Tutuklu trans aktivist Janset Kalan’dan mektup: Ne benim ne de başka kadınların bedeni müstehcen

JANSET KALAN | 12 Eylül’de gözaltına alınarak tutuklanan Kaos GL Yönetim Kurulu üyesi ve trans hakları savunucusu Janset Kalan, Sincan Cezaevi’nden Kısa Dalga okurlarına yazdı: "Türkiye genelinde LGBTİ+ tutuklu ve hükümlü sayısı 500'ü bulmuyordur. Sanıyorum bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini Adalet Bakanlığı kendine dert edindi ki kadın ve LGBTİ+ mahpus sayısını artırmak için keyfi, hukuksuz suç kategorileri üretmeye başladı. Bizlerin bedenini bir suç kategorisine dönüştürmekle meşgul."

Sevgili Kısa Dalga Okuyucuları,

Mektubuma nereden başlayacağımı bilemiyorum. Mahkeme salonunda müsaade edilmeyen ve sınırlanan savunma hakkımdan mı başlasam; gururumu rencide eden, özel hayatımı ve mahremiyetimi ihlal eden hukuksuzluk zincirinden mi; yoksa kimsesizlik ve yoksulluğun cezaevindeki transları mecbur bıraktığı şartlardan mı? Bilemiyorum. Belki de hiçbirini yinelemeye lüzum yoktur. Çoktan her şeyin etraflıca farkındasınızdır ama sessiz ve kendi dünyanızda kalmayı tercih ediyorsunuzdur.

Sizleri tanımıyorum, sizler de beni tanımıyorsunuz. Tanışmamız gerektiğini de hiç düşünmemiştim.

Ben Janset Kalan, Ankara'da 12 Eylül gecesi, birçok trans kadınla beraber gözaltına alınarak tutuklama kararı verilmiş, Kaos GL'nin yönetim kurulu üyesi, insan hakları savunucusu, 4 kedi annesi, 40'ına merdiven dayamış, geçim derdiyle her ay cebelleşen, trans kadın bir aktivistim. Sizlerle tanıştığıma memnun oldum.

Görünür olmak, medyada yer edinmek, tanımadığım kimselere hayatımı bu denli paylaşmak, başkalarının misyonuna ve görünür emeğine ortak olmuş gibi sizlere hitap etmek benim için oldukça zorlayıcı.

Alışkın olmadığım bir vaziyetin, henüz anlamaya çalıştığım, halet-i ruhiyesi içerisindeyim.

Yan hücremdeki sevgili arkadaşım Fulya ile birbirimizi görmeden, pencerelerimize yapışarak, birbirimizi duymak için çabalayarak ahvalimizi paylaşıp, tüm bu yaşananları anlamlandırmaya çalışıyoruz. Pek başarılı olduğumuz söylenemez.

En büyük arzumuz özgürlüğümüze ve bakımını üstlendiğimiz ev arkadaşlarımız, yavrumuz diye sevdiğimiz kedilerimize ve köpeğimize kavuşmak olsa da kişisel ve mekânsal hijyen koşullarının sağlanması, hücrelerimizi ve kendimizi nasıl temizleyeceğimize dair planlarımız sıkça muhabbet konumuz oluyor. Sonrasında da 'iyi ki kimsesiz değilmişiz' deyip kendimizi avutuyoruz.

Burada tesadüfen camımın baktığı avlu içindeki betondan ibaret, güneş görmeyen havalandırmaya çıkarılan başka bir trans kadının hikâyesini, kimsesizliğini ve yoksulluğun içindeki çaresizliğini dinleyince onun derdini de yüklenme sorumluluğu hissettik. 2 aydır hücrede, herkesten uzak, konuşacak kimsesi olmayan, içme suyu parası olmadığı için musluktan su içen Funda'dan bahsediyorum.

Burada hücrede kalmamızın ilk sebebi bulaşıcı olmadığımızın tespit edilebilmesi, diğeri ise can güvenliğimizi temin edebilmek. Bu süreçten emin olunduğunda, bir koğuşa, diğer kızların yanına geçme hakkı doğuyor. O koğuşta ise arada tartışmalar, anlaşmazlıklar olsa da kimsesizliği ve yoksulluğu ötelemek için birbiriyle ekmeğini, suyunu, sigarasını, kişisel birikimlerini paylaşan kızların dayanışması yaşanıyor.

Dün milletvekillerinin ziyareti oldu. İlk kez L4'teki adli kısma geldikleri belliydi. Muhtemelen beklentilerini pek karşılayamadım.

İki önerim oldu. Birincisi keşke Adalet Bakanlığı cezaevi inşaatlarına ayırdığı kadar bütçeyi buranın hijyen koşulları ve mahpusların parası olmasa dahi erişebileceği ped, hijyen malzemeleri için de ayırsa...

İkincisi ise TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu buralara düzenli izleme ziyaretleri yapsa. Böylece hem tutuklu ve hükümlüler hem yönetim hem de ceza infaz memurları diyebilir ki, insanlık onuruna yaraşır şekilde beraber çözüm üretilse...

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği'nin (CİSST) hatırlayabildiğim son raporunda tutuklu nüfusu yaklaşık %15 iken, kadın hükümlü ve tutuklu nüfusu %2-3 civarındaydı. Belki de yanlış hatırlıyorum ama dönüp bakmak lazım.

LGBTİ+ hükümlü ve tutuklu sayısını ise alabileceğimiz bir istatistik paylaşılmıyor. Ancak Sincan'da edinebildiğim izlenimden yola çıkarak Türkiye genelinde LGBTİ+ tutuklu ve hükümlü sayısı 500'ü bulmuyordur.

Sanıyorum bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini Adalet Bakanlığı kendine dert edindi ki kadın ve LGBTİ+ mahpus sayısını artırmak için keyfi, hukuksuz suç kategorileri üretmeye başladı. Bizlerin bedenini bir suç kategorisine dönüştürmekle meşgul. Aman diyeyim kızlar, bikinili havuz başındaki bir fotoğrafınız nedeniyle bir gün siz de müstehcenlikten içeri alınabilirsiniz.

Ne bir sanatsal çalışmanız, kendi hikayenizi anlattığınız bir öykünüz, yazınız cinselliği çağrıştırabilir bazı art niyetli erkeklere ve o erkeklerin kötücül zihni sizin ahlaksızlıkla ithamınıza dönüşerek suçlu addedilebilirsiniz.

Hayır, ne benim bedenim ne de başka kadınların bedenleri müstehcen ya da ahlaksız değil. Israrla bunu söylemeye ve öyle yaşamaya devam edeceğim.

Daha söylemek istediğim çok şey var.

Mesela neden Lanzarote Sözleşmesi'nden bahsederken Adalet Bakanı Türkiye'de 18 yaş altında evlendirilerek cinsel istismara maruz bırakılmış, doğurmaya zorlanmış 55 bin kız çocuğundan neden bahsetmiyor?

68 Nizamnamesi sayesinde 31 genelevde yaklaşık 2 bin çalışan kadının neden sigorta primleri düzenli yatırılmamış ve birçoğu emekli olamıyor?

Hayvanlara tecavüz eden erkekler neden bir gün dahi TCK 225 kapsamında tutuklanmıyor?

Örtülü ödenek altında yapılan harcamalar neden Sayıştay tarafından incelenmiyor?

Okullarda akran ve öğretmen zorbalığıyla karşılaşan, şiddete uğrayan çocukların verisi neden yok?

MESEM'ler yüzünden iş cinayetlerine kurban giden yüzlerce çocuktan neden bahsedilmiyor?

Ama bunlar hakkında 'bir travesti' değil de siz daha makbul ve eşit yurttaşlar yazsın.

Sevgiler

Janset Kalan

Janset Kalan kimdir?

Kaos GL Yönetim Kurulu üyesi, trans aktivist ve insan hakları savunucusu. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimi aldı; Bologna Üniversitesi’nde Doğu Avrupa Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimi gördü. 2010’dan bu yana KaosGL.org’da yazıları yayımlanan Kalan, 2013-2015 yıllarında Queer Adana’nın kuruluş ve çalışmalarında yer aldı; 2014-2016 arasında Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nde Uluslararası İlişkiler Koordinatörü olarak çalıştı ve daha sonraki yıllarda çeşitli LGBTİ+ örgütlerinde yönetim görevleri üstlendi. On yılı aşkın süredir özellikle trans hakları, ayrımcılık, şiddet, yoksulluk ve uluslararası insan hakları mekanizmaları alanında savunuculuk yapan Kalan, 12 Eylül 2026’da “Ailem Güvende” adı verilen operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

Gündem Haberleri