Mekke Anlaşması Genel Kurul'da kabul edildi

"Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması"na ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Kısa Dalga - Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı tarafından 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması"na ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Genel Kurul'da yapılan oylamada 398 milletvekili oy kullandı. Teklif için 279 kabul, 119 ret oyu verildi. Çekimser, geçersiz ve boş oy kullanılmadı.

Üç ülke arasında ortak savunma ve güvenlik mekanizması oluşturulmasını öngören anlaşma, taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılması hükmünü içeriyor.

"Bu anlaşmayı neden bugüne kadar milletten sakladınız?"

Teklife ilişkin görüşmeler esnasında konuşan İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, "Bu anlaşmayı neden bugüne kadar milletten sakladınız? 7 Ağustos'ta imzalıyorsunuz, 21 Ekimde Meclis'e geliyor. Arada üç ay var ve üstelik zaten savaşta olan, saldırı altında olan bir ülkeye destek vadediyorsunuz. Neyin karşılığında? 31 Ağustosta İstanbul'da komite toplantısı yapılıyor, Riyad'da sekreterya kuruluyor, Pakistanlı emekli bir general genel sekreter olarak atanıyor, 5 Ekimde Riyad'da ikinci toplantı gerçekleşiyor, daha ortada Meclisin onayı yok ama ittifakın mekanizması çalışıyor. Anayasa'nın 90'ıncı maddesi ortada; uluslararası anlaşmaların onayı mutlaka Mecliste yapılır. Siz daha Meclis karar vermeden hangi yetkiyle bu yapıları işletmeye başladınız? Milletin iradesini devre dışı bırakarak devlet yönetemezsiniz" dedi.

Suudi Arabistan'ın Yemen'le yıllardır devam eden çatışmasının ortada olduğunu, bölgedeki vekalet savaşlarının, silahlı grupların, füze saldırılarının ve Kızıldeniz geriliminin ortada olduğuna dikkat çeken Türkoğlu, "Bu anlaşma Yemen'deki çatışmaları kapsıyor mu? Suudi Arabistan'a yönelik bir saldırı Türkiye'yi Yemen sahasına sürükleyebilir mi, bana bunun cevabını verin. Biz, Mehmetçik'in Türkiye'nin güvenliğini savunmak yerine başka ülkelerin bölgesel hesapları uğruna ataşe sürüklenmesine razı olmayız. Türkiye'nin evlatları başkalarının tahtını korumak için can vermek zorunda değildir" diye konuştu.

"Türkiye başka ülkelerin bütün güvenlik sorunlarını kendi milli güvenlik meselesi olarak kabul edemez"

Yeni Parti Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici, Türkiye'nin Suudi Arabistan'la veya Pakistan'la elbette iyi ilişkiler içinde olması gerektiğine, savunma sanayisinde iş birliği de geliştirilmesi gerektiğine işaret etti. Derici, "Ancak ticari ilişkiler geliştirmek, teknoloji paylaşmak veya ortak tatbikat yapmak ile başka bir devletin askeri çatışmalarında sorumluluk üstlenmek aynı şey değildir. Türkiye başka ülkelerin bütün güvenlik sorunlarını kendi milli güvenlik meselesi olarak kabul edemez" dedi.

Suudi Arabistan'ın bölgesel tehdit algısı ile Türkiye'nin önceliklerinin örtüşmek zorunda olmadığını belirten Derici, şunları söyledi:

"İran'la ilişkiler ve Yemen'deki çatışmalar açısından bu farklılık son derece önemlidir. Suudi Arabistan'ın bölgesel rekabetleri nedeniyle ülkemizin başka bölge ülkeleriyle karşı karşıya gelmesine yol açabilecek bir düzenlemeyi bir millî çıkar olarak açıklamak mümkün değildir. Diğer taraftan, yıllardır ağır insani bedeller ödeyen Yemen'deki çatışmaların ülkemiz açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de göz ardı edemeyiz. Türk milletinin hafızasında Yemen'in ne anlama geldiği bellidir. Bir asır önce Anadolu'nun dört bir yanından gidip geri dönmeyen evlatlarımızın acısı bu milletin türkülerinde hala yaşamaktadır. Evet, bugün farklı bir dünyadayız ancak değişmeyen bir sorumluluğumuz var. Türk askerinin hayatını ilgilendiren hiçbir karar sonuçları yeterince hesaplanmadan alınamaz. Anlaşma'nın onaylanmasının doğrudan asker gönderme kararı olmadığını ifade etseniz bile askeri yükümlülüklerin kabul edilmesiyle gelecekte oluşabilecek siyasi baskıları ve fiili sorumlulukların olası sonuçlarını yok saymak mümkün değildir."

"Birlikte imza koyduğumuz ülkeler bizi hangi konuda savunacak?"

DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, Dışişleri Komisyonu Başkanı'na, "7 Ağustos'ta imzalanmış bir anlaşmanın gereği olarak bu kanun Parlamento'dan geçmeden Türk askeri Riyad'da, Cidde'de veya Mekke'de konuşlanmış mıdır, herhangi bir görev alıp oraya gitmiş midir" sorularını yöneltti. Şahin, şöyle konuştu:

"Birlikte imza koyduğumuz ülkeler bizi hangi konuda savunacak? Ola ki Türkiye'ye bir saldırı olması halinde biz NATO'nun bir ferdi değil miyiz, NATO'nun en güçlü 2'nci ordusuna sahip değil miyiz? Yıllarca bu fedakârlığı NATO içinde niçin yapıyoruz? Eğer biz Türkiye'ye sağından, solundan, komşularından gelebilecek bir saldırıda Pakistan ve Suudi Arabistan'ın savunma gücüne güvenerek bir anlaşmayı imzaya koyuyorsak vah bizim halimize. O zaman şanlı ordumuza çok büyük haksızlık etmiş oluruz, yapmayın arkadaşlar! Türkiye bu ittifaka hangi somut katkıları sağlayacak ve bu iş birliğinden ne gibi kazanımlar elde edecek? Bu kanunun içeriğinde böyle bir şey yok, bize bunları net olarak ifade etmeniz lazım. Bunları görmeden bu kanuna nasıl bizden evet oyu isteyeceksiniz?"

Kanun görüşmeleri devam ederken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in gelip Parlamento'yu bilgilendirmesi gerektiğini dile getiren Şahin, "Çünkü Parlamento'ya azıcık saygınız varsa bu kadar önemli bir kanun görüşülürken hem Dışişleri Bakanı'nın hem Milli Savunma Bakanı'nın TBMM'yi ciddiye almamasının ve burada sorumlu bir yönetici gibi hareket etmemesinin gerçekten kabul edilebilir bir yanı yok. O yüzden bir kez daha söylüyoruz. Mekke ismi hepimize hoş geliyor ama bunun içerikleri itibarıyla Türkiye'yi bir belirsizliğe götürüyorsunuz. Yapmayın arkadaşlar, yarın çok geç olabilir. O yüzden bu kanuna, gelin, hep birlikte hayır diyelim diyorum" şeklinde konuştu.

"Bugünün ekonomik hesapları uğruna gelecek kuşaklara çatışma, borç ve yıkım mirası bırakamazsınız"

DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, askeri destek güvencesinin taraflardan birine kendi ihtilafında daha fazla risk almaya yöneltebileceği hususunu dile getirdi. Müzakereyle çözülmesi gereken bir sorunun müttefiklerin de dahil olduğu bir güç gösterisine dönüşebileceğini kaydeden Gökalp, "'Hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz' açıklaması kurulan askeri kapasitenin diğer ülkelerde nasıl algılanacağını tek başına belirleyemez. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki çatışmalarını, Pakistan'ın Hindistan ve Afganistan'la yaşadığı gerilimleri tek bir ortak savunma çerçevesinde buluşturmak farklı sorunları birbirine bağlama riski taşır. Bir yerde başlayan kriz başka ülkelerin de askeri gündemine dönüşebilir. Oysa, Türkiye'nin ihtiyacı çatışmaların birbirine yayılmasını önleyen bir diplomasidir" dedi.

Bölgesel barışın güçlü bir demokrasiye, eşit yurttaşlığa ve halkların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmasına dayandığının altını çizen Gökalp, yönetimlerin birbirine verdiği destekler ve askeri güvencelerin, halkların haklarını ve iradesini yok sayan bir düzeni güvenli hale getiremeyeceğini savundu. Gökalp, "Ekonomik krizden çıkışı silah ihracatında ve askerî ortaklıklarda aramak yanlış ve tehlikelidir. Halkın geçim sorununu, geleceğini savaş riskine bağlayarak çözemezsiniz. Bugünün ekonomik hesapları uğruna gelecek kuşaklara çatışma, borç ve yıkım mirası bırakamazsınız. Biz Türkiye'nin gücünü savaşları durdurma ve barışı kurma iradesinde görüyoruz. Karşılıklı saldırmazlık düzenlemelerini, denetlenebilir ateşkesleri, silahlanmanın sınırlandırılmasını ve kesintisiz müzakereyi savunuyoruz. Bütün bölge halklarının eşit söz ve karar sahibi olduğu bir barış düzeni kurulmalıdır. Türkiye, içeride demokrasiyi güçlendirerek, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ilerleterek ve dışarıda barış diplomasisini esas alarak bu bölgesel barışa öncülük edebilir" diye konuştu.

"Bir anlaşma metninin altında Türkiye'nin imzası varsa orada barış, huzur, bereket vardır"

Teklifin tümünün oylanmasından önce bir lehte ve bir aleyhte iki konuşma yapıldı. AKP Ankara Milletvekili Ahmet Fethan Baykoç, "Eğer ki bir anlaşma metninin altında Türkiye Cumhuriyeti devletinin imzası varsa orada barış vardır, huzur vardır, bereket vardır. Eğer ki dünyanın herhangi bir coğrafyasında bizlerin varlığı bulunuyorsa orada güven vardır, istikrar vardır" diye konuştu.

Uluslararası sistemin tarihin en ciddi meşruiyet ve güvenlik kriziyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Baykoç, böylesine kritik bir tarihi eşikte Türkiye'nin gelişmeleri yalnızca takip eden değil, gelişmelere yön veren, krizlerin sonuçlarına katlanan değil, krizlerin çözümüne katkı sunan bir devlet iradesi ortaya koyduğunu savundu. Baykoç, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürüttüğümüz çok yönlü, çok boyutlu ve ilkeli dış politika anlayışımızın temelinde de tam olarak bu irade yer almaktadır. Bizler, uluslararası ilişkileri, tek bir güç merkezinin etrafında şekillenen dar bir siyasi anlayışa hapsetmiyoruz. Batı'yla ilişkilerimizi geliştirirken Doğu'yla bağlarımızı güçlendiriyor, NATO içerisindeki sorumluluklarımızı yerine getirirken Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Afrika'yla ve Asya'yla stratejik ortaklıklarımızı derinleştiriyoruz çünkü biliyoruz ki Türkiye'nin gücü, bir tercihe mahkum olmasında değil, kendi milli menfaatleri doğrultusunda bütün seçeneklerini değerlendirebilen bağımsız iradesinde saklıdır" dedi.

Dış politika anlayışlarında diplomasi ile caydırıcılığın birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu kaydeden Baykoç, "NATO başta olmak üzere, mevcut uluslararası yükümlülüklerimizi tamamlayan bu iş birliği, alternatif bir güvenlik mimarisi oluşturma arayışı değil, bölgesel istikrarı güçlendirme iradesidir. Bizler, bölgemizin kaderinin bölge dışındaki güç merkezlerinin kararlarına terk edilmeyeceğine inanıyoruz, bölgesel sorunların çözümünde bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesini savunuyoruz" diye konuştu.

Gündem Haberleri