Kısa Dalga- İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB davası, 40 günlük aranın ardından İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde inşa edilen yeni duruşma salonunda görülmeye başlandı.
Davanın ikinci celsesinde yalnızca yargılamanın içeriği değil, yaklaşık 992 milyon liralık maliyetiyle tartışma konusu olan yeni duruşma salonunun fiziki koşulları da gündeme geldi.
Yaklaşık 2 bin 295 kişilik kapasitesi bulunan salon, büyüklüğü nedeniyle Türkiye’nin en büyük duruşma salonu olarak tanımlanıyor. Yaklaşık 81 metre uzunluğunda ve 40 metre genişliğinde olan salonun toplam alanı ise 2 bin 240 metrekare. Ancak salonun kapasitesi ve büyüklüğü, davayı izleyenler açısından yeni bir sorunu beraberinde getirdi. Sanıklarla yakınları arasındaki mesafe oldukça fazla.
50 kişiye tek tuvalet
İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, tutuklu sanıkların duruşma öncesinde bekletildiği bölümün koşullarına ilişkin mahkemeden değerlendirme yapılmasını istedi.
Demir, yaklaşık 50 kişinin aynı alanda tutulduğunu ve bu bölümde yalnızca bir tuvalet bulunduğunu belirtti. Avukat, önceki duruşmaların yapıldığı salonun koşullarının daha iyi olduğunu ifade ederek mahkemeden hem duruşma salonunun hem de bekleme alanının fiziki şartlarını değerlendirmesini talep etti. Salonun koşullarıyla ilgili tartışma bununla da sınırlı kalmadı.
Görebilmek için dürbün getirdiler
Yeni salonun büyüklüğü nedeniyle tutuklu sanıklarla yakınları arasındaki mesafenin oldukça fazla olması, duruşmayı izleyen ailelerin de tepkisine neden oldu. Bazı tutuklu yakınlarının sanıkları daha yakından görebilmek amacıyla dürbün kullanması salondaki en dikkat çekici görüntülerden biri oldu.
Duruşmayı takip eden gazeteciler de bu duruma dikkat çekerek, “Gazeteciler duruşmayı ancak dürbünle takip ediyor”, “Silivri yeni duruşma salonu o kadar büyük ki izleyiciler yakınlarını görmek için dürbün getirmiş”, “Dürbünümün de 15 yıla uzanan bir haber yolculuğu var. Bir gün duruşma salonunda ihtiyaç duyabileceğimiz ancak ütopik bir düşünce olabilirdi. Değilmiş” dedi. Gazeteciler Fatoş Erdoğan ve Kayhan Ayhan fotoğraf paylaştı.
Duruşmayı izleyenler açısından salonun büyüklüğü, yalnızca sanıkların görülmesiyle ilgili bir sorun yaratmadı. Sanık yakınları, salondaki uzaklık nedeniyle duruşmayı takip etmekte ve yakınlarıyla göz teması kurmakta zorlandıklarını dile getirdi.
Dilek İmamoğlu da yaptığı açıklamada, ailelerin sevdiklerini görebilmek için dürbün kullandığını, avukatların ise müvekkilleriyle iletişim kurmakta zorlandığını belirtti. İmamoğlu, salonun fiziki koşullarının adil yargılanma hakkına ilişkin kaygıları artırdığını söyledi.
Avukatlar da salonun konumuna itiraz etti
Salonun büyüklüğü, hakimler ile sanıklar arasındaki mesafe ve savunmanın etkin biçimde yapılabilmesi konusunda avukatların da itirazları oldu. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, duruşmayı takip ederken yeni salonun adil yargılanma hakkı açısından uygun olmadığı görüşünü dile getirdi.
Kaboğlu, salonun fiziksel yapısının yargılamanın niteliğini doğrudan etkilediğini belirterek, özellikle hakimlerle sanıklar arasındaki mesafeye dikkat çekti. Uzaklık nedeniyle hakimlerin sanıkları yeterince ayırt edemediğini savunan Kaboğlu, bunun savunma hakkı bakımından ciddi bir sorun oluşturduğunu ifade etti.
Kaboğlu’nun değerlendirmesine göre, hakimlerin dahi uzaktan ayırt edilemediği bir ortamda savunmanın etkili biçimde yapılması mümkün değil.
İmamoğlu’nun savunması için yapılan talep karşılanmadı
Kaboğlu, Ekrem İmamoğlu’nun 8 Temmuz’da tamamlayamadığı savunmasına bugün devam etmesi yönündeki talebin de karşılanmadığını belirtti.
İmamoğlu’nun savunmasının belirsiz bir tarihe bırakılmasının savunma hakkına yönelik ihlalin devamı anlamına geldiğini savunan Kaboğlu, tutukluluğa itirazların 31 Ağustos haftasından itibaren duruşmalı biçimde incelenecek olmasını ise Anayasa’nın 19. maddesi bakımından olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.
Kaboğlu, duruşmada salon ve yargılamanın yürütülüş biçimine ilişkin kayda geçirilen itirazların, davanın ilerleyen aşamalarında da gündeme taşınabileceğine dikkat çekti.
Kaboğlu, “Bu devasa salon, adil yargılanma hakkının gereklerini karşılamıyor. Hakimlerin dahi uzaktan seçilemediği bir ortamda savunmanın etkili biçimde yapılması mümkün değil” dedi.
Kaboğlu, adil yargılanma hakkının yalnızca mahkeme salonunun fiziksel özellikleriyle değerlendirilemeyeceğini belirterek, savunmanın etkin biçimde kullanılabilmesi, tarafların taleplerinin gerekçeli şekilde karara bağlanması ve doğal yargıç ilkesine uyulmasının da bu hakkın temel unsurları olduğunu vurguladı.
Tavandaki mikrofonlar da gündemde
Duruşmanın teknik altyapısına ilişkin sorular da ikinci celsede gündeme geldi. Eski milletvekili Aykut Erdoğdu ile İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in avukatı Hüseyin Ersöz, tavandan sarkan mikrofonların nasıl kullanıldığı konusunda mahkeme heyetine soru yöneltti.
Ersöz, mikrofonların yalnızca söz verilen avukat ve sanıkların konuşmalarını aktarmak amacıyla mı kullanıldığını, yoksa salon içerisindeki konuşmaların tamamının ses kaydına alınıp alınmadığını sordu. Böylece yeni salonun yalnızca büyüklüğü değil, teknik donanımı ve duruşma sırasında iletişimin nasıl sağlandığı da tartışma konusu oldu.
Gazeteciler en arkaya yerleştirildi
Duruşmanın basın açısından koşulları da eleştirilerin hedefindeydi. Gazeteciler, salonda avukat sıralarının en arka bölümüne yerleştirildi. Bu nedenle basın mensuplarının duruşmayı izleme ve sanıkların konuşmalarını takip etme imkanlarının kısıtlandığı belirtildi.
Gazetecilerin çalışma alanlarında yeterli sayıda elektrik prizinin bulunmaması da yaşanan sorunlar arasında yer aldı. Avukatlar, basın mensuplarının salondaki konumunun daha uygun bir yere alınması yönünde talepte bulundu.
Böylece yeni duruşma salonunda ortaya çıkan tablo, yalnızca “salon çok büyük” tartışmasının ötesine geçti. Sanıkların bekletildiği alanın koşulları, tuvalet sayısı, sanıklarla yakınları arasındaki mesafe, hakimlerle sanıkların birbirlerini görebilme imkanları, mikrofon sistemi ve gazetecilerin çalışma koşulları aynı gün içerisinde gündeme geldi.
“Adil yargılanma yalnızca salonun büyüklüğüyle ölçülmez”
İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, tartışmaların merkezindeki adil yargılanma hakkı üzerinde de konuştu. Kaboğlu’na göre mesele yalnızca 2 bin 295 kişilik bir salonun kullanılması değil. Asıl soru, bu fiziksel ortamın savunmanın etkin şekilde yapılmasına ve mahkemenin sanıkları doğrudan gözlemleyebilmesine imkan verip vermediği. Kaboğlu, duruşmada kayda geçirilen itirazların davanın istinaf ve temyiz aşamalarında da gündeme geleceğini belirterek, salonun fiziki koşullarına yönelik itirazların yargılamanın ilerleyen süreçlerinde hukuki bir tartışma başlığı olacağı mesajını verdi.