, üretim maliyetleri ve gıda arzı üzerindeki baskının çok daha ağır hissedileceği öngörülüyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, stratejik öneme sahip bölgelerdeki krizlerin küresel tüketiciyi nasıl doğrudan etkileyebildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.