İBB davasında Türker’in sarsıcı savunmasının tam metni: Çıplak arama, çocuklarıyla tehdit ederek itirafçılığa zorlama…

İBB davasında savunma yapan Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, çıplak aramaya maruz bırakıldığını ve çocuklarıyla tehdit edilerek itirafçılığa zorlandığını anlatmıştı. Türker'in savunmasının tam metni...

Kısa Dalga - CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasının dünkü oturumuna Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in sözleri damga vurdu.

Türker, savunmasını yaparken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı. Türker'in savunmasının tam metni şöyle:

"Öncelikle üzerime atılı suçları işlemediğimi, hayatım boyunca yasalara uygun bir şekilde yaşadığımı belirtmek isterim. Ne iddia edildiği gibi yasa dışı bir örgüte üye oldum ne de dolandırıcılık yaptım. 2021 yılı Mayıs ayında işe başladığım İBB iştiraki olan Medya A.Ş.'nin, hukuka uygun ve kamuya faydalı olacak şekilde faaliyetlerde bulunmasına özen gösterdim. Buna rağmen, hakkımda soyut ve hatalı isnatlarla huzurunuzdaki bu dava açılmış olup, bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koymak adına savunma yapacağım. Savunma mantığını şöyle kuracağım; kısaca kendimi anlatacağım. İkinci bölümde işe giriş sürecim, örgüt üyeliği suçlamaları ile iddianamedeki bazı hatalı ithamlara dair savunmam; üçüncü bölümde eylemlere dair açıklamalarım olacak. Dördüncü bölümde iddianamede yer alan gizli tanık ve etkin pişmanlık beyanlarına ilişkin açıklamalarım; beşinci bölümde MASAK raporu ve altıncı bölümde de tahliye talebim olacak.

Biraz uzun bir savunma başkanım, eğer sizden müsaade ederseniz uygun gördüğünüz yerde soru-cevap şeklinde eğer uygun görürseniz devam ederiz. İlk bölümde kısaca kendimi anlatmak istiyorum. İstanbul’da doğdum. Babam tıp doktoru, aynı zamanda hoca; dolayısıyla pek çok doktor yetiştirmiş, kulak burun boğaz doktoru babam, doktor yetiştirmiş birisidir. Annem… Yani annem…. Abimle beni çok çok iyi yetiştirdi. Sağ olsun, Allah razı olsun. Şimdi de ben 15 aydır cezaevinde olduğum için de bekar olduğum için de çocuklarımı da annemle babam okutuyor, sağ olsunlar, Allah razı olsun ikisinden de. Bu süreçte annem aktivist oldu mecburen. Benimle ilgili, tutuklulukla ilgili yapılan haksızlıklarla ilgili her türlü aktivite ve etkinliğe katıldı, bize ses olmak için. Annemle babam da Nevşehirliler. Dolayısıyla aslında gayet geleneksel, ataerkil diyebileceğim ama aynı zamanda çok aydın, eğitime de önem veren bir ailede büyüdüm.

Okula İstanbul’da, Yeşilyurt’ta başladım. Orada doğdum, büyüdüm. Daha sonra ilkokul 5’te sınava girdik, o zaman biz ilkokul 5'te giriyorduk. İngiliz Lisesi’ni kazandım. Oradan sonra İngiliz Lisesi bitti, sonradan Mimar Sinan Üniversitesi oldu, orayı kazandım. Ama babam tıp dışında okumamı istediği için üniversiteyi, aynı zamanda İsviçre’de de eğitim aldım yazları ve kışları. Ama lise sona geldiğimde Türkiye’de okumaya karar verdim, dolayısıyla sınavlara hazırlandım. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler’i kazandım. Bu bölümden küresel kurumlarla ilişkiler (yani IMF, UN gibi) belki diplomat olurum diye düşünüyordum o zaman ve sosyoloji alt dal uzmanlıkları alarak onur derecesiyle mezun oldum. Daha sonra Yapı Kredi Bankası’nda yönetici yetiştirme programı kapsamında, yapılandırılmış finansman ve yatırım ilişkileri bölümünde çalışmaya başladım. 6 sene kadar burada çalıştım. 2005 yılının başında Koçbank’a geçtim. Koçbank Kredi Merger’ında, yani satın almasında çalıştım.

"Burada durduğum için ülkem adına utanç duyuyorum"

Satın alma tamamlandıktan sonra 2006 yılında bu sefer dünyanın en büyük kimya şirketi, Alman şirketi BASF’de, 12 ülkeden sorumlu, Türkiye, Ortadoğu, Kuzey Afrika’dan sorumlu direktör ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım. 2009 yılından itibaren 4,5 yıl İngiliz ilaç şirketi GlaxoSmithKline’da hükümet ilişkileri, etkinlik yönetimi ve kurumsal iletişimden sorumlu direktör ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım. Daha sonra 6 ay kadar petrol ofisinde, o zaman Avusturyalıydı ortak, şu an İtalyanlara satıldı hatırladığım kadarıyla, OMV Petrol Ofisi’nde CEO danışmanı ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım. Daha sonra da 2014 yılından 2021 yılına kadar 7 sene boyunca HSBC Türkiye’de grup başkanı ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım. 2021 yılı Mayıs ayından tutuklandığım tarihe kadar da İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan Medya A.Ş.’nin genel müdürlüğünü yaptım. Aynı zamanda son 2 yıldır, yani tutuklanmadan önceki son 2 yıldır İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım ve İletişim bölümünde öğretim görevlisi olarak ders veriyorum. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Yüksek Lisans bölümünde konuk konuşmacı olarak ders veriyorum, özel sektörde ve kamu sektöründe çalışmanın işte karşılaştırılmasına da dair...

Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, ama kadınların iş hayatında desteklenmesini çok önemli görüyorum. Fırsat eşitliğine inanıyorum. O nedenle bu yönde faaliyet gösteren STK'larda da çalışıyorum. Bir tanesi Aile Kadın Yatırım Platformu. Bu, iş yatırımı ve hak yatırımı tarafından ortaklaşa kurulmuş olan, girişim sermayesi yatırım fonunda bulunan kadın girişimcilere mentorluk yapıyorum. Türkiye’nin en iyi öğrencilerini (yani ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi’nin en iyi öğrencilerini) seçtiği, yeni bir Lider Derneği'nde bazı öğrencilere mentorluk, bir de Adler’den koçluk sertifikasyonu olduğu için koçluk yapıyorum. Sabancı Vakfı Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Vakfı'nda da bugün hem dünyada hem maalesef Türkiye’de daha da büyük bir problem olan NEET dediğimiz (Not in Employment, Education, Training) yani "ev genci" (15-30 yaş arası) ne eğitimde ne istihdamda olan gençlere eğitim veriyoruz. Maalesef Türkiye’de 6,5 milyon genç var. Bunların yüzde 70'i de kadın. Özellikle doğum sonrası işe dönmeleri kadınların daha güç oluyor. Bu yönde kadınların iş hayatına yeniden kazandırılması konusunda da kadınlara mentorluk yapıyorum.

30 yıla yakın bir süre sadece kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yönetici olarak çalıştım. Bu şirketlerin tamamından da profesyonel bir istekle ayrıldım. Başka bir iş teklifini değerlendirmek üzere ayrıldım. Hayatımda sadece 3 defa işe ara verdim. Bir tanesinde 25 yaşındaydım, bir kalp operasyonu geçirmem gerekiyordu. 1 ay kadar öyle ara verdim. Diğer 2 tanesinde de 2 kızımın hamilelik sürecinde 4 ay 10 günlük bir sürede işe döndüm. Dolayısıyla onun dışında şu son 15 aylık tutukluluk durumu dışında hiç iş hayatına ara vermedim. Çalıştığım şirketlerde de hem uluslararası iç denetimlerden hem sektörüne göre SPK, Rekabet Kurumu, BDDK, Enerji Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Sayıştay gibi ilgili sektörün kurumlarınca yürütülen denetimlerden hiçbir bulgu almadan alnımın akıyla çıktım. Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı. 10 yıldır aynı evde oturuyorum, Acarkent'te oturuyorum. Çocuklarım aynı okullarına gidiyorlar. Yurt içi, yurt dışında her sene aynı yere gidiyorum, aynı uçaklara biniyorum, aynı otellerde kalıyorum. Dolayısıyla hani kayıtlara bakılsa da bunlar kolaylıkla görülecektir.

"Sadece gizli tanık Çınar'ın yalan beyanıyla, rüşvet almak suçundan tutuklandım"

Tarafıma iş teklifi geldiğinde benden beklenen, Medya A.Ş.'nin karlı, verimli ve kurumsal bir organizasyon haline getirilmesiydi. Gerek yaptığım yapısal değişiklikler gerekse de ticari faaliyetlerimizdeki verimli uygulamalar neticesinde, Medya A.Ş. zarar eden bir şirketten kar eden bir şirket haline geldi. Peki diyeceksiniz ki "bunca yıl çok uluslu, dünyanın öne gelen firmalarında üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra, iyi de paralar kazanırken neden Medya A.Ş.'ye geçtiniz?" Bunun 2 tane temel sebebi var. Bir tanesi "başarma arzusu" diyeyim, azim diyeyim. Hırs kelimesi biraz daha yıkıcı olduğu için onu tercih etmiyorum ama Profesör Doktor Acar Baltaşda azim kelimesini şöyle tarif eder: "Kişinin herhangi bir dış uyaran olmadan kendi içindeki tutkuyla başarma arzusu." Dolayısıyla sürekli tekrar ettiğim için bu firmalarda, kendi tekrar ediyor hissettim ve yeni bir şeyi öğrenmek, deneyimlemek için İBB'ye geçtim. İkincisi de fayda sağlama arzusu. Sonuç olarak ben bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi de eğitim aldım. Eğitim kalitesi hakikaten çok çok iyiydi o dönemde. O nedenle de ailemin öğretisiyle "vatana faydalı çocuklar olun", bir de eğitime dediğim gibi çok önem veriyorlar. Benim annem tarafından dileklerimde "Nevşehir Üniversitesi'nin arazisini bağışlamışlar." Bu arada kendilerinin de mülkleri var, dolayısıyla da ailemin mülklerini geri vermeniz gibi bir öğretiyle yetiştirildik.

Fakat tüm iyi niyetime, iyi niyetine rağmen 19 Mart sabahı 05.30-06.00 sularında ani bir olay oldu. Kapım çalındı, ben kendim açtım o zaman. O anki hatıralarımı yaşıyorum. Gözaltına alındım. Vatan Emniyet'e girdiğimde "ben buradan çıkamam" diye düşündüm. Hatta ölüm düşüncesi de gelişti. Çok korkunç bir andı. Yani tam bir kabus gibiydi. Gerçi bence Vatan Emniyet'teki nezarete göre gerçekten çok daha şeydir, iyidir. Çıkarıldığım mahkemece "rüşvet almak" suçundan tutuklandım. Örgüt suçuyla da sevk edildim, ama örgüt suçundan serbest bırakılmama karar verdi mahkeme. Sadece gizli tanık Çınar'ın yalan beyanıyla, rüşvet almak suçundan tutuklandım. Burada anlatacağım beyanını. İddianame çıkınca gerçek de ortaya çıktı. Çünkü çıkan iddianamede rüşvet almak suçundan bir isnat edilmiyor. Rüşvete konu edilebilecek bir eylem de ileri sürülmüyor. İddianamede benimle ilgili Medya A.Ş.'nin genel müdürü sıfatıyla imzam bulunan bazı işlerde usulsüzlükler olduğu ileri sürülmektedir. Savunmamda tarafıma yöneltilen ithamların doğru olmadığını tek tek eylemlerle açıklayacağım.

"Görev yaptığım sürede zararda olan Medya A.Ş. kar etti, cirosunu da ikiye katladı"

Şimdi ikinci bölümde işe giriş sürecim, örgüt üyeliği suçlaması ve iddianamedeki birtakım soyut, hatalı ithamlara dair savunmamı iletmek istiyorum. Öncelikle Medya A.Ş. kısaca ne iş yapar ondan bir bahsedeyim. Medya A.Ş.'nin eski genel müdürü Bekir Kaplan, biz gözaltındayken savcılığa gelip ifade vermiş. Onun birebir ifadesini okumak istiyorum. Bekir Kaplan ifadesinde, Medya A.Ş.'nin kuruluş ve varlık amacını şu şekilde belirtmiştir: “2011 yılında zamanın Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın inisiyatifiyle hem İBB Daire Başkanlıklarının hem de diğer iştirak şirketlerinin yatırım ve çalışmalarının tanıtım faaliyetlerini yürütmesi için kurulmuş İBB'ye ait bir iştirak şirketidir. Medya A.Ş. varken İBB'nin tanıtım reklam için başka bir firmadan hizmet alması, İGDAŞ dururken başka bir firmadan gaz almaya benzer” demiştir. Bu nedenle Medya A.Ş.'nin kazanç sağlaması dolaylı olarak İBB'nin kazanç sağlaması anlamına gelmektedir.

Biz Medya A.Ş. olarak operasyonel olarak ne iş yapıyoruz derseniz; bizim reklam alanları, görsel yayın ve yapımlar, haber merkezi ve kurumsal iletişim yönetimi olmak üzere dört farklı müdürlüğümüz var. Bu çerçevede reklam tanıtım için kurulmuş kamuya ait ağırlıklı olarak dijital reklam alanlarının kiralanması ve denetlenmesinin yanı sıra prodüksiyon, kurumsal kimlik ve benzeri reklam ajansı hizmetleri sunuyoruz. Birbiriyle ilintili olarak çalışan görsel yayın ve yapımlar, haber merkezi ve kurumsal iletişim tek bir genel müdür yardımcılığı altında faaliyet gösteriyor. Bu faaliyetler 2011 yılından bu yana devam eden faaliyetler olup başkaca şirketlerden destek alınması ve iş yaptırılması da süre gelen işlemlerdendir. Ek olarak benim dönemimde sadece İBB ve iştirakleri değil, Unilever, P&G gibi çok uluslu şirketlere de ajans hizmeti verdik.

Kısaca işe giriş sürecimden bahsedecek olursam 2021 yılı Ocak ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları Departmanından bir kişi beni aradı. İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun ile tanıştırmak istediklerini, kendisinin bir iştirak şirketi için genel müdür arayışında olduğunu söyledi. Ben, Murat Ongun'un adını hiç duymamıştım, dolayısıyla bir araştırmak istediğimi söyledim. Bu arada bizim çoğu üniversiteden olan kadın yöneticilerden oluşan bir WhatsAppgrubumuz var, oraya da yazdım böyle bir şey olduğunu. Oradan bir arkadaşım “Beni de aradılar” dedi, o da iyi bir pozisyonda çalışıyor. “Ben de görüşeceğim” dedi, dolayısıyla hani benim için bir kredibilite açısından referans olmuş oldu. Murat Bey ile görüştüğümde, kendisi İBB Başkan Danışmanlığının yanı sıra Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu, Medya A.Ş.'nin zararda olduğunu, hizmet verdiği daire başkanlığı ve iştirak şirketlerindeki memnuniyetin umutlu seviyede olmadığını, genel olarak Medya A.Ş.'nin profesyonel, kurumsal bir yapıya kavuşmasını, karlı bir organizasyon olmasını beklediğini söyledi. Bu minvalde üç dört ay süren, İBB İnsan Kaynaklarının da dahil olduğu birkaç görüşme sonunda bana iş teklifinde bulundu. Ben iş teklifini kabul ettikten sonra da beni Ekrem Başkan ve Ertan Bey ile, iştiraklerden sorumlu Başkan Danışmanı Ertan Bey ile tanıştırdı.

İşe başlamamın ardından, yani Mayıs 2021 gibi önce şirketin iç süreçlerini kontrolü için satın alma, mali işler ve hukuksal açıdan İştirakler Koordinatörlüğünün ilgili birimlerinden iç denetim yaptırarak durum değerlendirmesi yaptım. Akabinde organizasyonel değişiklikler konusunda Murat Bey'e önerilerimi sundum. Kendisinin görüş ve onayı ile değişiklikler yapmaya başladım. Hukuk departmanımız yoktu, hukuk departmanı kurduk. Satın alma, mali işler ve insan kaynakları birbiriyle iç içe geçmiş bir şekilde çalışan departmanlardı. Bunların tamamını birbirinden ayırıp ihale satın almaya içeriden, mali işlere de içeriden terfiler yaparak ayrı müdürlükler haline getirdik. Prodüksiyon, haber merkezi ve kurumsal iletişim departmanı müdürlerini bir genel müdür yardımcısına bağlayıp ürün odaklı işleyişten müşteri odaklı işleyişe geçerek hem süreç yönetimini verimli hale getirip hem de müşteri memnuniyetini daha iyi bir noktaya getirdik.

Medya AŞ'nin dijital reklam alanlarının ihalelerine odaklanma kararı aldık. Reklam Alanları Müdürlüğü'nün işi tabii ki sadece bir ihaleyi alana kadar sürmüyor. Asıl işi, ihale sonrasında reklam alanlarının denetlenmesi. O nedenle de bir ekibe ihtiyaç var. Bizim ekibimiz kısıtlı, çok kısıtlı bir ekibimiz var ve halihazırda da önceki dönemden almış olduğumuz Panout şirketi 5.000 tane otobüs durağı reklam alanı konusu var ki çok da sıkıntılı bir konu olduğu için Panout yükümlülüklerini yerine getirmediği ve şu an bir dava süreci de devam ediyordu orada. Reklam alanları tarafında, biz daha çok dijital tarafa yani billboard gibi daha büyük saha ekiplerini gerektirecek denetim açısından ihalelere girmemeyi tercih ettik.

Ve Medya AŞ'ye hizmet vermek üzere ihaleye katılması, yani şirketler için bu yönetimin ortak kararı, ortaklık yapısı, deneyim referans, NACE kodu gibi kriterler belirlendi. Sonuçta Medya AŞ, zarar eden bir şirketken, 2021 yılından itibaren kar eden ve cirosunu her sene neredeyse, neredeyse ikiye katlayan ve hizmet verdiği iştirak ve daire başkanlıklarının memnuniyet duyduğu bu bir şirket haline geldi. Bu tabii ki benim başarım değil, bir ekip çalışmasının sonucu böyle bir başarı elde ettik. Bu noktada başarıdan da bahsetmişken iddianamede yer alan bazı ithamları ve hataları açıklamak istiyorum. İddianamede, Medya AŞ için, adeta kasası boşaltıldı şeklinde soyut ve delilsiz bir ithamda bulunulmuştur. Şimdi adeta kasası boşaltıldıysa neye istinaden iddia makamı yazdı bilmiyorum ama şirketin zararda olmadığına ya da borç bataklığında olmadığına göre bu tarifle ne kastettiler hala açık değil bizim için. Fakat benim görev yaptığım sürede şirketin mali tablolarına bakarsanız daha önce zararda olan Medya AŞ'nin kar ettiğini, cirosunu da ikiye katladığını göreceksiniz. Bilakis 19 Mart operasyonu sonraki süreçte Medya AŞ büyük zarar görmüştür ve 2025 yılını devasa bir zararla, 220 milyon TL zarar ederek kapatmıştır. Ben Medya AŞ'ye geldiğimde, şirketin cirosu 220 milyon liraydı. Sadece 2025 yılında bu kadar bir zararla kapatmış, sermaye yeterliliğini ve hani iflastan kurtulmak için de İBB mecburen 250 milyon TL sermaye artırımında bulunmuş. Dolayısıyla acaba biz o koltuklarda otururken ve Medya A.Ş. kar ederken biz kasayı boşaltmış mı olduk, yoksa bu operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı mı oldu? Onu sizin takdirinize bırakıyorum. Ama ez cümle kasası boşaltıldı şeklindeki söylem delilsiz ve soyuttur, bir ithamda bulunmak için altı boş olarak iddianameye konmuştur.

"Beylikdüzü'nde çalışmadım, herhangi bir belediyede de çalışmadım"

Bir diğer iddia, Ekrem İmamoğlu'nun İBB seçimlerini kazandıktan sonra iştirak şirketlerinin başına Beylikdüzü'nden bu yana tanıdığı isimleri getirdiği ileri sürülmüştür. Az önce Medya AŞ işe giriş sürecini anlattım. Ben daha önce Murat Ongun'u ya da Ekrem İmamoğlu'nu tanımıyordum. Beylikdüzü'nde çalışmadım, herhangi bir belediyede de çalışmadım. İştirak şirketlerinde ya da İBB'de çalışan bir arkadaşım, tanıdığım, akrabam, hiç kimse yoktur. Çalıştığım süre boyunca da iddia edildiği gibi bir örgütün varlığına şahit olmadım. Kişiliğim, yetiştiğim aile ve aldığım etik ve ahlak terbiyesi, çok uluslu şirketlerde inşa ettiğim kariyerimin itibariyle de hukuka aykırı bir oluşum içerisinde olamayacağım gibi kimsenin bana kanunsuz bir iş yaptırması, emir veya talimat vermesi de mümkün değildir. Şimdi ben bu talimat kelimesini kamuda çok görüyorum. Onun talimatı, bunun talimatı. Bence çok da hani altı böyle boşaltılmış, insanların kendi yaptırmak istedikleri bir işi karşı tarafa başkasının pozisyon gücüyle empoze etmesi olduğunu düşünüyorum. O nedenle hani ben kendi adıma, üst yöneticim benim görüşümü verebilir, önerisini sunabilir ama Ekrem Başkan da dahil, saygısızlık olarak değil ama talimat veremez. Bana talimat verebilecek bir insan da daha annesinin karnından doğmadı. Çünkü o şekilde konuşamaz kimse benimle. Murat Bey ve Ekrem Başkan, böyle bir profil isteselerdi, herhalde benim gibi bir profil değil… İşte bir de “yol arkadaşı” konusu var. O da bence altı birazcık boşaltılmış. Herkes böyle bir yol arkadaşı falan. Ondan daha fazla yorum yapmayacağım, yol arkadaşlarını da gördük çünkü. O nedenle yol arkadaşı da değildim ben, talimatla da bir iş yapmadım, bir örgüt de görmedim.

Şimdi burası çok önemli Sayın Savcı, siz de dikkat verirseniz… Dün çünkü buradaki sunum yapan, ifadesini veren birisine bir soru yöneltirken, Kültür Medya A.Ş.’denihale alıp almadığını sordunuz. O da dedi ki, “Ben Medya A.Ş.’den almadım.” Sonra siz dediniz ki, “Tamam Kültür Medya demiyorum.” İddianame boyunca bir “Kültür Medya” diye tüzel kişilik varmış gibi bir algı yaratılmış. Halbuki Kültür A.Ş. ile Medya A.Ş. birbirinden iki farklı tüzel kişiler. Faaliyet alanları birbirlerinden çok farklı, operasyonları farklı. Çalışan kişi… Medya A.Ş. 170 kişiliktir. Kültür A.Ş. bildiğim kadarıyla 1500-2000 kişi. Onlar etkinlik organizasyon, müze yönetimi yaparlar; biz sadece tanıtım faaliyeti yaparız. Dolayısıyla da ödenmiş sermayemiz bizim 13 milyon, onların 50 milyon. İki şirketin tek benzer yanı, ikisinin de İBB iştirak şirketi olmasıdır. Fakat fezlekede bu iki şirketin neden olduğu açıklanmaksızın birlikte değerlendirileceği belirtilmiş ve iddianame boyunca Medya A.Ş. ile ilgili isnat edilen her suçlamanın altına Kültür A.Ş. ile ilgili tanık beyanı kopyalanmıştır. Aynı şekilde sözde örgütün yapısal işleyişi bölümünde sadece Kültür A.Ş. faaliyetleri ve sadece Kültür A.Ş.’ye itham edilen suçlamalar anlatılmış, Medya A.Ş. ile ilgili yönetici hiçbir itham ya da anlatımda bulunulamamıştır.

Kolluk sorgusuna gelecek olursak… Orada da tarafımı açıklamam için sorulan ihalelerin, tedarikçilerin neredeyse tamamı Kültür A.Ş. ile ilgili olup, kollukta Medya A.Ş.’ye dair sorulan hiçbir ihale de iddianamede yer almamıştır. Emniyet sorgusunda İBB’ye ait 22 ihale sorulmuş, bu 22 ihalenin tamamını Kültür A.Ş. almış. Kültür A.Ş. 54 tane alt ihale açmış, 54 alt ihalenin 10 tanesini Medya A.Ş. kazanmış, ama bu 10 ihalenin de sadece iki tanesi benim dönemimde olduğundan ancak bu iki ihaleye dair sorulara yanıt vermişim ama bu iki ihale de iddianamede bulunmuyor, suç isnadı yok. Medya A.Ş.’nin alım ihalelerine geleceksek orada da 12 tane ihale sorgulanmış. Sorgulanan şirketlerin tamamı bugün galiba bu dosyada birkaçı da sanık hatta, 321 Reklam, SK Productiongibi Kültür A.Ş. ile yüz milyonlarca liralık tedarik ilişkisi olup Medya A.Ş. ile 120 bin-300 bin bandında tedarik ilişkisi olan şirketler. Kaldı ki fezlekede yer alan hiçbir ihale ya da tedarikçi, Reklam İstanbul'u hariç tutuyorum, iddianamede Medya A.Ş.’ye yöneltilen suçlamalar içinde yer almamaktadır. Yine de tüm iddianamede Kültür Medya A.Ş. yapılanması kalıbı kullanılmış hatta fezlekede benden yer yer Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak bahsedilmiştir.

"Benimle ilgili mesajlaşmalar herhangi bir suça isnat edilmeden kanaat yaratmak için konulmuştur"

Dördüncü konu, Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın bilgisayarından çıkan yazışmalar. Bu yazışmalara iddianamenin suç örgütünün Kültür Medya yapılanmasının amacı başlığı altında yer verilmiş. Bu yazışmaların bir bölümü Fatoş Ayık’ın benimle olan mesajlarıdır. Mesaj içeriklerine bakıldığında bu konuşmaların tamamen iş ve işleyiş hakkında olduğu görülecektir. İddianamede de benimle ilgili mesajlaşmalar herhangi bir suça isnat edilmeden kanaat yaratmak için konulmuştur. Ancak bu mesajlar bizim şirket içerisindeki kurumsallığı ortaya koyması bakımından lehimize olacak yazışmalardır. Ek 1'de görebilirsiniz Sayın Başkan, Sayın Savcı. 23 Aralık 2024 yazışması olarak, örneğin Fatoş Ayık demiş ki; İBB tarafından satın alınan Kandil simitleri ile ilgili Medya A.Ş.'ye fatura kesileceğinin bilgisi verildiğini yazmış. Ben de cevaben bu konuda bilgim olmadığından fatura kesilmesini kabul etmediğimi, ödeme yapmayacağımı yazmışım. Nitekim fatura kesilmedi, ödeme de yapmadık. İddianamede adrese teslim ihalelerden bahsetse de yazışmalarda ihalelere davet edilmesi planlanan firmalara dair detay istemişim. Eğer ihaleler adrese teslim olsa, o zaman firma detayı istemezdim. Benimle Fatoş Ayık arasındaki 3 aya ilişkin bu konuşmalara bakıldığında, tamamının rutin işlerimiz ile ilgili olduğu görülecektir. Dolayısıyla hiçbir suçlama ile bağdaştırılamayan bu yazışmalara itibar etmemenizi talep ediyorum. Kaldı ki bu yazışmalar 2025 yılına ait olup iddianamedeki suçlamalar 2022, 23, 24 yıllarına aittir.

Ek olarak iddianamede, ek 2’de görebilirsiniz bunu, iddianamede bu yazışmalarla ilgili olarak bazı kişilerin isimleri sıralanıp mesajların suçla bağlantılı olduğu iddia edilmiş ise de sayılan isimler arasında benim adım yer almamaktadır. Bu da benim tarafı olduğum yazışmaların suçla ilgili olmadığını, savcılık tarafından da bunun kabul edildiğini göstermektedir. Ek iki de görebilirsiniz bunu. Sayın genel sekreterimize kadar isimleri var. İddianamede 6 farklı eylemde tarafıma Medya A.Ş.'nin kamu kurumlarının zararına dolandırıldığı iddiası ileri sürülmüş ise de ihale sahibi İBB Reklam Alanları Müdürlüğü ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü bahsi geçen ihalelerin yapıldığı dönemler de dâhil Sayıştay ve diğer kamu kurumlarınca denetimlerden geçmiş ve bir zarar tespit edilmemiştir. İBB bu ihaleler nedeniyle zarara uğramamıştır. Zarar olmadığına göre iddia edildiği gibi dolandırıcılık da yoktur. Sayın heyet, örgüt iddiasına dair soruları Sulh Ceza Hâkimliğinde de açıkladım. Sonuç olarak hakkımda örgüt iddiasından dolayı tutuklama kararı verilmedi. Ben hem bu örgütün varlığını hem de benim bir üyesi olmam yönündeki suçlamaları, hem de kamunun Medya A.Ş.' nin tarafımdan zarara uğratıldığı ya da dolandırıldığı iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum. Şimdi iddianamede suç isnat edilen eylemlere geçeceğim. Bu arada sorunuz varsa yanıtlamak isterim ya da devam edeyim.

Hakim: Fatoş Ayık'la olan yazışmalarınızda Emrah Bağdatlı ile ilgili bir bölüm var. Fatoş Ayık şöyle yazmış: "Pınar Hanım günaydın. Halkla İlişkiler'in ihalelerine davet edilecek firmalar için Emrah'ı aramıştım." Bu Emrah dediği Emrah Bağdatlı’yımı kastediliyor?

Türker: Hangi tarihi kastediyorsunuz başkanım?

Hâkim: 29 Ocak 2025 tarihli konuşma. Sizin ekten bakmıyorum. Sizdeki sayfa numarası farklı oluyor. “Firmalar için Emrah'ı aramıştım. Bugün İletişim’de 10.30'da buluşalım." dedi. Bilginiz dâhilinde gitmek istiyor.

Türker: Doğru, Emrah Bağdatlı.

Hâkim: Pozisyonu neydi Emrah Bağdatlı'nın?

Türker: Emrah Bey, onu da açıklayayım hazır siz sormuşken. Emrah Bey, Murat Ongun'un danışmanıdır. Biz öyle biliyoruz. Medya A.Ş.'de herhangi bir sıfatı yoktur. Organizasyon, etkinlik konusunda Murat Ongun'un danışmanlığını yaptığını biliyoruz. Murat Bey, o şekilde ifade etti. Emrah Bey de prodüksiyon geçmişi olduğu için, zaman zaman bizim ihalelerimiz için davet edilecek havuza eklenmesi amacıyla firma önerdiği olmuştur.

Hâkim: Bu danışmanlık onları mı yapıyordu?

Türker: Tabii ki…Ama şöyle de bir şey var tabii Başkanım. Bizi sürekli hani Halkla İlişkiler ihalesi ne zaman yapıldığı, rutinde bir ihale olduğu için tüm tedarikçiler ihaleniz olacak mı bizi de havuza alır mısınız şeklinde ararlar, kendilerini hatırlatırlar özellikle satın alma tarafını ya da prodüksiyon tarafını.

Hâkim: Bir de bu 28 Şubat 2025 tarihli konuşma var. Savcıya gidecek dosyalar ve ihale dosyaları ile ilgili bir yazışmanız var. "Pınar Hanım merhaba. Akşam yoldayken Rahşan Hanım aradı. Savcıya giden dosyalarda, ihale komisyon kararlarında Murat Bey'in imzası var mı?" dedi. "Ben de komisyonlarda olmadığını ama yönetim kurulu kararı, ihaleye çıkış için onay belgesi var mı, imzası var, hatta sizin..." Bu neye ilişkin bu yazışma?

Türker: Bu şudur Başkanım: Biliyorsunuz, ilk önce Medya A.Ş.'ye savcılıktan birtakım ihalelere dair evrak talebi gelmişti. Dolayısıyla biz bütün bu evrakları hazırlattık. Rahşan Hanım da bizim avukatımız olduğu için onun da tabii ki görüşünü aldık. Sadece onun değil, iştirakler, hukuk, ihale kim varsa o işe dâhil olabilecek hatalı bir şey göndermemek adına. Dolayısıyla o evrakları kastediyorum. Şunu da belirteyim: Medya AŞ'nin ihalelerine dair, yani alım ve satış ihalelerine dair tüm evrakları, her şey savcılığa gitmiş durumdadır. Yani şu an şirkette denetlenmemiş hiçbir evrak kalmadı.

"Ben kamu görevlisi değilim, ancak iddianamede benim asli fail gibi cezalandırılmam talep edilmiştir"

O zaman eylemlere geçiyorum. İlk eylem, eylem 27. Bu, bir ihbar suretiyle irtikaba teşebbüs eylemi. Bu eyleme dair kolluk fezlekesinde tarafıma suç isnat edilmediğini özellikle belirtmek isterim. Suç delili olarak eyleme dair birtakım HTS kayıtları konmuş. Bunda da benim bir irtibat kaydım ya da verim yoktur. Yine delil sayılan şüpheli ifadelerinde suça yönelik benim hakkımda bir beyan olmadığı gibi, müşteki Bahattin Uçar'ın ifadesinde de suçlamaya dair benim hakkımda beyan yoktur. İddianamede eylem 27 olarak gösterilen olayda, müşteki Bahattin Uçar'a yönelik irtikaba teşebbüs iddiasından bahsedilmektedir. Benim özelimde de bu eyleme katıldığım ve Bahattin Uçar'ı zorladığım yönünde genel bir anlatımda bulunulmuştur. Bu anlatımı belirtmek gerekirse; Bahattin Uçar tarafından yapılan Maçka Konut Projesi'nden daire almamla ilgili benim gıyabımda Ertan Yıldız ile Bahattin Uçar'ın görüştüğü ileri sürülmüş. Ertan Yıldız, benim ve Erdal Celal Aksoy'un projeden ev alabilmemiz için indirim yapılmasını istemiş. Bahattin Uçar da bu indirim teklifini kabul etmemiş, ben de ev almamışım. Bütün iddia buna dayanmaktadır. Benim bilmediğim bir görüşmeye dair, üstelik haberim olmaksızın sözde benim adıma indirim talep edilmiş. Savcılık bu gıyabımda yapılan sözde talebi irtikaba teşebbüs olarak nitelendirmiştir. Üstelik müştekinin ifadesine göre, bu indirim sadece benimle ilgili değil, İBB çalışanı için istenilmiştir.

Emniyet tarafından yazılan fezlekede bu eyleme dair bana yönelik bir suçlama yokken, savcılık "Şüpheli Ertan Yıldız tarafından, şüpheliler Fatoş Pınar Türker ve Erdal Celal Aksoy inşaata giderek, Bahattin Uçar'a baskılarda bulundukları anlaşılmıştır." şeklinde hem düşük hem de bağlamından kopuk bir cümleyle ihbar suretiyle irtikaba teşebbüs fiilini işlediğimi söylemiştir. Şimdi ben, Medya AŞ Genel Müdürü olarak bir inşaat firmasına hangi sıfatla gidip müteahhidine baskı kurabilirim? Kuramam. Kaldı ki Bahattin Bey ifadesinin 3. sayfasında, ek 3 olarak görebilirsiniz, üst paragrafta demiş ki: "Ben 50 tane İBB personeline ucuz fiyattan daire satma teklifini kabul etmememe rağmen, bu süreçte Ertan Yıldız bana Fatoş Pınar Türker, Erdal Celal Aksoy gibi isimler için defaten arayarak indirim yapmaya çalışmıştır" demiştir. Yani müşteki veya bir başkası benim inşaata gittiğimi ya da indirim için baskı yaptığımı söylemezken iddianamede bu şekilde bir cümlenin yer alması hatalıdır.

Yine polis fezlekesinde de bu konuya yönelik benim hakkımda bir suçlama yokken, iddianamede bu suç, bu cümleyle gerçekte olmayan bir iddianın ileri sürülmesi hatalıdır. Kaldı ki ben kamu görevlisi değilim, ancak iddianamede benim asli fail gibi cezalandırılmam talep edilmiştir. Bu yönden de benim hakkımdaki bu iddianın doğru olmadığını belirtmek isterim.

Gıyabımda yapılan, benim haberim olmaksızın sadece indirim talebine dair bir konuşmadan dolayı irtikap gibi ağır bir suçla suçlanmam hatalıdır. Benim büyük bir müteahhide giderek kendisini zorlamam ve ev almak için indirim yapılmasına dair baskıda bulunmam mümkün değildir. Tanımıyorum zaten kendisini. Bu nedenlerle de olay nedeniyle hakkımda beraat verilmesini talep ediyorum.

Şimdi eylem 73'e geçiyorum. Eylem 73'te iki tane suç isnat edilmiş. Bunların da hata sonucu isnat edildiğini düşünüyorum, şimdi onları açıklayacağım. Bu eylem 73 ile ileri sürülen iddialar, 19 Ekim 2022 yılında yapılan metrobüs hatlarındaki reklam alanlarının intifa sözleşmesi süresi ile kiraya verilmesine ilişkindir. Bu ihale İBB tarafından ilan edilmiş, ihaleye Medya AŞ teklif vermiş ve ihale Medya AŞ'de kalmıştır. İhale sonrasında sonuç ilan edilmiş ve süresi içerisinde itiraz olmaması sebebiyle kesinleşmiştir. 21 Kasım 2022'de İBB ve Medya AŞ arasında sözleşme imzalanmıştır. Bu işin üçüncü bir şirkete ihale edilebilmesi için İBB'den muvafakat alınmıştır. Medya AŞ Yönetim Kurulu onayı ile ihale komisyonu oluşturulmuş, ek 4'te görebilirsiniz yönetim kurulu kararını. 20 Şubat 2023 tarihinde ihale yapılmış ve 5 ayrı şirketten toplanan teklifler neticesinde 42 milyon 50 bin TL ile en yüksek teklifi veren Urban Medya isimli şirket ihaleyi kazanmıştır. İhaledeki uygulanan yöntem ve usullerde hukuka aykırılık görmediğim için tarafımdan olur verilmiş ve yönetim kurulu tarafından da ihale onaylanmış ve Urban Medya ile 7 Mart 2023'te sözleşme yapılmıştır.

Bu ihalede, iddianamede yer alan gelir getirici diğer üç ihaleden farklı olarak benim ve Medya A.Ş. çalışanlarının hem ihaleye fesat suçundan hem de nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istenmiştir. Bir hata sonucunda sadece bu ihale ile ilgili adım İBB'nin muhammen bedel tespit komisyonunda yer alıyormuş gibi geçtiğinden hakkımda ihaleye fesat karıştırma suçlaması ileri sürülmüştür. Ek 6'ya bakarsanız bilirkişi raporunun ilgili kısmında, benim adım ve diğer Medya A.Ş. çalışanlarının adları İBB çalışanları ile karıştırıldığını göreceksiniz. İBB tarafından yapılan muhammen bedel hesabını yapan kişi olarak tabloda İBB çalışanları varken, yazılı metin kısmında benim ve diğer Medya A.Ş. çalışanlarının adları yanlışlıkla yazılmıştır.

Sayfa 50'de tablo var Başkanım. Tespit komisyonu. İsimlerimiz de 55'te yazıyor. İBB tarafından yapılan muhammen bedel hesabına benim veya Medya A.Ş. çalışanlarının bir dahli olamaz. Buna rağmen hem bilirkişi raporunda hem de buna bağlı olarak hazırlanan iddianamede mevzuata aykırı hususlarla ilgili olarak muhammen bedeli belirleyen Kültür A.Ş. şeklinde bir ibare yazılmış, bunun devamında ihale onay belgesini imzalayan kişiler olarak İBB çalışanları ve İBB encümen üyeleri sıralanmıştır. Yine devamında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyeti, hüküm ve tasarrufu altında bulunan Beylikdüzü Söğütlüçeşme metrobüs hattı duraklarında yer alan 845 adet raket reklam uygulamalarının 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi iş ihalesinde muhammen bedeli asgari 19.326.732 TL + KDV 3 yıl eksik hesaplayan denilerek aslında benim kastedilmediğim açıkça belirtilmiştir. Hakkımdaki diğer suçlamalardan farklı olarak bu iddianın benimle bağlantılı olmadığını, adımın hata ile diğer Medya A.Ş. çalışanlarıyla birlikte İBB muhammen bedel tespit komisyonu üyesi olarak yazıldığını, sayın heyetinize de sunduğum iddianame ve bilirkişi raporundaki bu ihale ilişkin tablolara bakıldığında hatanın görülebileceğini ifade etmek isterim. Bu nedenle bu suçtan beraatime karar verilmesini talep ediyorum.

"Bu süreçte işgal edilen alanların tahliye edilmemesi üzerine şirkete fatura kesilmiştir"

Diğer suç, nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak suçlanmamın nedeni, Medya A.Ş.'nin açtığı ihaleyi kazanan Urban Medya isimli şirketin sözleşme başlamadan önce de yani 21 Kasım 2022 - 6 Mart 2023 tarihleri arasında bu alanları haksız olarak kullanılmasına müsaade edilerek haksız işgal nedeniyle kamu zararı doğması suç olarak gösterilmiştir. Bu alanların bedelsiz kullanılmasına ilişkin iddia hatadır. Öncelikle şu hususu belirtmek isterim. Bu eyleme konu olan konu olan alanlar 21 Kasım 2022 tarihinde İBB ve Medya A.Ş. arasında sözleşme imzalandıktan sonra Medya A.Ş. uhdesine geçmiştir. Öncesinde bu alanlar İBB uhdesindedir. Medya A.Ş. tarafından İBB ile sözleşme imzalanması sonrasında reklam alanları kontrol edilmiş ve bu alanların Urban Medya tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir. Ek 7'ye bakarsanız, bu tespit üzerine Urban Medya isimli şirkete, 13 Aralık 2022 ve 31 Ocak 2023 tarihlerinde, Yönetim Kurulu Başkanımız Murat Ongun imzası ile iki ayrı ihtar yazısı yazılmıştır. Bu yazılarda bu alanların izinsiz işgal edildiği ve bu nedenle bu alanların terk edilmesi gerektiği, aksi halde dava yolu ve tazminat bedeli tahakkuk ettirileceği belirtilmiştir. Bu süreçte işgal edilen alanların tahliye edilmemesi üzerine şirkete fatura kesilmiştir. Fatura dosyasını açabilir misiniz rica etsem? Fatura dosyası değil mi?

Sayın Başkan, ek 8'de görebilirsiniz. Bu olanlarla ilgili olarak, 17 Mart 2023 tarihinde, bu yaklaştırabilir misiniz, sarı ile işaretli kısmı? Birazcık daha büyütelim. 17 Mart 2023 tarihinde, MEF fatura no'lu 5.312.741,41 TL tutarında fatura kesilmiştir. Bu faturanın açıklamasında 21 Kasım 2022- 6 Mart 2023, Beylikdüzü Söğütlüçeşme metrobüs hattı 845 adet raket ve reklam alanı işletme bedeli yazmaktadır. Bu durum tam olarak iddianamede ve bilirkişi raporunda alınmadı denilen döneme ilişkin kesilen faturayı göstermektedir. Bu fatura tutarı ihale bedeline göre belirlenmiş olup, ilgili fatura kesildikten sonra, Urban Medya tarafından Medya AŞ'ye ödenmiştir. Bu nedenle iddia olunan eylemlerin doğru olmadığı, resmi belge ve ödeme kayıtları ile sabittir. İhtar yazıları ve faturasını, sayın heyetinize sunuyorum. Bu arada iddianamede, Urban Medya'nın hesaplarını kontrol ediyor bilirkişiler ve orada 8.2 milyon gibi bir rakam görüyorlar. Bu, o şirketin cirosudur. Bizim kestiğimiz fatura, o döneme dair ihale ettiğimiz bedelle birebir, günlerin çarpılarak elde edildiği tutardır. Yani, Medya AŞ bakımından bir zarar ya da eksik yoktur. Şirket üstüne karını koyup, satışını yapmıştır. Özetle, Eylem 73'te ileri sürülen iki suçun, iki suçtan ilki ile ilgili adım hatalı olarak İBB'nin, ihale komisyon üyesi olarak yazılmış, dolayısıyla ihaleye fesat suçlaması isnat edilmiştir. Diğer suçlamaya ilişkin ise, tespit edilen haksız kullanıma ilişkin ödeme alınmadığı iddiası ile, kamu zararı olduğu ileri sürülmesine rağmen, bu döneme ait fatura kesildiği ve bedelinin tahsil edildiği, sabittir. Bu nedenlerle Eylem 73'teki atılı isnatların tamamen hatalı olduğunu ifade etmek isterim. Her iki suçlama içinde beraatimi talep ediyorum. Bu eyleme ilişkin sunumlarım bundan ibaret.

Şimdi Eylem 66, 67, 69'a geçeceğim. Öncesinde sorunuz varsa yanıtlayabilirim. Üç eylem, 66, 67, 69 gelir getirici ihale süreçlerine ait, yani reklam alanlarının kiralanması ihalelerine ilişkin. O nedenle ilk önce adım adım, kısaca bu gelir getirici ihale süreçlerini, gelir getirici satış ihale süreçlerini anlatacağım. Sonra da her bir eylemi açıklayacağım. Öncelikle ve önemle şunu belirtmek isterim ki, Eylem 66, 67 ve 69'a dair, bilirkişi raporunda veya emniyet fezlekesinde, Medya AŞ çalışanlarına, dolayısıyla tarafıma suç isnat edilmemiştir. Yine bu üç ihale ile ilgili İBB Reklam Alanları Müdürlüğü'nün her yıl Sayıştay tarafından yapılan denetimlerinde de zarara uğradığı yönünde bir tespit yoktur. Buna rağmen iddianamede bu üç eylemle ilgili olarak dolandırıcılık suçlaması ileri sürülmüştür. Bu üç eylemde bahsi geçen ihalelerin tamamı gelir getirici işler olup, Medya AŞ'nin satış, yani gelir getirici işlemler prosedürüne tabidir. Adım adım, kısaca özetleyecek olursam, İBB Reklam Alanları ihaleleri gazetelerde ve İBB web sitesinde yayınlanır. Medya AŞ Reklam Alanları Müdürlüğü ve Satın Alma İhale Müdürlüğü bu ilanları takip eder. Medya AŞ için uygun olabilecek ilanları değerlendirir. Uygun gördüklerini, mali işlerin de dahil olduğu bir ön çalışma ile tarafıma iletirler, hep birlikte değerlendiririz.

Savunmamın başında belirttiğim gibi, dijital reklam alanlarını öncelikleyerek, Medya AŞ'nin finansal menfaatine uygun bir ihale ise, ihaleye katılırız. Kazançlı olmayacak bir iş ise ihaleye katılmayız. Medya AŞ Genel Müdürlük olarak ihaleye katılma ve kararı, katılma kararı aldıktan sonra, yönetim kurulu başkanı Murat Ongun'un görüş ve onayını alırız. Akabinde, yönetim kurulu tarafından gelir getirici ihale süreçlerinin tüm adımlarını, Medya AŞ adına yönetmesi için belli bir tarih aralığı için satın alma müdürü olan Fatoş Pınar Türker'e vekaletname verilmek üzere yönetim kurulu kararı alırız. Ek 9'da göreceğiniz Medya AŞ iç yönergesine göre, şirketin hukuken yönetimi ve temsili yönetim kuruluna aittir. Şirketin yönetimi, temsili ve ilzamı yönetim kuruluna ait olmakla birlikte, yönetim kurulu Türk Ticaret Kanunu madde 367 kapsamında ve şirket esas sözleşmesinin 10. maddesi uyarınca, bu iç yönergeye göre devredilemez yetkiler dışındakileri de devredebilirler. Dolayısıyla, ihaleye dair tüm süreçleri takip edebilmesi için ihale müdürümüze vekalet verebilmek üzere, yönetim kurulundan onay alırız.

Yönetim Kurulu'ndan bu yetki istenirken, katılması planlanan ihaleye dair tüm bilgiler Yönetim Kurulu ile paylaşılır. Dolayısıyla yönetim kurulumuz 13 kişiden oluşuyor. İtiraz veya çekincesi olan Yönetim Kurulu üyesi, bu noktada karar alınmadan bunu dile getirip bizimle paylaşabilir. Medya A.Ş. tarafından ihale kazanıldığı takdirde, reklam alanlarını üçüncü kişilere ihale edilerek işlettirilmesine yönelik İBB Emlak Yönetimi Dairesi'nden muvafakat alırız. Akabinde Medya A.Ş.'nin yapacağı alt ihaleye getiririz. Medya A.Ş. üçüncü şahıslara karşı yapacağı satım, kiraya verme ve benzeri gelir getirici işlerde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na tabi değildir. Dolayısıyla ihale yapma zorunluluğu olmamasına rağmen, iç prosedürümüze de uyumlu olarak kapalı teklif, davet usulü ihale süreci yönetilir. Bu kapsamda ihale konusu işlerin her türlü özelliklerini belirten şartname ve ekleri, Medya A.Ş. Reklam Alanları Müdürlüğü tarafından imzalı olarak satın almaya teslim edilir. Muhammen bedel piyasa araştırması ile belirlenir. İhale yetkilisi Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olduğundan, muhammen bedel ve ihalenin yapılacağı kapalı teklif davet usulüne dair müzekkere hazırlanarak Yönetim Kurulu'nun onayına sunulur. Alınan onay sonrası ihaleye davet edilecek firmalar; Yönetim Kurulu Başkanı, Reklam Alanları Müdürlüğü önerileri, Satın Alma Departmanı'nın araştırması ve tedarikçi listesi baz alınarak belirlenerek, en az 3-4 şirket davet edilir.

Bu süreçte, yönetim olarak içeride getirdiğimiz standartlara (yani ihaleye katılacak şirketlerin ortaklık yapısı, işle ilgili uyumlu deneyimi, finansal gücü ve referans kontrolü) sağlanır. İhale komisyonu kurulur. Bu komisyon 5 kişiden oluşur. İhale Komisyonu Başkanı Satın Alma Müdürü'dür. 1 kişi Mali İşlerden olur. 1 kişi Satın Alma departmanından uzman olur. 2 kişi de ihaleye konu işin sahibi... Bahsi geçen ihaleler reklam alanları olduğundan, Reklam Alanları Müdürü ve bu departmanda çalışan 1 kişiden oluşur. İhale günü firmalar ihale komisyonuna aynı anda zarflarını teslim eder, teklifleri okunur. Sonra bir tur daha teklif alınır ve son teklifler de herkesin önünde açılarak ekonomik açıdan en avantajlı teklifi veren firma üzerine ihale bırakılır. İhale sonucu davet edilen firmalar ve verdikleri teklifler Yönetim Kurulu'na iletilerek kazanan firma ile sözleşme yapılması konusunda izin/yetki istenir. Yönetim Kurulu izin/yetki verirse de sözleşme sürecine geçilir. Yani tüm süreç, şeffaf bir şekilde Medya A.Ş. çalışanları ve Yönetim Kurulu'muzdan oluşan en az 20 kişinin dahil olup onay verdiği şekilde yürütülmektedir. Bu süreçte benim ihale sorumluluğumun bulunmamakla birlikte, ihalelerin prosedürüne uygun işletilmesini gözetip sadece 'olur' vermekteyim. Şimdi tek tek açıklayacağım; eylem 66, 67 ve 69 için de tüm süreç az evvel açıkladığım şekilde yürütülmüştür.

"Bu bakış açısıyla mesela Enerjisa da Sabancı Holding'i dolandırmış oluyor, kar ettiği her sene"

Bilirkişi raporu ve polis fezlekesinde tarafıma kusur atfedilmeyen bu eylemlerle ilgili olarak iddianamede 'dolandırıcılık' suçu ile sürülmüştür. Buna gerekçe olarak da somut bir zarar ileri sürülmeden, bu ihalelerle ilgili olmayan tanık beyanlarına atıf yapılmış ve esasen 2 ithamda bulunulmuştur. Birincisi; bahse konu bu 3 ihaleyi kazanmış olan Reklam İstanbul firmasının gayri resmi ortağının Murat Ongun olması nedeniyle, Murat Ongun'un yönlendirmesiyle ihalelerin bu firma üzerinde bırakıldığı iddiasıdır. Sayın Heyet, takdir edersiniz ki daha önce açıkladığım gibi Medya A.Ş. ile çalışacak firmalar için müdür arkadaşlarımdan ortaklık yapısı, yanı sıra yetkinlik, deneyim ve benzeri kontrol istenir. Fakat resmi kayıtlar dışında, bu firmaların arka planda Murat Ongun ya da başka biriyle gayri resmi bir ilişkisi olup olmadığını bilmemiz mümkün değildir. İkinci itham; Medya A.Ş.'nin İBB'den aldığı bu 3 ihaleyi karlı bir şekilde 3. firmalara ihale etmesi, nasıl ve neden olduğu açıklanmaksızın İBB'yi zarara ettirdiği öne sürülmüş ve dolandırıcılık suçunun oluştuğu gösterilmiştir. Sorunuz yoksa eylemlere geçeceğim.

15 Mart 2023 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi sahibi olduğu M4, M7, M8 metro hatları ve F4 finiküler hattında bulunan araçlara, dijital bilgi platformu kurulması ve 1 yıl süreyle işletilmesine dair ihale açmıştır. İBB'nin ihalesi görülmüş, Medya A.Ş. tarafından verimlilik analizi yapılmış, idareci katılım kararı alındıktan sonra Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un onayıyla Yönetim Kurulu'ndan ihale sürecini yönetmek üzere, Fatoş Ayık’a vekaletname verilmesi için karar alınmıştır. Bu ihaleye Medya A.Ş. olarak katılım sağlanmış, ihale kazanılmış; akabinde 3. kişilere ihale edebilmek için İBB'nin muvafakatı alınmış ve muhammen bedel hesaplama sürecine geçilmiştir. Muhammen bedel ile birlikte Medya A.Ş. Yönetim Kurulu'na müzekkereye yazılmış, alt ihaleye çıkmak için onay istenmiştir. Ek 10 Yönetim Kurulu kararını görebilirsiniz.

Her ne kadar ihale yapma zorunluluğumuz bulunmasa da elde edilecek geliri artırmak için 4 ayrı şirket davet edilerek, rekabetçi bir fiyat elde etmek için ihale yapılmıştır. İhaleyi İBB tarafından 4.500.000 TL olarak belirlenen muhammen bedelin neredeyse %50 fazlasına, 6.650.000 TL bedel ile Reklam İstanbul Medya Reklamcılık A.Ş. kazanmıştır. Daha sonra sözleşme imzalamak ve ihaleyi neticelendirebilmek için Medya A.Ş. Yönetim Kurulu'ndan onay alınmıştır. Ek 11 ilgili Yönetim Kurulu kararıdır. Nitekim bilirkişi raporunda bu eylemle ilgili olarak bana ya da Medya A.Ş. çalışanlarına yöneltilen bir suçlama bulunmamaktadır. Hakeza emniyet fezlekesinde de böyle bir suçlama yoktur. Ancak iddianamede, kamu zararına dolandırıcılık suçu isnat edilmiş ve yine nedenlerden birine dayandırılmıştır. İBB'nin açtığı ihaleyi 4.750.000 teklifle Medya A.Ş.'nin kazanıp 6.650.000 bedelle başka bir firmaya ihale etmesinin, İBB'nin kasasına 1.900.000 TL eksik girmesine neden olduğu sürülerek kamu zararına neden olduğum iddia edilmiştir. Şimdi biz İBB iştiraki olduğumuz için, aldığınız işi 1.900.000 TL daha yüksek fiyatla ihale ettiğimizde biz kar ettiğimiz için hissedarımız da zarar etmiyor elbette, o da kar ediyor. Burada çok basit bir şey söylemek istiyorum. Yani bu bakış açısıyla o zaman ticaret yapan herkes, seyirciler arasında varsa kapıları kitleyelim, tutuklayalım. Mesela ben domates yetiştiriyor olsam 10 TL'ye, Fatih Bey'e satsam aracı, o da gitse Ercan Bey'e 20 TL'ye satsa, o da gitse Migros'a 30 TL'ye satsa, siz de Migros'tan 40 TL'ye alsanız, biz de zincirleme olarak sizi dolandırmış mı oluyoruz? Yoksa karımızı ekleyerek ticaret mi yapmış oluyoruz? Ya da bu bakış açısıyla o zaman mesela Enerjisa da Sabancı Holding'i dolandırmış oluyor, kar ettiği her sene. Ya da Yapı Kredi, Koç Holding'i.

Diğer itham ise, ihaleyi kazanan (bu zaten tekrar ediyor) Reklam İstanbul şirketinin gayri resmi ortağının Murat Ongun olduğu, ihale sürecinde sayısız hile yapılarak, ihalenin Reklam İstanbul'a bırakıldığı iddiasıdır. Bu iddiayı kendi kendini çürüten aslında iddia makamı. Çünkü diyor ki; “Bu idareye delil olarak, Medya A.Ş.'nin bu ihaleyi aldıktan sonra 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu veya 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına girmeksizin, bir kısım sınırlamalara tabi olmaksızın yönetmelik gereği 4734 sayılı kanunun 3G maddesi kapsamında kendi havuzunda yer alan istediği firmaları davet usulüyle davet edebileceği, Medya A.Ş. tarafından alınan ana ihalenin alt kiralama ihalesine konu ekleyerek, Reklam İstanbul isimli firmaya adrese teslim olarak verildiği anlaşılmıştır” denilmektedir. Yani iddia makamı aslında Medya A.Ş.'nin kanunlara uygun şekilde davrandığını ikrar etmiş, ihale süreci yürütme zorunluluğu olmadığı halde ihale yapılmasını ise herhangi bir delil göstermeksizin kurgu olarak nitelendirmiştir. Tablo 1'i yansıtabilir miyiz? İddia makamı tarafından iddianamede de belirtildiği gibi Medya A.Ş. için ihale yapması yönünden bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, iç prosedüre uygun olarak en doğru fiyatı bulabilmek üzere ihale açmışız. Medya A.Ş. tarafından açılan ihaleye 4 şirket davet etmişiz. İddianamede bu şirketlerden 3'ü, ihalede verdikleri tekliflerin hileli ve muvazalı olması iddiasıyla suçlanmış, 1'i ise suçlu bulunmamıştır.

4 firma katılmış, iddia makamı tarafından Reklam İstanbul, Core Media, Ads Station hile yaptığı öne sürülerek suçlanmış. Ama aynı şartlar altında aynı ihaleye katılan Avva Mobile, ona suç isnat edilmemiş. Bir de kar oranınızı da yazdık. %40 kar oranlarıyla, alt ihaleye verilmiş. Ancak bu ihalede hile yapıldığı ileri sürülmüştür. Her ne kadar hilenin nasıl olduğunu hiçbir yerde belirtmemişler. Bir şirketin dahi eylemlerinin normal kabul edildiği bir işlemde hile olmadığını da kabul etmek gerekir. Onunla birlikte ilk teklifler ve nihai teklifler herkesin huzurunda okunur. Son anda herkes huzurda kazananın belirlendiği bir ihaleye girer. Bu ancak hilenin değil, şeffaflığın göstergesidir. Bense ihale bittikten sonra ihalenin usulüne uygun yapılıp yapılmadığını kontrol edip olur vermişim. 13 kişiden oluşan yönetim kurulu oy birliğiyle sözleşme aşamasına geçilmesine onay vermiş. Dolayısıyla yine en az 20 kişinin süreçte ihale sürecinde işleri denetleyip imza attığı şeffaf bir süreç yönetmişiz. Ama buna rağmen iddianamede az evvel Elif Ataman da bundan bahsetti. Bu eyleme dair Medya AŞ yönetim kurulundan, yönetim kurulu 13 kişidir, 3 üyeye suç isnat edilmiş. İhale komisyonunda bulunan 5 kişiden 3'ü hakkında dava açılmış, 3'ü tutukludur. Dolayısıyla iki ihale komisyonu üyesine ve 10 yönetim kurulu üyesine suç isnat edilmemesi de işlemlerde usulsüzlük olmadığının başka bir delilidir. Diğer yandan belirtilen ihaleye konu ilgili ekranlar kurulmuş, kontrol edilmiş, çalıştırılmış, işletilmiş. İşler yapılmış, fatura kesilmiş, faturalar tahsil edilmiştir. Özetle bilirkişi raporunda ve kolluk fezlekesinde Medya AŞ'ye dair bir usulsüzlük yapıldığını gösteren tespit yokken, reklam Alanları Müdürlüğü'nde, İBB Reklam Alanları Müdürlüğü'nde yapılan Sayıştay denetimlerinde bu ihaleye dair zarar tespiti yokken, iddianamede genel geçer soyut ifadelerle hakkımda dolandırıcılık iddiasının sürülmesi ileri sürülmesi hatalıdır. Bu eyleme dair savunmalarım bundan ibarettir. Sorunuz var mı?

Eylem 67. Bu da az önceki eylemle birebir aynı. Bu M6, M7, M9, T5 tramvay hattında bulunan araçlara dair dijital bilgi platformu kurulması ve 2 yıl süreyle işletilmesi. Yine ihaleyi görmüşüz, verilik analizi yapmışız, katılmaya karar vermişiz. Yönetim kurulundan ihale süreçlerini yürütmek üzere Fatoş Ayık’tan vekaletname almışız. Ek 12'de görebilirsiniz örnek olması açısından koyduk. Biz bu ihaleyi 11 milyon bedelle kazanmışız. Süresi içerisinde itiraz gelmediği için kesinleşmiş. Alt ihale için İBB'den muvafakat almışız. Muhammen bedel toplanan teklifler sonucunda 12 milyon 132 bin 500 lira olarak tespit edilmiş. Ek 13'te göreceğiniz şekilde yönetim kurulunun izni ve onayıyla zorunlu olmadığını sadece ihale açmışız. 4 şirket davet edilmiş. Yine herkesin huzurunda ihale gününde ilk teklifler açıklanmış. Kapalı zarf içinde yeniden teklif istenmiş. En yüksek teklifi veren şirket ihaleyi kazanmış. Yine yönetim kurulu onayı almışız. Bütün katılımcılar, özellikleri, fiyatları da yazarak Ek 14'te görebilirsiniz. Ve sözleşme aşamasına geçilmiş. Bu ihale ilgili de bilirkişi raporunda ya da kol kolluk tarafından hazırlanan fezlekede benim şahsım ve Medya AŞ çalışanlarına kusur atfedilmemiş.

Ancak az evvelki eylemde olduğu gibi dolandırıcılık suçu isnat edilmiş bizlere. Buna neden olarak da yine iki aynı konu. İBB'den aldığımız ihaleyi 5 milyon daha yüksek bedelle ihale ettiğimiz için İBB'nin kasasına 5 milyon daha az para girmesine neden olduğumuz için dolandırıcılık suçu isnat edilmiş. İkincisi de hileli olarak yine Reklam İstanbul firmasına bu ihaleyi adrese teslim ihale yaptığımız, kurgu ihale yaptığımız suçu isnat edilmiş. Tablo 2'yi açabilir misiniz? Burada da yine 4 firmayı davet etmişiz Başkanım. Burada sadece hile konusunda Reklam İstanbul'a suç isnat edilmiş; diğer katılımcılar Look Medya, Smart Açık Hava ve Upper Partner Reklam'a suç isnat edilmemiş. Medya A.Ş. olarak da %45,45 kar oranıyla ihale etmişiz. Dolayısıyla bu ihalenin de 4 şirketin katıldığı yerde 3 şirketin suçu olmadığı, yani her şeyin usulüne uygun olduğu kabul edilmiş. Ve anlık gelişen bu olayla ilgili ne şekilde hile yapıldığı, bu durumla adrese teslim olarak bu ihalenin nasıl adlandırıldığı açıklanamamıştır. Ben yine bu ihaleye onay vermişim. Medya A.Ş. ihale komisyonu üyeleri işlerini doğru yaparak kamunun daha çok gelir elde etmesini sağlamış, yönetim kurulu onay vermiş; bunun dışında da bir hile, zarar söz konusu değildir. Dolayısıyla bilirkişi raporunda ve kolluk fezlekesinde bir usulsüzlük ya da suçlama yokken, yine iddianamede genel geçer soyut ifadelerle hakkımda dolandırıcılık iddiasının ileri sürülmesi hatalıdır.

"Bu isnatların doğru olma imkanı da bulunmamaktadır"

Bir sonraki eyleme geçeceğim; Eylem 69. Bu da İBB'ye ait İstanbul Şehir Hatları, Turizm, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından işletilen iskelelerdeki reklam alanlarının tahsisi ve 10 yıl süreyle işletilmesine verilmesi ihalesi. Yine Yönetim Kurulu kararını Fatoş Ayka yetki verilmiş, 15 Mart 2023 tarihli ihaleyi Medya A.Ş. 30 milyon bedelle kazanmış. İhale kesinleşmiş, muvafakat alınmış; yönetim kurulu onayıyla alt ihale yapılmış, 4 şirket ihaleye davet edilmiş. Son teklifte en yüksek bedeli veren (birebir bütün süreç aynı başkanım) ihaleye bırakılmıştır. Yapılan bu ihale sürecinin şirket prosedürlerine uygun olması neticesinde ben onay vermişim. Yönetim kurulu tarafından onaylanmış ve sözleşme aşamasına geçilmiştir. Burada da yine bilirkişi raporu ya da kolluk fezlekesinde Medya A.Ş. çalışanlarına bir suçlama yöneltilmemiştir.

İddianame ise dolandırıcılık suçu isnat etmiş ve ihaleyi kazanan şirketin Reklam İstanbul olması sebebiyle, ihalenin ilk andan itibaren bu şirkete verilmek üzere düzenlendiği, örgüte para sağlamak için bu ihalenin yapıldığı gibi dayanaktan yoksun, soyut iddialar ileri sürülmüştür. Halbuki ilgili şirket, ihale bedelini doğrudan Medya A.Ş.'nin kurumsal resmi banka hesaplarına yatırmıştır. Dolayısıyla resmi kayıtlara giren bu paranın bir yere aktarılması ya da sözde örgüte, sisteme aktarılması söz konusu olamaz. İddia edildiği gibi bir kazanç yaratılmak istenirse, mantıklı olan muhammen bedelin çok üzerinde rakamların bu şirkete ödettirilmesi yerine, çok daha düşük bedellerle bu şirketlere ihale edilerek şirketin kar marjını artırmak olurdu. Burada ihaleyi alanlar bize para ödeyen taraflar, biz para ödemiyoruz. İddianamede her ne kadar bu ihalenin adrese teslim bir ihale olduğu belirtilmişse de az önce anlattığım 4 şirketin katıldığı süreçte, 3 şirketin iddia olunan örgütle bağlantılı olduğu, birinin olmadığı iddiası dikkate alındığında tablo 3'ü açabilir misiniz? Yine ihaleye katılan şirketlerin tamamı yönünden cezalandırılma istenmemiş; 4 şirket katılmış, Reklam İstanbul, İnnova ve Matadora suç isnadı var, Smart Açık Hava'ya suç isnadı var, biz de %30 kar elde etmişiz Medya A.Ş. olarak.

Dolayısıyla bir firmanın dahi suç isnadında bulunulmamasından dolayı burada bir kurgu ya da düzen olması mümkün değildir. Bu isnatların doğru olma imkanı da bulunmamaktadır. Bu aşamada şunu da ifade etmek isterim: Bu 3 ihaleye dair eylem delilleri olarak her eylemin başında 7 tane madde sıralanmış. Yine de suça delil olduğu öne sürülen bu 7 madde, az önce açıkladığım eylemlerin hiçbirine delil oluşturmamaktadır. Şöyle ki; bilirkişi raporu denmiş delil olarak, burada suç isnat edilmiyor. Kolluk araştırma tutanakları denmiş, suç isnat etmiyor. HTS baz verisi denmiş, bu 3 eyleme dair HTS verisi yer almıyor. MASAK raporu delil olarak Reklam İstanbul'un 2024 yılında olağanüstü kâr elde ettiği yazılmış ama yüzde kaç kâr etmiş ya da hangi iş sebebiyle kâr etmiş yazılmadığı gibi suça konu edilen 3 eylemin iki tanesi 2023 yılında, bir tanesi 2024 yılı temmuz ayına aittir. Bir de Balzek diye bir firmanın para transferlerini, hiç bizim bu 3 eylemimizle alakası yok, detayları konmuş.

Bu eylemle alakası yok. MASAK raporundaki delilin 5. olarak vergi raporu denmiş, bu da bulunmuyor. 6-7 tanık beyanları ve şüpheli beyanları. Eğer iddianameye bakarsanız, beyanların tamamı Kültür AŞ ihale süreçlerine dair İBB Reklam Yönetim Müdürlüğü, Kültür AŞ çalışan ve firma sahiplerinin beyanlarıdır. Medya AŞ'nin bu 3 ihalesine dair hiçbir beyan yoktur. Tekrar eden tek beyan, Reklam İstanbul'un gayri resmi sahibinin Murat Ongun olduğu iddiasıdır ki ben çalıştığım süre boyunca böyle bir iddia duymadım. Az evvel açıkladığım gibi biz ticaret sicil kayıt gazetelerine bakarız, firma ortağının farklı bir firmada dolaylı ortaklığı vesairesi varsa da bunu tespit edemeyiz. Dolayısıyla biz bile isteye hukuksuz bir durum içinde olmadık. İddianamede Reklam İstanbul'ınMedya AŞ'den aldığı 3 ihaleye dair suç isnat edilmiş, usulsüzlük yapıldığı ileri sürülmüştür. Oysa iddianamedeki suç tarihleri dikkate alındığında, Medya AŞ'nin bu süreçte binlerce ihale yaptığı görülebilir. Bu ihalelerden sadece 3 tanesinin bir firma tarafından kazanılmış olması dikkate alındığında iddianamede yer alan tüm alt ihalelerin de Reklam İstanbul isimli firma tarafından kazanıldığı anlaşılmıştır şeklindeki ibarenin doğru olmadığı gibi mantıksız olduğu da anlaşılacaktır. Bu eyleme dair savunmalarım bundan ibaret. Sorumuz varsa alayım.

Şimdi son 3 eyleme geçeceğim. 85-89-106. Bunlar, birbirinin birebir aynı, farklı yıllara ait alım ihaleleri. Bunlar da alım ihaleleri. Az evvelkiler gelir getirici satış ihaleleriydi. Bunlar da istisna kapsamında ihale ve satın alma ihale süreçleri kapsamında yaptığımız alımlar. İlk önce kısaca bu alımları anlatmak istiyorum. Medya AŞ olarak İBB ve iştirak şirketleri tarafından EKAP'ta yayınlanan ihaleleri takip ederiz. Faaliyet alanımızdaki ihalelere ait ihale şartnamesini tıpkı diğer şirketler gibi sistemden alırız. Akabinde ilgili müdürlerimiz ve genel müdür yardımcımız bir ön çalışma hazırlar. Bu çalışma kapsamında ihaleyi kazanmamız durumunda işin ne kadarının şirket bünyesinde yapılacağı, gerekliyse ne kadarı için alt yüklenici kullanılacağı, maliyet ve karlılık dahil karlılığa dair yaklaşık hesaplamalar getirirler. Bu çalışma genel müdür yardımcısı ya da görevlendirdiği müdür, ihale satın alma, mali işler müdürleri tarafından sunulur. Medya AŞ için uygun bulursak yönetim kurulu başkanımız Murat Ongun'la paylaşırım. Onun da onayına istinaden ihaleye katılırız. Şu iki konuyu özellikle belirtmek isterim. Bu çalışma neticesinde eğer Medya AŞ'nin finansal menfaatine uygun ya da verimli bir geri dönüş olmayacaksa ihaleye girmeyiz. İBB ya da iştirak şirketleri tarafından açılmış fakat Medya AŞ'nin katılmadığı pek çok ihale bulunmaktadır. Bunun nedeni şirketimizin menfaat ve karlılığını ön planda tutmamızdır. Sonuçta biz iştirak şirketi olarak kar zarar yazdığımız her iş dolaylı olarak İBB bütçesinde etkilemektedir.

İkinci konu ihaleyi kazanmamız durumunda, bir kısım kalemler için alt yüklenici kullansak da ihale rakamının en az %40'ı Medya AŞ çalışanları tarafından bizzat yapılır. Yani ihale edilen kalemlerin tamamı alt yüklenici tarafından yapılmaz. Bu bakış açısıyla girdiğimiz ihaleyi kazanmamız durumunda ihale sonucu İBB tarafından kamuoyuna duyurulur, kesin olarak sonuçlanır. Bizim lehimize sonuçlanırsa daha sonra ihale açılması diğer anonim şirketlerde olduğu gibi tamamen şirketin takdirinde olmasına rağmen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3G maddesine dayanılarak hazırlanmış istisna kapsamında satın alma prosedürümüz çerçevesinde en avantajlı fiyatı almak için dışarıdan tedarik edilecek her iş için en az 3 teklif alınır. Bu tekliflerin alınacağı şirketler konusuna göre ilgili müdürlükçe yani kimlerse genel müdür yardımcısı ya da prodüksiyon ekibi tarafından, araçlar için idari işler vesaire belirlenir.

Akabinde her bir alt ihale için yine 5 kişilik komisyon oluşturulur, az evvel anlattığım gibi. Ve en düşük, en maliyet avantajlı teklifi veren firmayla sözleşme imzalarız. Burada tamamlanan işler için ödeme yapmadan önce bir hakedişsüreci işletiriz. Konusu ne olursa olsun biz alım yapıyorsak önce ilgili şirket işi tamamlar, sonra bize teslim eder. Bizim arkadaşlar kontrol eder. Eğer onlarca okey verirlerse ilgili iştirak ya da daire başkanlığının onayına yollarız. Onlar da onay verirlerse iş sahibi şirket faturasını keser, ödemesini yaparız. Biz de İBB'ye fatura keser, ödememizi alırız. Hakedişsüreçleriyle ilgili bu çalışma yöntemi Medya AŞ'nin tüm işleri yaptırdıktan, ilgili birim ve uzmanlardan onay aldıktan sonra ödeme yaparak zarar ve zarar görmesini engelleyen bir süreçtir. Benim Medya AŞ'de görev yaptığım süre boyunca tüm işler bu şekilde yürütülmüştür.

Şimdi açıklayacağım… Şurada da yine farklı yıllara ait, birbirinin aynı olan ihaleler olup, İBB Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı tarafından açılıp Medya A.Ş.'nin kazandığı ihalelerdir. Şunu da önemle belirtmek isterim ki; bu 3 ihalenin (yani 85, 89, 106 nolu eyleme konu olan 3 ihalenin) yapıldığı her yıl İBB Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı, Sayıştay denetimlerinden geçmiş ve bu 3 ihaleye dair bir zarar ya da usulsüzlük tespit edilmemiştir. Eylem 85: 2023 yılı içerisindeki muhtelif video çekimleri, film yapımları, kitap, dergi basımları, medya basın takip hizmetleri ile mobil iletişim araçları temin hizmeti işi ihalesi. EKAP’tayayınlanmış, 2 şirket ihale dokümanı almış; sadece Medya A.Ş. teklif vermiş ve kazanmıştır. Burada İBB ödeme yapacağı için, en düşük maliyetle iş yaptırılması esastır. İBB ihale sürecini tamamladıktan ve yaklaşık maliyetini açıkladıktan sonra görülmüştür ki; Medya A.Ş. bu ihale için 16 milyon daha düşük teklif vermiştir. İhale detayları yayınlanmış, kesinleşmiş ve bir kısmı kendi iş kolunda uzman şirketlere ihale edilerek hem işlerin kaliteli olması hem de makul fiyatla, hızlı bir şekilde tamamlanması hedeflenmiştir.

Şimdi burada iddianamede İBB ve Medya A.Ş. çalışanlarına çelişkili bir suçlamada bulunuluyor. Her 3 eylem için de aynı suçlama yapılıyor. İddianame diyor ki; İBB çalışanları 39 kalemden oluşan farklı hizmetleri bir araya getirerek katılımı kısıtlayıp rekabeti düşürdükleri yönünde suçlama yapılıyor. Medya A.Ş.'ye de tam tersi; 39 farklı kalem işi uzmanlıklar gerektirmesi nedeniyle tek tek ya da gruplar halinde ihale edilerek farklı şirketlere yaptırılmasını bir suçlama olarak ileri sürülmüştür. İddianamenin bu kısmında büyük bir çelişki vardır. İBB tarafından hazırlanan şartnamede farklı uzmanlıklara ilişkin talepler olduğu için bunların tek bir yerden temin edilmesi bizim yönümüzden mümkün değildir. İddia makamı da bunu zaten İBB'ye yaptığı suçlamada ikrar etmiştir. Kitap basımı, araç kiralanması, reklam filmi hazırlanması veya dergi dağıtımı yapılması tek bir şirket tarafından yapılması mümkün değildir.

O nedenle Medya A.Ş. teknik gereklilik ve/veya zaman kısıtınedeniyle kendi bünyesinde yaptıramayacağı işleri uzmanlık bazında veya bir zorunluluk olmamasına rağmen, iş kalemlerini gruplandırarak ya da sınıflandırarak, iddianamede iddia edildiği gibi bölünmeden ihale etmiştir. Bu nedenle bana yönelik olarak "işlerin 3G istisna limitinin altında kalmak amacıyla bölünmesi" yönündeki iddiaların doğru olmadığını, aksine bunun bizim açımızdan bir zorunluluk olduğu için işlerin bölünmeden ayrı ayrı ya da gruplanarak ihale edildiğini ve bu nedenle de hakkımdaki iddiaların hatalı olduğunu belirtmek isterim. Bu eylem özelindeki ilk suçlama, 2 farklı kalem olarak; "ekranlı, ekransız" olarak tariflenen mobil araçların temini için 2 ayrı şirketten hizmet alınmasının nedenini iddia makamı, Medya A.Ş.'nin 4734 sayılı kanunun istisnalar başlığındaki 3G maddesindeki parasal limitin altında kalıp, ihaleyi tercih ettiğimiz şirkete bırakmak için yapıldığını ileri sürmüştür. Tablo 4'ü açabilir misiniz?

"Sözde örgüt firması, iki ihaleyi de kazanamamış"

Şimdi mobil iletişim aracı Tip 1, Tip 2; 2 tane farklı özellikte araç ihtiyacıdır. Bunu 2 farklı tip olduğu için 2 farklı ihale açıp ihale etmişiz. Fakat iddia makamı diyor ki; "Bunları tek bir firmadan alabilirdiniz, sen istisna tutarının altında kalmak için bunu yaptın." Halbuki biz bu firmalarla sözleşmeleri 31 Ocak'ta imzalamışız. O zaman limit 33.494.000 TL'ymiş. Fakat 1 gün sonra sözleşme imzalasak, yani 1 Şubat'ta, 66 milyonluk zaten istisna limitimiz olacaktı. O zaman her 2 araç tipini de iddia makamının belirttiği gibi, 50 milyon tutarın altında kalarak, istediğimiz sözde örgüt firmasına verebilirdik. Zira bu istisna limitleri zaten her sene Ocak ayında açıklanıyor. O nedenle burada bir art niyet olsa, 1 gün daha bekler, sözde örgüt firmasını (ki burada suç isnadı Maya'yayapılmamış, Sulkara yapılmış) hepsini Sulkar'a verirdik o zaman 50 milyonun 2'ye gruplamadan.

Diğer iddia, zaten her 3 eylemde de tekrar tekrar karşımıza çıkıyor; bu da video film işi. Bu şartnamede 9 ayrı iş kalemi olarak yer alan işlerle ilgili. Medya A.Ş. olarak 9 kalemin teknik özelliklerine göre gruplayıp, 6 filmi bir arada, 2 kalem filmi bir arada, hepsini ise tek başına tutarak ihaleye çıkıyoruz. Şartnameyi hiçbir şekilde değiştirmiyoruz. 2015 yılından beri şartname aynı. Üstelik de 9 kalem film işi (2022'den itibaren başlıyor bu ihaleden) 2022, 2023, 2024, 2025'te aynı şekilde sınıflandırarak ihale ediyoruz. Ve gruplandırma hiç değiştirilmiyor. Yani Tip 1, Tip 2, Tip 3, Tip 6 film, video çekimleri ve drone çekimleri bir grup; imaj filmleri Tip 4, Tip 5 bir grup; mapping film yapımı ise tek başına. 3 ayrı şekilde ihale ediliyor. İddianamede Tablo 5'i açabilir misiniz? Tüm bu işlemlerin iddia olunan örgüt ile bağlantılı şirketlere para aktarmak için yapıldığı ileri sürülmüştür. Ancak bunun devamında ihale kazanan tüm şirketlerin sözde örgüt ile bağlantılı olmadığı, sadece bir kısmının bağlantılı olduğu iddia edilmiştir. Burada baktığınızda 3 ayrı ajans kazanmış. 9 kalem film işini; Sedat Gündüz firmasına suç isnadı yapılmış, Baraka'ya yapılmış ama yaklaşık 26 milyonluk iş kazanmış olan Publiko'ya suç isnadı yapılmamış. Ama neye göre hangi firmaya suç isnadı yapıldı bilemiyoruz.

Bu eylem özelinde de Tablo 6'yı açabilir misiniz? 39 kalem iş için 13 alt ihale yapılmışken sadece 6 ihaleyi kazanan firmanın örgütle bağlantılı olduğu iddia edilmiş. Bu firmalar. Biz 13 tane ihale yapmışız, ihalenin toplam bedeli 283 milyon. İddia olunan o ki, biz 114 milyonluk sözleşme yaptığımız bu 6 firmaya, sözde örgüt sistem firmaları olduğu için sözleşme yapmışız. Bunlar 114 milyonun başkanın tamamı kamu zararı olarak gözüküyor iddianamede. Halbuki bu işlerin tamamı yapıldı. Hakediş süreci Medya A.Ş. ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı tarafından tamamlandı. Faturalar kesildi ve ödendi. Üstüne üstlük iddianamede de yer alıyor. Biz bu tip ihalelerde, alım ihalelerinde ihale bedelinin %80'ini harcadığımızda, yeni ihale yapmaksızın %20 iş artışı yapabiliriz. Yani bu ihale özelinde 340 milyona yakın harcama yetkimiz olduğu halde 305 milyon harcamışız. Dolayısıyla bu ihalelerin, iddia olunan örgüte para aktarmak için yapıldığı ileri sürülmesine rağmen, 35 milyon tutarında ek harcama yetkimiz de olmasına rağmen neden az harcama yaptığımız, neden bütün iş kalemlerini örgüt şirketlerine yaptırmadığımız da açıklanamamıştır.

Ek olarak bu eylemden başlayarak eylem 85,89, 106 için suça konu edilen firmalar ile ilgili somut deliller öne sürülmemiş, her üç eylemde de sırayla, her üç eylemin altında da 40 tane tanık şüpheli ifadesi var. Bu 40 ifade de birebir aynı ama hiçbiri Medya A.Ş. ya da bu ihalelerle ilgili değil, hepsi reklam alanları konusu ya da etkinlik organizasyon işleriyle ilgili.

Ve Kültür A.Ş.'nin de tabii tanık beyanları var. İddianame boyunca iddia makamı, daha önce de belirtmiştim, tek bir tüzel kişiymiş gibi Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'yi ayrı ele almamış. Burada da Medya A.Ş.'ye dair yönlendirilen suçların tamamında "Kültür Medya A.Ş." ifadesine yer vermiştir. Bu hatalıdır ve heyetin bunu dikkate almasını rica ediyorum.

Sonraki eylem 89. Bu da bir önceki 2023 yılıydı, bu 2024 yılı ilk 9 ay. İlk 9 ay olmasının sebebi de 2024 seçim yılı olduğu için kanunen sadece 9 aylık ihale açılabileceği, tüm yıl için ihale açıklanamayacağı görüşü belirdi bizde. Dolayısıyla biz de ocak-eylül için 9 aylık gene birebir aynı ihaleye katıldık. Bu eyleme konu ihale için İBB tarafından EKAP'tan duyuru yapılmış. 4 farklı şirket ihale dokümanını indirmiş, sadece Medya A.Ş. teklif vermiş. Alt ihale muvafakatleri alınmış, yine 39 kalem iş var birebir aynı bir önceki eylemdekiyle.

Ve yine suça konu edilen iddialar, 9 kalem olan filmi yine 3 grup ve bu defa şartnamede 4 kalem olarak yer alan reklam yayınları işinin de 2 grup olarak ihale edilmesini 3G maddesindeki istisnadan faydalanmak için ileri olduğu ve iddia olunan örgüte para sağlamak için yapıldığı ileri sürülmüş.

Tabloyu bir açabilir misiniz? Şimdi tabloya bakacak olursak burada bir önceki yıl şu an KB Medya'nın kazanmış olduğu ihaleyi Baraka isimli firma kazanmış. Bu sene de yani 2024 yılı için de aynı ihaleye Baraka sözde örgüt şirketi teklif vermiş. Fakat Baraka kazanamamış. Onun yerine kazanan KB Medya için ise suç isnadı yapılmamış. Adel Medya için de suç isnadı yapılmamış. Yani 9 kalem filmi sadece tek kalem Sedat Gündüz'ün aldığı iş için 17.4 milyon iş için suç isnadı yapılmış ama görünüyor ki 81-82 milyonluk iş kalemi için sözde örgüte para aktarmamışız. Üstelik de örgüt firması ihaleye girmiş ama kazanamamış.

Diğer konu, televizyon ve radyolara reklam verilmesi için. Bunun için de 8. tabloyu açabilir miyiz? Bu iki kalemi, daha doğrusu bu 4 kalem işi basılı ve dijital reklam, TV, radyo reklamları, 2023 yılında tek kalem olarak ihale etmişiz. Fakat arkadaşlarım tek ajansın verdiği hizmetten memnun kalmadığı için iki kaleme gruplayarak iki ayrı basılı dijital reklamı ayrı, TV, radyo reklamını ayrı ihale etmişiz. Burada da ihale kazanan iki firmadan bir tanesi yine örgüt firması olarak nitelendirilmiş, İnnova, 55 milyon. Yine yaklaşık aynı sözleşme tutarında meblağda ihaleyi kazanan Look Medya için suç isnadı yapılmamış. Yine hangi firmaya niye ne şekilde isnat yapıldı, bu delillendirilmemiş. Üstelik yine Reklam İstanbul'da buradaki her iki ihaleye de teklif verdiği halde sözde örgüt firması, iki ihaleyi de kazanamamış.

Tablo 9'u açabilir misiniz? 30'da, daha önce belirttiğim gibi 39 kalem olarak İBB tarafından belirtilen işler ihale listesine sadık kalınarak gruplandırılmış. Bu, 2024 yılı ilk 9 ay için 14 alt ihale yapmışız. Sadece 5 firma sözde örgüt firması olarak nitelendirilmiş ve 510 milyon bedelli tüm kalemlerin 140 milyonunu örgüt firmasıyla sözleşme yapmışız. Yine altını çizmek isterim, 140 milyonun içinde tabii ki şirketlerin yaptıkları işler, hak edişler hepsi delilli, dosyalı Medya A.Ş.'debulunmaktadır. Dolayısıyla iddia makamının iddia ettiği gibi biz 39 kalem işi 40'a ya da 45'e çıkarmadık. Böyle bir şey söz konusu değil. O nedenle de iddia makamının iddianamede, yazdığı, belirttiği gibi istisna limitinin altında kalmak için işlerin bölündüğü iddiası gerçek değildir. Bu eylemle ilgili olarak önemli bir şey daha belirtmek isterim başkanım. Dediğim gibi seçim sebebiyle 2024 yılının 9 ayına ilişkin bu eylem 89. Daha sonra seçimler geçtikten sonra son 3 ay için İBB tarafından yeniden ihale düzenlenmiş. Bu da iddianamede eylem 104 olarak geçiyor. Bu eylemle ilgili Medya A.Ş çalışanları ya da ben herhangi bir şekilde iddianamede suçlanmamışız. Yani yapılan iş alt ihalelerin gruplandırılması birebir aynı olmasına rağmen bu eylemde tarafıma bir suç isnadı olmamıştır.

Eylem 106 son eyleme geçiyorum. Bu da aynı ihalenin 2025 yılı. Yine İBB tarafından aynı ihale açılmış. Bunda da verilen işlerde usulsüzlük olduğuna yönelik yine aynı ithamlar var. Yani eylem 85 2023 yılına ait, eylem 89 2024 ilk 9 aya ait eylem 106 2025 tüm yılına ait birebir aynı konudaki ihale ve işlere ilişkin. Fakat şöyle bir durum var az evvel söylediğim gibi, eylem 104 iddianamede mevcut son 3 aya ait 2024 yılı ve birebir aynı ihale. Eylem 99 2022 yılına ait. Birebir aynı ihale. Eylem 99 ve 104 diğer 3 eylemle birebir aynı olmasına rağmen iddianamede yer almasına rağmen şahsıma veya Medya A.Ş çalışanlarına yönelik bir suçlama ileri sürülmemiştir. Üstelik ek 17'ye bakacak olursanız eylem 99'a konu 2022 yılı ihalesi yapıldığı yıl Sayıştay denetiminden geçtik ve ihaleye dair bir zarar veya bulgu da tespit edilmemiştir. Ek 17 Sayıştay raporunda görebilirsiniz. Hakeza şimdi 2025 yılında da Medya A.Ş Sayıştay denetimine tabi tutuldu. Henüz rapor çıkmamasına rağmen yönetimle paylaşılan ön bulgularda ihalelere dair, bu bahse konu ihaleye dair bir zarar ya da bulgu tespit edilmemiştir. Bu ihalede de yine 9 kalem filmin 3'e gruplandırılarak ihale edilmesi suça konu edilmiştir. Tablo 10'u açabilir misiniz? Burada da yine 3 firma var. İmagina, Doğuş, Santek. Burada 1. firmaya suç isnadı yapılmamış, diğer iki firmaya suç isnadı edilmiş. Hakeza tablo 11'i de açabilirseniz. Yine televizyon, radyo reklamı ve yazılı basın dijital medya reklam işleri de LookMedya ve İnnova Reklam tarafından kazanılmış. LookMedya'ya suç isnat edilmemiş, İnnova'ya yine suç isnat edilmiş.

Bu eylemde de tablo 12'yi açabilir misiniz? 11 alt ihale yapmışız. 3 ihaleyi kazanan firmanın sözde örgütle bağlantılı olduğu iddia edilmiş ve hakkımda dolandırıcılık suçlaması ileri sürülmüştür. İhale bedeli 736.7 milyon. Suç isnadı, yani sözde örgüt firması olarak belirlenen 3 firmayla 204 milyonluk sözleşme bedelimiz var. Dolayısıyla özetleyecek olursak suçlandığım 3 eyleme ait ihalede toplamda 8 farklı şirket video çekim ve film yapım işlerini almış. Bunlardan 4 tanesi sözde örgüt firması olarak suçlanmıştır.

Üstelik bu işlerle ilgili Medya A.Ş. tarafından açılan ihalede daha önceden ihaleyi alan şirketler katılmış ancak yeni ihaleyi kazanamamıştır. Buna karşın iddianamede her yıl kazanan farklı şirketlerin bazıları için sözde örgüte para aktardığı ileri sürülmüştür. Son olarak tablo 13’ü açabilir misiniz? Başkanım bu suçlamalara dair somut delil yoktur, dolandırıcılık suçuna istinaden isnat edilmiş. Onu da anlamak mümkün değildir kaldı ki.

Bence bu tablo çok önemli. Biz, bu 3 ihale için toplam 1 milyar 530 milyonluk sözleşme imzalamışız. Suça konu edilen firmalarla 458 milyonluk sözleşme yapmışız ama hak ediş, yani reelde yaptırdığımız iş 324 milyonluk. Yani biz bir örgüt olarak 1,5 milyarlık iş yapmışız, örgüt firması sadece ihale içindeki toplam 1,5 milyarın %30’unu sözde örgüt firmalarıyla sözleşme yaptırıp, bir de sadece %20’sine para ödemişiz. Bence bu tablo kendi başına zaten tüm süreçleri açıklıyor. Dolayısıyla burada amaç, sözde sistem şirketlerine para aktarmak olmadığını göstermektedir bu tablo. Bu iddialar tamamen varsayıma dayalı iddialar olup, soyut ve mesnetsizdir. İddianamede bu iddialara delil olarak yine aynı 40 tanık beyanları her eylemin altına yapıştırılmış. Halbuki yine ne Medya A.Ş. ne de eylemle ilgili bir tek tanık ifadesi bulunmamaktadır. Bu şekilde eylemleri tamamlamış oldum. Devam edeyim mi?

Gizli tanık, etkin pişmanlık beyanlarına ilişkin savunmalarım… Dosyada yüzlerce beyan ifade olmasına rağmen, benimle ilgili tutuklanmama neden olan, o da sonradan gerçek olmadığı ortaya çıkan ama açıklamak istediğim gizli tanık Çınar ifadesi. Bir de etkin pişmanlıkta bulunan Mehmet Recep Taşçı, bu ikisinin beyanını açıklamak istiyorum. Bu beyanların dışında, tüm iddianamede adımın geçtiği tek bir ifade, dosya içerisinde yer almamaktadır.

Etkin pişmanlık yapmış olan Mehmet Recep Taşçı da ihale komisyon üyesidir. Eski Medya A.Ş. çalışanı. Hakkında benden daha fazla suç isnadı vardır. Şimdi gizli tanık Çınar, iddianamenin yer yer alakalı alakasız birtakım yerlerine şu cümleyi yapıştırmış: “Medya A.Ş.’nin başında Pınar Türker vardır.” Doğru, genel müdür benim. “Medya A.Ş.’nin ihaleleri ise Murat Ongun ve Pınar Türker tarafından belirlenir.” Şimdi “belirlenir”i burada ne amaçla nasıl kullandığını bilemiyoruz ama o da doğru. İhalelere dair katılımı, Medya A.Ş. yönetimi analiz eder, uygun olursa yönetim kurulu kararı ile katılım olur. Dolayısıyla ifadesi bundan ibaret. Ama bu ifadeyi Kültür A.Ş.’ye dair benimle ilgili suç isnadı olmayan eylemlere dahi her yerde tekrarlanarak yapıştırılmıştır.

Bununla birlikte daha önce emniyette, savcılık sorgusunda ve sulh ceza hakimliğinde sürekli tekrarladığım üzere, bu tanığın ifadesinde geçen hususlar gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü gizli tanık Çınar’ın tutuklanmama neden olan ifadesi, bu sebepten ben 15 ay hapisteyim, “Pınar işleri düşük bedellerle ihaleye çıkarır, iş sahibinden büyük paralar, paralar alır…” Şimdi örnek vermiş, “Örnek verecek olursak, Bloomberg Küresel Belediyecilik isimli projeye katıldılar, burada yüklü bir para alındı ancak belediyeye 1 milyon lira alındı olarak göstermişler.” Yani sayın heyet, sayın başkan; gizli tanık ifadesinde bile benimle ilgili Medya A.Ş.’nin satış veya alım ihalelerinde yapıldığı iddia edilen bir usulsüzlük ileri sürülememiş Bloomberg International üstelik de çok prestijli bir projesiyle İBB’nin ödül kazandığı, 1 milyon dolar ödül kazandığı ve Medya A.Ş. hesaplarında da bulunan 1 milyon dolar olarak işini öne sürmüştür. Tamamen çarpıtmıştır tabii gizli tanık, iddianamede buna dair bir isnat yok ama rüşvet suçundan tutuklanmamın tek nedeni bu gizli tanığın ifadesi.

Bloomberg yarışmasından 1 milyon dolar, üstelik de daha ben şirkette değilken, 2020 yılında ödül kazanmış olmamız. Onu da kısaca açıklayacak olursam; pandemi sırasında Bloomberg International, Bloomberg Cities diye bir projesi var. O da pandemi sırasında, yani bütün global şehirlerle ilgili pek çok projeler yapıyorlar ama pandemi sırasında da dönüyor ülke belediyelerine ve şehir belediyelerine diyor ki; siz, şehirde yaşayan vatandaşlarınız için pandemi sırasında neler yaptınız, hayatlarını kolaylaştırabilmek için? Ve kazanan 15 belediyeye de 5 sene süre içerisinde projeyi iyileştirebilmeleri için 1 milyon dolar ödül veriyor. İBB de Askıda Fatura projesi ile bu yarışmaya katılıyor, ödül kazanıyor. Medya AŞ'nin hesaplarına 21 Ekim 2022'de, 9 Ekim 2023'te ve 26 Eylül 2024'te bu para geliyor zaten sabit, zaten iddianamede suçlama da yok. Dolayısıyla hukuka aykırı alınan bir şey, açıktan alınan bir para değil; zaten Bloomberg'ün kazandığı bir şey, onlar bize para ödüyorlar. Ve bu proje o kadar başarılı oldu ki, bir de şöyle; bu 1 milyon doların nasıl harcandığını iki haftada bir ben Londra ofisine, ayda bir de New York ofisine, hangi paranın, her gününün bütün nereye harcandığını raporluyorum. Yani çok detaylı bir raporlama süreci de var.

Buna rağmen gizli tanık Çınar'ın gerçek dışı olacak şekilde ifade vermesi, tarafıma suç isnat etme çabasını göstermektedir ve ben bu beyan nedeniyle 15 aydır tutukluyum. Ayrıca bu gizli tanık 17 Mart 2025 günü, yani biz gözaltına alınmadan önce tekrar ifade vermiş. Bu ifadede ise benim adımı geçmemekte, bu defa Medya AŞ'deki ihalelerin birçoğunun usulsüz olduğunu söylemiş ancak bunu Medya AŞ'de çalışan başka birinin yaptığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla bu kişinin beyanlarının güvenilmez olduğu bir kere daha ortaya çıkmış ama ben 15 aydır bu nedenle tutukluyum. Tek etkin pişmanlık ifadesi var, dosyada; o da Medya AŞ ihale eski uzmanı Mehmet Recep Taşçı; benim dönemimden çok önce işe girmiş birisidir. 30 Mayıs 2025'te bir etkin pişmanlık ifadesi vermiş. Verdiği ifade de demiş ki; "ben Emrah Bağdatlı ile arkadaşmışım". Ama bunu neye istinaden söyledi, ya da hani arkadaş olmak suç mu? Ki aslında Emrah Bağdatlı'ı sadece oradan tanıyorum, ne dostluğum, ticari ilişkim ya da bir yakınlığım yok. İşin gereği sektörden pek çok insan tanırım, pek çok insan da haliyle beni tanır. Ama ne bileyim, tatile gitmişliğim, dostluğum evine gitmişliğim vs. yok.

Ben Emrah'tan da öte aslında eski şirketimin, onu da HSBC'deçalışırken CEO iletişim için danışmanlık aldığımdan tanırım. Emrah da hani bir video çekimi vs. olacaksa prodüksiyon işi, o zaman şirkete gelir, ekibiyle çekim yapar giderdi. O nedenle, Murat Bey ile genel müdür arayış sürecinde iken olsa olsa hakkımda referans olmuş olabilir, ama bundan benim bilgim yok. Ama profesyonel yaşamda üst düzey pozisyonlar için, head hunter firmaları ya da referans zaten bir araçtır. Şu an Türkiye'de de benim yanına işe dair üst düzey bir pozisyon açılsa, görüşme sürecinden sonra ne olur bilmiyorum ama 1.5sene önce akla gelecek zaten 3 ya da 4 kişiden biri ben olurdum. O nedenle Medya AŞ genel müdürlüğü pozisyonuna düşünülmem veya önerilmem hayatın olağan akışına uygundur. Bu ancak bir profesyonelliğin kanıtıdır, örgütün kanıtı değildir.

Dolayısıyla Mehmet Recep Taşçı'nın tarafıma yönelttiği iddiası gerçek dışıdır. Kendisi bu dosyada tanıktır. Her ihalede komisyonda yer alan, bizzat bulunan, evrakları imzalayan da kişidir. Kendi sorumluluğundan kurtulabilmek için kulaktan dolma mesnetsiz iddiaları ileri sürerek beni ve diğer çalışma arkadaşlarınızı zan altında bırakmıştır. Bunun karşılığında aynı ihalelerden ve daha fazlasından dolayı ben tutukluyken, kendisi tutuklanmamıştır, hiçbir adli tedbir, kontrolü dahi yoktur. Özetle Mehmet Recep Taşçı hiçbir somut bilgi ve belge sunmadan kendini suçlamalardan kurtarabilmek adına bu ifadeyi vermiştir. “Husumeti var mı seninle?” diye soracak olursanız, evet kendisi müdür tarafından terfi ettirilecekti ama uygunsuz bir davranışını gördüğüm için, ne olduğunu burada açıklamayacağım ama yüz kızartıcı bir şey değil, ama çok uygunsuz bir davranışını gördüğüm için kendisini aynen; "Ben şirkette genel müdür olduğum sürece sen terfi edemezsin" dedim. Bu ifadeye itibar etmemenizi talep ediyorum. Kaldı ki kendisi bu ifadeyi verdikten sonra Düzce'ye bana avukat gönderdi. Etkin pişmanlık ifadesi verdiğini, ancak bunu baskı altında verdiğini ve helallik istediğini iletti avukata. Hakkımı helal etmiyorum, bunu söyleyeyim. Kendisi bu ifadeyi, etkin pişmanlık ifadesini 30 Mayıs 2025 tarihinde vermiş ve yanında avukat olmadığını ifade etmiş. Ekim ayında ikinci defa ifadesi alınmış. Kendisine yine aynı ihaleler sorulmuş. Ancak bu defa beyanında, önceki beyanda iddia ettiği hiçbir konuyu gündeme getirmemiş ve kendisine etkin pişmanlıktan faydalanıp faydalanmadığı da sorulmuş; faydalanmak istemediğini de beyan etmiştir. Ek 18'de her iki ifadesini de görebilirsiniz. İkinci sayfalarında yazıyor başkanım ifadelerini. Etkin pişmanlığı birinde kabul ediyor, birinde etmiyor.

Hakim: Emrah Bağdatlı'yla arkadaşlarınızın veya tanışıklığınızın boyutu nedir? Tanışıklığınızın boyutu nedir Emrah Bağdatlı'yla?

Fatoş Pınar Türker: Sadece piyasadan biliyorum kendisini Başkanım, tanışıklığım yok.

Hâkim: Çünkü ifadesi şey olarak, sadece arkadaştır şeklinde değil, orada bir anlatımı var öncesi, sonrası. Aynı soruyu sizden önce bir hanıma da sormuştum. "Emrah Bağdatlı o dönem duyduğuma göre 2021 yılı içerisinde ödemeler ve bazı kişilerin sorgulanması sebebiyle seçimden hemen sonra atanan ilk genel müdür İpek Elif Atayman'ı görevden aldırdığı ve yerine kendi arkadaşı olan Fatoş Pınar Türker'i göreve getirtmiştir. Yeni Genel Müdür atamasıyla daha da, daha rahat hareket ettiği ve kendi firmaları yerine ya komisyonla ya da farklı bir şekilde anlaştığı birçok firmayla işler almaya devam etmiştir." Biraz önce de o sizin Fatoş Hanım, ilk o yarışmalarınızda da benim Emrah'la ilgili bir firma belirlenme falan bir şey geçmişti, orada orayı da sormuştuk. Ne boyutta bir daha yani bu firma olaylarında Emrah Bey?

Fatoş Pınar Türker: Şöyle söyleyeyim; ben az evvel zaten özgeçmişimi size anlattım Başkanım. Emrah Bağdatlı'nınherhangi bir şekilde beni dediğim gibi Murat Bey eğer sorduysa piyasadan belki "Evet, tanırım." demiş olabilir. Ama onun bir şirketin genel müdürlüğü koltuğuna "Bu oturabilir, bu oturamaz" şeklinde bir değerlendirme yapabilecek yetkinliği yoktur benim gördüğüm kadarıyla. Dediğim gibi video, prodüksiyon işleri yapan bir insandır kendisi. Ama detayını bilemiyorum tabii ki. Az evvel şeyi de söyledim, benim özgeçmişimde gördünüz. Bana talimat verebilecek kapasitede ya da ben onun işte suyuna gidecek, onun talimatını ya da neyse istediklerini yapacak bir insan da değilim. Ama Murat Bey'in evet, danışmanı olduğu için İletişim Koordinatörlüğü'nde bulunan, prodüksiyon işini de iyi bildiği için bizim Genel Müdürlüğümüze de zamanında ajans önermiş olabilir. Bunu pek çok insan önerir. Mesela bana bir sürü yerden ajans önerisi gelir. Reklam alanıysa Elif Hanım'a yönlendiririm, ajanssa Sibel Hanım'a yönlendiririm. Onlar beğenirlerse havuzlarına alırlar ya da almazlar. Ama bizim şirketimizde hiçbir şekilde söz sahibi, söz hakkı değildir, olamazdı. Ama bence böyle bir konuya dair iddia makamının sorgusu ya da itibarı vardır ki bu hani tekrar tekrar sorulmuştur bu. Yoksa Recep Taşçı beni şirkette ya da Emrah'ı şirkette görmüş biri bile değildir.

"MASAK böyle rapor hazırlamaz"

Şimdi MASAK raporuyla devam edeceğim… MASAK raporunu da eklere koyduk.

Şimdi öncelikle şunu belirtmek isterim. Hakkımda düzenlenen MASAK raporunda suça konu bir bulgu, işte para aklama suçu vesaire para alışverişi normal dışı nitelendirilebilecek kara hareketi, açıklanamayan zenginleşme, mal varlığı değişimi ne dair bir tespit yoktur. Az evvel savunmamın başında anlattığım gibi ben Medya A.Ş.'den önce HSBC Türkiye'nin icra kurulu üyesiydim. İcra kurulu üyesi olduğumuzda bir bankada sadece kendimiz şahsi olarak değil, yedi sülalemizle birlikte bankanın bütün karına, zararına sorumlu oluyorsunuz. O nedenle de zaten 1, BDDK'ya her sene mal varlığı bildiriminde bulunuyordum. 2, yine icra kurulu üyesi olmamız sebebiyle hisse senedi işlemi gibi işte akıllı yatırım araçları DCD gibi icra kurulu üyelerinin yapması yasaktır. Ya da HSBC'nin kendi kuralı 3.000 doların üzerinde bir işlem yapmaya kalkarsanız Londra'dan onay almanız gerekir. 3.000 doların üzerinde bir işlem yaptığınız zaman, yaptığınız işlemden işlemi bir ay boyunca tutmak zorundasınız. Satarsanız başka bir işlem yaparsanız iş akdi feshi nedenidir. Bu yüzden de hani usulsüz ya da aykırı bir para hareketim ya da bir açıklanamayan zenginleşmem vesaire söz konusu değildir.

Üçüncü söyleyeceğim raporlarla ilgili, şimdi ben bankacı olmamdan mütevellit bu tip raporları daha önce çünkü kendimiz için de hazırladığımız için MASAK raporu, ilk kez böyle bir r MASAK aporu görüyorum. Çünkü MASAK'ta çalışanlar gayet, hani analitik yetkin kişilerdir. Onlar herhangi bir kara para aklama ya da zenginleşme var mı, paranın kaynağı nedir, ne değildir anlamak için belli analizler yaparlar. Dolayısıyla buradaki gibi tabloları yukarıdan aşağıya sıralayıp üstelik de bazı yıllarda ayları da atlayarak sıralamazlar. O çünkü hiçbir şey ispat etmez, göstermez. Zenginleşme olup olmadığı için şöyle bir şey yapılır, iki tane. Bir tanesi PP dediğimiz purchasing power, satın alma gücünüzü anlamak için TÜİK'in zaten web sitesinde endeksleri vardır. Onu alır, işte 2017'den 2025'e kadar bu işte bugüne getirirler. Böylece bakar, 2017 ile 2025 arası elma elma olur. Enflasyon ve dolardan arındırılmış şekilde açıklanamayan zenginleşme var mı yok mu ona bakar. Ya da enflasyon kurunun aslında serbest olduğu, şu an daha kontrollü Türkiye'de, o yüzden çok enflasyonla gerçeği yansıtamayabilir, kur üzerinden analiz yapılır. Gene ortaya çıkar açıklanamayan bir zenginleşme olup olmadığı. Ama bu şekilde bir para şey değil. Yani ben bile bana laptopunuzu verip bir Excel açarsanız, 10 dakika da ara verirseniz hesaplamasını yapabilirim. Dolayısıyla da çok fazla hatası olan, şimdi anlatacağım ve bir sonuç da üretmemiş zaten bir rapordur.

Bir diğer nokta… MASAK raporu, kişiye özel ve şahsidir. Ben, bu vakte kadar öyle gördüm. Ama bu MASAK raporu, benim hiç tanımadığım Hakan Karanis diye birisiyle birlikte hazırlanmış. MASAK raporu 63 sayfa. 63 sayfa boyunca ilk önce başlıyor Hakan Karanis anlatıyor, onun hesaplarını, dökümlerini vesaire. Sonra 25. sayfada birden bana geçiyor. Benle ilgili bir şeyler anlatıyor 7-8 sayfa boyunca. Sonra 59. sayfaya geliyoruz, Hakan Karanis'in paralarını anlatıyor, şirketlerini anlatıyor. 59. sayfada benle ilgili bir tablo var. Zaten sonra da MASAK raporu Hakan Karanis'in bir Avatekdiye bir şirketi var, onu inceliyor. Sonra da diyor ki benle ilgili sonuç, “Hakan Karanis ve Fatoş Pınar Türker'in belli dönemler artan nakit yatırma işlemlerinin mahiyeti anlaşılmamış olup, söz konusu işlemlerin dikkat çekici olduğu...”

Şimdi böyle MASAK raporu vallahi de olmaz başkanım. Yani MASAK’a hakaret yani. Böyle dikkat çekici falan diye yazmaz MASAK. Arkadaşlar yetenekli, hani zeki, analitik insanlardır. Kaldı ki raporun içinde şimdi anlatacağım, para çekme değil para yatırma işlemleri, işlemlerinin dikkat çekici olduğunu demiş. Bir yerde para çekmenin dikkat çekici olduğunu demiş. Yani ne dediği de belli değil

Raporda 25. sayfada sizde de var ilk olarak. Adres bilgi, çalışma kaydı, ortaklık bilgileri vesaire diye başlıyor. Bir şirketim zaten olmadığını, Medya A.Ş. yönetim kurulu üyesi olduğumu söylemiş. Sonra güncel mal varlığıma ait tapuları sunmuş. Tapuları siz de ek 20 olarak görebilirsiniz. Ya o zaman ben birkaç noktayı söyleyeyim. Birincisi 2006, 2011, 2014 yılında aldım ben taşınmazlarımı. Dolayısıyla Medya A.Ş.'de çalışırken bir şey almadım. 2021 yılında aldığım bir aracım var ama o benim ikinci eşimle, o zaman evliyken aldığımız bir aracımız. Boşanma protokolümü de koydum ek 21'e. İkinci eşime.

Hakim: Orada bazı şeyleri geçmişler. Para transferleri falan geçmiş.

Fatoş Pınar Türker: Evet. Şimdi şöyle biz orada şöyle bir, ona da açıklık getireyim şimdi. Ben Acarkent'te oturuyorum 2016 yılından beri. Acarkent'e de evlendiğim için taşındım çünkü eski eşim orada oturuyordu. Ama ondan önce de ben Kemerburgaz'da oturuyordum. Yine kendime ait bir villada oturuyordum iki çocuğumla birlikte. Tapusunu göreceksiniz zaten. Dolayısıyla evlendik ve sonra biz ayrılınca benim çocuklarımın düzeni bozulmaması için boşanma protokolünde de göreceğiniz şekilde bir kira bedeli, tazminat bedeli vesaire belirlendi. Dolayısıyla birbirimiz arasındaki para transferinin şeyi odur. Sebebi odur.

Şimdi raporda para giriş ve çıkışları listelenmiş. Siz detaylı incelediğinizi, çok detaya girmenize gerek yok dediniz ama şuna dikkat çekmek istiyorum, hani "Vallahi MASAK böyle rapor hazırlamaz." derken, 2020 yılından itibaren pek çok ay tabloda yer almıyor. Mesela 2020'de 4 ay yok. 2021 yılında 2 ay yok. 2022'de 5 ay yok. 2024'te 4 ay yok filan. Yani dolayısıyla orada bir para giriş çıkışlarında zaten ne diyeyim? Orantısızlık olacaktır. Onunla ilgili bir bilgi vermek isterim. Şimdi sayfa 33'teki tablo diyor ki üstünde; şahsın toplam hacmi göz önüne alındığında -zaten şeyde iddianamede bunu kullanmıştı, farklı şekilde kullanmış iddianamenin- şahsın toplam hacmi göz önüne alındığında 500.000 TL üzerinde para transferinde bulunduğu anlaşılan kişilere ilişkin olarak hazırlanan tablo demiş. Yani ben 500.000 liranın üzerinde para göndermişim. Sonra altta da demiş ki; “Şahsın hesabına gelen tutarlara ilişkin yapılan araştırmalarda; Vehbi Türker, Kadriye Türker ve Emin işte F adlı şahısların şahsın hesabına yüksek tutarda transferde bulunduğu anlaşılıyor. Yani aynı tablo için yukarıda 500.000 TL ben para transferinde bulunmuşum, aşağıda bana 500.000 TL üzerinde gelmiş. Bir de şöyle birçok büyük maddi hata var. Şimdi Vehbi Türker benim abim, yani Vehbi Kıvanç Türker. Şimdi tabloda bir Vehbi var, doğru. Ona da ben 2.2 milyona yakın para göndermişim. Ama o Vehbi, Vehbi Koç. Çünkü benim iki kızım da Koç okullarında okuduğu için ben Vehbi Koç'a para göndermişim. Onlar parayı görüp abim de Vehbi görünce yapıştırmışlar. Diğer kişiler de Hüseyin, Hasan, Gizem, O filan bunların hepsi de benim kiracılarım. Kadriye Türker de annem. Mehmet olarak, Mehmet Rüstemov diye geçen kişi de zaten çocuklarımın okulu, o nedenle aramızda para ilişkisi var. Bilmiyorum burada sormak istediğim başka bir şey var mı?

Bir de kiralık kasa var. Onu da bir açıklamak isterim. 34. sayfada benimle ilgili masadda demişler ki, 11 tane kiralık kasası var. Halbuki 1, 2, 3, 4, 5, şu ilk beş HSBC Bank diye gözüken kasaların tamamı aynı masalar. Sonundakinin... evet. Bir de şöyle de bir şey var; HSBC olarak gördüğünüz kasaların hiçbiri aktif olamaz. Çünkü HSBC Türkiye'deki kasa hizmetinden çıktı. Kara para aklama şeyi sebebiyle, yani global olarak alınan bir karar sebebiyle, kasa hizmeti zaten vermiyor. Yapı Kredi Bankası'nda da son 6 tane kasa birbirinin aynı, onlar da aktif değil. Benim şu an aktif olan bir tane kasam var, o da burada yok. Yani bunların hepsi kapalı başkanım. Yani isterseniz bankalara müzekkere yazabilirsiniz. Ben hiçbir şekilde ama hepsini koymamışlar Başkanım. Bakın mesela şu son 6 tanesi 131 kodlu yeşil şubesi diyor. 2016 yılına ait hepsinin tarih de aynı. Ha, ama hani 11 tane kasası olunca böyle şey gibi gözüküyor da yani gerçekten bir tane kasam var, ama o da burada yok.

Ben hasılı benimle ilgili yapılan tespit; “Hakan Karanis ile birlikte bazı işlemlerin mahiyetinin anlaşılamamış olduğu” diye bir tespit. Bunun ötesinde... Bir de şöyle bir şey var; arada yüksek meblağlı para yatırmalarım var Başkanım, eğer onları gördüyseniz. O şöyle bir şey; şimdi ben iki tane, çok hızlı açıklayayım. GlaxoSmithKline ve HSBC'de çalıştım. Şimdi her iki firmada da bunlar yabancı şirket oldukları için üst düzey yönetici işi alırken, "signing bonus" denilen, yani ne diyeyim size, transfer ücreti gibi bir sözleşme imzalıyorsunuz. O sözleşme karşılığında şirket kendi hisselerini Londra'da bulunan bir yeddi emin aracılığıyla sizin adınıza geçiriyor. Ve siz şirkette çalıştığınız ve geçirirken o hissenin miktarıyla önümüzdeki işte 5 ve 10 sene içinde artması ihtimali olan hisse fiyatına göre maaşınızdan da gelir vergisini otomatik kesiyor. Yani vergi kaçırma vesaire olmasın diye. Bir yeddi emin de tutuluyor. Ondan sonra buna "vest" edilmesi deniliyor. Sizin performansınıza göre bu şeyler, hisse senetleri ilk başta alırken de ya "keep" diyorsunuz, yani tut hisse senetleri ya da "sell" yani sat diyorsunuz. Bizim durumumuzda biz Türkiye'de yaşadığımız için de o, Londra borsasını takip etmek güç, genelde biz hani sat, o hisseler bizim hesabımıza geçtiği an, yani ben emir veriyorum.

Dolayısıyla da ben 2014'te ayrılsam bile GlaxoSmithKline'dan, o süre zarfında ve HSBC'de de göstermiş olduğunuz performansla ayrıldıktan sonraki bir 10 yılı da kapsayacak şekilde, belli aralıklarla o hisseler sizin hesabınıza düşüyor. O da şöyle oluyor; diyor ki, bana e-mail geliyor, "İşte HSBC'den olduğunuz PLC, şu kadar hisse senedin vest edildi, release" diyorum. Yani dolar mı istersin, pound mu? İşte oradan siz seçiyorsunuz. Ondan sonra bildiğiniz postayla bana çek geliyor. Ondan sonra da o çeki alıyorsunuz, götürüyorsunuz bankaya. Yani ne zaman istersen. Zaten HSBC'ye herhangi bir şekilde bugün hani 10.000 dolar para olsa çantayla girseniz asla ve kata HSBC'yeyatıramazsınız o parayı. Kaynağını göstermeden. O nedenle de bu gelen şeyleri de çekleri de ben hani HSBC zaten İngiliz bankası, GlaxoSmithKline ile aynı şekilde, verip oradan hesabıma, burada TL olarak gözükse de bunlar aslında TL'ye çevrilmiş paralar hepsi. Bunu da böylece açıklamış olayım.

Fakat buna rağmen, benim mal varlığıma tedbir kondu. Ama benim mal varlığıma tedbir, diğer burada arkadaşlarımı da dinledim; benim mal varlığıma tedbir ben tutuklanmadan önce, tutuklandıktan hemen sonra konmadı. Nasıl konduğunu şu tahliye talebimi anlatırken açıklayacağım, izah edeceğim. Benim mal varlığıma tedbir için bankalara 28 Mart 2025 Cuma günü savcılıktan yazı gitti. Tedbir de 3 Nisan 2025'te uygulandı. Bunları ben bankadan yani arkadaşlarım olduğu için görebiliyorum ama siz de mahkeme olarak müzekkere yazıp elbette alabilirsiniz. Tedbir kararının neden geç tebliğ edildiğini, uygulandığını açıklayacağım zaten. Evet, benim mal varlığıma tedbir kondu ama ben tabi rüşvet almak suçundan şu an iddianamede suç isnat edilmiyor bana. Aynı zamanda tevdi raporunda da adım geçmediği için eylem 118'de de yer almıyorum. Yani rüşvet paraların aklanması ya da rüşvet almak. Buna rağmen tedbir kararı devam ediyor.

Bu, tabii benim için çok zor bir durum. Çünkü ben, iki çocuğuma bakıyorum, velayetleri de bende. Şu an annem babam bakıyorlar, sağ olsunlar. O nedenle de bu tedbir kararını da uygun gördüğünüz an en kısa sürede kaldırmanızı talep ediyorum Başkanım. Çünkü hani Eylem 118'de bile yargılanan, suç isnat edilen pek çok insanda zaten tedbir yok olmasın da. Ama ben rüşveti almak ya da suç gelirini aklamak ya da başka parayla ilgili bir suçta isnat edilmemişken tedbir kararı beni çok zorluyor açıkçası.

Şimdi tahliye talebime ilişkin beyanlarımı vereceğim. Tek tek cevap verdim bütün sekiz tane eyleme. Eylem 27'de zaten Bahattin Bey'in benimle ilgili bir ifadesi yok. 73'te bedelsiz kullandırdığımızı iddia ettiği edilen zaman dilimine dair faturayı gösterdim. İsimlerimiz muhammen bedeli belirleyen İBB çalışanları ile karıştırılarak ihale tablosunda yer almış. Eylem 66, 67, 69'da ihale yapma zorunluluğumuz olmadığı halde ihale yapmışız. Ben de bu ihalelere onur vermişim ve dolandırıcılıktan suçlanıyorum. Reklam İstanbul firmasının ısrarla Murat Ongun'la bir bağı olduğu söylendiği için altını çizeyim ki ben böyle bir şey duymadım. Resmi evraklarda da böyle bir şey yok. O nedenle benim bilmem mümkün değil. Eylem 85, 89, 106'da en çarpıcı, çünkü Eylem 99 ve Eylem 104 olarak geçen birebir aynı ihaleler için iddianamede yer aldıkları halde zaten Medya AŞ'ye suç isnat edilmemiş. Üç eylemde, üç ihalede 117 kalem iş yapmışız. İş için 38 tane alt ihale yapmışız. 150'ye yakın kamuya gelir getirmişiz. 9 tane firma da sistem örgüte firması olarak suçlanmış. Üstelik de tüm ihale bedellerinin %20'si kadar hak ediş yapılmış bu örgüt filminde, sözde örgüt filminden. Bunun dışında hakkımda tedbir raporu, vergi raporu, BDDK raporu, HTS kaydı, TAPE vesaire yok. Dediğim gibi ben hiçbir ne örgüt gördüm ne örgüte şahit oldum ne talimat aldım ne talimat verdim. 2021'den önce ne Murat Bey tanıyordum ne Ekrem başkan tanıyordum. Bunlar dışında hiçbir İBB çalışanıydı, arkadaşlığım, ortaklığım, akrabalığım yok."

Gündem Haberleri