Kısa Dalga - Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), “sansür yasası” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin uygulanmasına ilişkin yeni raporunu yayımladı.
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ve ifade özgürlüğüne etkisi” başlıklı raporda MLSA, 2024–2026 yılları arasında izlediği davalar üzerinden yasanın uygulanma biçimini analiz etti.
MLSA’nın dava izleme programı kapsamında takip ettiği 39 duruşma ve 21’den fazla davanın yüzde 72’sinden fazlasında gazeteciler, muhabirler veya medya çalışanları sanık olarak yer aldı.
Gazetecilerde mahkûmiyet yok, süreç caydırıcı
MLSA’nın bulgularına göre, gazetecilerin sanık olduğu sonuçlanmış davalarda kesinleşmiş bir hapis cezası bulunmuyor. Buna rağmen uzun yargılama süreçleri, gözaltı ve tutuklama riskleri ile yüksek hukuki maliyetler gazeteciler üzerinde caydırıcı etki yapıyor. Gazeteciler beraat etse bile aylarca süren dava süreçleri, mesleki belirsizlik ve damgalanma riski ifade özgürlüğü üzerinde kalıcı baskı yaratabiliyor.
Gazetecilerin yargılandığı davalar çoğunlukla beraat veya devam eden süreçlerle sonuçlanırken; aktivistler, sosyal medya kullanıcıları ve bazı profesyoneller hakkında verilen mahkûmiyetlerin önemli bölümü Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ile sonuçlandı.
Yasanın kapsamı genişledi
Raporda yasanın uygulama alanının zaman içinde genişlediği dikkat çekti. İlk uygulamalarda ağırlıklı olarak gazeteciler hedef alınırken, son yıllarda davaların iş dünyası temsilcileri, baro yöneticileri ve avukatlar, sağlık çalışanları ve sosyal medya kullanıcıları gibi farklı kesimlere de yöneldiği tespit edildi.