Kısa Dalga - Oral Çelik, 30 Ağustos 2026 sabahı tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.
Çelik bir süredir beyin kanaması nedeniyle tedavi görüyordu. Oral Çelik'in naaşı, 31 Ağustos’ta Malatya Şehir Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
1959’da Malatya’nın Hekimhan ilçesine bağlı Girmana’da doğan Oral Çelik, ülkücü hareketle lise yıllarında tanıştı. Malatya Turan Emeksiz Lisesi’nde okurken Mehmet Ali Ağca’yla yakınlaştı. Elazığ Hazar Gölü çevresinde düzenlenen silahlı eğitim kamplarına katıldı. Daha sonra Sivas Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.
Çelik’in siyasal kimliğinin biçimlendiği 1970’lerin ikinci yarısında Türkiye sistematik bir şiddet döneminden geçiyordu. 1976-1980 arasındaki siyasal şiddette 5 binden fazla insan öldürüldü; kriz, demokratik kurumları aşındırdı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden zemini hazırladı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye raporunda da ülkücü “Bozkurtlar”ın kendilerini devletin yanında konumlandırdığı ve muhalifleri sindiren bir şiddet ikliminin oluşmasında rol oynadığı belirtiliyor. Güvenlik bürokrasisi içindeki kimi unsurlar ile aşırı sağcı gruplar arasındaki ilişkiler, sonraki yıllarda “derin devlet” tartışmalarının temel başlıklarından biri oldu. Çelik de yıllar sonra verdiği söyleşilerde dönemin silahlı örgütlenmesini inkâr etmek yerine, “kendi ordumuzu kurduk” sözleriyle anlattı
Malatya’daki cinayet ve kaybolan dosyalar
Çelik’in adı, 1978 ve 1979’da Malatya’da yaşanan cinayet ve bombalama olaylarında da geçti. Öğretmen Nevzat Yıldırım’ın 7 Haziran 1979’da öldürülmesi ve Mustafa Cankulu’nun yaralanması nedeniyle hakkında dava açıldı. Savcılık ağır hapis cezası istedi; Çelik ise delil yetersizliğinden beraat etti.
Dosyayla ilgili yıllar sonra yayımlanan haber ve araştırmalarda, tanık anlatımlarını içeren yedi klasörün kaybolduğu ileri sürüldü.
Abdi İpekçi cinayeti: Tetikçi bulundu, örgüt ortaya çıkarılamadı
Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarı Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979’da İstanbul Maçka’daki evinin yakınında öldürüldü. Uzlaşmayı, demokratik siyaseti ve gazetecilik meslek ilkelerini savunan İpekçi’nin öldürülmesi, dönemin en sarsıcı siyasal cinayetlerinden biriydi. Mehmet Ali Ağca cinayetin tetikçisi olarak yakalandı ve mahkûm edildi; ancak 23 Kasım 1979’da Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırıldı.
Oral Çelik, İpekçi cinayetinin planlanmasına katılmak ve silah temin etmekle suçlandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve 1999’da kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Fakat beraatten yedi yıl sonra yaptığı açıklamalar, dosyanın yeniden tartışılmasına yol açtı. Çelik, 2006’da Bugün gazetesine verdiği söyleşide İpekçi’ye karşı üç suikast girişiminde bulunulduğunu söyledi ve “İşin ortasındaydım ve detayları bende saklı” dedi. Ağca’nın cezaevinden kaçırılmasını organize ettiğini, saklanacak yer, para ve sahte pasaport sağladığını da anlattı.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu sözlerin ardından yeniden yargılama talep etti. Mahkeme ise basına verilen beyanın, dönemin ceza muhakemesi hükümleri açısından yargı makamı önünde yapılmış bir ikrar sayılamayacağı gerekçesiyle talebi reddetti.
Çelik’in sözleri İpekçi cinayetine uzanan hazırlık süreci ile Ağca’nın kaçırılmasındaki örgütlü desteğin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılamadığı yönündeki kuşkuları büyüttü.
Vatikan suikastı ve “ikinci tetikçi” iddiası
Mehmet Ali Ağca, cezaevinden kaçışından yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 13 Mayıs 1981’de Vatikan’daki Aziz Petrus Meydanı’nda Papa II. Jean Paul’e ateş etti. Papa ağır yaralandı ancak hayatta kaldı. Polonyalı Papa’nın Doğu Bloku’ndaki etkisi ve Dayanışma hareketine verdiği destek nedeniyle saldırı, Soğuk Savaş’ın en çok tartışılan eylemlerinden birine dönüştü.
İtalyan savcı Ilario Martella’nın hazırladığı iddianamede Oral Çelik, suikastın örgütlenmesine yardım etmek ve meydanda Ağca’yla birlikte ateş etmekle suçlandı. Savcılık, Bulgar istihbarat görevlilerinin ve Türk ülkücülerin yer aldığı uluslararası bir komplo bulunduğunu ileri sürdü. Dönemin basınında “Bulgar bağlantısı” adıyla anılan bu teori, saldırının Sovyetler Birliği hesabına düzenlendiği iddiasına dayanıyordu.
Mahkeme ise 1986’da Çelik ve diğer sanıklar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verdi; Bulgar bağlantısının kanıtlandığı sonucuna ulaşmadı. Ağca’nın yıllar boyunca birbirini tutmayan ifadeler vermesi de soruşturmanın güvenilirliğini aşındırdı.
Savcı Martella ise yıllar sonra da ikinci kişinin Çelik olduğu görüşünü korudu. Suikastın 40. yılında yaptığı açıklamada, Ağca’nın yanında Çelik’in bulunduğuna inandığını söyledi.
Sahte kimlikler ve Avrupa’daki kaçış ağı
12 Eylül darbesinin ardından Çelik’in hayatı Türkiye ile Avrupa arasında, sahte kimlikler ve ülkeler arası geçişlerle sürdü. Ağca, Abdullah Çatlı, Mehmet Şener ve Yalçın Özbey gibi ülkücü hareketten gelen isimlerle aynı çevredeydi. Bu çevre, siyasal şiddet failleri için barınma ve pasaport sağlamanın yanı sıra, zaman içinde kaçakçılık suçlamalarının da merkezinde yer aldı.
Çelik 1980’lerin ortasında İsviçre’de gözaltına alındı; 1986’da Fransa’da “Bedri Ateş” adına düzenlenmiş sahte kimlikle yakalandı. Yıllarca gerçek kimliğini kabul etmedi. 1993’te İtalya’ya iade edildi; ardından İsviçre ve Türkiye’ye uzanan bir yargı ve iade süreci yaşadı.
Susurluk Komisyonu’nda anlattıkları
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen trafik kazası; bir milletvekili, bir polis müdürü ve aranan ülkücü Abdullah Çatlı’yı aynı otomobilde buluşturdu. Kaza, güvenlik bürokrasisi, siyaset ve organize suç çevreleri arasındaki ilişkileri görünür hale getirdi. TBMM’de kurulan araştırma komisyonu Oral Çelik’i de dinledi.
Çelik komisyondaki anlatımında, yurt dışında istedikleri ülkenin pasaportunu edinebildiklerini söyledi; Fransa ve İsviçre’deki uyuşturucu dosyalarının istihbarat örgütlerince kurulduğunu savundu. Çatlı’yla Avrupa’daki yıllarını anlattı fakat İpekçi cinayeti ve diğer eylemler hakkındaki temel sorulara açıklık getirmedi.
Cezasızlıktan normalleşmeye
Çelik Türkiye’ye döndükten sonra 1998’de Malatyaspor başkanlığı yaptı. 2002 genel seçimlerinde bağımsız milletvekili adayı oldu ve daha sonra anılarını yayımladı. Futbol yöneticiliği ve siyaset girişimi, hayatının son dönemindeki kamusal faaliyetleri arasındaydı.
Bir gazeteci cinayetinin sanığı ve uluslararası bir suikast dosyasının şüphelisi olmuş, sahte kimlikle yıllarca kaçmış bir kişinin kısa süre içinde spor ve siyaset alanında kabul görebilmesi, yalnızca Çelik’in kişisel dönüşümüyle açıklanamaz. Bu durum aynı zamanda Türkiye’de siyasal şiddetle ilişkili aktörlerin cezasızlık, unutma ve toplumsal normalleşme mekanizmaları sayesinde yeniden kamusal meşruiyet kazanabilmesinin örneklerinden biriydi.
Oral Çelik 67 yaşında öldü. Ardında kesinleşmiş ağır bir mahkûmiyetten çok beraat kararları; fakat bu kararların kapatamadığı büyük sorular bıraktı. İpekçi cinayetinin azmettiricileri kimdi? Ağca’nın cezaevinden kaçırılması hangi destekle mümkün oldu? Avrupa’daki sahte pasaport ve kaçış ağı kimler tarafından korundu?
Çelik bu soruların bazılarına cevap verebilecek konumdaydı. Kendi sözleriyle “ayrıntıları kendisine sakladı.”