Kısa Dalga - 1977’de bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanlığına seçilen, 12 Eylül’ün ardından yaklaşık 11 yıl kesintisiz olmak üzere hayatının toplam 16 yılını cezaevlerinde geçiren Mehdi Zana (85) yaşamını yitirdi.
Mehdi Zana için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi hizmet binası önünde tören düzenlendi.
Törene Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, Mehdi Zana’nın eşi Leyla Zana, DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, milletvekilleri, ilçe belediye eş başkanları, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri, Zana ailesi ve yurttaşlar katıldı.
"Mehdi Zana’nın bıraktığı miras yalnızca geçmişe değil, bugüne de ait"
Törende konuşan Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ayşe Sarra Bucak Küçük, Zana’nın kent hafızasında ve yerel yönetimler tarihinde bıraktığı mirasına dikkat çekerek, “Mehdi Zana’nın bıraktığı miras yalnızca geçmişe değil, bugüne de aittir. Diyarbakır seni unutmayacak. Mehdi Zana yalnızca bir belediye başkanlığı görevini üstlenmedi. Bir kentin sözünü, kimliğini, talebini ve onurunu yerel yönetimin merkezine taşıdı. Çok ağır bedelleri olan bir dönemde büyük bir sorumluluk üstlenerek bağımsız aday olduğu seçimde belediye başkanı seçildi” dedi.
Anma töreninin belediye binası önünde düzenlenmesinin önem taşıdığını söyleyen Bucak, “Bizim için belediye binaları yalnızca hizmet binaları değildir; aynı zamanda kentin hafızasının yaşatıldığı yerlerdir. Mehdi Zana’nın bıraktığı miras yalnızca geçmişe ait değildir, bugüne de aittir. Bu miras bize seçilmiş olmanın bir makamdan ibaret olmadığını, halkın iradesine, onuruna, kentin hafızasına ve demokratik siyasete sahip çıkmanın tarihsel bir sorumluluk olduğunu yeniden hatırlatıyor” ifadelerini kullandı.
Taziyeler, Liceliler Yas Evi’nde kabul edildi
Törenin ardından Mehdi Zana’nın cenazesi, cenaze namazının kılınması için Ulu Cami’ye götürüldü. Çok sayıda kişinin katılıyla kılınan cenaze namazının ardından Mehdi Zana’nın naaşı, Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Mehdi Zana’nın Yeniköy Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanmasının ardından ailesi, taziyeleri Liceliler Yas Evi’nde kabul etti.
Siyasetin okulu bir terzihaneydi
Mehdi Zana, 20 Aralık 1940’ta Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde doğdu. Doğumunda “Bilici” soyadını taşıyordu; ilerleyen yıllarda bu soyadını Kürtçedeki karşılığı olarak benimsediği “Zana” ile değiştirdi.
Ortaokul eğitimini tamamlamadan çalışma hayatına atıldı ve terzilik öğrendi. Daha sonra kaleme aldığı Bekle Diyarbakır adlı anı kitabında, çalıştığı terzihaneye gelen insanların yaptığı siyasal tartışmaların düşünce dünyasının biçimlenmesindeki yerini anlatacaktı. Onun siyasetle kurduğu ilişki bir okul sırasından değil; emekçilerin, esnafın ve dönemin Kürt aydınlarının buluştuğu bu dükkândan başladı.
1963’te Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı. İki yıl sonra partinin Silvan ilçe başkanı oldu. Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın çalışmalarında yer aldı; 1970’lerde Kürt sosyalist hareketinin bağımsız örgütlenme arayışlarına katıldı..
Bu faaliyetleri nedeniyle genç yaşlarından itibaren gözaltı ve cezaevleriyle tanıştı. Ancak Zana’nın yaşamındaki asıl büyük siyasal dönemeç, 1977 yerel seçimleri oldu.
Eşrafa ve büyük partilere karşı bağımsız aday
Mehdi Zana, 11 Aralık 1977’de yapılan yerel seçimlerde Diyarbakır Belediye Başkanlığına bağımsız aday oldu ve seçimi kazandı. Bu sonuç yalnızca Diyarbakır açısından değil, dönemin Türkiye siyaseti bakımından da sıra dışıydı.
Gilles Dorronsoro ve Nicole F. Watts’ın 1977 Diyarbakır seçimlerini inceleyen [akademik çalışmasına göre], Zana ülkenin 67 büyük kentindeki belediye yarışlarını kazanan yalnızca iki bağımsız adaydan biriydi. Yerel eşraf ailelerinden gelmiyor, arkasında büyük bir parti örgütü bulunmuyordu. Ortaokul eğitimini yarıda bırakmış işçi bir terzinin Diyarbakır Belediye Başkanı seçilmesi, kentin yönetimini uzun yıllardır belirleyen sınıf, parti ve devlet ilişkilerinde önemli bir kırılma yarattı.
Zana’nın kampanyasını farklılaştıran başlıca unsur, Kürt kimliğini ve Kürtçeyi açık biçimde siyasal alana taşımasıydı. Yıllar sonra, 2021’de verdiği bir söyleşide seçilme nedenini “Kürtçe konuşmam halkı memnun ettiği için beni seçtiler” sözleriyle anlatacaktı. Zana, seçmenin kendisine belediye hizmeti vaatlerinden çok Kürt kimliğine açıkça sahip çıktığı için destek verdiğini söylüyordu.
1977 seçimi böylece Kürt kimliğinin büyük bir kentin sandığında açık bir siyasal talebe dönüşmesinin erken örneklerinden biri oldu. Zana’nın belediye başkanlığı dönemi siyasi ve sendikal anlaşmazlıklardan bağımsız değildi. Ancak Kürtçe üzerindeki baskının ve Kürt kimliğinin inkâr edildiği koşulların hâkim olduğu bir dönemde, kentin kimliğini belediye yönetiminin gündemine taşıması kalıcı bir iz bıraktı.
Belediye başkanlığından Diyarbakır 5 No’lu’ya
Zana’nın seçimle geldiği görevi 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sona erdi. Görevden alındı, tutuklandı ve sistematik işkence uygulamalarıyla hafızalara kazınan Diyarbakır 5 No’lu Askerî Cezaevi’ne konuldu.
Zana cezaevinde uzun süre ağır işkenceye maruz bırakıldı; farklı askerî ve sivil mahkemelerde yargılandı ve hakkında toplam 42 yıl 9 ay hapis cezası verildi. 1991’deki koşullu salıverme düzenlemesiyle cezası indirildi ve 16 Nisan 1991’de tahliye edildi.
Yaklaşık 11 yıl süren bu kesintisiz tutsaklık, Zana’nın cezaevleriyle son karşılaşması olmadı. Daha önceki ve sonraki tutukluluklarıyla birlikte hayatının toplam 16 yılını Diyarbakır, Aydın, Afyonkarahisar ve Eskişehir’deki cezaevlerinde geçirdi.
12 Eylül cezaevlerinden çıktıktan sonra da düşüncelerini açıklaması nedeniyle yargılanmayı sürdürdü. 3 Aralık 1992’de Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komitesine Türkiye’deki insan hakları ihlallerini anlatmasının ardından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “bölücülük propagandası” suçlamasıyla dört yıl hapse mahkûm edildi. Uluslararası Af Örgütü, 1994’te yeniden tutuklanan Zana’yı “düşünce mahkûmu” ilan ederek serbest bırakılmasını istedi.
Bu dava, Zana’nın hayatındaki temel gerilimi bir kez daha ortaya koyuyordu: Kürt meselesini barışçıl siyaset ve ifade özgürlüğü alanında dile getirme çabası, devlet tarafından uzun yıllar ceza soruşturmalarının konusu yapıldı.
Cezaevi, sürgün ve dönüş
Zana, 1990’ların ortalarından itibaren İsveç’te yaşadı. Sürgün yıllarında hem kendi davalarını hem de 1994’te milletvekilliği düşürülerek tutuklanan eşi Leyla Zana’nın durumunu uluslararası kamuoyuna anlatmayı sürdürdü.
Ekim 2004’te Türkiye’ye döndü. Dönüşünde hakkındaki dosyalar nedeniyle gözaltına alındı ancak daha sonra serbest bırakıldı.
Zana, yaşadıklarını yalnızca siyasi konuşmalarında değil, kitaplarında da kayıt altına aldı. Bekle Diyarbakır, çocukluğundan belediye başkanlığına ve cezaevine uzanan hayatının anlatısıydı. Diyarbakır 5 No’lu ise 1983’te Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesine sunduğu savunmaya dayanıyordu. Vahşetin Günlüğü – Diyarbakır Zindanlarından ve Sevgili Leyla – Uzun Bir Sürgündü O Gece de geride bıraktığı eserler arasındaydı.
1975’te evlendiği Leyla Zana ile iki çocukları oldu. Ailenin yaşamı, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki baskı dönemlerinden doğrudan etkilendi; Mehdi Zana’nın cezaevi ve sürgün yıllarına daha sonra Leyla Zana’nın uzun tutukluluğu eklendi.
Mehdi Zana’nın hayatı düz bir başarı hikâyesi değildi. Seçim zaferleri kadar yenilgiler, siyasi ayrılıklar, mahkeme salonları, cezaevleri ve sürgünle örülmüştü. Ancak terzi tezgâhında başlayan siyasal arayışından 1977’deki bağımsız adaylığına, 5 No’lu Cezaevi’ndeki direncinden anılarını kayda geçirme çabasına kadar değişmeyen bir çizgisi vardı: Kürt kimliğinin, dilinin ve siyasal iradesinin açıkça tanınması talebi.
Zana, bu talebin ağır bedeller gerektirdiği bir dönemin hem aktörü hem tanığı olarak, yaşamının büyük bölümünü cezaevi ve sürgünde geçirdikten sonra mücadele ettiği kentte toprağa verildi.