Kısa Dalga - CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasının dünkü 47. oturumuna Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in sözleri damga vurdu.
Gözyaşlarıyla anlattı
Türker, konuşurken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı. Salondaki seyircilerin ve sanıkların da bir kısmının ağlayarak dinlediği konuşmasında Türker, 19 Mart’ta gözaltına alınma sürecini anlattı ve şunları söyledi:
“Polisler eve geldi. Girince polisler hemen telefonumu aldılar, ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler. Çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, ‘Bir su vereyim’, ‘Hayır’. Küçük kızım okula gidecek, ‘Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın’ diyor sürekli polis bey, komiser herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım.
Bir tane kadın memur vardı, en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki ‘Kaşe var mı’ dedim. ‘Ne kaşesi’ dedim. ‘Şirket kaşesi’ dedi. ‘Yok. Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım’ dedim. ‘Arayın evi. Kimse yerinden kımıldamasın’ filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da hâliyle ağlıyorlar ve bana sarılmak istiyorlar. ‘Sakın kimse birbirine dokunmasın’ filan dedi. Dedim ‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız’. Polis, ‘Biz cinayet masadan geliyoruz’ dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben ‘Ne cinayeti’ dedim. ‘Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik’ dedi.”
'Oradan çıkamayacağımı düşündüm'
İnsani olan bir polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde -başına bir şey gelmeyecekse- annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, ‘Kızınız iyi’ dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden... Vatan’a girdik emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben ikinci kez girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. ‘Sen niye buradasın’ dedim. ‘Beni de aldılar Pınar Hanım’ dedi.
Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen, görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün, bilmiyorum; bir kadın memur geldi, ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Ben de gittim.
'Utanan varsa çıksın'
Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Kontrol yaptı. ‘Tamam. Üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır. Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’, ‘Nasıl yani’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani bu insanların onurunu, gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Başını, arkanı dön, eğil’ filan. ‘Tamam’ dedi. Hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla Elif’in ağlamasını hiç unutmuyorum.
“Fatoş çok çığlık atınca bari ben susayım dedim”
İnsan cezaevine düşeceğini, bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş, o var. ‘Sizi 6 kişilik koğuşa koyacağız’ dediler. Biz çok sevindik. Sonra müdür hanım, ‘Adalet Bakanlığı’ndan talimat geldi. Sizi ayrı ayrı koyacağız’ dedi. Bizi götürdüler. Biz el eleydik Elif’le (Atayman) zaten. İlk koğuşun kapısına geldik, ‘Burası sen’ dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa Elif’i, Fatoş’u (Ayık) koydular mı diye... Sonra Fatoş’u, sonra Elif’i. Fatoş çok çığlık atıyordu. Fatoş çok çığlık atınca ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz.
Savcıyla görüşmesini anlattı
Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru bana ‘SEGBİS’ dedi. Dedim ki ‘O ne’. ‘Mahkemeye çıkacaksın’ dedi. ‘Ben daha yeni tutuklandım’ dedim. ‘Dün çıktım mahkemeye’ dedim. ‘Yine çıkacaksın’ dedi. Dedim herhalde idam edecekler ya da müebbet verecekler, hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. ‘Dur. Mahkemeden niye ağlıyorsun’ dedi. Dedim ki ‘‘Ben bilmiyorum, bu ne, SEGBİS ne’. ‘Böyle online ekrana bağlanıyorsunuz’ dedi.
Ben gittim, oturdum. Karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor. Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü savcı bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı. Savcım, size soracağım şimdi. Böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana kumpas kuracak demedim mi? Niye konuşmadın sen? Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi. ‘Ama sayın savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım’ dedim.
'Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin'
‘Bak şimdi sen git. Eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin. Burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin’ dedi. Ben de dedim ki ‘Savcım yeniden ifade vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım’. Karşımdaki savcıya ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. ‘Tamam. Ben avukatıma bir danışayım’ dedim. Böyle yaptı (masaya vurarak) ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi. Bir anneye böyle denir mi? ‘Mal varlığı tedbiri için karar var benim elimde ama ben 28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre veriyorum’ dedi. Savcım bunu dedi ve o gün tebliğ edildi. ‘Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım’ dedi."
'İddialar soruşturulsun'
Türker'in ifadelerinden sonra açıklama yapan Aile Dayanışma Ağı, 'etkin ve şeffaf soruşturma' istedi. Açıklamada şöyle denildi:"Bir hukuk devletinde hiç kimse, hele ki kadınlar, gözaltı ve cezaevi süreçlerinde insan onurunu hiçe sayan, mahremiyetini ihlal eden muamelelere maruz bırakılamaz. Kadın tutukluların maruz kaldığını beyan ettiği çıplak arama uygulamaları; beden dokunulmazlığına, insan onuruna ve temel haklara yönelik ağır bir ihlaldir. Hiçbir güvenlik gerekçesi, insanı aşağılayan ve psikolojik olarak yıpratan uygulamaları meşru kılamaz. Bir kadının bedenine yönelik bu müdahale yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, tüm kadınların onuruna yönelmiş bir saldırıdır. Aile Dayanışma Ağı olarak; insan haklarına aykırı bu iddiaların etkin ve şeffaf biçimde soruşturulmasını, sorumluların ortaya çıkarılmasını ve onur kırıcı uygulamaların tamamen son bulmasını talep ediyor ve takipçisi olacağımızı bildiriyoruz. Hiçbir kadın, hiçbir insan onurundan mahrum bırakılamaz."