Özgür Özel'den Kılıçdaroğlu'na: İkimiz yarışalım, kaybeden siyaseti bıraksın

Özgür Özel, "Milletin umudunu tüketirsen, umudunu yeni partiye bağlar. Bu partinin evlatlarına kıyıyorsunuz. 'Ben aday olmam, aday gösterilirsem olur' lafları yeniden gelmiş. Sayın Kılıçdaroğlu; ikimiz tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girsin. Kaybeden CHP'yi salsın, kaybeden siyaseti bıraksın" dedi.

Kısa Dalga - İstinafın mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu.

Özel, "Başta Sayın Erdoğan olmak üzere salonlara hapsolanlara, siyaseti masa başında yapanlara, sokağa çıkmayanlara çıkamayanlara sesleniyorum; milletimizde korku yok, teslimiyet yok, inanç var azim var, kararlılık var. Millet ayaktadır. Halkın coşkun akan selinin karşısında tarih boyunca hiçbir güç durmadı, şimdi de duramayacak. Belki makamlarımız, şatafatlı sahnelerimiz yok bazen bir bankın, bazen bir sandalyenin üzerindeyiz ama hepimizin içi rahat olsun ki, hepimize müjdeler olsun ki biz milletimizin gönlündeyiz" dedi.

Özgür Özel'den Yusuf Tekin'e: Hadsiz, liyakatsiz, kifayetsiz

"Bir kahredici acı haberi de bu hafta Osmaniye'den aldık. MESEM projesi kapsamında traktör tamiri yaptırılan 16 yaşındaki evladımız Yiğit Mehmet Kesme, traktörün hidrolik aksamına sıkışarak feci şekilde can verdi. Yiğit'e Allah'tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz" diyen Özel, şunları söyledi:

"Ancak Türkiye'de sadece bu yıl 34 çocuk çalışırken iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlardan 21'i MESEM kapsamında çalışıyordu. Milli Eğitim'in başına atanan hadsiz, liyakatsiz, kifayetsiz; Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmekle meşgulken onun görev yerinde evlatlarımız canlarını kaybediyor. Bu MESEM projesinin; mesleki eğitim, sahada eğitim Almanya'da 40 yıldır bir can almıyorken, bir uzuv kaybı yaşanmıyorken Türkiye'de MESEM projesinde 21 evladımızın hesabını o hadsizden sormayacağız da kimden soracağız? Eninde sonunda soracağız!"

"Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum"

Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, "Milletin umudunu tüketirsen, umudunu yeni partiye bağlar. Bu partinin evlatlarına kıyıyorsunuz. 'Ben aday olmam, aday gösterilirsem olur' lafları yeniden gelmiş. Sayın Kılıçdaroğlu; açık açık söylüyorum ikimiz tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girsin. Kaybeden CHP'yi salsın, kaybeden siyaseti bıraksın. Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum" dedi.

"Operasyonlar İstanbul’da, yargı içinde oluşturulan talimatlı bir yapı tarafından yapıldı"

Özel, "Biz 2023 Kasım’ında hep birlikte partimizde büyük bir değişimi gerçekleştirdik. Dört ay sonra yeni kadrolarımızla hep beraber, daha çok kadına, daha çok gence güvenerek, ölçme değerlendirmeye güvenerek, her adayımızı mutlaka nüfusun uygun olduğu, yarışın riskli olduğu yani kesin kazanma, kesin kaybetme durumları dışında mutlaka anketler yapılarak belirledik. Ve yapılan ilk seçimde söz verdiğimiz gibi Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ilk kez yendik, 47 yıl sonra da partimizi ilk kez birinci parti yaptık" diye konuştu.

Özel, şu ifadeleri kullandı:

"O günden bu yana demokrasi dışı tüm saldırıların hedefi olduk. Biz kaybeden değil, kazanan CHP’yiz. Biz kaybetmeyi reddeden CHP’yiz. ‘Bir seçim kaybedersek ertesi gün kurultaya gideceğiz ve aday olmayacağız’ diyen, Tayyip Erdoğan’ın çeyrek asırdır çektiği resti ilk kez gören, ‘Kaybedersem görevde kalmayacağım, sen de kalmayacak mısın?’ diye sorup Tayyip Bey’in sesini duyamayan CHP’yiz.

Bugüne kadar Cumhurbaşkanı adayımız dahil toplam 34 belediye başkanımıza 34 operasyon düzenlediler. Şu anda 24 belediye başkanımız halen tutuklu. Bu operasyonların büyük bölümü İstanbul’da, yargı içinde oluşturulan talimatlı bir yapı tarafından yapıldı, herkesin gözünün önünde oldu. Sonra o yapının başı, güya tarafsız, geldiği yer Bakan Yardımcılığı, oradan başsavcı. Güya tarafsız. Ertesi gün Bakan, ertesi gün il başkanları toplantısında ‘Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim’ diyor. Dün olduğu gibi üstünde savcı cübbesi varken partinin başarısı için çalışıyor. Bugün de Bakan kimliği ile ‘Partimin başarısı için çalışacağım’ dediği birinin geldiği ve hepimizin duyduğu, herkesin bildiği şekilde ‘Ankara’da başsavcı, vekiller değişecek. Çünkü dediğimiz operasyonları yapmıyorlar.’ Dedikleri şudur, şöyle anlatalım, şöyle basitçe anlatalım. Bir belediyenin nasıl denetleneceği bellidir. Ya rutin denetlenir, yani rastgele ya da düzenli zamanlarda gidilir ve evraklar istenir. İşi bilen denetçiler tarafından, müfettişler tarafından denetlenir. Bir eksik görülürse sorulur, kusur görülürse yazılır, suç şüphesi varsa bakanlıktan yargılanmak için izin istenir. Eğer bir iddia varsa, yani birisi şikâyette bulunduysa, ihbarda bulunduysa gidilir; o ihbar incelenir, aynı usullerle denetim ve yargıya doğru gidilir. Bunun dışında bir denetleme yolu ve yöntemi yoktur. Belediye başkanlarına sabahın köründe gidip; evini, belediyesini, ofisini basıp; her şeye el koyup ondan sonra, yani delilden suça, suçtan suçluya gitmek gibi evrensel bir yargılama yöntemi varken önce suçluya karar verip, hedeftekini alıp, bütün her şeyi alıp, sonra bütün firmalara çalışanlara, ‘Seni içeri attım, tutukladım. Malına, mülküne çöktüm. En hassas yerini buldum, örneğin bekarsın, tek çocuklu evde yalnız bir kadınsın. Seni içeri attım. Sonra ‘Haydi bakalım şunun altına bir imza at. Başkanı suçla. Onu alayım, seni salayım.’ Sistem bu. Ankara’nın ‘Yapmam’ dediği sistem bu. Ankara’nın yıllardır direndiği; başsavcısı, başsavcı vekilleri, savcılarıyla ‘Burası Ankara böyle olmaz, birisi hedefe konulup da operasyon yapılmaz. Sen siyaseten hedef aldın diye yargı buna alet edilmez’ dedikleri, son kararname ile dağıtılan, yerine açık açık İstanbul’da bu operasyonları yapanın oradaki yardımcılarının gelip buralara başsavcı yapıldıkları, başsavcı vekilliklerinin dizayn edildiği bir süreçte şimdi Ankara’da da başladılar.

Çankaya Belediye Başkanımızı, Hüseyin Can’ımızı gözaltına aldılar. Yurt dışındaydı, haber geldi. ‘Kapıyı kırmayın, yedek anahtarı komşuyla yollayayım’ dedi. Belediyeye mesaj çektim, ‘Yardımcı olun polise, ne istiyorlarsa baksınlar’ dedi. Bütün her şeyin içinde yeni belediye başkanı olup da önceki dönemden devam eden çöp ihalesinin yeniden yapıldığında şüpheli şekilde belirlenen maliyetin yüzde 1’in de altında, yüzde 0,41 ile düşük birinin tahmin etmesinden şüphelenip, o ihaleyi iptal etti. İki ay sonra yenisini yaptı. 4 milyon lira daha aşağıya, belediyenin karına bir ihale sonuçlandı. Bunu şikâyet etmişlerdi. Müfettiş baktı ve ‘olumlu’ yazdı. Teftişe Sayıştay geldi, raporuna ‘İhalenin iptalinde kamu kararı görülmüştür’ notunu yazdı. Birileri bu ihale iptalini, Ankara’da bir şey olmuyor, İstanbul’a bildirdi. İstanbul’dan biri dosyayı aldı. Önce kendi geldi, sonra dosyayı açtı. İstanbul’dan bir başsavcı vekili Ankara’ya geliyor, dosyayla birlikte geliyor. Hüseyin’in yaptığı bu işi bu boyutta ele alıyor. Sorulan, basına yapılan serviste ‘rüşvetler, onlar bunlar’ havalarda uçuşurken dün gördük ki Allah’a şükür bu konuşulanın dışında hiçbir şey yok. Ama şimdi buradan usul bu ya hedef kim? Hedef orada Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’ydu, CHP’nin başarılı belediye başkanlarıydı. Şimdi Ankara’ya gelindi, Ankara’da hedef kim? ‘Canını yakalım CHP’nin, canını yakalım Özgür Özel’in. Hüseyin Can Güler’i hedefimize oturtalım.’ Bunu buradan, bu yüce çatının altında, tutanak alında, milletin gözünün önünde, sizlerin şahitliğinde, tarih önüne emanet ediyorum. Gözümüz, kulağımız adliyede. Bir yandan da yeni atamalardan sonra yeni görev dağılımları olacak. Tutuklamaları yapacak hakimlere görevi vermeden soruyorlar, büyük büyük isimler söylüyorlar Cumhuriyet Halk Partisi’nden. ‘Önüne bu gelirse delile mi bakacaksın, gözünü kırpmadan tutuklayacak mısın?’ Gözünü kırpmadan tutuklayacak olanları o görevlere koymaya, böylesine bir gayri nizami, aslında var olmaması gereken bir mülakat yapmaya, koşul olarak da ‘Acaba bir sonraki operasyon şuna mı, buna mı, ona mı?’ denen herkesin ismini verip ‘Önüne gelirse, tutuklaman istenirse talebe mi uyacaksın, delil mi arayacaksın?’ diye sorulduğu bir sürecin içindeyiz."

"Ülkeyi yönetenler artık mahkemeleri sanki varmış gibi göstermekten bile vazgeçti"

"Ülkeyi yönetenler artık vicdandan, adil yönetiyor görüntüsü vermekten, mahkemeleri sanki varmış gibi göstermekten bile vazgeçmiş durumdalar" diyen Özel, şöyle devam etti:

"Geçen hafta Ekrem İmamoğlu’nun, sevgili Başkan’ın yargılandığı dava. 147 ayrı iddia. ‘İmamoğlu Suç Örgütü’ deyince herkese yöneltilen iddiadan alınacak ceza ona da. O yüzden o konuda onun da savunma yapması lazım. Öyle ki 12 Eylül’de DİSK ana davasında toplam 136 gün savunma yapılmış, başkan her tarafına iştirak etmiş. 21 gün aralıksız kendi savunmasında sözü kesilmemiş. 12 Eylül yargısı; Abdullah Baştürk. Yine FETÖ’cüler yargılama yaparken Danıştay baskınını yapan kişiyi 46 saat dinlemişler. Binaya giriyor, vuruyor ve gidiyor. 46 saat savunmuş kendini ve sözünü kesmemişler. Ekrem Başkan her bir şeyde bir söylemek istediğinde ‘Başkan otur, savunma sıran gelince her birine tek tek istediğin kadar cevap vereceksin’ diyen, bir yerden gelen talimatla ‘Efendim 9’unda mahkemeyi bitireceğim. O güne kadar savunmalar bitecek. Haydi çabuk.’ Birçok kişinin avukatını kesmiş. Avukatın savunmada sözünün kesildiği nerede görülmüş? Ekrem Başkan’a gelmiş, ’6 saatin var. Bütün avukatların ve sen 6 saatte savunmanı yapacaksın.’ Böyle bir noktayla, böyle bir ucubelikle, böyle bir hukuk tanımazlıkla, böyle bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız."

Gündem Haberleri