◾ Erivan'dan çıkan mesaj: Avrupa - ABD - Kanada
Dünyada siyasi gerilimler, savaşlar, barışlar ve hatta kaynakların azlığı ittifakların bozulmasını bazen yenilerinin kurulmasını, ihtiyatlı yakınlaşmalara yol açıyor.
Ermenistan'ın başkenti Erivan'da geçen hafta düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesinden çarpıcı bir analiz çıktı. Zirvenin merkezinde Rusya değil, ABD vardı. Özellikle Donald Trump’ın NATO ve Avrupa’ya yönelik çıkışları, liderlerin ortak gündemiydi.
- Ana gündemin Rusya olması bekleniyordu çünkü bu oluşum Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası kurulmuştu.
- NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin yanı sıra Avrupa Birliği (AB) yönetiminin de katıldığı zirvede ilk kez Kanada'nın başbakanı da yer aldı.
- Trump'ın tehditleri ve gümrük vergileri son bir yılda Kanada ve AB'yi giderek birbirine yaklaştırdı. Paris merkezli düşünce kuruluşu Jacques Delors'dan danışman Sebastien Maillard durumu şöyle özetliyordu: "Başlangıçta Putin karşıtı bir kulüptü ama şimdi Kanada'nın katılımıyla Trump karşıtı bir boyut da kazandı..."
◾ Zenginlerin rotası da değişti
Politik gerilimler, savaşlar, barışlar, kaynakların giderek tükenmesi ittifaklar kadar rotaları da etkiliyor. Örneğin Orta Doğu'daki savaş zenginlerin güvenli limanı olarak görülen Dubai'nin imajını hayli sarstı.
Vergisiz sistem, lüks yaşam ve hızlı büyüyen ekonomi sayesinde yüksek gelirli yatırımcılar servetlerini Dubai'ye taşıyordu. Ancak son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler ve ekonomik dalgalanmalar bu algıyı sarsmaya başladı.
DW kaynaklı habere göre artık bazı varlıklı kişiler servetlerini Dubai’de tutmak yerine Singapur ve İsviçre gibi daha istikrarlı finans merkezlerine yönlendiriyor. Uzmanlar yeni durumu “stratejik çeşitlendirme” olarak tanımlıyor: Yani zenginler artık tek bir ülkeye güvenmek yerine, servetlerini farklı ekonomik merkezlere dağıtarak olası risklere karşı korunuyor.
Avrupa'nın iki ucu: Ultra zenginler ve yoksullar
Geçen hafta Avrupa'dan gelen iki haber dikkat çekiciydi.
Bunlardan biri Avrupa genelinde ultra zengin nüfusun hızla artmasıydı. Knight Frank'in 2026 Servet Raporu'na göre Avrupa'daki ultra zengin nüfusu (30 milyon dolar ve üzeri servet) son beş yılda yüzde 26 artarak 146 binden 183 bine ulaştı. Dünya genelindeki ultra zenginlerin yaklaşık dörtte biri Avrupa'da yaşıyor.
Almanya 38 bin kişi ile birinci, Birleşik Krallık 27 bin ve Fransa 21 bin kişi ile ardından geliyor. İsviçre ve İtalya ilk beşi tamamlıyor.
- Bir diğer başlık ise Avrupa'da ilk kez yoksullukla mücadele planı. Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa’da artan sosyal sorunlara karşı yeni bir yoksullukla mücadele stratejisi açıkladı. Plana göre, 2030’a kadar yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki kişi sayısının en az 15 milyon azaltılması, 2050’ye kadar ise yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor. AB verilerine göre Birlik genelinde yaklaşık 93 milyon kişi yoksulluk riski altında bulunuyor. Her beş kişiden biri ve her dört çocuktan biri bu risk grubunda yer alıyor.
Almanya’da 42 yıl sonra çözülen cinayet
Türkiye son günlerde başta Gülistan Doku olmak üzere faili meçhul cinayet dosyalarını konuşurken Almanya'da da 42 yıllık bir cinayet dosyası yakından takip ediliyor.
Almanya’da 1984 yılında 19 yaşındaki hemşirelik öğrencisi Maria Köhler’in öldürülmesiyle ilgili dosya yeniden açıldı.
- Maria Köhler, 30 Temmuz 1984'te yurt odasında eşarpla boğulmuş halde bulundu. Şüpheler hemen eski erkek arkadaşı Nazmi G. üzerinde yoğunlaştı. O dönem 25 yaşında olan zanlının Türkiye'ye kaçtığı anlaşıldı.
- Nazmi G. 1998'de sahte bir kimlikle Almanya'ya üstelik de cinayeti işlediği kente döndü. "Cemil Gani" adıyla 16 yıl boyunca aynı şehirde yaşadı, evlendi ve tamirci olarak çalıştı. 2014'te tekrar Türkiye'ye geçerek Hatay'a yerleşti ve bundan sonraki yıllarda da yakalanamadı.
- 2025'te savcılık ve emniyet dosyayı yeniden açtı. Tanıkları yeniden dinledi, delilleri yeni teknolojilerle inceledi ve televizyon programı aracılığıyla kamuoyundan ipucu istedi. Bavyera Emniyeti 10.000 euro ödül koydu, yeni uluslararası yakalama kararı çıkarıldı.
- Ve sonunda Türkiye ve Almanya ekiplerinin ortak çalışmasıyla Nazmi G. Temmuz 2025'te Hatay'da gözaltına alındı ve 12 Eylül 2025'te Almanya'ya iade edildi. "Sinsi ve haince cinayet" suçlamasıyla hakim karşısına çıkan Nazmi G.; mahkûm olması halinde ömür boyu hapis cezasıyla karşılaşabilir.
- Köhler'in ailesi ise bunca yılın ardından adaletin nihayet tecelli etmesini umut ettiklerini belirterek Nazmi G.'nin cinayetten mahkum edilmesini bekliyor. (Elmas Topçu - DW Türkçe)
İsveç’te çete şiddeti: Acemi tetikçiler ve suça sürüklenen çocuklar
İsveç’te çete bağlantılı silahlı saldırılarda son yıllarda sivil kayıplar artarken, suça sürüklenen çocuklar konusu tartışılıyor.
- Ülkede son üç yılda çete kaynaklı silahlı saldırılarda 23 sivil hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Kurbanlar arasında seken kurşunlarla vurulanlar, yanlışlıkla hedef alınanlar ve çete üyelerinin yakınları bulunuyor.
- Yetkililere göre sivillerin zarar görmesinin önemli nedenlerinden biri, saldırganların büyük kısmının genç ve deneyimsiz olması.
- Ülkede çetelerin, özellikle gençleri sosyal medya ve şifreli uygulamalar üzerinden ücret karşılığı suçlara dahil ettiği ifade ediliyor. Bu gençlerin bir kısmı 15 yaş altı olduğu için cezai sorumluluk taşımıyor ve sosyal hizmet sistemine yönlendiriliyor.
- Hükümet ise artan çete şiddetine karşı yeni önlemler hazırlıyor. Sosyal medya platformlarına “cinayet ilanlarını” hızlı kaldırma zorunluluğu getirilmesi ve bazı suçlar için cezai sorumluluk yaşının düşürülmesi gündemde.
Singapur'da tartışmalı karar: Zorbalık yapan erkek öğrencilere sopa
Singapur’da okullarda zorbalıkla mücadele kapsamında tartışmalı bir uygulama gündeme geldi. Hükümet, siber zorbalık da dahil olmak üzere başkalarına zorbalık yaptığı tespit edilen erkek öğrencilere “son çare” olarak sopa cezası verilmesini kararlaştırdı. Karara uluslararası kuruluşlardan tepki geldi. UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlar, çocuklara yönelik bedensel cezaların fiziksel ve psikolojik zararlar verdiğini, ayrıca davranış sorunlarını artırabileceğini savunuyor. (T24)
Kırmızı ışık terapisi: Trend mi, gerçekten etkili mi?
Son dönemde kırmızı ışık terapisi hızla popülerleşti. Sosyal medyada, özellikle fenomenlerin yüzlerinde LED maskelerle paylaştıkları görüntüler bu trendi daha da büyüttü. Daha genç görünme, hızlı iyileşme ve sağlıklı bir cilt vadeden bu yöntem, sağlık sektöründe de dikkat çekiyor.
Kırmızı ışık terapisi, belirli dalga boylarındaki ışığın cilt ve dokulara nüfuz ederek hücre yenilenmesini desteklediği iddiasına dayanıyor. Bu yöntemi kullanan bazı kişiler, özellikle spor sonrası iyileşmenin hızlandığını ve ciltte olumlu değişimler gördüklerini söylüyor.
Ancak uzmanlar daha temkinli. Mevcut çalışmaların sınırlı olduğu, sonuçların kişiye ve kullanılan cihazın gücüne göre değişebileceği vurgulanıyor. Ev tipi cihazların ise tıbbi cihazlara kıyasla daha düşük etkili olabileceği belirtiliyor.
Kırmızı ışık terapisi genel olarak güvenli kabul edilse de herkes için uygun olmayabilir. Uzmanlar, özellikle sağlık sorunu olanların doktora danışmasını öneriyor.
Bilim dünyasında ise konu hâlâ bir araştırma alanı. İlk bulgular umut verici olsa da, uzmanlara göre bu yöntemin tüm iddialarını destekleyecek güçlü klinik kanıtlar henüz yeterli değil. (BBC Türkçe)
Dünyanın ısınması boyumuzun uzamasını durdurabilir mi?
Son 150 yılda insanlar belirgin şekilde uzadığı ancak son dönemde boy uzamasının yavaşladığı hatta durma noktasına geldiği belirtiliyor. Bilim insanlarına göre bunun olası nedenlerinden biri iklim değişikliği olabilir.
ABD'deki California Üniversitesi'nden bilim insanları iklim değişikliğinin etkilerine karşı Güney Asya'dan, beş ila yaş altı yaşlarında 200 bin çocuğu inceledi.
Hamilelik sırasında aşırı sıcak ve neme maruz kalan çocukların, 5 yaşına kadar akranlarına göre ortalama %13 daha kısa olabileceğini ortaya koydu.
Doğumdan beş yaşına kadar olan süreçteki boy uzaması, çocuğun genel sağlığı ve gelişimi açısından kilit bir gösterge olarak kabul ediliyor.
Tarihsel veriler de insan boyunun dönem dönem uzayıp kısaldığını gösteriyor.
Dünyanın en uzun toplumu olarak bilinen Hollandalıların ortalama boyunda son yıllarda hafif bir düşüş tespit edildi. (BBC Türkçe)
Bilim dünyasını şaşırtan vaka: Heteropaternal süperfekondasyon
Bilim dünyasını şaşırtan bir olay var sırada…
Kolombiya’da bir annenin yaptırdığı babalık testi, sıra dışı bir gerçeği ortaya çıkardı: İkizlerden biri test edilen erkekten, diğeri başka bir erkekten dünyaya gelmişti.
Tıpta “heteropaternal süperfekondasyon” olarak bilinen bu durum, dünya genelinde yalnızca yaklaşık 20 vakada görüldü.
Uzmanlara göre bunun gerçekleşmesi için birden fazla nadir durumun aynı anda yaşanması gerekiyor: kısa süre içinde iki farklı partner, aynı döngüde birden fazla yumurta ve her birinin ayrı ayrı döllenmesi.
Olay 2018’de gerçekleşmiş olsa da, genetik analizler ve bilimsel incelemelerin sonuçları yeniden gündeme geldi. Bilim insanları, aslında bu tür vakaların daha fazla olabileceğini ancak çoğu zaman babalık testi yapılmadığı için ortaya çıkmadığını düşünüyor.
Konu hâlâ bilimsel olarak inceleniyor. Uzmanlara göre genetik testlerin yaygınlaşmasıyla bu tür şaşırtıcı vakalar daha sık gündeme gelebilir.
Amsterdam’dan dünyada bir ilk: Et ve fosil yakıt reklamları yasaklandı
Hollanda’nın başkenti Amsterdam, et ürünleri ile fosil yakıt kaynaklı ürün ve hizmetlerin kamuya açık alanlarda reklamını yasaklayan dünyadaki ilk başkent oldu.
1 Mayıs itibarıyla şehirdeki reklam panoları, tramvay durakları ve metro istasyonlarında burger, benzinli araç ve uçak seferlerine ait reklamlar kaldırıldı.
Kilo vermede asıl mesele yemeğe nasıl baktığın olabilir…
BBC’nin sağlık muhabiri Melissa Hogenboom’un haberine göre araştırmalara göre, yiyecekleri “sağlıklı”, “yasak” ya da “ödül” gibi etiketlerle düşünmek bile vücudun açlık ve tokluk tepkisini değiştiriyor.
Örneğin Stanford Üniversitesi’nde psikolog Alia Crum’un yaptığı bir çalışmada, aynı içecek katılımcılara farklı şekilde tanıtıldı.
“Keyifli ve yüksek kalorili” olduğunu düşünen kişilerde açlık hormonu daha hızlı düştü ve daha çabuk doyma hissi oluştu. Aynı içecek “sağlıklı” olarak sunulduğunda ise bu etki daha zayıf oldu.
Araştırmalar ayrıca sürekli “yasaklı yiyecek” algısının diyeti zorlaştırabileceğini gösteriyor. İnsanlar kendini çok kısıtladığında, zamanla daha fazla yeme eğilimi ortaya çıkabiliyor.
Uzmanlara göre bu yüzden sadece beslenme listesi değil, yemeğe bakış şekli de önemli. Yiyeceği sadece kalori olarak görmek yerine, hem besleyici hem de keyifli bir şey olarak algılamak daha sürdürülebilir bir beslenme düzeni sağlayabiliyor.
Yapay zekânın görünmeyen krizi: Enerji
Yeni bir araştırma, Avrupa’nın yapay zekâ yarışında ciddi bir enerji kriziyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Yapay zekâya her soru sorulduğunda, arka planda veri merkezleri devreye giriyor ve büyük miktarda elektrik tüketiliyor. Bu merkezler, yapay zekânın çalışmasını sağlayan temel altyapı olsa da hızla artan enerji ihtiyacı ciddi bir sorun haline gelmiş durumda.
Avrupa’da yaklaşık 3 bin 400 veri merkezi bulunuyor, ancak bu sayı ve kapasite artışı elektrik şebekesi üzerinde büyük baskı yaratıyor. Uzmanlara göre mevcut altyapı, artan talebi karşılamakta zorlanıyor. Yeni rapora göre büyük yapay zekâ sistemleri yüz binlerce hanenin günlük elektrik tüketimine denk enerji harcayabiliyor. Özellikle gelişmiş modellerin enerji ihtiyacının önümüzdeki yıllarda çok daha fazla artması bekleniyor.
Dublin, Frankfurt ve Amsterdam gibi önemli teknoloji merkezlerinde yeni veri merkezi bağlantıları fiilen sınırlandırılmış durumda. Bu durum Avrupa’nın yapay zekâ yarışında geri kalma riskini artırıyor.
Meta davası sosyal medyayı değiştirebilir
ABD’de Meta’ya açılan dava, Instagram ve Facebook’un nasıl çalıştığını kökten değiştirebilecek bir sürece girdi.
New Mexico’da görülen emsal niteliğindeki dava, Meta’nın çocukların ruh sağlığına zarar verdiği ve zararlı içerikleri yaydığı iddialarıyla platformlarında büyük değişiklikler yapmasını gündeme getiriyor.
Davanın ilk aşamasında jüri, Meta’yı çocuklara yönelik “vicdansız ticari uygulamalar” nedeniyle suçlu bulmuş ve şirkete 375 milyon dolar para cezası verilmişti.
Şimdi ikinci aşamada mahkeme, Facebook ve Instagram’ın algoritmalarının kamu güvenliğini tehdit edip etmediğini ve şirketin platformlarını yeniden düzenlemek zorunda olup olmayacağını değerlendiriyor.
Savcılar, Meta’nın kullanıcıları platformda daha uzun tutmaya odaklanan algoritmalarını değiştirmesini istiyor. Ayrıca sonsuz kaydırma, anlık bildirimler gibi bağımlılık yaratan özelliklerin sınırlandırılması, daha güçlü yaş doğrulama sistemleri ve çocuk hesapları için ek güvenlik önlemleri talep ediliyor.
Çocuklar yaş kontrollerini kolayca aşıyor
İngiltere'de Internet Matters tarafından hazırlanan çalışmaya göre, 9–16 yaş arası çocukların yaklaşık üçte biri son iki ayda yaş kontrollerini geçtiğini söylüyor. Yöntemler arasında sahte doğum tarihi girmek, ödünç kimlik kullanmak ve yüz tanımayı kandırmak için yaratıcı yollar geliştirmek yer alıyor.
Bazı çocukların, sistemleri aldatmak için yüzlerine sahte bıyık çizdiği veya video oyun karakterlerini kullandığı bile rapor edildi. Bir vakada 12 yaşındaki bir çocuğun, bıyık çizerek sistemi 15 yaşında gibi gösterdiği ve başarılı olduğu aktarıldı.