UTKU CAN AKYOL
“Seçimsiz Türkiye” ifadesini, perşembenin gelişini çarşambadan gösteren gelişmeler hakkında, Eylül 2025’teki yazımızın başlığında da kullanmıştık.
Demokrasi kişiye “kendisine rakip olacak kişiyi seçme hakkı” verebilir mi? O halde, iki cumhurbaşkanı adayının özgürlüğünden yoksun olması demokratik midir? Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel seçimlerde birinci parti olması, “hala demokratik bir düzende olduğumuzu” söylemek için yeterli mi? Yoksa bu da “bir kereye mahsus” muydu?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını kaldırarak CHP'nin 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi'nin ve 4-5 Kasım 2023 tarihli Seçimli Olağan Genel Kurultayı'nın hükümsüz olduğu sebebiyle iptaline, önceki il başkanı ve genel başkanın da görevlerine devam etmelerine karar verdi.
Kararın hukuki boyutuyla ilgilenmenin yersiz olduğuna katılıyoruz, ancak yine de kararı ve kararın sonuçlarının neler olabileceğine değinmeye çalışalım.
Kararın hükümsüzlüğünün temeli “karar veremeyecek” bir mahkeme tarafından verilmiş olması. Ancak bu sorun Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı “ben yaptım, oldu” yöntemiyle uyulmamasıyla defaten çözülmüştü. Yüksek Seçim Kurulu’nun Türkiye’de gerçekleştirilen siyasi parti seçimleri açısından tek ve en büyük yargı mercii olduğu gerçeğine rağmen karar, “ölünün diriltilmesi” ya da “halının uçurulmasına” hükmeder nitelikte.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesindeki diğer tutarsızlığı, İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/439 E. sayılı dosyasında "devam eden" yargılamayı gerekçe göstererek, henüz ceza mahkemesince kesinleşmemiş eylemleri (delegelerin iradelerinin sakatlanması) "kesin" kabul etmesi. Halbuki, ceza mahkemelerinin maddi olay konusundaki tespiti, hukuk mahkemeleri için bağlayıcıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/02/2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12/05/2004 gün ve 2004/4-290 E. 289 K.; 14/12/2005 gün ve 2005/10-680 E., 733 K. sayılı kararları.) Yine, ceza mahkemesi kararı hukuk mahkemesi için "kesin delildir”. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10/01/1975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K.ve 23/01/1985 gün ve 1983/10-372 E. ve 1985/21 K. sayılı kararları.) Yani hukuk mahkemeleri, ceza mahkemelerince hükmü kesinleşmemiş fiiller hakkında karar veremez, bir anlamda ceza mahkemelerini “beklerler.”
Yine Mahkeme, verdiği “ihtiyati tedbir” kararlarının hukuki gerekçesini kanunun mefhumu muhalifine, tedbir kararı vermenin Hukuk Muhakemeleri Kanununun Bölge Adliye Mahkemesinde “yapılamayacak işlemlerden” saymamasına dayandırdı.
Olması gereken, Kılıçdaroğlu’nun yalnız bırakılmasıydı
Yüksek Seçim Kurulu CHP’nin itirazını, “bölge adliye mahkemesinin kararlarına karşı başvurulacak bir merci olmadığını” öne sürerek reddetti. (Anayasa Mahkemesi de T. 22/02/2024, E. 2024/45, K. 2024/61 kararında Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işleminin yok sayılması talebiyle ilgili benzer bir gerekçeyle “karar verilmesine yer olmadığına” dair karar vermişti.)
Fakat YSK, Bölge Adliye Mahkemesi kararının “İhtiyati tedbir kararının, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara Valiliğine gönderilmesine,” bölümüyle ilgili gönderilen müzekkereyi Mahkemeye iade etti. Ancak hukuki karmaşanın diğer bir boyutu olarak Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığı mazbatasını elinde bulundursa da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göre, artık CHP’nin genel başkanı değil.
Olması gereken, Kılıçdaroğlu’nun eski parti meclisi üyeleri tarafından dahi olsa yalnız bırakılmasıydı ancak bu senaryo gerçekleşmeyecek.
Diğer yandan CHP, parti tüzüğünün 48/ (1). maddesine göre kolaylıkla olağanüstü kurultaya gidebilir, ancak Kılıçdaroğlu bunun “tedbir kararı kesinleşmeden mümkün olmayacağını” söylediğine göre, m. 48/ (1)’deki şartlar sağlansa dahi, yeni bir hukuksuz kararla parti kurultaya götürülmeyecektir. Zira Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğunda seçim yoluyla bir dakika dahi durması mümkün değil. Zaten amaçlanan da partiyi Kılıçdaroğlu’yla seçime kadar götürmek. Kurultayın yapıldığı, ancak Yargıtay’ın Bölge Adliye Mahkemesinin kararını ortadan kaldırdığı senaryoda ise sorun, yeni bir kurultay daha yapılarak çözülebilir.
Kurulacak muhtemel yeni partinin seçimlere katılma kabiliyetine erişmesinin zorluğu ve daha da zorlaştırılacağı göz önünde bulundurulduğunda, Özel ve ekibinin, YSK’nın verdiği son karara göre seçimlere katılma kabiliyetine sahip 41 partiden birine katılarak seçimlere girmesi – bu içinden çıkılması güç durumda – daha makul bir seçenek olarak gözüküyor. Ancak bu durumda, Özel oylarını birkaç puan daha artırmak zorunda.
Bir diğer seçenek ise Ekrem İmamoğlu’nun ikinci kez kazandığı Mart 2019 İstanbul seçimindeki gibi bir – demokratik – sonuçtan çekinilerek, gelecek günlerin durum ve gidişatına göre bu hamleden “vazgeçilmesi” olabilir. Aksi takdirde yapılacak tercihler artık birer “seçim” olmaktan çıkacaktır.