Mehmet Uçum'dan AİHM sisteminden çıkma sinyali

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM’nin Osman Kavala kararına tepki göstererek, "AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor" dedi.

Kısa Dalga - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gezi Parkı davası hükümlüsü Osman Kavala hakkında kararını açıkladı. İkinci kez hak ihlali kararı veren AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını istedi ve Türkiye’nin Kavala’ya manevi tazminat ödemesine hükmetti.

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Tam da Osman Kavala’nın yaklaşık 9 yıldır hukuka aykırı biçimde tutulduğu kötü şöhretli Silivri Cezaevi’nden, AİHM’in Kavala davasıyla ilgili son kararını okudum. Bu karar, Türkiye yargısının güvenilirliğine indirilmiş ezici bir darbedir. Osman Kavala derhâl serbest bırakılmalı ve sevgili eşi Ayşe’ye kavuşmalıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından "AİHM de Amor da haddini bilsin" başlığıyla yaptığı paylaşımda, "Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi proje olarak verdiği bir karar üzerine aralarında Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu’ Amor’un da bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı" dedi.

"Asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir"

Uçum, şu ifadeleri kullandı:

"Öncelikle belirtelim ki milli yargı bağımsızlığı ülke içinde yasama, yürütme erkleri ve çeşitli güç odakları karşısında bağımsızlık olduğu gibi aynı zamanda ülke dışındaki kuvvetlere ve mercilere karşı da bağımsızlık demektir. Uluslararası sözleşmeler ve merciler ulusal yargının bağımsızlığını ve asli olma özelliğini ortadan kaldıracak yahut ulusal yargıyı zaafa uğratacak şekilde konumlandırılamaz ve böyle yorumlanamaz. Önemle vurgulanmalıdır ki; asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.

AİHM bir derece mahkemesi olmadığı gibi hiçbir surette hiyerarşik üst yargı merci de değildir. Bu nedenle AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir. AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması da beklenemez. Bunu bekleyenler ancak sömürge zihniyetiyle hareket edenler olabilir.

AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur. AİHM kararlarının usulden mahkemeleri bağlayıcılığı ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması zorunluluğudur. Pozitif hukukumuzda CMK m.311 ve HMK m.375’te de açıkça görüldüğü üzere AİHM’in kesinleşmiş nihai mahkeme kararları için verdiği ihlal kararlarının ilgili mahkeme kararları üzerinde doğrudan etki etme gücü yoktur. Talep halinde devreye giren yargılamanın iadesi yoluyla mahkemeler yeniden yargılama yaptıklarında da kesin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğmaz. Mahkemeler AİHM kararının esasını değerlendirip eski kanaatine uygun olarak önceki kararlarını uygun bulabilecekleri gibi, ihlal kararını dikkate alıp kısmen ya da tamamen yeni bir hüküm de tesis edebilirler.

Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46ncı maddesinin AİHM kararlarının esastan kesin bağlayıcı olduğu şekilde yorumlanması ulusal yargı bağımsızlığını ve milli yargının asli olması ilkesini tanımamak anlamına gelir. Bunu tanımayanları biz de tanımayız. İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir."

"Hiçbir uluslararası mercinin milli yargımıza talimat verme hadsizliği kabul edilmez"

"Hiçbir uluslararası mercinin milli yargımıza talimat verme hadsizliği kabul edilmez. Sürekli yargı bağımsızlığını öne sürerek istismar siyaseti yapanlar milli yargının bağımsızlığına saygı duymak zorundadır" diyen Mehmet Uçum, şöyle devam etti:

"Bu vesileyle Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un küstah ve asılsız açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz. Öte yandan Türk yargısının bağımsızlığına laf söylemek kimsenin haddi ve vazifesi değildir. AİHM Kararlarına ilişkin Batının yanlı ve iki yüzlü uygulamaları da herkesin malumudur. Siz gidip Avrupa’yı kasıp kavuran, ırkçılıkla, yabancı düşmanlıklarıyla, İslam düşmanlığıyla, ırkçı suçları ve cinayetlerin üstünü örten sahtekar mercilerinizle ve yargı yerlerinizle yüzleşin. Mülteci haklarını tanımayan hukuki, politik ve fiili saldırganlıklarınızla hesaplaşın.

AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiç bir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir. İş bu noktaya gelirse AİHM sisteminin çöküşü de önlenemez olur."

AİHM sistemi nasıl işliyor, Türkiye bu sistemin neresinde?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), İkinci Dünya Savaşı’nın ardından temel hakları devletlerin iç meselesi olmaktan çıkararak uluslararası güvenceye bağlamak amacıyla hazırlandı. 1950’de imzaya açılan Sözleşme, 1953’te yürürlüğe girdi. Strasbourg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ise Sözleşme’ye uyulup uyulmadığını denetliyor. AİHM, Avrupa Birliği’nin değil, bugün 46 üyesi bulunan Avrupa Konseyi’nin mahkemesi. Bu nedenle Avrupa Birliği üyesi olmayan Türkiye de sistemin içinde.

AİHS; yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü, adil yargılanma, özel hayat, düşünce ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile ayrımcılık yasağı gibi temel hakları koruyor. Ek protokollerle mülkiyet, eğitim ve serbest seçim hakları da güvence altına alındı. Mahkeme kişileri yargılamıyor; bir devletin işlem, karar veya ihmaliyle Sözleşme’yi ihlal edip etmediğini inceliyor. Bu nedenle AİHM’nin önündeki davanın tarafı, kararı veren hâkim ya da siyasetçi değil, ilgili devlet oluyor.

AİHM, ulusal mahkemelerin üzerinde yer alan yeni bir temyiz mahkemesi değil. Delilleri baştan değerlendirerek kişinin suçlu ya da suçsuz olduğuna karar vermiyor. Bir yargılama veya devlet müdahalesinin AİHS’teki haklara uygun olup olmadığını denetliyor. Başvuru yapabilmek için kural olarak etkili iç hukuk yollarının tüketilmesi ve son karardan itibaren dört ay içinde Strasbourg’a başvurulması gerekiyor. Türkiye bakımından bu süreç genellikle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu da kapsıyor. Ancak iç hukuk yolu etkisiz kalmış veya karar verilmesi aşırı derecede gecikmişse AİHM bunun tüketilmesini beklemeyebiliyor.

Mahkemenin kesinleşmiş kararları tavsiye değil, AİHS’nin 46’ncı maddesi uyarınca ilgili devlet açısından bağlayıcı. AİHM ihlali tespit edebilir, tazminata hükmedebilir ve gerekli gördüğünde tahliye, yeniden yargılama ya da mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması gibi somut önlemleri gösterebilir. Kararın nasıl uygulandığını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetliyor. Türkiye’de ayrıca Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerle kanunların çatışması halinde sözleşme hükümlerinin esas alınmasını öngörüyor.

Türkiye, Avrupa Konseyi’ne 13 Nisan 1950’de katıldı; AİHS’yi imzaya açıldığı 4 Kasım 1950’de imzaladı ve 18 Mayıs 1954’te yürürlüğe koydu. Bireysel başvuru hakkını 1987’de, AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini ise 1990’da kabul etti. Dolayısıyla AİHM’nin Türkiye üzerindeki yetkisi sonradan dışarıdan dayatılan bir denetim değil, Türkiye’nin imzaladığı sözleşmelerle kabul ettiği hukuki sistemin sonucu. Türkiye hakkındaki ilk AİHM hükmü 1996’daki Loizidou kararı oldu. Sonraki yıllarda kötü muamele, gözaltı ve tutuklama, adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi alanlardaki kararlar Türkiye hukukunda çok sayıda değişikliğe kaynaklık etti.

Son yıllarda ise Türkiye–AİHM ilişkisinin merkezine yalnızca ihlal kararları değil, bu kararların uygulanmaması sorunu da yerleşti. Osman Kavala dosyası bunun en önemli örneği oldu: AİHM 2019’da Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi; 2022’de Türkiye’nin bu karara uyma yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetti. Büyük Daire’nin 25 Ağustos 2026 tarihli son kararı da Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılmasını ve mahkûmiyetinin bütün sonuçlarının ortadan kaldırılmasını zorunlu tuttu. Büyük Daire kararı kesin; başka bir temyiz yolu bulunmuyor.

Türkiye, AİHM’nin iş yükü içinde de ağırlıklı bir yere sahip. Mahkemenin resmi verilerine göre 1 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye hakkında 22 bin 566 başvuru karar bekliyordu. AİHM, 2025’te Türkiye hakkında verdiği 74 hükmün 66’sında en az bir hak ihlali tespit etti.

Gündem Haberleri