Kısa Dalga - İstinafın mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin milletvekili kampının son gününde gazetecilerle bir araya geldi.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, kendisinin sıkça söz ettiği "güvenli liman" kavramına ilişkin gelen soru üzerine de Uğur Mumcu'nun "Katilin sağcısı solcusu olmaz" sözünü hatırlattı. Yolsuzluk yapanın da sağcısı solcusu olmayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Kim yolsuzluk yaptıysa bunun bedelini ödemelidir. ‘Siyaset kirlilikten arınmalı’ derken bunu tek bir parti için söylemiyorum, bütün partiler için söylüyorum. Güvenli limandan kastım; elbette ki parti tarihsel kimliğine yakışır bir pozisyona gelmek, ahlaki değerlerini korumak ve bu değerleri sürdürmek zorundadır. Bunu yapacak olan da kadrolardır, insanlardır. Benim ömür boyu ‘CHP Genel Başkanlığı yapacağım’ diye bir iddiam zaten hiç olmadı. Güvenli limana getirmekten kastettiğim; her açıdan kuruluşundaki kodlara dönen bir Cumhuriyet Halk Partisidir. Gelinir, oturulur, tartışılır.
Güvenli limanı kastetmemin nedeni; partinin tarihinde olmadığı kadar kirli bir sürecin içine sokulmuş olmasıdır. Bunun bedelini sadece partililer değil, bütün Türkiye ve siyaset kurumu ödüyor. Siyasete olan güven temelden sarsılabiliyor. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, devlet kuran bir parti olarak ahlaki değerleri yüksek ve o değerleri korumayı içselleştirmiş bir partiydi. Bundan uzaklaşıldı. Şimdi bu kodları yeniden yakalamak zorundayız ve bunu yapacağız."
"İstifalarla arınmanın büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz"
Kılıçdaroğlu, olağan kurultayda aday olup olmayacağına ilişkin soru üzerine de şunları söyledi:
"Adaylık konusunu hiç konuşmadık, konuşmuyorum da. Bugüne kadar da hiç konuşmadım. Bu henüz çok erken; parti bir süreçten geçiyor ve o sürecin mutlaka sağlıklı bir zeminde yürütülmesi lazım. İl ve ilçe başkanlarının bu çerçevede seçilmesi, üyelerimizin bu konuda gerekli özeni göstermesi gerekiyor. Partide büyük ölçüde bir arınma oldu mu? Özellikle istifalarla bu arınmanın büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz, sizler de yakından takip ediyorsunuzdur. İfade ettiğim gibi; parti kuruluşundaki temiz ahlaki kodlara dönmek zorundadır. Genel başkanlık konusunda da ben hiçbir zaman çıkıp ‘Ben adayım’ diye bir cümle kurmadım, kurmak da istemem, bunu doğru da bulmam. Genel başkanı seçecek olan ben değilim; özgürce eleştirme kapasitesine sahip, yeri geldiğinde partinin eksikliklerini ve Genel Başkanı eleştirebilen özgür iradeli Kurultay delegeleridir. Aday olarak kimlerin çıkacağını sizler de takip ediyorsunuz. Genel başkan olmak isteyen arkadaşlarımız var; onları da saygıyla karşılıyoruz. Aday olabilirler, iradelerini beyan edebilirler, çalışma yürütebilirler. Eğer demokrasiyi savunuyorsanız ve içselleştirmişseniz, birilerinin önüne set çekerek ‘Hayır, ben olacağım, siz asla olamazsınız’ diye bir düşüncem hiç olmadı."
Kemal Kılıçdaroğlu, "Kurultayda delegelerin sizi yeniden aday göstermesi halinde bu iradeyi görmezden gelebilir misiniz?" sorusuna ise "Daha ortada Kurultayın tarihi bile yok. Bu tür tartışmaları gereksiz buluyorum çünkü siyaset çok hızlı değişen bir alan. Bugünden 6 ay veya 1 yıl sonraki bir olay için kesin ifadeler kullanmayı doğru bulmam. Günü geldiğinde bakılır, değerlendirilir. Partimizin duayenleri, ortak akıl üretme kapasitesi ve tutarlı bir eleştiri kültürü vardır. CHP tek adam partisi değildir; herkes düşüncesini rahatlıkla söyler. Eleştiren arkadaşlarımız gelir, benimle de görüşürler, oturur konuşuruz. Partimiz kapalı bir yapı değildir; 103 yıllık tarihimizin temelinde bu açık yapı yatmaktadır. Zamanında Mustafa Kemal Atatürk de eleştirilmiş, yeri geldiğinde hak ettiği övgüleri de almıştır. Bunlar siyasetin doğal akışında olan şeylerdir" yanıtını verdi.
"Ülke gerçekten kirlilikten arınacaksa önce Kurtulmuş'tan arınmak gerekiyor, kendisini ciddiye almıyorum"
Bir başka soru üzerine, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un seçime yönelik açıklamalarını değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:
"Numan Bey'in iyi bir Meclis Başkanlığı yaptığına inanan birisi değilim. Meclisin ayıbını bir Meclis Başkanı örtemez. Eğer çok sayıdaki AK Parti milletvekili Meclis'te olmadığı hâlde ‘Biz buradayız’ diye sahte oy pusulası gönderiyorsa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı buna sesini dahi çıkarmıyorsa, o koltukta bir gün bile oturmaması lazım. Bakın, bu kadar açık ve net söylüyorum. Az önce siyasi ahlaktan söz ettik, değil mi? Orada yok ama varmış gibi oy kullanıyor; dinlemediği, görmediği, tartışmadığı bir yasal düzenleme konusunda sahte oy pusulası gönderiyor ve Meclis Başkanı tek sözcük dahi söylemiyor. Şimdi kalkmış ‘yenilenme mi, erken seçim mi’ diye konuşuyor. En son konuşması gereken insan odur, hiç konuşmaması daha iyidir. Bana güven vermiyor. Meclisteki bir ayıbı örten, sahte oy pusulası gönderen milletvekillerine tek kelime etmeyen, bir anlamda onların oyuna muhtaç olduğu için sesini çıkarmayan bir Meclis Başkanı'ndan ülkeye hayır gelmez. Eğer ülke gerçekten kirlilikten arınacaksa önce o başkandan arınmak gerekiyor. Kendisini ciddiye almıyorum."
Kılıçdaroğlu, "Erken seçimle ilgili bir durum Meclise gelirse tavrınız ne olur?" sorusuna "Oturulur, konuşulur. Yetkili organlarımızla değerlendiririz. Hangi gerekçeyle geliyor, niçin geliyor; ona bakarız" dedi.
"Cumhurbaşkanı adaylığını tartışmak yerine rejimi tartışmak lazım"
Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın, CHP’nin kuruluş yıl dönümü etkinliklerine katılmaması, ardından da CHP’den istifa etmesine ilişkin soru üzerine “Mansur Bey'le ilgili düşüncelerimi daha önce kamuoyuyla paylaşmış ve kendisinin açıklamasını alıntılayarak ifade etmiştim. Şüphesiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin 103. yıl etkinliğine, Anıtkabir'deki programa katılmasını isterdim; katılmadı, kendi tercihidir. Hiç kimseyi zorla partiye üye yapmadığımız gibi kimseyi zorla partiden de atmadık. Kendi tercihine saygı göstermemiz gerekir. Herhâlde değerlendirmesini yapıp kendi yolunu çizmiştir” dedi.
Kılıçdaroğlu, Yavaş'ın muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Ben cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını bugünden başlatmayı hiç doğru bulmadım. Ben bu tartışmaları ekonomideki kötü gidişin örtülmesi, tartışılmaması, görülmemesi, insanlar üzerinde gereksiz bir tartışmanın sürdürülmesi olarak gördüm. Ya cumhurbaşkanlığı seçiminin adayları niye tartışılır şimdiden? Kamuoyu tartışıyor, ‘O mu olacak, bu mu olacak?’ Yahu kim olursa olsun. Yeri zamanı gelince olur. Nitekim bakın, altılı masada biz cumhurbaşkanı adayını çok geç açıkladık. Önemli olan sonuç almak burada. Adaylar olur: A olur, B olur, C olur... İki kişi tartışılabilir, beş kişi ama daha çok erken. Ortada cumhurbaşkanlığı seçimi yok, alınmış bir karar yok, herhangi bir şey yok ama medya bunu tartışıyor; ‘Efendim o mu olacak, bu mu olacak, şu mu olacak?’ Ya arkadaşlar ya memleket yangın yerine dönmüş, biz ‘Kim gelecek ülkenin başına?’ onu tartışıyoruz.
Bence cumhurbaşkanı adaylığını tartışmak yerine rejimi tartışmak lazım. Ya bir ülke bir kişiye teslim edilir mi ya? Bir insana ülkeyi teslim ediyor; tabii bu olmaz, böyle bir rejim olmaz. Bunu tartışmıyoruz, bunu olağan kabul etmişiz. ‘O gitsin, yerine ben geleyim’, bu kadar bu kadar saçma bir tartışmayı ben hiç görmedim. Ve bu tartışmayı yapanların büyük bir kısmı da ülkenin aydınları ya da aydın diye düşündüğümüz insanlar. Hiç gereksiz bana göre. Yeri zamanı gelir, oturulur; toplumda elbette bu toplumda saygın insanlar var; bakılır, edilir, birisi aday gösterilir. Ama ondan önce bizim rejimi tartışmamız lazım. Bu sistem nereye götürecek Türkiye'yi? Bir adama bir devlet teslim edilir mi? Olmaz, olmaz. Bunun tartışılması lazım.
Ülkenin geldiği noktaya baktığımızda da sorunumuz var burada. Parlamento, 600 kişiye maaş ödüyoruz. Niye ödüyoruz Allah aşkına, niye ödüyoruz? El kaldırıp indirmekse eğer parlamentoda 600 kişiye maaş ödemek, koyarsınız robotları oraya, el kaldırır indirirler, mesele yok zaten. Hangi AK Partili milletvekili gelen kanun teklifinin içeriğine bakıyor? Hangisi bakıyor? Hiçbirisi. Parlamento parlamento olmaktan çıkmış. Asıl tartışmamız gereken rejimin kendisi. Yoksa Erdoğan gitti, öbürü geldi, başkası oldu... O da geldi, bir başka Erdoğan çıkarsa karşımıza ne yapacağız? Devlette liyakat dediğimiz kavram yok olduğu andan itibaren devlet dediğiniz kurum kalmaz. Müsteşarlık kaldırıldı. Müsteşarlığı niye kaldırıyorsunuz siz? Kaldırıldı, kimsenin sesi çıkmadı ve hiç tartışılmadı bile. Bunların tartışılması lazım."