Kısa Dalga - Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1959 yılından bu yana gerçekleştirdiği Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri’ni kazananlar açıklandı. Bu yıl 48 ödül ve övgü ile 2 özel ödül verildi.
Yazarımız Cengiz Erdinç, 21 Aralık 2025 tarihinde Kısa Dalga'da yayımlanan “Bak o zaman resmime” başlıklı yazısıyla "İnternet Özgün Köşe Yazısı Ödülü"ne değer görüldü.
Türkiye Gazetecilik Başarı Ödüllerini kazanan gazeteciler
- Özgür Cebe, 30 Ocak 2025, Sözcü Gazetesi, “Eşi benzeri görülmemiş skandal” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Aytunç Ürkmez’i 11 Temmuz 2025 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Laik hukuka sığındılar” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Betül Alakent 22 Kasım 2025 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “2 Milyarlık ölüm pazarı” başlıklı haberiyle Ekonomi dalında ödüle değer görüldü.
-İlke Çıtır 17 Aralık 2025 tarihinde Nefes Gazetesi’nde yayınlanan “Geçim sıkıntısı vatandaşı sokağa düşürdü” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Eylem Nazlıer’i 5 Ağustos 2025 tarihinde Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan “Hapiste kalamaz raporu vardı, hücrede öldü” başlık haberiyle övgüye değer buldu.
-İsmail Şahin 4-5-6-7-8 Ağustos 2025 tarihlerinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Türkiye’nin su ayak izi” başlıklı haberleriyle ödüle değer görüldü.
-Ahmet Faruk Sarıkoç ve İsmail Coşkun’u 23 Ekim 2025 tarihinde İhlas Haber Ajansı’nda yayınlanan “Milyarlık projede tarihi ağaca fore kazıklı koruma” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Can Uğur 25 Haziran 2025 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Paylaşım skandalı!” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Mustafa Kömüş’ü 4 Ağustos 2025 tarihinde Birgün Gazetesi’nde yayınlanan “1278 bölümde profesör yok” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Gülşen Büyükçekiç 31 Aralık 2025 tarihinde Kayseri Anadolu Haber’de yayınlanan “Bir baba! Bir mücadele! Bin umut! Eczaneden markete” haberiyle ödüle değer görüldü.
-Ufuk Sepetçi’yi 10 Ağustos 2025 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Sürücü kurslarında ehliyet için ‘muayenesiz sağlık raporu’ alındığı iddiası, 750 TL’ye sağlıklısın” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-İhsan Yılmaz 1 Ocak 2025 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Sait Faik’e dokunmayın” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Mert Ali Başarır’ı 4-6-7 Ekim 2025 tarihlerinde Ege Saati Gazetesi’nde yayınlanan “S400’ler Müzeye 1-2-3 Meşrutiyet” başlıklı köşe yazısıyla övgüye değer buldu.
-Mine Şenocaklı 12 Aralık 2025 tarihinde Oksijen Gazetesi’nde “Emeklilerin evi artık ucuz otel odaları!” başlıklı araştırmasıyla ödüle değer görüldü.
-Çiğdem Yılmaz’ı 6 Eylül 2025 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde “4 taksitle tetikçi!” araştırmasıyla övgüye değer buldu.
-İbrahim Ersoy Diyar Milliyet Gazetesi’nin 19 Mart 2025 tarihinde yayınlanan “birinci sayfa” tasarımıyla ödüle değer görüldü.
-Kardelen Tatar Sinecan’ı Birgün Gazetesi’nin 8 Mart 2025 tarihinde yayınlanan “birinci sayfa” tasarımıyla övgüye değer buldu.
-Tülay Doğan Milliyet Gazetesi’nin 22 Ocak 2025 tarihinde yayınlanan “8-9’uncu sayfalarıyla” ödüle değer görüldü.
-Nurcan Kelpetin Er’i Sabah Gazetesi’nin 17 Eylül 2025 tarihinde yayınlanan “10’uncu sayfasıyla” övgüye değer buldu.
-Halis Dokgöz 2 Mart 2025 tarihinde Birgün Gazetesi’nde Metafor köşesinde yayınlanan “Trump her yerde” karikatürüyle ödüle değer görüldü.
-Uğur Can 23 Mart 2025 tarihinde Abaca Press’te yayınlanan fotoğrafıyla ödüle değer görüldü.
-Cengiz Anıl Bölükbaş’ı 24 Aralık 2025 tarihinde T24’te yayımlanan “Yargıtay, yüzde 70 zekâ geriliği bulunan kıza zincirleme istismarı bu gerekçeyle cezasız bıraktı: 5 yıl sonra evlendiğine göre cinsel özgürlüğü ve rızası var” başlıklı haberi ile övgüye değer buldu.
-Ali Leylak 16 Kasım 2025’te www.dha.com.tr’de yayınlanan "Şanlıurfa’da hava kompresörüyle işkence iddiası: 15 yaşındaki çırak ağır yaralandı” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Ayşe Rabia Sarıoğlu’nu 5 Mayıs 2025 tarihinde Ekol TV’de yayınlanan “Muhamed Vezir Nourtani” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Umut Taştan, 14 Ekim 2025 tarihinde Halk TV’de “Hakan Tosun neden öldürüldü?” başlıklı araştırmasıyla ödüle değer görüldü.
-Yılmaz Emre İzkübarlas ve Mustafa Soybaş’ı 8-9-10-11-21 Aralık 2025 tarihlerinde NOW TV’de “Sınır ötesi market turu” başlıklı araştırmasıyla övgüye değer buldu.
-Zülfikar Ali Aydın 22 Nisan 2025 tarihinde Habertürk TV’de yayınlanan “İhmal cinayetleri” haber programıyla ödüle değer görüldü.
-İpek Özbey’i 11 Aralık 2025 tarihinde Sözcü TV’de yayınlanan “Günün Dosyası: Dilek Kaya İmamoğlu” programıyla övgüye değer buldu.
-Vakkas Aksu 10 Eylül 2025 tarihinde TAY TV’de yayınlanan “Mikrofondaki nefes Yüksel Saymaz” başlıklı belgeseliyle ödüle değer görüldü.
-Dilek İlhan’ı 30 Aralık 2025 tarihinde Line TV’de “Tarihin görünmez düşmanları” başlıklı belgeseliyle övgüye değer buldu.
-Murat Özer’i 15 Haziran 2025 tarihinde TRT’de yayınlanan “Türkistan’dan Rumeli’ye” programıyla övgüye değer buldu.
-Nejat Kırbulut ile Ömer Musa 28 Ağustos 2025 tarihinde Habertürk TV’de yayınlanan “Habertürk alevlerin sardığı Bursa’da” başlıklı çalışmasını ödüle değer görüldü.
-Ahmet Ümit, Buket Kubilay, Aziz Acar, Nuri Gökaşan ve Cengiz Saral Mart-Ekim 2025 tarihlerinde NTV’de yayınlanan “Yırtıcı Kuşlar Zamanı” başlıklı programla ödüle değer görüldü.
-Asuman Aranca 30 Temmuz 2025 tarihinde www.t24.com.tr’de yayınlanan “Dolandırıcılıkta seviye atladı: 6 Şubat depremlerini fırsat bilen dolandırıcılar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı mesken tutmuş!” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Can Öztürk’ü 4.5.7.10 Mart-26 Aralık 2025 tarihlerinde www.t24.com.tr’de yayınlanan “Dönüştürme seansında taciz ve istismar iddiası; çocuklar suçladı, Prof. Dr. Ahmet Akın reddetti: Bu çocuklar raydan çıkmış!” başlıklı haberleriyle övgüye değer buldu.
-Emre Şimşek 29 Ekim 2025 tarihinde https://www.youtube.com/@T24’te yayınlanan “Hakan Tosun İstanbul'un orta yerinde nasıl öldürüldü?” başlıklı haberiyle ödüle değer görüldü.
-Semra Güzel Korver’i 1 Nisan 2025 tarihinde www.cinedergi.com’da yayınlanan “Vay be etkisi” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Cengiz Erdinç 21 Aralık 2025 tarihinde www.kısadalga.net’te yayınlanan “Bak o zaman resmime” başlıklı haberi ile ödüle değer görüldü.
-Reha Erus’u 20 Ağustos 2025 tarihinde www.cnnturk.com’da yayınlanan “55 yıllık meslektaşım ve dünürüm Garbis Özatay’ı kaybettim” başlıklı haberiyle övgüye değer buldu.
-Yeter Ada Şeko 23 Temmuz 2025 tarihinde www.aa.com.tr’de yayınlanan “Zirai dondan etkilenen çiftçilerin iklim yası” çalışmasıyla ödüle değer görüldü.
-Özden Demir’i 4 Nisan 2025 tarihinde https://www.youtube.com/@plus90’da yayınlanan “Gezi'den Saraçhane eylemlerine: Protestoların farkları neler?” başlıklı haberi ile övgüye değer buldu.
-Nezih Demirkent Özel Ödülü’nün, objektif ve ilkeli yayıncılığa gösterdiği özen; ekonomi alanında uzmanlaşmış gazetecilerin yetişmesine sağladığı katkı ve toplumda ekonomi okuryazarlığının gelişmesine yönelik çalışmaları nedeniyle Para Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Demir’e verilmesine karar verdi.
-Niyazi Dalyancı Barış Gazeteciliği Ödülü’nün, “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin olarak tarafların görüşlerini, toplumsal diyaloğu teşvik eden, kamuoyunun doğru ve sağlıklı biçimde bilgilendirilmesine katkı sağlayan, dengeli ve barışçıl bir dil içeren röportajlar yapması nedeniyle T24 Yazarı Cansu Çamlıbel’e verilmesini kararlaştırdı.
Ödül töreninin tarihi daha sonra açıklanacak.
Cengiz Erdinç'in ödül alan köşe yazısı şöyle:
“Bak o zaman resmime”
Binali Çayır 2 Nisan 2024 günü saat bire çeyrek kala sevgilisi Gül’ü görüntülü olarak aradı. 38 yaşına gireli altı gün olmuştu. Yoğun dumandan sadece sesi duyulabildi. “Burada yangın çıktı, çıkış biraz zor, köpekler sana emanet, seni seviyorum” dedi. Bu iki sevgilinin son konuşmasıydı. Binali Gayrettepe’de bir apartmanın bodrumunda derme çatma ruhsatlarla faaliyet gösteren Masquerade kulübünde, tadilat sırasında çıkan yangında boğularak ölen 29 kişiden biriydi. Binali ve Gül’ün dört yıl süren sevgilerinden geriye köpekleri Ares ve Elfa ile çektirdikleri bu son fotoğraf kaldı.
Cem Karaca 55 yıl önce ayrılıklarda pişmanlık duyanlara Mehmet Soyarslan’ın bestesi ve sözleriyle seslenmişti; “Belki bir gün hayattan, geçmişteki günlerden, bir teselli ararsan..” 1970 yılıydı, bugünden geriye bakıldığında toplumun masumiyet, tevazu ve özgürlük isteğiyle yüklü olduğu bir zaman.
Erken yaşta kaybettiğimiz Ulus Baker toplumun taşıdığı duygulardan, duyguların sosyolojisinden söz ediyor, görüntülerin önemini vurguluyor, Spinoza’ya atıfla “imajlar duyguları yaratmayı ve temsil etmeyi asla bırakmazlar” diyordu.
Kimse tam olarak tarif edemese de toplumun duyguları baş döndürücü bir hızla değişti. 55 yılda yaygın protestolarla, iç savaşı andıran şiddet dönemleriyle, üç askeri darbe, internet, piyasa ekonomisi, faiz, uyuşturucu, bahis, cep telefonu, plazma ekranlarla, neoliberal politikalar, sefih ücretler, sendikasızlık, cezasızlık ve kadın cinayetleri duyguları da sınırları da, bireylerin güvenlik kaygılarını da alt üst etti.
Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu narsistik bir dünyanın yerini sınırların ortadan kalktığı borderline bir dünyaya bıraktığını söylüyor. “Her şeyin mümkün olduğu” dillendirilen bir dünyada insanın sınırlarının ve güvence alanının olmaması.
“Öyle bir çaresizlik bir korku dünyası ki, değerlerin yok olduğu bu dünyada durmaksızın şu anda ve gelecekte korktuğumuz, kendimize ötekilere ve dünyaya yabancılaştığımız benliklerimizi, vücutlarımızı hissedemediğimiz, anlam yokluğunun karanlık kuyusunda dehşetle kaygılandığımız, geleceğin nasıl olacağını bilmediğimiz gibi bir geleceğin olup olmadığından da pek emin olmadığımız borderline zamanlar” diyor.
Sadece bireylerin birbirleriyle ilişkilerinde değil, Anayasayla, yasalarla çizilen sınırlar artık kağıt üzerinde. En tepede, muktedirlerin yaşama hakkından başlayarak, ifade özgürlüğünü, eğitim hakkını, çalışma ve barınma haklarını ihlal ettiği, yok saydığı bir düzen. Yolsuzluğa, kokaine, kara paraya bulanmış gündem.
Bu dünyayı sosyal medyada belirip kaybolan, hızla tüketilen hızla unutulan fotoğraflar tamamlıyor. Kadın, erkek, yaşlı, çocuk yüzlerce, binlerce insan. Tren kazası, otel, gecekulübü, imalathane yangınları, gar ve havalimanı katliamlarında, izbe sanayi sitelerinde, tedbirsiz inşaatlarda hayatını kaybeden binlerce insanın, duyguları yaratmayı ve temsil etmeyi asla bırakmayan “resimleri”.
11 yılda ölen 800’den fazla çocuk işçinin resmi mesela, iş kazalarında her yıl yitip giden iki bin kişi. Peki ya duygular? Toplumun duyguları?
Yedi yıl önce 8 Temmuz 2018 günü Çorlu’da yoldan çıkan trende bulunan 25 kişi ölmüş, 317 kişi yaralanmıştı. Denetimi yapılmayan bir menfezin kaymasıydı nedeni. Yıllar süren davalarda dört sanığa 8 ile 17 yıl arasında ceza verildi, fakat sorumlular yargılanmadı. Çorlu’daki olayı en fazla iki bin kişilik bir kalabalık protesto etmişti.
Cumhuriyet tarihinin en büyük saldırısı, 109 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Gar Katliamı, mahkemeler, taranmış pdf dosyaları, hiçbir yere varmayan üst yazılar, sevk evrakları arasında öksüz kaldı.
Üç yıl önce Yunanistan’da Teselya’ya bağlı Tempi kasabasında iki trenin çarpışması sonucu 57 kişinin ölümünü Yunanlar hiç unutmadı, üzerinde iki yıl geçtikten sonra“sorumlular yargılansın” diyen 180 bin kişi Başkent Atina’daki Sintagma Meydanı’nda toplandı, bütün ülkede çalışanlar greve gitti, trenler, uçaklar, vapurlar çalışmadı. Sırbistan’da Novi Sad’da bir tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 15 kişi öldüğünde protestolar bütün ülkeye yayıldı, sadece Belgrad’da 300 bin kişi toplandı ve bu şehrin gördüğü en büyük kitlesel protestoydu.
Yarın, 22 Aralık Pazartesi günü bu öksüz dosyalardan birinin Gayrettepe Yangını’nın duruşması Çağlayan Adliyesinde. Ekmek parası peşinde, kapılar kilitli olduğu için dumandan boğularak ölen 29 kişinin ölümünün sorumluları aranıyor. Kulübün organize suçla dirsek teması içindeki patronlarıyla, olmayacak ruhsatlara imza atan kamu görevlileri yargılanıyor. 1535 metrekarelik ruhsata mekanı görmeden imza atan bir belediye görevlisi kendisini “İmza attığım ruhsatla yangın arasında illiyet bağı kurulamaz, yangın faaliyet sırasında değil, tadilat sırasında çıktı” diye savunuyor. Polisin “bir giriş üç çıkış” tespit ettiği mekanda üst katta bir dükkana açılan gizli geçitten dışarı çıkmayı başaran üç kişinin neden bu çıkışı anında gelen itfaiyeye göstermediği de konuşulacak.
Böyle zamanlarda gazetecilik kaybedeceğinizi bilseniz de yüreğinizi çıkarıp masaya koyduğunuz bir kumara benziyor. Tehlikeli, çünkü acının hissedilmesi ve aktarılmasıyla, toplumun bu acıyla empati kuramamasını, geriye fotoğraflara bakmaktan başka bir çare kalmayacağını göstermek arasında ince bir çizgi var.
Yaşları 17 ile 64 arasında değişen, geriye yarım kalan öyküler, eşler, çocuklar, dostlar, ana babalar ve resimler bırakan 29 kişi; Adem Özçelik, Ahmed Medhuş, Ahmet Kartal, Ahmet Sever, Ahmet Uzun, Akın Kıhrı, Alparslan Salih Derelioğlu, Atanur Aladağ, Barış Güngör, Binali Çayır, Cengiz Aksoy, Efe Demir, Emrah Demiroğlu, Fahrettin Korkut, Gökay Tevlek, Gökhan Akbulut, Gökhan Yıldırım, Hüseyin Ak, Kadir Orhanoğlu, Mahmut Emin Kaya, Mehmet Okumuş, Muhammet Ali Yıldırım, Onur Aladağ, Özkan Baş, Ramazan Alpan, Shir Agha Bigzade, Sinan Yılmaz, Şıvan Dolu ve Yılmaz Kıhrı.
Kahvelerde, metrobüste yan yana oturduğunuz, belki aynı okula gittiğiniz, aynı takımı tuttuğunuz, aynı semtin havasını kokladığınız insanlar. Hiç bir şey yapamasanız da binlerce kayıp fotoğrafı üreten bu dünyada, tam da Çağlayan’daki duruşma sırasında, mesela saat 10.00’da bir dakika durun ve fotoğraflarına bakın, kulağınızda Cem Karaca'nın karşılıksız bir sitem olup yükselen davudi sesi olsun; "Bak o zaman resmime..."