Kısa Dalga- Geçen yıl 19 Mart'ta gözaltına alınmasının ardından tutuklanan ve Silivri Cezaevi'nde bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, pazartesi günü yeniden hakim karşısına çıkacak. İmamoğlu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreçte ve kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen kanunun TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmesinin ardından konuştu.
Sözcü Gazetesi'nden Ali Macit'in sorularını yanıtlayan İmamoğlu, Türkiye'nin terör sorununa ilişkin yürütülen sürece Meclis'teki yasal düzenlemeye, iktidarın politikalarına ve kendi hakkında devam eden davalara ilişkin açıklamalarda bulundu.
İmamoğlu, CHP Genel Başkanı'nın Meclis'teki konuşmasını “tarihî” olarak nitelendirirken Türkiye'nin uzun yıllardır terör nedeniyle ağır bedeller ödediğini belirtti. İmamoğlu, barış ve huzur hedefini desteklediklerini ancak sürecin herhangi bir siyasi dizaynın aracı haline getirilmesine karşı olduklarını ifade etti.
İmamoğlu, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Genel Başkanımızın Meclis konuşmasını tarihî buluyorum. Ortaya koyduğu duyguya, düşünceye ve devlet sorumluluğuna yürekten katılıyorum. Türkiye’nin onlarca yıldır yaşadığı terör ortamında akan kan bizim kanımızdır. Geçen kırk yılda ülkemiz binlerce şehidini toprağa vermiş, fakat terör ortamı bitirilememiştir. Artık bunun sebebini sorgulamanın, gereğini yapmanın zamanıdır. Biz Türkiye’nin geleceğine, barış ve huzuruna 'evet' diyoruz.”
“Bu milletin 40 yıllık ızdırabının 25 yılında AK Parti iktidarı vardır”
İmamoğlu, “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin iktidara yönelik eleştirilerde de bulundu. Terör sorununa ilişkin geçmişte kullanılan siyasi söylemlere dikkat çeken İmamoğlu, AK Parti'nin iktidarda bulunduğu dönemde atılmayan demokratik adımların ve çözüm sürecinin önüne geçtiğini savundu. İmamoğlu, sürecin herhangi bir siyasi parti tarafından sahiplenilmesine tepki göstererek şunları söyledi:
“Milletimize bir gün 'terörist', ertesi gün 'vatan haini' dediler; sonra dönüp masa kurdular. Bu milletin kırk yıllık ızdırabının yirmi beş yılında AK Parti iktidarı vardır. Atılmayan demokratik adımlar da çözümün önüne konulan manipülasyonlar da ortadadır. Şimdi kimse kendisini terörsüzlüğün şampiyonu ilan edip bütün siyaseti peşine dizmeye kalkmasın. Ne Türkün ne Kürdün buna tahammülü vardır.”
“Erdoğan süreci siyasi dizayna dönüştürmeye çalışıyor”
İmamoğlu, geçmişte Meclis'te bütün partilerin katılımıyla ortaya konulan demokratikleşme iradesinin daha sonra göz ardı edildiğini öne sürdü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmadığını belirten İmamoğlu, barış ve demokratikleşme çağrısı yapan kesimlerin sürecin dışında bırakıldığını savundu.
İmamoğlu, iktidarın mevcut süreci siyasi bir yeniden yapılanma amacıyla kullanmaya çalıştığını iddia ederek şöyle konuştu:
“Daha evvel meclis çatısı altında bütün partilerin iradesiyle tespit edilen demokratikleşme iradesi hiçe sayılmış, AYM ve AİHM kararları dahi uygulanamamıştır. Barış diyen bizler sürekli olarak sürecin dışına itilmeye çalışılmış, tutuklamalar ve saldırılar ağırlaşmış, Erdoğan bu süreci ısrarla bir ‘siyasi dizayn sürecine’ dönüştürmeye çalışmıştır. Biz onlara asla izin vermeyeceğiz!
Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliğini en büyük güvencemiz olarak kabul ediyoruz. Bu temel duruşla, Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendirecek adımlar atmaktan geri durmayacağız.”
Yeni Parti mesajı: “Değişimin ayak seslerini duyanlar bundan korkanlar”
İmamoğlu, söyleşide Yeni Parti'ye ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Yeni Parti'yi Türkiye siyasetindeki değişim talebinin yeni taşıyıcısı olarak tanımlayan İmamoğlu, 19 Mart ve 21 Mayıs süreçlerinin ardından ortaya çıkan toplumsal tepkiye dikkat çekti.
İmamoğlu, Yeni Parti'nin siyasette geniş bir kesimi bir araya getirme iddiasında olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yeni Parti, Türkiye siyaset tarihinin en kapsayıcı davetidir! 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleri sonrasında büyüyen toplumsal itirazın, değişim talebinin ve demokrasi iradesinin yeni siyasal taşıyıcısıdır. Milletimizi, miadı dolmuş bu iktidarı göndermeye, milletin iktidarını kurmaya ve hep birlikte huzurlu bir nefes almaya davet ediyorum.”
Partinin hedefinin ne olduğunu anlatırken siyasi mücadelelerinin çeşitli müdahalelerle engellenmeye çalışıldığını savunan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Değişimin ayak seslerini duyanlar, bundan korkanlar ve kaçanlar, mutlak butlan isimli darbeyle, genel merkezi polis zoruyla basarak ve neredeyse iki yıldır yol arkadaşlarımızı tutuklayarak bizleri durdurabileceğini zannetmiştir. Karşılarındakinin milletin ta kendisi olduğu gerçeğini görmezden gelecek kadar korkak bir yolu tercih etmişlerdir. Bu yönleriyle Yeni Parti, önemli bir geçmişe sahip olan bu mücadelenin bizzat parçasıdır. Gelin ve bu büyük hikâyenin bir parçası olun, Türkiye’nin geleceği için bir tuğla da siz koyun.”
“Bu mesele çoktan Ekrem İmamoğlu meselesi olmaktan çıktı”
Hakkında devam eden davalara ilişkin de konuşan İmamoğlu, yargı süreçlerinin kendisiyle sınırlı olmadığını ve siyasi bir boyut taşıdığını ileri sürdü.
Yaklaşık 20 ayrı dosyasının bulunduğunu belirten İmamoğlu, bu dosyalarda görev alan hakim ve savcıların görev yerlerindeki değişikliklere dikkat çekti. İmamoğlu, yargılamaların kamuoyu önünde yapılması gerektiğini savunarak duruşmaların televizyondan canlı yayınlanması talebini yineledi. İmamoğlu şöyle konuştu:
“Bu mesele çoktan Ekrem İmamoğlu meselesi olmaktan çıkmıştır. Hakkımda açılmış yaklaşık yirmi farklı dosya var. Bu dosyalarda görev yapan hâkim ve savcıların görev yerlerinin sık sık değiştiğini görüyoruz. Bu yargılamalar kendi doğal seyri içerisinde mi ilerliyor? Duruşmaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını istememizin nedeni de budur. Millet görsün. İddiaları görsün. Hakkımdaki tüm davalar gerçek dışıdır ve dayanaksızdır, en absürt haliyle karşımıza çıkmaktadır. Diplomadan casusluğa, Ahmak Davası’ndan rüşvet ve irtikaba kadar tamamı uydurmadır. Cumhurbaşkanının siyasi rakibini ve karşısındaki partiyi yargı kolları marifetiyle yok etme operasyonlarıdır.”
“Savunma hakkımızı istiyoruz”
İmamoğlu, adil yargılanma ve savunma hakkının güvence altında olup olmadığı yönündeki soruya da yanıt verdi. Tutuklu bulunduğu süreçte savunma hakkının kullanılmasını zorlaştıran uygulamalarla karşılaştığını savunan İmamoğlu, duruşma takvimlerine ve kendisine ayrılan savunma süresine itiraz etti.
İmamoğlu, 6 Temmuz'da aynı gün ve saatlerde üç ayrı davanın planlandığını, 7 Temmuz'da mahkeme salonuna getirilmediğini ve 8 Temmuz'da ise 143 ayrı eylem isnadı karşısında savunma yapabilmesi için yalnızca bir gün ayrıldığını söyledi.
İmamoğlu'nun bu konudaki ifadeleri şöyle:
“Bırakın güvence altında olmasını, yaşadıklarımız savunma hakkının fiilen kullanılmasının önüne nasıl engeller konulabileceğinin ibretlik bir örneğidir. 6 Temmuz’da bir günde ve aynı saatlerde üç dava planlandı. Ertesi gün, salona getirilmedim. 8 Temmuz’da ise 143 ayrı eylem isnadına karşı ben ve avukatlarımın savunması için yalnızca bir gün ayrıldı. Şimdi soruyorum: Bunun adı savunma hakkı olabilir mi? Savunma hakkı, sanığa mikrofonu uzatıp ‘Konuş’ demek değildir. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz sonsuz süre de istemiyoruz. Biz savunma hakkımızı istiyoruz. İddia makamına aylar boyunca hazırlanma imkânı tanınmışsa savunmaya da bu iddialara hakkıyla cevap verebileceği makul koşullar sağlanmak zorundadır.”
İmamoğlu'ndan Mohammed Salah değerlendirmesi
İmamoğlu, söyleşide Trabzonspor'un Mohammed Salah transferine ilişkin de konuştu. Transfer nedeniyle Trabzonspor yönetimini tebrik eden İmamoğlu, kulübün mali kaynaklarının ve transferin uzun vadeli etkilerinin doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İmamoğlu, Salah transferinin Trabzonspor ve kent açısından yalnızca sportif bir yatırım olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Transfer sebebiyle Trabzonspor yönetimini tebrik ediyorum. Ancak başarılı ve istikrarlı bir yönetim anlayışı ile kulübün kasasına 3-4 yıllık süreçte giren 50 milyon avro doğru değerlendirilmelidir. Böylesi önemli bir yıldızın, altyapı gerçeği ile varolması mecbur bir futbol şehri olan Trabzon’a hem maddi yükü azaltacak, hem de sosyolojik ve sportif olarak en yüksek faydayı sağlayacak şekilde ve çok yönlü bir projeksiyonla buluşabilmesini önemsiyorum. Umuyorum ki sayın başkan ve yönetim bu prensiple kulüp için oldukça yüksek bir meblağ olan transfer maliyetini, Trabzon ve Trabzonspor için faydaya dönüştürür.”