Kısa Dalga - Süleymancılar cemaatinin eski lideri ve eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki evinde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturma yaklaşık 10 yıl sonra yeniden açılan adli incelemelerle genişledi.
Denizolgun'un şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında iddianame düzenlendi. Soruşturma kapsamında, özel doktoru ile Adli Tıp Kurumu (ATK) görevlilerinin de aralarında olduğu 6 şüpheliye ilişkin farklı suçlardan 3 ayrı kamu davası açıldı.
Üç ayrı suçlama, üç ayrı dava
Denizolgun’un özel doktoru Nurettin Demirkol hakkında “yalan tanıklık” suçlamasıyla dava açılırken, Adli Tıp Kurumu görevlileri İ.Ç., Ç.K. ve S.Ç. hakkında “belgede sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı.
Alihan Kuriş’in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ile kardeşi Hilmi Tuna Kuriş hakkında ise “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlaması yöneltildi ve 5'er yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bu davanın dayanağı, Denizolgun’a ait olduğu belirtilen cep telefonunun teslim alınmasına rağmen daha sonra bulunamaması olarak gösterildi.
Başsavcılığın değerlendirmesine göre telefonun, ölüm soruşturması bakımından delil niteliğinde olabilecek içerikler taşıma ihtimali bulunuyordu. İddianamede, cihazın yok edilmesinin Türk Ceza Kanunu’nun 281. maddesinde düzenlenen “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçunu oluşturduğu yönünde yeterli şüphe bulunduğu ifade edildi.
Ne olmuştu?
Arif Ahmet Denizolgun, 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki evinde hayatını kaybetmişti. Dönemin Adli Tıp Kurumu raporunda ölüm nedeni beyin kanamasına bağlı doğal ölüm olarak kayda geçirilmişti.
Yıllar sonra Denizolgun’un ölümü ve otopsi sürecine ilişkin iddialar yeniden savcılığa taşındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 2026’da soruşturma başlattı ve ölümün gerçek nedeninin yeniden araştırılması için fethi kabir kararı verdi.
19 Ağustos 2026’da Denizolgun’un Karacaahmet Mezarlığı’ndaki mezarı, gerçek ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla açıldı. Adli Tıp uzmanları ve olay yeri inceleme ekiplerinin katıldığı işlemde cesetten örnekler alınarak incelenmek üzere Adli Tıp Kurumuna götürüldü. Örnekler daha sonra yeniden mezara konuldu.
Fethi kabir işleminin ardından Adli Tıp Kurumunun ilgili birimlerince yapılan ön incelemenin sonuçları, raporlama için 1. Adli Tıp İhtisas Kuruluna gönderildi.
Soruşturmanın seyrini değiştiren gelişme ise 25 Ağustos tarihli bilirkişi raporuyla geldi. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan raporda, 2016’daki otopsiye ait fotoğraf ve görüntüler ile dosyadaki diğer belgeler incelendi. Raporda ölümün adli tıbbi açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Başsavcılık da 26 Ağustos’ta Denizolgun’un otopsisinde “şüpheli ölüm” tespiti yapıldığını açıkladı. Ardından soruşturma genişletildi.
Özel doktoru tutuklandı
Soruşturmanın bir başka ayağında Denizolgun’un özel doktoru Nurettin Demirkol’un ifadeleri ve 2016’daki 155 ihbarı incelendi.
Demirkol, soruşturma kapsamında tanık olarak verdiği ifadede olay günü yaşananlara ilişkin bazı ayrıntıları hatırlamadığını söyledi. Ancak 2016 tarihli 155 Acil Çağrı kayıtlarının incelenmesiyle, ihbarı yapan kişinin Demirkol olduğu ve kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı bilgisine ulaşıldı. İhbar sırasında ölümün şüpheli olduğuna ilişkin değerlendirme yaptığı da tutanaklara yansıdı.
Savcılık, Demirkol’un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler ile HTS kayıtları ve diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler bulunduğunu değerlendirdi. Demirkol daha sonra “yalan tanıklık” suçlamasıyla gözaltına alındı ve 4 Eylül’de çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.
Adli Tıp kayıtları da soruşturmada
Soruşturma yalnızca Denizolgun’un ölümünün gerçekleştiği günle sınırlı kalmadı. 2016’daki otopsi sürecinde hazırlanan rapor ve otopsi görüntülerinin akıbeti de incelemeye alındı. Başsavcılığın açıklamasına göre 2016 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda Denizolgun’un ölüm nedeni “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak belirtilmişti. Ancak soruşturma sırasında otopsiye ilişkin video kaydının bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu ile yapılan yazışmalar da incelemeye konu oldu. Başsavcılık, daha önce kayıt bulunmadığı yönünde cevap verildiğini, 18 Ağustos 2026’da ise kaydın bulunduğunun bildirildiğini açıkladı. Bu nedenle bazı Adli Tıp Kurumu görevlileri hakkında resmi belgede sahtecilik yönünden soruşturma yürütüldü.
Denizolgun’un telefonu da dosyada
Soruşturmanın diğer Denizolgun’un ölümünden sonra muhafaza altına alınan cep telefonunun akıbeti de gündeme geldi.
İddianameye göre Denizolgun’un olay yerinden alınan telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapıldıktan sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasına gönderildi. Daha sonra tereke işlemleri kapsamında İstanbul Anadolu 13. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilen telefon ve diğer eşyaların, 2017’de alınan karar doğrultusunda eşi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslim edilmesine karar verildi.
Dosyaya giren anlatımlara göre eşyalar daha sonra avukat Abdurrahim Çelik tarafından çuval içinde teslim alındı. Çelik, Hilmi Tuna Kuriş’in yönlendirmesi üzerine çuvalı Kısıklı’daki bir eve götürdüğünü ve burada çalışan bir kişiye teslim ettiğini anlattı.
Telefonun akıbeti ise 2026’da yapılan bir aramada yeniden gündeme geldi. Arama sırasında cihaz bulunamadı. İddianamede, telefonun Denizolgun’un ölümüne ilişkin önemli bilgiler içerebilecek bir delil olduğu değerlendirildi.
Savcılık; telefonda bulunabilecek mesaj, fotoğraf ve notların ölüm soruşturmasının aydınlatılmasına katkı sağlayabileceğini belirterek cihazın ortadan kaldırıldığı değerlendirmesinde bulundu.