Kısa Dalga - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 414 sanıklı İBB Davası'nda savunma yapan İBB iş analisti Iraz Bayrak, 17. oturumda savunma yaptı. Dava kapsamında altı aydır tutuklu olan Bayrak, duruşmada savunması dinlenen ilk kadın sanık oldu.
Bayrak, "2019'da başlayan "İstanbul Senin" projesinden sorumlu tutulduğunu, bu projenin kendisi okuldayken başladığını belirterek, "Bu iddia matematiksel olarak imkansızdır. Ben 23 Eylül 2021 tarihinde belediyede işe başladım, şu an 4 yıllık bir personelim, yani ‘İstanbul Senin’ projesinde hiç yer almadım. Bunu çok net bir şekilde ifade ediyorum" dedi. Bayrak savunmasında şunları söyledi:
'Neden bana veri göndersinler'
"Tutuklanma sürecime kadar da aynı ekipte ve aynı müdürlükte çalışmaya devam ediyordum; yani henüz dört yıllık bir personeldim. Bunu anlatma sebebim yalnızca hayat hikâyemi paylaşmak değil, hem birbirimizi tanımamız hem de iddianamede yer alan ‘Naim Erol Özgüner tarafından işe aldırıldı’ iddiasına cevap vermektir. Bu iddianın, beni ‘örgüt üyesi’ suçlamasına bağlamak için kurgulandığını düşünüyorum. İddianameyi ve 13. eylemi defalarca okudum; Naim Erol Özgüner’in ve iş arkadaşlarımın beyanlarını inceledim ancak hiçbir yerde ‘Iraz’ı Naim Erol Özgüner işe aldırmıştır’ şeklinde bir ifadeye rastlamadım. Zaten rastlayamazdım da; çünkü bu gerçeği yansıtmıyor
Cumhuriyet Halk Partisi ile veri alışverişi yapmakla suçlanıyorum. İddiaya göre CHP’den hukuka aykırı veri temin edip bunu ilçe başkan adaylarıyla paylaşıyormuşum. Şunu belirtmeliyim ki; sadece CHP’ye değil, hiçbir siyasi partiye üyeliğim yok. Neden bana veri göndersinler ya da ben bu veriyi ilçe başkanlarına hangi yolla ileteyim?
'Tanımadıkları bir personele ihtiyaç duymazlar'
Partiden veriyi alıp, yine aynı partinin ilçe başkan adaylarına teslim etmem gibi mantık dışı bir senaryo iddia ediliyor. Eğer CHP kendi adaylarına veri göndermek istese, bunu zaten yapar, bunun için bilgi işlemde çalışan ve tanımadıkları bir personele ihtiyaç duymazlar.
İddianamedeki irtibat listelerine bakıldığında, ‘örgüt şeması’ adı altında yer alan kişilerle, ki ben de o şemaya dahil edilmişim, hiçbir iletişimimin olmadığı açıkça görülecektir.
Dosyanın bana nereden geldiğini en başından beri söylüyorum, Akıllı Şehirler Müdürlüğü’nden geldi. Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli, ‘Evet, biz gönderdik; bize de Erol Bey gönderdi,’ diyor. Erol Bey de ‘Evet, ben gönderdim,’ diyor. Ancak tüm bu ikrarlara rağmen ben hala ‘CHP’den veri almakla’ suçlanıyorum. Hangi adaya, neyi, nasıl göndermişim? Buna dair tek bir delil yok; olması da mümkün değil.
'Matematiksel olarak imkansız'
2019'da başlayan "İstanbul Senin" projesinden sorumlu tutuluyorum. Bu iddia matematiksel olarak imkansızdır. Ben 23 Eylül 2021 tarihinde belediyede işe başladım, şu an 4 yıllık bir personelim, yani ‘İstanbul Senin’ projesinde hiç yer almadım. Bunu çok net bir şekilde ifade ediyorum.
Bu proje İBB personeli için hazırlandı ancak hiçbir zaman hayata geçmedi. Personel dahi bu uygulamayı kullanmadı. Hayata geçmemiş bir projeyi Sayın Başkan nerede tanıtmış olabilir? Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki bu projenin ilk ve tek tanıtımı şu an bu salonda, size yapılmaktadır. Hiçbir zaman kullanıma sunulmamış bir projeden bahsediyoruz.
'Hüseyin Gün’ün kim olduğunu bilmiyorum, saçı olmayan herkes Hüseyin Gün olabilir'
İddianamede yer alan ve tüm medyada yayımlanan o şemada benim de fotoğrafım bulunuyor. Hüseyin Gün isimli bir kişinin altında fotoğrafım var. Ancak ben Hüseyin Gün’ün kim olduğunu bilmiyorum. Bunu çok net ifade ediyorum, kendisini tanımıyorum. Hayatımda hiç görmedim. Adını ilk kez kollukta duydum. Bana ‘Hüseyin Gün’ü tanıyor musun?’ diye soruldu ve cevabım ‘tanımıyorum’ oldu. Medyada yayımlanan papyonlu ve gözlüklü bir fotoğrafı var. O papyonu ve gözlüğü takıp buraya gelse, ancak o şekilde ‘budur’ diyebilirim. Onun dışında şu an burada mı, onu dahi bilmiyorum. Açık söylemek gerekirse, affedersiniz, bu şekilde tarif edilirse burada saçı olmayan herkes Hüseyin Gün olabilir.
Yani benim tanımlayabildiğim tek şey bu. Kaldı ki sadece Hüseyin Gün de değil, söz konusu ‘örgüt şeması’ denilen listede yer alan 106 kişiden 104’ünü tanımıyorum. Çoğuyla burada tanıştım. Özellikle kadın arkadaşlarla aynı nezarethanede kaldığımız için burada tanıştım. İki kişiyle irtibatım olduğu için örgüt şemasına dahil edildiğim söyleniyor. İddianame bana adeta şunu söylüyor, "Iraz, sen iki kişiyle irtibatlısın. Bu kişilerin kim olduğu önemli değil, onlar örgüt üyesi, dolayısıyla sen de örgüt üyesisin.’ Bu iki kişiden biri aynı birimde çalıştığım Emrah Yüksel, diğeri ise eski daire başkanımız Naim Erol Özgüner’dir.
İddianameyi aldıktan sonra, uzun süre inceleme fırsatım oldu ve tarihlere baktım. Söz konusu aramanın, düğün tarihimden yaklaşık bir ay önce yapıldığını gördüm. Erol Bey’i düğünüme davet etmek için aramışım. Kendisi düğünüme gelmedi. Eğer bu bir telefon görüşmesinin örgüt üyeliğine delil sayılacağını bilseydim, kendisini düğünüme davet etmezdim. Bu konunun bu noktaya geleceğini açıkçası öngöremedim. Yaşadığım durum budur, tüm samimiyetimle anlatıyorum. Özel hayatıma değinmek zorunda kaldığım için de ayrıca üzgünüm. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.
26 yaşındayım ve son 6 ayımı cinayet koğuşunda geçirdim. Bunun gerekçesi olarak da Naim Erol Özgüner’i düğünüme davet etmiş olmam gösteriliyor. Bu gerçekten çok ağır ve psikolojik olarak zorlayıcı bir süreç. Burada kimsenin suçlarıyla yargılanmasına dair bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Sadece yaşadığım sürecin zorluğunu ifade ediyorum. 8 yıldır ailemden ayrı yaşıyorum. Babam her sabah beni arar ve ‘Güzel kuşum, günaydın’ diyerek uyandırır. Ancak bir sabah, işe gitmeye hazırlanırken kapım 8 polis tarafından sert şekilde çalınarak uyandırıldım.
Kardeşimle birlikte yaşıyorum, o da üniversite için İstanbul’a gelmişti. Üstelik eve yeni taşınmıştık. Taşınma kolilerim polislerle birlikte açıldı. Kimlik tespiti sırasında adresimi kâğıttan okumamın sebebi de budur; çünkü adresimi ezbere bilmiyorum. Evimde henüz doğru düzgün oturamadım. Daha bir kez bile kahvaltı yapamadım. Sonrasında ben babamın o hani "Güzel kuşum günaydın" sesini 6 ay sonra ilk kez bir sabah şuradan bana bağırdı o zaman duyabildim. Benim telefon arama hakkım yok, bir defa ve on dakika örgüt suçlaması sebebiyle. Annemi arıyorum, on dakika haftada konuşuyorum."