DW Türkçe için de haber yapan serbest gazeteci Tuğba Tekerek, yaklaşık üç haftadır cezaevinde.
Tekerek, çok sayıda LGBTİ+ hak savunucusu ve derneğine yönelik olarak yürütülen "Ailem Güvende" operasyonu kapsamında 15 Eylül'de gözaltına alındı. Aynı gün Ankara'da çıkarıldığı mahkemede Kaos GL'nin yönetim ve denetim kurullarında görev yapan yedi asil üyeyle birlikte tutuklandı.
Tutuklama kararı, "Dernekler Kanunu'na muhalefet", "müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek" ve "çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik" suçlarına dayandırıldı.
Türkiye'de LGBTi+ için mücadele eden başlıca organizasyonlardan Kaos GL'nin internet sitesi için 2024 yılında yaptığı telifli bir haber nedeniyle tutuklandığını belirten Tekerek, derneğin "Instagram sorumlusu olmakla" suçlanıyor. Dernekle herhangi bir kurumsal bağı olmadığını ve Kaos GL için yalnızca gazetecilik faaliyeti kapsamında haber hazırladığını ifade eden Tekerek "akla ziyan suçlamalar" olarak nitelendirdiği iddiaları reddediyor.
Tekerek, kaldığı Sincan Kapalı Cezaevi'nden avukatı aracılığıyla sorularımızı yanıtladı.
DW Türkçe: Kaldığınız cezaevindeki koşullardan bahsedebilir misiniz?
Tuğba Tekerek: Bir insanı özgürlüğünden, sevdiklerinden, kurmuş olduğu yaşamdan koparmak çok ağır bir ceza. Ancak belli ki Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde bu ceza yetmiyor. Kaldığım adli koğuşta insanı sefil bir yaşama ve onur kırıcı muameleye maruz bırakıyorlar. Bir avlunun etrafındaki iki katlı yapıda 12 odada toplam 43 kişi kalıyoruz. Odalar iki kişilik ama üç dört kişi kalıyoruz. Yere yatak koyunca odada adım atacak yer kalmıyor. Ben önce tuvalet önünde yattım. Şimdi yatağımın boydan yarısını ranzanın altına uzatıyoruz. Gece bacaklarımı ranzanın altındaki 10 cm'lik alanda döndürmeye çalışıyorum.
Cezaevinde sizi en çok rahatsız eden şey ne oldu?
En çok rahatsız eden şeylerden birisi yemeği çamaşır leğeninden almak. Evet bildiğiniz plastik çamaşır leğeni! Çorba da bezelye de o leğene konuyor, koğuşta kalanlara o leğenden dağıtılıyor. Biraz yağlı olmakla birlikte yemekler iyi, çeşitli, protein miktarı yüksek. Ama en lezzetli yemek bile plastik leğenden servis edilince nasıl olur, siz düşünün...
En çok rahatsız eden şeylerden bir başkası, gece tuvalet önünde yatarken, kapı açılınca gelen tuvalet kokusu. Uykumun arasında aldığım o kokuyu galiba uzun yıllar unutmayacağım.
Ve kuşkusuz en çok rahatsız eden şey, kelepçelenmek. Adliyeden getirilirken ya da hapishaneye götürülürken kelepçelenmek... Hele, Kaos GL internet sitesinde bir tek haberim yayımlandı diye bunu yaşamak çok ağır geliyor. Ama "Bana bunu yaşatanlar utansın" diyorum, moralimi bozmuyorum.
Herhangi bir kötü muameleye maruz kaldınız mı?
Cezaevinde ruhumu en çok ezen şey infaz memurlarının tutumu. Sürekli emir kipiyle konuşuyorlar: "Şuraya gel" "Tek sıra yürü!", "Çorabını çıkar!"... İstisnalar var, kimisi bunları daha az sert söylüyor, kimisinin tavrı daha insancıl. Ancak çoğunun sözleri hızla azara dönebiliyor, onlar için dalga konusu da olabiliyorsunuz. Örneğin bir infaz memuru pembe çoraplarım için “çok seksi” diyebiliyor. Ben cevap vermiyorum, o tekrar ettikçe ediyor. Kırk kadın sabah sayımı için kapıdan avluya girerken infaz memuru onları "Bir bitmediniz" diye karşılıyor. Böylece güne harika (!) bir başlangıç yapıyorsunuz.
Tanıklık ettiğiniz bir olaydan bahsedebilir misiniz?
Koğuşta disiplin suçu oluşturabilecek bir olaya karıştıysanız soruşturma süreci boyunca odanıza kilitleniyorsunuz. Kilit günde sadece dört saatliğine açılıyor, o sırada avluya çıkabiliyorsunuz. Günün geri kalan kısmında küçücük odanızdasınız, yemeği yan taraftan demirlerin arasından arkadaşınız uzatıyor. Ancak bu uygulamada asıl acayiplik kilitlenen kişinin oda arkadaşının yaşadıkları: Ya onlar da odaya kilitleniyorlar ya da günde dört saat dışında odalarını kullanamıyor, rica edip başka odalarda duş alabiliyor tuvalete gidebiliyorlar, gece de koridorda yatıyorlar. Harika bir uygulama, değil mi! Peki, kilitlenme ne kadar sürüyor? Soruşturma bitene kadar. Soruşturma ne kadar sürüyor? Belli değil. Benim koğuştaki tutuklular 21 gün kilitlendikten sonra başka koğuşlara gönderildiler
Orada en çok düşündüğünüz, sorguladığınız şey ne?
Gazeteci olarak, yaptığım haberler vesilesiyle insanın karanlık yüzünün etrafında epeyce dolanmıştım. Ancak o karanlık yüze hiç bu kadar maruz kalmamıştım. Şimdi onların elindeyim, hayatımın en az birkaç ayı tamamen onlara bağlı. Hâl böyle olunca insan o soruyu çok daha derinden soruyor: Nasıl yapabiliyorlar?
Benim Kaos GL Instagram yetkilisi olmadığım gün gibi aşikâr. Bunu, olaya samimiyetle bakan her yetişkin insan rahatlıkla görebilir. Görmemesi imkânsız! Ama polisi, savcısı, hakimi beni Instagram yetkilisi ilan etti ve tutukladı! Ortada "tespit" var ama hangi I.P.'den ne zaman girmişim böyle bir tespite yol açabilecek en ufak bir bulgu yok. Ama beni tutukladılar. Ortada hiçbir delil, teknik rapor, en ufak bir dayanak yokken beni tutukladılar. Bunu nasıl yapabiliyorlar? Böyle ağır bir kararı nasıl bu kadar rahat verebiliyorlar? İnsanların hayatına nasıl bu kadar hoyratça dalabiliyorlar? Vicdanlarının sesini nasıl susturabiliyorlar?
Ve bu kişilerden oluşan koca bir sistem, bu sistemi besleyen, destekleyen koca bir topluluk... Hiç mi vicdanları yok? Hiç mi duymuyorlar, hiç mi görmüyorlar? Elbette daha önce de soruyorum. Ama şimdi cezaevinde bu sorular içimde daha da kökleniyor.
Peki, durumunuz, moraliniz nasıl?
Tüm bunlara rağmen iyiyim, gerçekten iyiyim. Avukatlar, DEM Parti ve Yeni Parti vekilleri hiç yalnız bırakmıyor. Meslektaşlarımın, arkadaşlarımın, ailemin desteğini hep yanımda hissediyorum. Önümüzdeki günlerde, ayda bir yapılan tutukluluk incelemesi gerçekleşecek. Yine mi görmeyecekler, duymayacaklar? Yoksa bu kez farklı olacak mı? Merak ediyorum..
Tuğba Tekerek kimdir?
DW Türkçe için de görüntülü ve yazılı haberler hazırlayan Tuğba Tekerek, gazeteciliğe 2006 yılında Milliyet'te başladı. Daha sonra Taraf gazetesinde çalışan Tekerek, 2014 yılından bu yana serbest gazeteci olarak çalışıyor.
Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından verilen Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülü'nü iki kez alan Tekerek'in 2023 yılında "Taşra Üniversiteleri: AK Parti'nin Arka Kampüsü" adlı kitabı yayımlandı. Tekerek, bu kitabıyla Sedat Simavi Ödülleri'nde övgüye değer bulundu.