ALİN OZİNİAN
Bu hafta Erivan, yalnızca Ermenistan diplomasisinin değil, Avrupa’nın Güney Kafkasya’ya bakışının da merkezine yerleşti. Ermenistan, sadece AB ile ilişkilerinde değil, Avrupa güvenlik mimarisindeki yeri açısından da güçlü bir görünürlük kazandı. Erivan’da üç büyük hat üst üste geldi: 8. Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi, ilk Ermenistan-AB ikili zirvesi, Fransa Cumhurbaşkanı Makron’un devlet ziyareti ve bunların çevresinde İngiltere, Fransa, Türkiye, Kanada, NATO, AGİT ve Avrupa kurumlarının katıldığı yoğun diplomasi trafiği.
Son üç yılda sıkça duyduğumuz “Ermenistan Avrupa’ya yaklaşıyor” ifadesi artık yalnızca demokrasi, insan hakları ya da kültürel yakınlaşma gibi sembolik başlıklara sığdırılamaz. Bu yakınlaşma; ulaştırma, enerji, güvenlik, savunma sanayii, altyapı yatırımları, dijitalleşme, vize serbestisi ve hatta seçim güvenliği gibi somut alanlara dönüşmüş durumda.
Erivan’daki Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan için hazırlanan Türkiye koltuğunun, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın katılımıyla boş kalmaması ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in Erivan’daki zirveye çevrim içi katılımı ve Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ı zirveye ev sahipliği yaptığı için tebrik ettiği ayrıca not edilmeli. Bunun, Aliyev’in Ermenistan’da düzenlenen bir etkinliğe ilk katılımı olduğunu vurgularken, verdiği “artık barışı yaşıyoruz” mesajı da gözden kaçırılmamalı.
Avrupa ve Ermenistan arasındaki yeni dönem ne anlama geliyor?
Erivan’da yapılan ilk Ermenistan-AB Zirvesi, Ermenistan-AB ilişkilerinde yeni bir eşiği temsil etti. Zirvede Paşinyan, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen bir araya geldi. Zirvenin sonunda yayımlanan ortak deklarasyonda ilişkilerin özellikle bağlantısallık, enerji, ulaştırma ve dijital iş birliği alanlarında derinleştirileceği açıklandı. AB ayrıca Global Gateway / Küresel Geçit stratejisi kapsamında Ermenistan’a yönelik yatırımların 2,5 milyar avroya ulaşmasının beklendiğini duyurdu.
Bu yeni dönemin en somut başlığı, Ermenistan-AB “Bağlantısallık Ortaklığı” / Connectivity Partnership oldu. Bu ortaklık, Ermenistan’ın Avrupa’nın ulaştırma, enerji ve dijital ağlarıyla daha güçlü biçimde entegre edilmesini hedefliyor. AB açıklamasına göre ortaklık, Ermenistan’ın Barış Kavşağı/Crossroads of Peace girişimiyle de uyumlu biçimde bölgesel barışa, istikrara ve bağlantısallığa katkı sağlamayı amaçlıyor.
Avrupa, Ermenistan’ı artık yalnızca “destek verdiği küçük bir ortak” olarak değil, Güney Kafkasya’da şekillenen yeni bağlantısallık düzeninin önemli merkezlerinden biri olarak görüyor. Bu düzen; AB’nin, Ermenistan’ın, Türkiye’nin, Azerbaycan’ın, Orta Koridor’un, TRIPP’in, Kars-Gyumri demiryolunun, enerji hatlarının ve dijital bağlantı projelerinin birlikte oluşturduğu yeni zemine işaret ediyor. Ermenistan, Rusya etkisini dengeleme ve Güney Kafkasya’da istikrar başlıklarının da parçası hâline geliyor.
Bu çerçevede Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile Paşinyan’ın görüşmesi de yeni dönemin dikkat çekici ayrıntılarından biriydi. Görüşmenin ardından taraflar, karşılıklı iş birliğinin derinleştirilmesinin önemini vurguladı; bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunarak istikrarlı ve kalıcı bir barışın teşvik edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Zelenskiy ayrıca Ermenistan ve Azerbaycan’a “sürdürülebilir, kapsamlı ve uzun süreli bir barış” diledi.
Yaşananlar, Ermenistan açısından önemli bir dönüşüm. Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ülke uzun yıllar güvenlik gerekçesiyle büyük ölçüde Rusya’ya, ekonomi bakımından kısmen Rusya merkezli yapılara, diplomasi bakımından ise dar bir bölgesel hareket alanına sıkışmıştı. Dış politikadaki bu sıkışıklık, içeride oligarşinin kök salmasına, ekonomik krizin derinleşmesine, işsizliğe ve dış göçün hızlanmasına neden oldu. Demokratik ve şeffaf seçimlerin gerçekleşememesi ve muhalefetin periyodik olarak sindirilmesi de umutsuzluk ve öfke dolu bir atmosfer yarattı.
Paşinyan ve muhalif güçlerin sivil itaatsizlik eylemleriyle başlayan Kadife Devrim’in ardından şekillenen yeni siyasal dönem, bugün Avrupa ile kurulan ilişki sayesinde Ermenistan’a siyasi, ekonomik ve stratejik çeşitlenme imkânı sunuyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Ermenistan’ın Avrupa’ya yaklaşması, bölgeden ve Rusya’dan kopması anlamına gelmiyor. Paşinyan’ın, Ermenistan’ın jeopolitik yerinin ve rolünün değiştiği, geleceğin bu hamleyle şekilleneceği yönündeki söylemi, son günlerde daha somut bir cümleyle tekrarlanıyor: Avrupa’ya giden yol bölgeden, hiçbir ülke by-pass edilmeden yani Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’den geçmeli. Bu hat kurulamazsa, Ermenistan’ı tek başına Batı’ya çıkaran gerçekçi bir yol yok.
Bu yüzden yeni dönem yalnızca “Ermenistan Avrupa’ya yaklaşıyor” cümlesiyle açıklanamaz. Ermenistan, Avrupa’ya bölgeyi dışlayarak değil, bölgeyi önce kendi içinde, sonra Batı’ya doğru açarak ulaşmaya çalışıyor. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın Yerevan Dialogue toplantısında altını çizdiği “Barış istiyoruz ama bunun için komşularımızı da barışa dahil etmeliyiz; barış tek başına yapılmaz” yaklaşımı da bu bakışın farklı bir tercümesi.
Türkiye ve Azerbaycan bu yeni denkleme nasıl yerleşecek?
Bu yeni denklemin en kritik sorusu Türkiye ve Azerbaycan’ın nasıl pozisyon alacağı. Bu konu hem Batı’nın Güney Kafkasya’daki nüfuzu, hem Ermenistan’ın Avrupa ile ilişkileri hem de üç ülkenin kendi aralarındaki iç dinamikleri açısından belirleyici.
Paşinyan’ın son haftalarda sıkça tekrarladığı mesaj da bu yönde: Ankara ve Bakü’yü yeni bölgesel düzenin dışında bırakmak değil, bu düzenin içine çekmek. Bu yaklaşım, Ermenistan’ın son yıllarda geliştirdiği Barış Kavşağı /Crossroads of Peace girişimiyle de uyumlu.
Ermenistan’ı kapalı sınırlar ve güvenlik endişeleriyle tanımlanan bir ülke olmaktan çıkarıp; demiryollarının, ticaretin, enerji hatlarının ve bölgesel geçişlerin merkezi hâline getirme planı, ancak bu genel bağlantısallık düzeni içinde başarıya ulaşabilir.
Türkiye, rasyonel bakıldığında bu denklemin dışında kalmak istemeyecektir. Avrupa, Güney Kafkasya, Orta Koridor, enerji güvenliği, demiryolu bağlantıları ve bölgesel ticaret başlıkları hem Türkiye’nin stratejik öncelikleriyle örtüşüyor hem de ABD ile stratejik bağları, Ankara’nın bu denkleme dahil olmasını gerektiriyor.
Bu hafta, Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Türkiye Özel Temsilcisi Büyükelçi Serdar Kılıç’ın da Ermenistan’a gelerek muhatabı ve Ermenistan Ulusal Meclisi Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan ile görüşmesi ve Yerevan Dialogue toplantısına katılması, bu diplomatik trafiğin önemli halkalarından biriydi. Lakin Erdoğan’ın Erivan’daki zirveye bizzat katılmaması, Türkiye’nin Ermenistan’la normalleşme sürecinde hâlâ tam bağımsız ve hızlı hareket edememesi, Ankara’nın Ermenistan sınırını açma konusunda Bakü’den gelecek onayı beklediği izlenimini güçlendiriyor. Bu da rasyonel argümanları ve sahadaki olumlu atmosferi zayıflatıp durumu tekrar belirsiz bir zemine çekiyor.
Türkiye masada var, fotoğrafta var, zirvede var; fakat iradesi hâlâ zaman zaman gölgeleniyor, sınır ise hâlâ kapalı. Azerbaycan açısından ise denklem daha hassas. Bakü, Ermenistan’ın Avrupa ile yakınlaşmasını kendi güvenlik ve diplomasi alanını daraltan bir gelişme olarak okuyabilir. Özellikle AB’nin Ermenistan’a verdiği görünür destek, Aliyev yönetimi açısından dikkatle izlenen bir gelişme. AB-Ermenistan yakınlaşması, Azerbaycan ile AB arasında zaten var olan gerilimli başlıkların gölgesinde ilerliyor.
Ancak Aliyev’in Erivan’daki Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’ne çevrim içi katılımı, bu denklemde tek yönlü bir dışlama ya da kopuş olmadığını da gösteriyor. Azerbaycan, Avrupa platformunda Ermenistan’ın ev sahipliği yaptığı bir zirveye katılarak en azından sembolik düzeyde yeni barış ve bağlantısallık dilinin dışında kalmadığını göstermiş olsa da bu tempoda yetersiz kalıyor.
Putin Ermenistan’ı kaybetmenin hıncını Paşinyan’dan alır mı?
Bu sorunun cevabı için önce şu gerçeği teslim etmek gerekir: Ermenistan, Rusya’dan bir gecede kopmadı. Bu kopuşun zemini Moskova tarafından, özellikle 2020 ve 2023 Karabağ savaşları sırasında hazırlandı. Ermenistan kamuoyunda Rusya’ya yönelik güvenin kırılmasının en temel nedeni, Moskova’nın Ermenistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamamasıydı.
Rusya’nın İkinci Karabağ Savaşı sırasında açıkça Azerbaycan tarafına geçmesi, bölgede NATO üyesi olan Türkiye’nin askeri varlığına ve müdahalesine izin vermesi, Rus barış gücünün 2023’te Karabağ’daki kayıtsız tavrı, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün Ermenistan’ın güvenlik kaygılarına ve sınırlarına yapılan saldırılara yanıt vermemesi ve özetle Rusya’nın Ermenistan’ı yalnız bırakması, Paşinyan hükümetinin Batı’ya yönelişine zemin hazırladı ve süreci hızlandırdı.
Ermenistan’daki en güçlü Rusya yanlıları bile bu yalnızlık karşısında Batı’ya yönelmenin bir güvenlik refleksi olduğunu idrak etmek zorunda kaldı. Bu nedenle “Ermenistan Rusya’yı terk etti, sırtını döndü” yaklaşımı gerçekçi değil. Daha doğru ifade şu olabilir: Rusya, Güney Kafkasya’da partner değiştirdi, Ermenistan’ı güvenlik bakımından yalnız bıraktı; Ermenistan da bunun ardından alternatif arayışını hızlandırdı.
Rusya’nın Güney Kafkasya’da pasifleşmeyi seçmesi, Paşinyan’ın göreve gelmesiyle, yeni hükümet duyulan olası alerji ile açıklanamayacak kadar karmaşık. Özetle izlediğimiz gelişmeler, Rusya’nın bölgede bıraktığı boşlukların doğal olarak doldurulması ve Ermenistan’ın alternatif arayışında doğru zamanlamayı yakalaması olarak okunmalı.
Moskova’nın bu süreci hoş karşılamadığı açık. AB’nin Ermenistan’da gizli Rusya propagandası, siber saldırılar ve dış müdahale risklerine karşı uzman ekip göndermeyi planlaması, Rusya’nın bu süreçte aktif bir baskı ve etki kapasitesi kullanabileceğine dair Batı’daki endişeleri gösteriyor.
Diğer yandan Rusya’nın Paşinyan’dan “hınç alma” kapasitesi bugün eskisi kadar sınırsız değil. Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle yıpranmış ve yorgun durumda; Güney Kafkasya’ya olan ilgisi de, etkinliği de eskisine göre çok daha sınırlı. Bu yüzden Rusya’nın Paşinyan’la uğraşmayacağını söylemek fazla iyimser gözükse de, Moskova’nın bugün Ermenistan üzerinde eskisi kadar sınırsız bir hareket alanına sahip olmadığı da açık.
Rusya’nın Ermenistan’da yapılacak Haziran seçimleri sürecinde Moskova’ya yakın eski siyasi aktörleri desteklemesi, ekonomik baskı araçlarını kullanması, medya ve dezenformasyon kanalları üzerinden sürece müdahil olmaya çalışması muhtemel. Ancak (2022’den bu yana geleceği söylenen oysa hiçbir zaman olası gözükmeyen) daha sert bir hamlenin, yani ‘Paşinyan’ı cezalandırma operasyonunun’, Rusya’nın Ermenistan’ı yeniden kazanmasını değil, aksine Ermenistan toplumundaki Rusya karşıtı duyguyu daha da güçlendirmesini beklemek daha gerçekçi.
Türkiye sınırı ne zaman açacak?
Bütün bu gelişmelerin sonunda dönüp geldiğimiz yer: Türkiye-Ermenistan diplomatik ilişkileri ve sınırın açılması. Bugün bölgede derin bir bağlantısallıktan söz edilirken Türkiye-Ermenistan kara sınırının hâlâ kapalı olması, artık sadece ikili bir normalleşme meselesi değil. Bu, yeni bölgesel bağlantısallık düzeninin en görünür çelişkisi. Türkiye’nin hem Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir alan açma isteği hem de Güney Kafkasya’da etkili bir aktör olma hedefi, kapalı sınır politikasıyla çelişiyor.
Son bir haftada Türkiye-Ermenistan hattında verilen mesajlar olumlu görünse de çalışma grupları toplansa da, ortak kültürel anlaşmalara imzalar atılsa da, Türkiye’nin sınırı ne zaman açacağı sorusunun cevabı teknik değil, siyasi.
Hazırlık çalışmaları yapılabilir, özel temsilciler görüşebilir, diplomatik açıklamalar gelebilir, sembolik temaslar kurulabilir. Ama Ankara, Bakü’den siyasi onay gelmeden bu adımı hızlandıracak gibi görünmüyor. Bu nedenle sınırın açılmasının ana dinamiği, Ankara-Erivan hattından çok, Erdoğan ile Aliyev arasındaki uyum ve iş birliğinde aranmalı.
Yeni denklemde, geçmişteki normalleşme masalarının Türkiye tarafından devrilmesinin ardından üçüncü ülkelerin “tarihi sorunlar var” bahanesine eskisi kadar anlayış göstermeyeceği aşikâr. Türkiye üzerindeki Bakü etkisi, ABD ve AB’nin bölgesel bağlantısallık planlarıyla çeliştiği ölçüde daha dikkat çekici hâle gelebilir.
2023’te Paşinyan’ın, Erdoğan’ın göreve başlama törenine katılmak üzere Türkiye’yi ziyaret etmesinden başlayarak savaşın hemen akabinde geliştirilen sembolik, diplomatik ve farklı seviyelerde gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretler ile sıcak ilişkiler oldukça önemli. Dışişleri Bakanı Fidan’ın geçen aylarda "Paşinyan'ın kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz. Türkiye ile ilişkiler konusundaki oynadığı yapıcı rolü de gerçekten destekliyoruz. Bu çizginin, bu iradenin devam etmesi lazım." sözleri ise Paşinyan hükümetine açıktan verilen güçlü bir destek.
Özetle artık asıl mesele şu: Bölge yeni bir bağlantısallık dönemine girerken, Paşinyan’ın “gerçek Ermenistan” vurgusu ve mevcut sınırlar içinde odaklanma yaklaşımı ile oldukça pragmatik bir yol haritası sunarken, Türkiye, bu süreci – barış, istikrar ve ekonomik işbirliği – doğrultusunda destekleme konusunda neden daha cesur davranmayacak?
Türkiye (Karabağ sorunu da fiilen “çözüldüğüne” göre) Bakü merkezli kapalı sınır politikası için nasıl yeni bir gerekçe bulacak ve bu tavırda ne kadar daha ısrar edebilecek?
Türkiye açısından son gerekçe, Azerbaycan ile Ermenistan arasında paraflanan barış antlaşmasının resmen imzalanması ve hayata geçirilmesi olacak gibi görünüyor. Bunun pratik karşılığı ise Ankara’nın Erivan’la somut normalleşmeyi, Bakü-Erivan hattında diplomatik ilişkilerin kurulmasından sonraya bırakması olacak.
Fakat bu kez eski ezberlerin ömrü daha kısa olabilir çünkü Ermenistan Avrupa’ya doğru açılırken, Türkiye’nin kapalı sınır politikası artık yalnızca Ermenistan’a değil, Türkiye’nin kendi bölgesel iddiasına da ters düşüyor.
Tüm bu veriler ve gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, gelecek dönemin, yeni ve hızlı manevraları da beraberinde getirebileceğini öngörmek fazla iyimserlik olmayacaktır. Dünya siyasetindeki hızlı dönüşüm ve küresel ölçekti kırılımlar, Ermenistan’a on yıllardır değiştiremediği ezberlerini unutturduğu gibi, beklemediğimiz lakin uzak olmayan bir anda Türkiye’yi de Ermenistan konusunda daha cesur bir adım atmaya yönlendirebilir.
Alin Ozinian, İstanbul'da doğdu. Uluslararası İlişkiler ve Doğu Bilimleri–Türkoloji eğitimi aldı. Türkiye-AB ilişkileri, Güney Kafkasya siyaseti ve Türkiye'de azınlık hakları alanlarında çalıştı. Türkiye-Ermenistan İş Geliştirme Konseyi'nde Basın Sözcüsü, International Alert'te Kafkasya Bölgesi Koordinatörü, Civilitas Vakfı'nda Türkiye Bölümü Genel Sorumlusu ve Armenian Assembly of America'da Doğu ve Kafkasya Uzmanı olarak görev yaptı.
Uzun yıllar Türkiye-Ermenistan ilişkileri, iki halk arasında uzlaşma, demokratikleşme ve bölgesel meseleler üzerine yürütülen projelerde yer aldı; çok sayıda rapor ve analize imza attı. "Türkiye'deki Kaçak Çalışan Ermenistanlı Kadınlar" başlıklı çalışması, AB'nin "Göçmen Çalışmaları" ödülüne layık görüldü. Makaleleri Türkiye, Ermenistan ve uluslararası basında yayımlanan Ozinian, çeşitli Ermenice edebi eserlerin Türkçeye kazandırılmasına da katkı sundu. ViaTV'de dış politika ve Türkiye gündemine odaklanan programlar hazırlamakta; güncel siyasi gelişmeleri uzman konuklarla birlikte değerlendirmektedir.