GÜLSEVEN ÖZKAN
Türkiye’de yükseköğretimde son 20 yılda yaşanan hızlı büyüme, 200'ü geçen üniversite sayısı toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmadı. Üniversite sınavına katılan milyonlarca aday üniversiteli olmak için yarışırken, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde hazırlanan doktora araştırmasına göre kuşaklar arası eğitim hareketliliği büyük ölçüde aynı seviyede devam ediyor.
Araştırmada en dikkat çekici bulgulardan biri prestijli bölümlerdeki fark oldu. Yükseköğretim mezunu ebeveynlerin çocuklarının tıp, diş hekimliği ve eczacılık programlarına girme ihtimali diğerlerine göre 32 kat, hukuk programlarına girme ihtimali ise 13 kat daha yüksek olarak belirlendi.
Kuşaklar arası üniversite eğitimi araştırıldı
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Fatma Betül Coşkun tarafından “Kuşaklararası Sosyal Hareketlilik, Sınıf Yapısı ve Yükseköğretim İlişkisi: Örtük Sınıf Analizi Yaklaşımı” adlı doktora tezi yazıldı.
Araştırmada, sosyal sınıfın ve ebeveyn geçmişinin kuşaklar arası sosyal hareketlilik üzerindeki etkilerinin ortaya konulması hedeflendi. Çalışmada özellikle eğitim ve meslek alanındaki değişimler mercek altına alındı.
Araştırmanın alt başlıklarında ise Türkiye’de yükseköğretim tercihlerinde sınıf yapısının, üniversitelerin kuruluş dönemlerine göre nasıl farklılaştığı ele alındı. Ayrıca tıp, diş hekimliği, eczacılık, hukuk, mühendislik, öğretmenlik, hemşirelik ve ebelik programlarında ebeveyn eğitimi ile meslek seçimi arasındaki sınıfsal ilişki analiz edildi.
66 bin kişinin verileri incelendi
Araştırmada kullanılan veriler, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tüm nüfusu temsil edecek şekilde rastgele seçtiği kişilerden elde edildi. TÜİK’in nüfus verileri ile Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) yükseköğretim istatistikleri, kimlik numaraları üzerinden birleştirilerek tek ve kapsamlı bir veri seti oluşturuldu. 2023 yılına ait çalışmada, 0-99 yaş aralığındaki toplam 66 bin 110 kişinin verileri incelendi.
Araştırma sonuçları ne diyor?
Araştırmada oluşturulan sekiz sınıflı modele göre, Türkiye’de eğitimsel hareketlilik en çok iki sınıf grubunda yoğunlaşıyor. Nüfusun yüzde 35,5’i sınıf 1’de, yüzde 25,7’si ise sınıf 4’te yer alırken, bu iki sınıf birlikte toplam nüfusun yaklaşık yüzde 61’ini oluşturuyor. Diğer sınıfların oranları daha düşük seviyede kalırken, en az temsil edilen grup yüzde 3,7 ile sınıf 3 oldu. Bulgular eğitim temelli sınıf yapısının belirli gruplarda yoğunlaştığını ve toplumda dengeli dağılmadığını ortaya koydu.
Grafik sonuçlarına göre, örneklemde en yaygın grup yüzde 66 ile sınıf 2 oldu. Bu grupta gençler ağırlıkta yer alırken, üst ve orta sınıf ailelerden gelmelerine rağmen bireylerin büyük ölçüde orta eğitim düzeyinde kaldığı görüldü. Yüzde 18’lik sınıf 1’de ise yine üst ve orta sınıf ailelerden gelen, özellikle 25-34 yaş grubundaki kadınların yükseköğretimde yoğunlaştığı belirlendi. Yüzde 16’lık sınıf 3’te ise daha çok alt ve güvencesiz mesleklerden gelen genç erkeklerin orta eğitim düzeyinde kaldığı dikkat çekti. Araştırmanın sonuçları, genç kuşakta ebeveyn mesleği ile eğitim düzeyi arasındaki ilişkinin her zaman beklenen şekilde işlemediğini gösterdi.
Model 4 grafik sonuçlarına göre en yaygın grup yüzde 32 ile Sınıf 2 oldu. Bu grupta erkekler ağırlıkta yer alırken, ebeveynlerin, özellikle annelerin, çok yüksek oranda düşük eğitimli olduğu ve bireylerin daha çok öğretmenlik alanında bulunduğu görüldü. İkinci sırada yüzde 28 ile sınıf 1 yer aldı. Bu sınıf büyük ölçüde gençlerden oluşurken, ebeveynlerin ağırlıkla orta eğitim düzeyinde olduğu ve bireylerin daha çok mühendislik programlarında yer aldığı belirlendi. Yüzde 23 ile üçüncü sırada yer alan sınıf 3’ün tamamının kadınlardan oluştuğu görüldü. Bu grupta ebeveynlerin çoğunlukla orta eğitim düzeyinde olduğu ve bireylerin ağırlıklı olarak öğretmenlik ile hemşirelik ve ebelik alanlarında bulunduğu tespit edildi.
Anne baba yükseköğretim mezunu ise çocukları çocukları 32 kat dava avantajlı
Araştırma, Türkiye’de yükseköğretim programlarının toplumsal hareketlilik ve prestij açısından önemli bir ayrışma yarattığını ortaya çıkardı.
Yükseköğretimde son yıllarda yaşanan büyümeye rağmen, bu artışın toplumsal eşitliği tam olarak sağlamadığını ortaya koydu. Araştırma ayrıca, “Türkiye’de yükseköğretimdeki genişlemeye rağmen eğitim alanındaki hareketliliğin daha çok toplumun orta kesim kuşağında sürdüğünü ve kuşaklar arasında eğitim hareketliliğinin büyük ölçüde değişmeden yatay olarak devam ettiğini” gösterdi. Bulgular, özellikle yüksek eğitimli ailelerin çocukları için eğitim sermayesinin güçlü bir avantaj sağladığını kanıtladı.
Mühendisliği kazanan çocuklar üst eğitim seviyesinden
Sonuçlara göre, düşük eğitimli ebeveynlerin erkek çocukları daha çok öğretmenlik programlarında yer alırken, orta eğitim düzeyine sahip ailelerin erkek çocuklarının mühendislik programlarında daha yüksek oranda bulunduğu görüldü. Çalışmaya göre bu durum, kuşaklar arası eğitim sermayesinin üniversite programı tercihlerinde etkili olduğunu ortaya koydu.
Orta eğitim düzeyine sahip ailelerin kız çocuklarının ise öğretmenlik, hemşirelik ve ebelik programlarında yoğunlaştığı belirlendi. Buna karşılık, ebeveynleri yükseköğretim mezunu olan bireylerde cinsiyete bağlı belirgin bir fark görülmedi.
Tıpta 32 kat, hukukta 13 kat var
En dikkat çekici bulgu ise prestijli bölümlerde ortaya çıktı. Ebeveynleri yükseköğretim mezunu olan bireylerin tıp, diş hekimliği ve eczacılık programlarında yer alma ihtimali, ortaöğretim düzeyine sahip ailelerin çocuklarına göre 32 kat daha fazla. Hukuk programlarında yer alma olasılığı ise 13 kat daha yüksek.
Bulgulardan biri de genç kuşaklara ilişkin oldu. 18-34 yaş grubunda ebeveynlerin sınıfsal etkisinin zayıfladığı görülse de bu grubun büyük ölçüde orta eğitim seviyesinde kaldığı ve beklenen yükselişin gerçekleşmediği belirlendi. Özellikle 18-24 yaş grubunda bazı kesimler için “sınıf kaybı” yaşandığı tespit edildi. Buna karşılık, 35-44 yaş grubunda sınırlı da olsa yukarı yönlü hareketlilik gözlemlendi. Bu durum yükseköğretimdeki genişlemenin etkisinin tüm kuşaklara eşit yansımadığını ortaya koydu.
Araştırmaya göre genel tablo, Türkiye’de sosyal kökenin ve ebeveyn eğitim düzeyinin eğitim ve meslek üzerinde güçlü etkisini sürdürdüğünü gösterdi. Yükseköğretimdeki büyümenin ise tek başına sosyal hareketliliği artırmaya yetmediğini ortaya koydu.
Üniversitelere yönelik talep toplumsal tabandan değil, devlet politikası sonucu
Araştırmada şu önemli ifadeler yer aldı:
“Türkiye’de 2006 yılı sonrası yaşanan yükseköğretim genişlemesinin etkilerinin henüz toplumsal tabana yayılmadığını, nüfusun geneli bakımından sosyal kökenler incelendiğinde ortaöğretim düzeyinin yaygın olduğu sonucu öne çıkmıştır.
Düşük eğitimli ebeveynler için çocuklarının tıp, diş hekimliği, eczacılık gibi Türkiye’de yüksek sınav dilimlerinden öğrenci alan ve prestijli görülen meslekler için şanslarının, tüm 18-44 yaş aralığındaki tüm kuşaklar için oldukça düşük olasılığa sahip olduğu ortaya çıktı. Bir diğer öne çıkan bulgu ise uluslararası literatüre benzer biçimde kadın ve erkekler arasında programlar açısından belirginleşen ayrım. Özellikle mühendislik, hemşirelik ve ebelik bölümlerinde cinsiyet faktörünün önemli bir ayrım oluşturduğu sonucuna ulaşıldı. Yükseköğretime ilişkin oluşan talep toplumsal tabanın beklentilerinden ziyade sosyal devlet politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.”
Literatüre göre dünyada durum ne?
Öte yandan, araştırmada literatür çalışmalarına yer verildi. Çalışmada yer alan bilgilere göre, dünya genelinde yapılan araştırmalar kuşaklar arası sosyal hareketlilikte sosyal kökenin belirleyici rolünü koruduğunu ortaya koyuyor. Farklı teorik ve yöntemsel yaklaşımlar bulunsa da, eşitsizliklerin kuşaklar boyunca büyük ölçüde devam ettiği görülüyor.
Birleşik Krallık’ta yürütülen çalışmalar, bazı dönemlerde mutlak hareketlilik artsa da sosyal sınıfların göreli olarak kalıcılığını sürdürdüğünü gösteriyor.
ABD’de ise statü ve başarı odaklı araştırmalar öne çıkarken, özellikle etnisite ve cinsiyet temelli eşitsizliklere dair çalışmalar dikkat çekiyor.
Latin Amerika’da aile etkisinin güçlü olduğu ve dezavantajların kuşaklar boyunca sürdüğü tespit edilirken, Avrupa’da ülkelerin farklı siyasal ve ekonomik yapıları belirleyici olsa da sosyal kökenin etkisinin genel olarak devam ettiği vurgulanıyor.
Son yıllarda Çin’de artan araştırmalar siyasal yapı ve kır-kent ayrımının hareketlilik üzerinde önemli rol oynadığını ortaya koyarken, Hindistan’da kast sistemi ve ekonomik eşitsizlikler hareketlilik şansını sınırlıyor. Afrika’da ise gelir düzeyi ve ekonomik koşulların eğitim fırsatlarını belirlediği görülüyor.
Türkiye’deki çalışmalar da benzer şekilde kuşaklar arası hareketliliğin sınırlı olduğunu ve bölgesel farklılıkların etkili olduğunu ortaya koyuyor. 1980-2015 dönemini kapsayan çok ülkeli araştırmalar ise eğitimin etkisine rağmen sosyal hareketsizliğin büyük ölçüde sürdüğünü gösteriyor.
Araştırmaların ortak bulgusu ise özellikle yükseköğretim aşamasında eşitsizliklerin daha görünür hale geldiği ve düşük sosyoekonomik kökenden gelen bireylerin seçkin kurumlar ile yüksek statülü mesleklerde yeterince temsil edilmediği yönünde.
Araştırma nasıl yapıldı?
Araştırma, Türkiye’de kuşaklar arası sosyal hareketliliği dört model üzerinden inceledi:
Eğitimsel hareketlilik
Mesleki hareketlilik
Üniversitelerin kuruluş dönemlerine göre sınıfsal dağılım
Üniversite programlarında sosyal köken etkisi
Veriler, sınıf, eğitim ve üniversite türlerine göre karşılaştırmalı olarak analiz edildi.
Sınıf yapısı nasıl belirlendi?
Meslekler dört gruba ayrıldı:
Üst sınıf: Yöneticiler, profesyoneller
Orta sınıf: Büro ve yardımcı profesyoneller
İşçi sınıfı: Hizmet, üretim ve teknik işler
Güvencesizler: Nitelik gerektirmeyen işler
Katılımcı profili
Toplam yaklaşık 65 bin kişi incelendi
%51 kadın, %49 erkek
Yaş grupları: 0-17, 18-34, 35-44, 45-54, 55+
Üniversiteler 3 dalgaya ayrıldı:
1992 öncesi
1992–2006
2006 sonrası
Eğitim düzeyi: Orta seviyede yığılma
En büyük grup: lise mezunları
Genel dağılım:
Orta eğitim: 36 bin kişi (en büyük grup)
Düşük eğitim: 19 bin
Yüksek eğitim: 12 bin
Ebeveyn etkisi: Eşitsizliğin kaynağı
Babaların %46’sı, annelerin %71’i düşük eğitimli
Babaların %61’i işçi sınıfında
Annelerde en büyük grup %44 ile güvencesizler